rersoy@mersoy.com

Kredi derecelendirme kuruluşları, menfaat çatışmaları

Kredi derecelendirme kuruluşları, menfaat çatışmaları
Türkiye’nin 3 defa notunun düşürülmesi ve sonrasında da Fitch ve Moody’s in Türk bankalarının görünümünü negatif izlemeye alması, hatta Moodys’in tekraren not düşürmesi, bendenizi kredi derecelendirme kuruluşları hakkında bilinen gerçekleri araştırmalara dayanarak analiz yapmaya zorladı. Bu dönemde gerek turizmin gerekse diğer sektörlerin kredi alması zorlaştı. Neden? Nedenlerden biri ve belki en önemlisi aşağıda değineceğim konuyla birebir ilintilidir. Biraz uzun bir yazı ancak okumaya ve hele hele anlamaya değer bulduğum bir yazı

Malumun ilanını yaparken bir kere daha vardığımız sonuç şudur ki, bu rating ajansları Siyonistlerin ve Baronların elinde istediği ülkeyi ve istedikleri şirketleri çıkarıp, istedikleri ülke ve şirketleri batırmak için kullandıkları şirketlerdir. Bizim gözümüzde zaten böyle olan bu ‘’3 Büyük rating şirketinin’’ dünyanın gözünde nasıl bir imajı var? Nasıl hareket ediyorlar? Motivasyonları nedir?

Eylül 2008’de ABD’li Lehman Brothers’ın iflas etmesi ve dünyanın en büyük sigorta firması AIG’nin çöküşü sonrasında finansal krizin maliyeti 10 trilyon dolara çıktı. ABD’de 30 milyon kişinin işsiz kalmasına, dünyada fakirlik 50 milyon kişinin daha sınırının altına eklenmesine, ABD’nin ulusal borcunun 2 katına çıkmasına ve daha da önemlisi bu krizin global dünyaya sirayet etmesiyle tüm dünyada çok büyük bir finansal kriz patladı. Bu kriz bir kaza değildi. Denetlenmeyen finansal sektör ve notları bolca dağıtan kredi derecelendirme kuruluşlarının karşılıklı menfaatleri neticesinde çıkmış bir krizdi. Tabii ki bu krizde ABD hükûmet yetkilileri, finansal yetkililer ve Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan de dâhil olmak üzere, finansal sistem üzerinde mevcut regülasyonları (yönetmelikleri) kaldırıp deregülasyon yapmalarının rolü büyüktü.

Bu süreçte dünyanın çok ünlü bankaları para aklamaktan, müşterilerini dolandırmaktan dolayı yakalandılar. Örneğin: Riggs Bank Şili Diktatörü Augustos Pinochet’nin paralarını aklamaktan, Credit Suisse ise ABD’nin yaptırımlarını delerek İran’dan gelen paraları aklamak suretiyle İran’ın nükleer programına ve uzun menzilli balistik füzeler yapan Uzay Endüstrileri Organizasyonuna para aktarmasından dolayı finansal cezalar yediler. Bugün Halk Bankası’nı suçlayanların ne durumda olduklarını görmek için iyi bir örnek oldu sanırım. Credit Suisse 536 milyon USD ceza ile kurtuldu. Gene bir büyük banka Citibank, Meksika’nın uyuşturucu parasını aklamaktan 100 milyon USD ceza alarak kurtuldu.

50 trilyon dolara ulasan türev piyasasında herhangi bir yönetmelik yoktu. Sadece bir kişi (Ms Born) bankalara ve türevlere 1998’te regülasyon koymaya ve kontrol etmeye kalktı. Clinton tarafından atanan Emtia Vadeli İşlemleri Komisyonu Başkanı Ms Born, türev piyasalarının piyasaları bozmaya başladığını ve finans ve reel sektör piyasalarını ciddi sıkıntılara sokacak şekilde regulasyonsuz ve kontrolsüz şekilde ilerlediğini görünce, bu piyasaların kontrol altına alınması gerekliliğini dile getirdi ve bir yönetmelik önerdi. Clinton’ın Hazine Bakanı Larry Summers acilen Born’u aradı. 13 Siyonist bankacının su anda ofisinde olduğunu ve ‘’derhal bu öneriyi durdurmasını’’ kaba bir şekilde adeta emretti. Hazine Bakanının hemen arkasından Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan (ki Siyonizm in iyi adamıdır) ve SEC (menkul kıymetler komisyonu) Başkanı Arthur Levin, Born’u kınayan ortak bir beyana imza attılar ve türev piyasalarının regulasyonsuz (düzenlemesiz) kalması gerektiğini vurguladılar. Buna imkân tanıyan bir kanunu da hemen akabinde çıkardılar. Tabii ki, Amerikan devleti ve hükûmeti Siyonistlerin emrinde olmak durumundaydılar.

