tneyisci@akdeniz.edu.tr

Olimpos tartışmaları artık kabak tadı veriyor

Olimpos tartışmaları artık kabak tadı veriyor
Bir yer düşünün antik dünyanın en bilinen, en kutsanmış adını taşıyor. Üstelik bu yer, 2 bin 400 metre yüksekliğindeki zirvesinin (Tahtalı Dağ) izdüşümü yatayda deniz kıyısından sadece 10 km içeride (dünyada ender bulunan bir özellik) olan bir dağın eteklerinde bulunuyor. Üstüne üstlük, bu zirvenin, sayıları 20’yi bulan Yunan tanrı ve tanrıçalarının mekanı “Olimpos” zirvelerinden biri olduğu da iddia ediliyor (bizimkinin nesnel nedenleri daha inandırıcı üstelik). Bu kutsal dağın yamaçlarında, söylenceyle uyumlu, binlerce yıldan beri yanmakta olan ateş (Yanartaş) bu iddiayı destekliyor. Yetmediyse, buna bir de Yanartaş ile doğrudan ilişkili Kimera-Bellerefontes efsanesinin de burada yaşanmış olduğunu ekleyin.



Tarihin ilk yazılı antlaşmasında (Kadeş) adı geçen ışık ülkesi “Likya Birliği”nin üç oya sahip önemli kentlerinden biri olan Olimpos , adını 1972 yılında ilan edilen “Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı’na vererek doğal değerler bakımından da ender bulunan niteliklere sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Bugünlerde “betonlaşacağı” üzerine tartışmaların yoğunlaştığı coğrafya parçası, en kısa, en kestirmeden böyle bir yer.

Bölgenin dikkat çekilebilecek değer sayısı o denli çok ki, bu kadarı bile, bakanından çevrecisine, yerel yöneticisinden yerel halkına konuşanların, fikir beyan edenlerin konuyla hangi derinlikte ilgilendikleri, daha da önemlisi olayı nasıl anladıklarını açıklıkla ortaya koyuyor. Anlayacağınız, batı cephesinde yeni bir şey, yeni bir söylem yok. Herkes, bitmek bilmez ihtiras ve şehvetiyle ezberini okuyor. Betonlaşacak, ağaç kesilecek, endemik bitkiler zarar görecek, gibi gibi... Hem de onlarca (yüzlerce değilse eğer) yıldan beri. Kabak tadı veriyor artık, gerçekten.

Doğal ve kültürel olağandışı değerlere sahip bu alan yarım yüzyıldır Milli Park statüsü altında korunuyor. Sözüm ona! Daha bir ziyaretçi merkezi bile yok. Gireni de belli değil, çıkanı da. Adı büyük, kendi yok. Kim dile getirdi? Kim kamuoyu oluşturdu? Kim yaşama, turizme, ekonomiye, yerel halka kazandırılması için bir şeyler yaptı, öneriler geliştirdi, halkı bilgilendirmeye çalıştı?

Yaklaşık 2000 yılından beri ünü giderek artan “Likya Yürüyüş Yolu” bölge ile özdeşleşti, hatta dünya markası oldu. Yolun “Gelidonya Feneri”, “Göynük Kanyonu” gibi bazı parkurları, hafta sonlarında “İstiklal Caddesi” kadar kalabalık oluyor. Buralara tur düzenleyen dağcılık kulüplerinden, bunların etkinliklerine katılan doğa dostlarından herhangi bir etkili düzenleme talebi duydunuz mu? Hangi üniversite ya da akademisyen bu konularda, yolun ve yolu kullananların (yürüyen ya da hizmet verenler olarak) niteliğini yükseltme, kullanımını düzenleme bağlamında öneri geliştirme, kamuoyu oluşturmayı kendine dert edindi? En basitinden bu yolları kaç kişi kullanıyor? Bunların cinsiyete göre, yaşa göre, vb. dağılımı nedir? Sorun bakalım yanıt verecek bir yetkili bulabilir misiniz?

