tneyisci@akdeniz.edu.tr

Balkanları yalnız bıraktık

Balkanları yalnız bıraktık

Ne demişti ünlü bilim insanı Einstein? “Ön yargıları kırmak atomu parçalamaktan da zordur.” Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına karşın tümüyle katılıyorum.

Bir akademisyen olarak pek çok canlı örneğine hem akademik dünyada ve hem de turizm alanında tanık olduğumu söyleyebilirim.

Hatırlayınız. Turizm serüvenimizin ilk adımlarında yerel halkı yani kendi vatandaşlarımızı, doğrudan ya da dolaylı yollarla, turizmin dışında bırakmak için yaratıcı projeler üretmiştik. Her ilgili kendi nedenini kendisi üretebilir ya da bana katılmayabilir. Ayrıntısına girmeyeceğim. Bu giremeyeceğim anlamında alınmamalı.

Oysa turizmin yerel halk ve onun türevleri üzerine oturduğu evrensel bir gerçek.

Turist denince aklımıza öncelikle Alman, İngiliz, Fransız gibi Avrupalıların geliyor olması da kıramadığımız bir önyargı gibi geliyor bana. Bugün gelmelerini dört gözle beklediğimiz Ruslar bile, Avrupalı olmalarına karşın, bu ön yargıyı kırma durumunda kalmadılar mı?

Balkan ülkeleri, Azerbaycan, Pakistan gibi kardeş seviyesindeki ülkeler ise bu önyargıyı henüz kırabilmiş değiller. Resmen turizm portföyümüzde yoklar…

Turizmi salt ekonomik bir etkinlik olarak görmenin kaçınılamaz bir sonucudur bu. Oysa turizm yaşamın her bileşenine, her noktasına dokunan bir sektördür. Sektörün 50-100 sektöre destek olduğunu ileri suren turizm kanaat önderlerinin turizm sektörünün en azından aynı sayıdaki faaliyet alanı tarafından desteklenmekte olabileceğini akıl edememesi şaşırtıcı.

Balkanlar yaklaşık dört yüzyıl Osmanlı yönetimi altında kalmış ve onun kültürünü (olumlu ve olumsuz yönleriyle) yakından tanımış ülke ve insanlardan oluşuyor. Bizim ile köklü benzerlikleri ve bağları olan ülkeler. Bir başka ifade ile, turizmimizde (yerel, uluslararası) önceliği olması gereken ülkeler.

Yıllar önce (25-27 yıl) Makedonya’da iş yapmak için bulunan bir arkadaşımdan duymuş ve hayretler içinde kalmıştım. Dediği özetle şu idi; hemen herkesin evinde bir Türk bayrağı bulunmasına ve Türklere yakın hissetmelerine karşın, orada bulunduğu üç yılı aşkın süre içinde hiçbir Türk görevli ve yetkilinin bu insanlarla ilgilendiğine tanıklık etmemişti. Aksine, Yunan yetkililerin bu insanlar ile yoğun ilişki içinde oldukları, Türkleri kötüledikleri ve kendi propagandalarını yaptıklarını gözlemlemişti.

Aşağı yukarı aynı yıllardan başlayarak sıklıkla Yunanistan’ın farklı coğrafyalarını ziyaret etme, yunan halkı ile ilişki kurma durumum olmuştu. Ön yargıların aksine, çoğu bilimsel nitelikli bu toplantılarda başta meslektaşlarım olmak üzere karşılaştığım tüm Yunanlı dostlarımdan çok yakınlık ve sevgi gördüğümü söylemeliyim. Daha ilk ziyaretimde birbirimize ne denli benzediğimizi keşfetmekten büyük keyif almıştım. Daha sonraları ziyaret ettiğim diğer Balkan ülkelerinde de yaşadım benzer bir keyfi.