5 yatırım bankası Goldman Sachs, Morgan Stanley, Lehman Brothers, Merill Lynch, Bear Sterns, 2 büyük holding bankalar CİtiBank ve JP Morgan, 3 sigorta şirketi AIG, MBIA, AMBAC ve tabii ki 3 Büyük Kredi Derecelendirme Kurulusu Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch finans piyasasının büyük bir çoğunluğuna hâkimdiler.1

Yukarıdaki hâkim firmalar, Menkul Değerler Zincirini (Securitization Food Chain) yeni haliyle şöyle tanımladılar ve tamamladılar: Ev alanlar, Borç Verenler (Lenders), Yatırım Bankaları (Investment Banks), Yatırımcılar (Investors). Oysa ki eskiden bu zincir şöyleydi: Ev alanlar (Mortgage Alanlar) – Borç Verenler. Simdi Yatırım Bankaları ve Yatırımcılar da türev piyasalarının büyümesi ve kredi derecelendirme kuruluşlarının bu türevlere verdikleri yüksek notlar sayesinde sisteme dâhil olmuş oldular.

Yeni sistem nasıl işlemeye başladı?

Borç verenler (bankalar- mortgage kuruluşları) Mortgage’ları Yatırım Bankalarına iskonto ettirerek satıp, borcun ödenmemesi riskinden kurtuluyorlardı. Yatırım bankaları da ellerinde bulunan binlerce a) Mortgage b) bireysel banka kredileri c) ticari mortgagelar, d) ticari krediler, e) araç kredileri, f) öğrenci kredileri, g) kredi kart borçları gibi tüm borçları tek çatı altında birleştirdiler ve yeni bir türev yarattılar. Bu yeni türeve CDO (Collateralized Debt Obligation) – BORC YUKUMLULUKLERI TEMINATI (KEFALETI) - dediler. Daha sonra bu CDO’ları, bütün dünyadaki yatırımcılara sattılar. Dolayısıyla, ev sahipleri mortgage’ları ödeyebildikleri surece para da bütün dünyadaki yatırımcılara gitmeye başladı. Kredi derecelendirme kuruluşları bu işin neresinde? Yatırım bankaları, yatırımcılara sattıkları CDO’ları, belli bir ücret ödeyerek kredi derecelendirme kuruluşlarına değerlendirttiler. Bu CDO’ların çoğu kredi derecelendirme kuruluşları tarafından AAA yani en yüksek notla değerlendirildiler. Bu durumda yatırım bankaları CDO’ları yatırımcılara ve özellikle emeklilik fonlarına satabilme ve rahat bir şekilde pazarlama imkânına kavuştular. Bu durum bankaların ve mortgage kuruluşlarının, borç alanlardan (ev alanlardan) parayı geri alıp almama konusunda daha dikkatsiz davranmalarına yol açtı. Çünkü artık risk bankaların üzerinden gitmiş ve yatırımcıların üstünde kalmıştı. Kötü kredi notu olanlara dahi bankalar kredi vermeye başladılar. Yatırım bankaları için de önemli değildi. Ne kadar CDO satarlarsa o kadar kar ediyorlardı. Kredi derecelendirme kuruluşları da yatırım bankalarından yüklü ücret aldıkları ve verdikleri nottan dolayı herhangi bir yükümlülükleri olmadığı için AAA vermekten hiçbir şekilde imtina etmediler. Kredi derecelendirme kuruluşları verdikleri yüksek ratingler dolayısıyla milyarlarca dolar para kazandılar. Yatırımcılar, emeklilik fonları umurlarında değildi. Mühim olan yüksek notları verip, ceplerini doldurmaktı. Moody’s de 11 sene çalışmış olan William Harrington, kredi derecelendirme kuruluşlarının bir ikilemde yani çıkar çatışması içerisinde kaldığını belirtiyor. Çünkü objektif olarak değerlendirmeleri gereken CDO’ların değerlendirme ücretlerini bu CDO’ları çıkaran bankalar ve firmalar ödüyordu.