Pazartesi günleri, bu doğa severlerin artlarında bıraktıkları bu yürüyüş yollarının durumunu tahmin edebiliyor musunuz? Bu konuda aynı iştahla dile getirilmiş eleştiriler, basın bildirileri, kampanyalar hatırlıyor muşunuz. İlgili bakanlık ve yerel uzantılarının öngörüleri nelerdir?

Allah aşkına, hangi bakan, hangi vali, hangi belediye başkanı, hangi oda, hangi sivil toplum örgütü, hangi birey bu muhteşem coğrafya için içten bir inanmışlıkla çaba harcadı, öneri geliştirdi?

Bir örnek; Antalya’ya gelişim, bir uluslararası proje ile ilgili olarak, 1975 yılında Kanadalılarla birlikte çalışmam ile ilgilidir. Alanın milli park ilan edildiği yıl ise 1972. Mesai arkadaşım üç Kanadalıdan biri Beldibi’nde diğeri de Kemer girişinde çok mütevazi köy evleri kiraladılar ve orada ikamet ettiler, Antalya içinde değil. Kemer’in o zamanki nüfusu 500 kadar. Olimpos Motel ve Klüp Med, ilin öncü konaklama tesisleri olarak hizmet vermeye başlamışlar. Kanadalılardan üçüncüsünün onlara katılamama nedeni ise, okula gitmesi gereken çocuklarıydı.

Her hafta sonunu, ulaşımın zorluğuna karşın, ya Beldibi’nde ya da Kemerde geçiriyorduk. O zamanki Antalya-Kemer karayolunun durumunu düşünün. Birlikte çalıştığımız bir buçuk yıl içinde, yola ilişkin hiç şikayet sözü duymadığım gibi, bu yolu kullanmaktan ne denli mutlu olduklarını gözlediğimi hatırlıyorum. Hatırlayanlar bilir, Güney Antalya Turizm Projesi bu yolu manzara seyir yolu olarak tanımlıyordu. Ve Klüp Med. betonlaşmadan yakınanlara ders verircesine (almak isteyene tabii ki) doğa içine sığınmış, ormanla uyumlu bir konaklama tesisi idi. Demek ki oluyormuş, olabiliyormuş.

Olimpos Betonlaşmasın” demenin bir maliyeti yok. Defalarca, alçak sesle, yüksek sesle söyleyebilirsiniz. Oysa, betonlaşmanın alternatifi nedir? Hem bu muhteşem doğal ve kültürel değerleri ve hem de yerel halkı birlikte nasıl mutlu ederiz? Tüm bunları ülkemizin toplam refahı için nasıl adilce paylaşılabilecek değerlere dönüştürebiliriz? gibi sorulara yanıt bulmak, çözüm önermek bedel ödemeyi, çalışmayı, üretmeyi gerektirir. Bu tür konularda kararlı, istekli ve üretken olamadığımız sürece, yaptığımız her samimi çaba KABAK TADI vermeye mahkumdur. Arkamızdaki yarım yüzyıl bunun örnekleriyle dolu.

Yok birinci derece koruma alanı ikinciye dönüştürüldü ardından betonlaşma gelecek, yok milli park alanı daraltılıyor ardından talan başlayacak gibi, yüzlerce kez kaybettiğimiz kolay savunmalar yerine, burası hem ülke, hem yerel halk ve hem de dünya için önemlidir ve şu, şu, şu biçimlerde kullanılmalıdır diye akılcı önerileri tartışmaya açarak saldırıya geçmediğimiz, kamuoyu oluşturamadığımız sürece yenilgimiz çantada keklik. Savaşlar çoğunluğun desteği ve üzerinde bedeli ödenmiş stratejilerle kazanılır, kendimizin bile inanmakta güçlük çektiğimiz, içi doldurulmamış sloganlarla değil.