Bunun benim kişiliğimle ilişkili bir şey olduğunu sanmıyorum. Ünlü tarihçimiz Prof. Dr. Halil İnalcık, bunun Osmanlı yönetimi tarafından Hıristiyan reayaya uyguladığı hoşgörülü siyasetin (istimalet) bir sonucu olduğunu ileri sürüyor. İnalcık, Osmanlı fetihlerinin "yalnız kılıçla değil belki de daha çok istimalet denilen uzlaştırıcı bir politika neticesinde gerçekleştirildiğini" ifade etmektedir. Osmanlıların fethettikleri bölgelerde yerli Hıristiyan ahaliyi himaye etmek, haklarını iade etmek, dini serbestlik vermek ve vergi muafiyeti tanımak gibi prensipler mutlaka tatbik ediliyordu. Bölge halklarının yüzyıllar süren Osmanlı hakimiyetinden sonra kendi inanışlarını devam ettiriyor, kendi dilleriyle okuyup yazıyor olmaları bu hoşgörü kültürünün kanıtıdır.

Eğer Türk turizmi, turizm olgusunu ekonomik olduğu kadar sosyal ve politik boyutları da olan bir olgu olarak düşünebilseydi çok daha güçlü, çok daha çeşitli, çok daha üretken ve çok daha mutluluk veren bir turizm anlayışı ve uygulaması mümkün olabilirdi. Balkan ülkeleri ile geliştirilecek turizm kökü yüzyıllara uzanan dostluk ve hoşgörünün pekişmesine yol açarak ülke siyasetine de olumlu katkılar sağlayabilir, bu ülkeler uluslararası sorunlarda Türkiye destekçisi olabilirlerdi. Bir Balkan ülkesi olan Yunanistan ile yaşamakta olduğumuz sorunların kökeninde, Balkan ülkeleri dışındaki güçlü ülkelerin baskılarının yattığı kolaylıkla görülebilir. İstiklal savaşımız bunun en canlı örneğidir.

Başta Balkan ülkeleri olmak üzere (batı dünyası ile aramızdaki konumu nedeniyle), yakın çevremizdeki ülkelerle turizm geliştirememiş olmak bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik ve siyasi sorunlarımızın ağırlığı üzerinde çok derin etkilere sahiptir.

Balkan ülkeleri ile ülkemiz arasında turizmin geliştirilmesi sadece ekonomik anlamda değil, sosyal, kültürel ve siyasal anlamda da çok önemli kazanımlara gebe bir konudur. Önyargılarımızdan kurtuldukça turizm anlayışımız da değişecek, çeşitlenecektir.

Önyargıya inat bir de öngörü; eğer yıllar önce Balkan ülkeleriyle, başta turizm olmak üzere, yakın ilişki içinde olmayı akıl edebilseydik bugün Avrupa Birliği üyesi bir ülke olabilirdik. Özgüvenimiz ve demokrasi anlayışımızın da bugünkünde çok daha yüksek olacağı konusunda kuşkum yok. Turizmimiz çok daha çeşitli, çok daha dirençli ve karlı olabilirdi…

Yanılıyor muyum?


Bu Makale 01.06.2021 - 15:50:07 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Mahnut Aydın - 06.06.2021 - 04:32

    Sevgili Tuncay Bey, kalemine sağlık. Çok güzel ifade etmişsin . umarım bazılarında uyanış sağlar.

  • TUNCAY NEYISCI - 03.06.2021 - 05:47

    konaklama tesislerinde Türk Hamamı yok, sauna vardı, Türk kahvesi bulamazdınız neskafe vardı. Adlarının bile neredeyse tamamı yabancıdır. daha fazla uzatmaya gerek yok...üzeride düşünmeye başlayınca çok farklı noktalara varılabilir. Niyet de budur. teşekkürler. Sevgiyle