Bütün bunlar olurken, ne Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan ne de SEC herhangi bir yönetmelik (yönetmelik) koymadı, aksine yatırım bankalarının borçlanma limitlerine olan kısıtlamaları kaldırdılar. Yani bankanın 1 USD parası varsa, bu türevler vasıtasıyla 15 hatta 33 USD borçlanabiliyordu ve CDO’lar yaratarak istedikleri kadar borçlanabiliyorlardı. Bu öyle bir riskti ki, bu borçlanmaların yüzde 3’ü yatırımcılar tarafından geri dönmese, bankalar insolvent (iflas) durumunda kalacak hale geldiler.

Moodys’in eski yöneticilerinden William Harrington, ülkelerin ve şirketlerin ekonomilerini mahvedebilecek ve piyasaları bir kalem oynatmak suretiyle zora sokacak büyük organizasyonlara karsı bir savaş açtı. Harrington, Moodys üst yönetiminin, yeni başlayan analistlerden en tepedeki CEO Lara kadar baskı yaptığını ve ücret (fee) aldığı banka ve firmaların istediği notları vermeleri hususunda gözdağı veren bir kültür olduğunu söylüyor. Moody’s ve diğer kredi derecelendirme kuruluşlarını mortgage krizinin baş aktörleri olarak görüyor. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz de kredi derecelendirme kuruluşlarının finansal krizin ana suçlularından biri olduğunu belirledi. S&P’nin iç emailleri gösteriyor ki, S&P CDO’ların taşıdığı risklerden fevkalade haberdar oldukları halde yine de CDO’lara AAA rating vermeye devam ettiler. 2

2 sene kadar önce bir çalışma yapan Cornaggia et al isimli şirket Moodys’in 1980 den 2010’a tüm ‘’
iskonto edilemez tahvillerini’’ – non-callable bonds- analiz etti. Raporları yazanlar farklı tahvil türleri ve farklı performanslar gösteren tahvillerden kredi derecelendirme kuruluşlarının farklı hasılatlar elde ettiğine dair bir bağ buldular. Örneğin, 2000-2008 yılları arasında mortgage senetleri ve CDO’lar Moodys’in en yüksek gelir grubunu oluşturmuş. Bu tur tahviller/borçlar, rating verilen tüm tahviller/borçlar arasında en fazla ve haddinden fazla batık veren grubu oluşturmuş. Yani yüksek not verdikleri ve en fazla gelir elde ettikleri Morgage senetleri ve CDO’lar en fazla batanlar olmuş. 3

Bunun haricinde finansal sistemde bir büyük bomba daha vardı: CDS (Credit Default Swap).

AIG, dünyanın en büyük sigorta firması, biraz önce bahsedilen CDO’ları sigortalamak için başka bir türev icat etti: CDS (Credit Default Swap) yani Kredi Temerrüt Takası. Şöyle çalışıyordu sistem: CDO’ları satın alan yatırımcılar belli bir ücret karşılığı AIG den CDS alıyor ve bu CDS’ler bir sigorta gibi çalışıyordu. CDO’lara karşı AIG ve diğer sigorta firmalarından CDS satın alıyor ve eğer CDO batarsa batık krediyi sigorta kapsamında kullanılan CDS aracılığıyla sigorta şirketinden yani AIG den alabilecek bir sistem gelişmişti. Ancak normal bir sigorta işlemi yerine CDS’ler aynı zamanda türev işlemi olarak diğer spekülatörlere de satılıyordu. Yani bir ev, bir defa sigortalanacağına CDS türevleri sayesinde 100 defa sigortalanıyor ve ev parası evi alan kişi tarafından ödenmezse AIG’ye 100 defa zarar yazıyordu.

Büyük kar elde etmek için çok büyük riskler alınmaya başlanmıştı. Ama bunu satan firma yetkilileri yüz milyonlarca dolara varan bonuslar aldıklarından ve riske ettikleri kendi paraları olmadığından bu türevleri satmakta bir beis görmediler. Kazandıkları bu paraları da aklınıza neresi gelirse – lüks arabalar, yatlar, uçaklar (Lehman Brothers'ın 6 tane özel uçağı vardı) – harcadılar. Yatırım bankaları tarafından yapılan bu türevlerin üçte ikisi derecelendirme kuruluşları tarafından AAA olarak değerlendiriliyordu Yani ABD’nin, Almanya’nın vs. hazine bonolarıyla aynı rating’e sahipti aslında bu çok riskli türevler. (İşte bu kadar düzgün çalışıyor bu rating kuruluşları !!))