Tüm koruma statülerine karşın, önlemlere uyulması sağlanamamış, 1. derece sit alanlarında bile kaçak ve uyduruk yapılaşmanın önü alınamamış, niteliksiz tesisler sistemin tümüne zarar verir hale gelmişse sorun başka yerdedir. Ancak söylemler, tartışmalar başka bir konuya, korumanın 1. derece mi 3. derece mi olmasına odaklı. Yani sorun ile çözüm önerisi esastan farklı.

Alın size alandan canlı bir örnek daha; Çıralı’da günün ruhuna uygun yaklaşık 10 dönümlük alan üzerine kurulu, doğa ve kültürle uyumlu en azından 20-25 yıllık bir konaklama tesisi (adı bende saklı). Oda inşa maliyeti, diyelim ki 50.000 TL. Bugünkü oda satış fiyatı/gün (BB) 1 400-1 500 TL. Dolulukk oranı, %80/12 ay, diyelim değil, gerçek. Bu yörenin, konaklama tesisi bazında bile, taban fiyatı bu, bu olmalı. Beldibi- Tekirova arasındaki bölgede en pahalıya satılan (her şey dahil) bir başka konaklama tesisinin oda inşa maliyeti/oda satış fiyatı oranlarıyla karşılaştırın. Böyle bir çalışma yapılmadı. İnşa (hizmete sunma) maliyetinin 5-10 kat daha düşük olmasına karsın, oda satış fiyatının en azından 2 kat daha fazla olduğu görülecektir. Betonlaşmaya örnek olarak gösterilebilecek tesisin hem maliyet (doğa, ekonomi, kültür, vb.) ve hem de karlılık bakımından önemli bir kayıp içinde olduğu çıkacaktır ortaya.

Hangi bakan, hangi vali, hangi yerel yönetici, hangi akademisyen, hangi sivil toplum kuruluşu olaya, bu tür farklı bir pencereden bakmış, çözümünü ulaştığı bu tür somut gerçekler üzerine oluşturmuştur.

1980’li yılların sonları ve 90’lı yılların başlarında bu bölgede yatak kapasitesini 25-30 binin üzerine çıkarmanın, ağaç boyunu geçen turistik tesisler yapmanın fiyat ve nitelik düşürmeden başka bir işe yaramayacağını savunanlar arasında olmama karşın, bu günden kendimi de sorumlu tuttuğumun bilinmesini isterim.

Yıl 2020, aylardan Mayıs, Günlerden 12 Salı, kaybımızın (ekolojik, ekonomik) ne olduğunu hesaplayan bir ekonomist yetiştiremedik maalesef. Ama bakanından çevrecisine konuşan, ezber okuyan çok...

KABAK TADI VERİYOR ARTIK...


Bu Makale 12.05.2020 - 15:23:46 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Mert Yazan - 27.05.2020 - 04:00

    İyimser bakmak istiyorum ama uygulamaları gördükçe o kalmıyor maalsef.Bknz Salda Gölü.Orası için de aynı şeyleri söylemişlerdi.Yapan müteahhit daha ikinci gün dünya güzeli kumlara kepçe ile daldı.Ne inşaatı kontrol eden var ne denetleyen.Nasıl bu sözlere güvenelim.Tesis yok diye ağlıyoruz.Ama oraya yaptığımız tesis doğayı bitiriyor ,

  • Himmet DENİZ - 13.05.2020 - 11:59

    Ülkemizin bu güzel bölgesinde yaşananları, hemen hemen tüm bölgelerinde yaşadık. Bildiğim 45 yıldır ( en kıdemliyim demiyorum ) Devletin plansız ve programsız olması, tepeden tırnağa tamamına yakınının turizmi yönettiğini zannedenlerin bir planı varmış gibi yapmalarının sonucudur. Bu da tuttu. Tabii bu yetmezdi özel girişimciler de işe girişti bitmek bilmeyen bir rant ve hepsi benim olsun hırsı ile talan neredeyse tamamlandı. Özellikle 85 sonrası ve son çeyrekte olanları herkes biliyor. Durum böyle olunca da ülke turizmi doldur boşalt tan öteye gidemiyor. Görünen o ki bu gidişle de gidemeyecek.

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.