  • TUNCAY NEYISCI - 03.06.2021 - 05:43

    sayın Yalçın, Katkınız için teşekkürler. Yazılarımın temel amacı doğrusu budur mesajı vermek değil aksine konuya farklı bir bakış getirebilmek, konunun zenginleşmesine katkı sağlamaktır. ben de 1970li yılların sonundan başlayarak 2000li yılların ilk on yılına kadar iki dilde (ing. Alm.) profesyonel rehberlik (yarı zamanlı) yapmış biriyim. Bir anlamda konu ile doğrudan temas halindeydim. Dediğiniz doğrudur, 1990lı yılların ortalarına kadar Balkanlar kapalı bir kutu idi. ancak o dönemlerde de kültürel olarak çok yakın olduğumuz Balkan ülkeleriyle diplomatik çıkarlarımız açısından bile ilgilenmiyorduk. bu coğrafyada yaşayan insanların günlük konuşma dillerinde en azında 300 türkçe kelime olmasına karşın böyleydi bu. ben devletin hem Türkleri Balkan ülkelerine hemde Bakan ülkeleri halklarını Türkiyeye turist olarak getirmek, götürmek gibi bir sorumluluğunun olması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Pakistan, Azerbaycan için içinde söz konusu bu görüşüm. Halkların birbirlerini tanımasının, birbirleriyle dostluk bağlarını geliştirmelerinin turizm ötesi faydalarının olacağına inanıyorum. Burada turizm etkin bir araç işlevi görebilirdi. pek çok Balkanlının kendini bu ülkeye yakın hissettiğinin tanığıyım. Ama onlara gerekli ilgiyi gerektiği derinlik ve içerikte gösteremediğiz inancındayı. 1980li yılların başında ivme kazanmaya başlayan turizm yatırımlarına bakın. hep batılıların taleplerine uygun olarak gerçekleştirilmişlerdir. bunu en azında Belek ve Kemer bölgesindeki yatırımcıların ağızlarından da duymuşumdur. Almanlar bunu ister, bu severler gibi. bu konuyla ilgili pek çok örnek (yaşanmış) verebilirim.

  • A. Esat YALÇIN - 02.06.2021 - 01:05

    Sayın Hocam, güzel bir yazı kaleme almışsınız ancak yazınızın başlığı konusunda sizinle aynı fikirde değilim. Türkiye'de turizmin 70li yıllarda başladığını gözardı etmemiz mümkün değil. Bu dönemde Türkiye'ye turistler daha çok kültür turu yapma amacı ile gelmekteydi. 80li yılların ortasında kitle turizmine yönelik değişme başladı ve konaklama sektörü ve havacılık sektörü yapılan yatırımlar ile kitle turizmine yani" deniz,kum ve güneş" amaçlı gelen turistlere yöneldi. Bu dönem de adını saydığınız ülkelerin hemen hepsi Doğu Blok'u üyesi olup Batı dünyasına ve Türkiye'ye bugünkü gibi seyahat etme özgürlüğüne sahip değillerdi. Ayrıca söz konusu olan yıllarda Alman, İngiliz, Fransız ve bazı diğer ülkelein ve vatandaşlarının sahip olduğu gelir düzeyinede birçok diğer ülke ve vatandaşları sahip değillerdi. Bu sebeple bugünkü bakış açısı ile konuyu bir öntargı olarak görmek ve değerlendirmek bence yanlışlık olur. Kaldı ki son 20 yıl içinde sadece sizin adını saydığınız ülkeler değil nerdeyse tüm dünyadan turist alan bir ülke yönünde ve 7 aya sıkışmış sezon yerine de tüm yıla yayılmış turizm deiğişimi gerçekleşmiştir. Turizm sektöründe rehber ve acentacı olarak 45 yıllık deneyim ve yaşadıklarım çerçevesinde bu değerlendirmeyi yapma ihtiyacı hissettim. Saygılarımla. A.Esat YALÇIN

  • hacer nuray bilgin - 02.06.2021 - 12:39

    haklısınız fakat Türkiye siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından her daim meşgul bir ülke. soyut konuları fark edecek ve geliştirecek gelişmişlikte bir ülke henüz değil.

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.