2006 da Alan Greenspan yerine gene bu Bubble’ı savunan, Siyonist düzenin uşağı bir Merkez bankası başkanı daha geldi: Bernanke. Tabii regülasyon gene yapılmadı. Subprime loan’ların ‘’top’’ yaptığı bir sene oldu 2006. Bernanke hiçbir şekilde ev fiyatlarının ülke genelinde düşmeyeceği konusunda iddialıydı. Bugün dünya bu krizleri yasıyorsa, bu Siyonistlerin insanların parasını hortumlayıp, kendilerini zengin etmelerindendir. Milyonlarca insanın emekliliklerini, emeklilik fonlarını, biriktirdikleri paraları çaldılar.

Bear Stearns, batmadan 1 ay önce Moody’s ve diğer kredi derecelendirme kuruluşları tarafından AAA derecesi verilmişti. Lehman Brothers, batmasından birkaç gün önce AA veya A2 derecesi verilen bir bankaydı. AIG, kurtarılmadan sadece birkaç gün önce AA verilmiş bir firmaydı. Fannie Mae ve Freddy Mac (2 büyük mortgage firması) batmaktan kurtarıldıklarında AAA rating ine sahiptiler.4

Lehman Brothers'ın batması, bütün dünyadaki finansal sistemi tehlikeye soktu. Çünkü arkasından gelecek milyarlarca dolar batık olacaktı. Lehman Brothers battı. AIG kurtarıldı. 150 milyar dolar CDS’lerden doğan batık (çoğu da Goldman Sachs a ödendi) , vergi ödeyenlerin cebinden çıktı. AIG ye hükûmet dedi ki: ‘’Ne Goldman Sachs’ı ne de başka bir yatırım bankası vs.’ye dava açmayacaksın. Seni kurtarmamız karşılığı dava haklarından vazgeçeceksin.’’ Bu da Amerika’nın kimler tarafından yönetildiğini açıkça gösteren ibretlik bir tablo. Zavallı Amerikan halkı !!!

Milyarlarca dolar Siyonistlerin cebine girerken, Amerika’dan başlayan ve tüm dünyaya yayılan bir resesyon başlamıştı. İşsizlik Amerika da ve Avrupa da yüzde 10’lara tırmanmıştı. ABD de hacizler 6 milyon kişiye dayanmıştı.5

Ülke bazında küçük bir değerlendirme yapıldığında:

İzlanda gibi küçük bir ülkeyi dahi doğru dürüst değerlendirmeyi başaramayan bu 3 ‘büyük’ rating ajansları, İzlanda’nın batmasından kısa bir sure önce İzlanda’ya ‘’mükemmel’’ ayarında notlar verdi. İzlanda’nın bankalarını upgrade etmek suretiyle bu bankaları mümkün olan en yüksek not olan Triple A ‘’AAA’’ ile derecelendirdi. 2008 sonunda İzlanda’nın bankalarıyla birlikte batmasıyla, İzlanda’da işsizlik ‘’6 ay içerisinde’’ 3 katına çıktı. Hükûmette yasa düzenleyiciler (Financial Supervisory Authority) oynanan oyunları seyretmekle yetindiler. Vatandaşlarını korumak için hiçbir şey yapmadılar. (Tayyip Erdoğan’ın aksine, hiçbir bankaya veya kredi derecelendirme kuruluşuna karşı çıkmadılar). İşin daha enteresan olanı, yasa düzenleyici kurumlarda çalışanların üçte biri finansal krizden sonra bu batık bankalarda çalışmaya başladılar6.

Peki, dünyayı ve firmalarını batıran krize sokan CEO’lara ne oldu? Aldıkları milyar dolarlara varan bonuslara ne oldu? Firmaları battı, dünya krize girdi ancak onlar tüm paralarıyla, bonuslarıyla sıvışıp gittiler. Larry Summers, kriz dönemindeki Hazine Bakanı ve türev ‘’deregulasyonun’’ mimari, Harvard Üniversitesi Başkanı oldu. Nasıl güzel bağlantılar öyle değil mi? Nasıl güzel mükâfatlar! Harvard’da Başkanken birçok firmaya danışmanlıktan ve bankalar ve yatırım bankalarına verdiği konferanslardan milyonlarca dolar para kazandı.

Bu arada Başkan Bush, ki Siyonistlerin getirdiği bir Başkandır kendileri, vergilerin yüksekliğinden dem vurarak, vergileri süper zenginlerin lehine düşürdü. 1,1 trilyon dolar vergi kesintisinin yüzde 99’u, en zengin yüzde 1’lik kesime gitmiştir. Bu finansal krizin ardından tarihinde ilk defa Amerikan halkının gençleri, yaşlılarından daha eğitimsiz ve daha fakir duruma düşmüşlerdir.

2008 seçimlerinde Barack Obama Wall Street ve Washington’ın sorumsuzluklarını ve açgözlülüklerini seçim konuşmalarında devamlı dillendirmişti. Onların açgözlülük, hırs ve sorumsuzluklarının bu finansal krize yol açtığını savunmuştur. Regulasyonların ve sermaye artışlarının ve denetimlerinin finansal sektörlerde çok önemli olduğunu söyleyen Barack Obama, 2010 yılında çıkardığı regülasyonlarda ‘’rating ajansları, lobiler’’ gibi önemli kritik noktalara neredeyse hiç dokunmamış ve regülasyonlar son derece zayıf kalmıştır. Çok az reform yapılmıştır. Neden? Çünkü Obama yönetimi de kıskaç altına alınmıştır Siyonistlerce. Tıpkı Kudüs’ü Israil in başkenti olarak tanıyan Trump ve diğerleri gibi. Neden? Çünkü O da bir Wall Street Hükûmetidir. Bu deregulasyonların kahramanları Geithner – Summers ve bir sü diğer yatırım bankacısı Obama’nın ekonomik danışmanları kurulunu oluşturdular. 7

Senelerce düzgün çalışan finansal sistem bozuldu: Çünkü topluma sırtlarını döndüler, ABD’de ve dünyada birçok hükümete rüşvet verdiler ve dünya ekonomisini ekonomik krize soktular. Kendi menfaatlerini düşünen, istediği ülkeyi batırıp, istediği ülkeyi çıkaran, onca çok riskli türevi AAA derecelendirmese bu kadar büyük krize yol açmayacak olan kredi derecelendirme kuruluşları (rating agencies), büyük bir yıkıma yol açtı. Batmış Yunanistan’ın notunu artıran, senelerdir hükûmet kuramayan Avrupa ülkelerinin notuna dokunmayan rating ajansları, politik riskleri bahane göstererek Türkiye’nin ve bankalarının notlarını düşürüyor. Neden? Fonlar gelmesin, Türkiye’ye yurtdışı sermaye girişi olmasın, daha yüksekten borçlansın. Çok büyük bir maliyete neden olan ve tüm dünyaya 100 yıl sonra 2000’lerin sonlarında böylesine büyük bir krizi yaşatanlar, hala görevlerinde kalmaya devam ediyorlar. Bize faydalı olduklarını söylüyorlar. Oysa ki hala birçok toplumun, ülkenin ekonomik durumlarını kendi menfaatleri için bozuyorlar, bozmaya çalışıyorlar. Kendi menfaatlerine dokunanları da yok etmeye çalışıyorlar. Reform yapılmaması için milyarlarca dolar para harcamaya hazırlar. Hala kendilerinin bizlere faydalı olduklarını söyleyecekler, bizlerin bu işlerden anlamadığını söyleyecekler. Reforma karşılar. Kolay olmayacak ancak bazı şeyler için savaşmaya değer… !!!


A Ponzi scheme (/ˈpɒnzi/; also a Ponzi game)[1] is a fraudulent investment operation where the operator provides fabricated reports and generates returns for older investors through revenue paid by new investors, rather than from legitimate business activities or profit of financial trading. Operators of Ponzi schemes can be either individuals or corporations, and grab the attention of new investors by offering short-term returns that are either abnormally high or unusually consistent.

Kaynakça:

1 ANA KAYNAK: INSIDE JOB – Documentary Movie – Best Documentary Oscar 2011- Charles Ferguson, Audrey Mars

2 Rating agencies suffer ‘conflict of interest’, says former Moody’s boss- THE GUARDIAN 22/08/2011

3 Credit ratings and conflicts of interest – Money and Banking 6 Haziran 2016

4 ANA KAYNAK: INSIDE JOB – Documentary Movie – Best Documentary Oscar 2011- Charles Ferguson, Audrey Mars

5 ANA KAYNAK: INSIDE JOB – Documentary Movie – Best Documentary Oscar 2011- Charles Ferguson, Audrey Mars

6 ANA KAYNAK: INSIDE JOB – Documentary Movie – Best Documentary Oscar 2011- Charles Ferguson, Audrey Mars

7 ANA KAYNAK: INSIDE JOB – Documentary Movie – Best Documentary Oscar 2011- Charles Ferguson, Audrey Mars


Bu Makale 10.02.2020 - 10:33:48 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.