Her şey dahilin babası: Cem Kınay

    1.4.2013 - 20:54:42

    Türkiye turizminin en güçlü ürünü her şey dahil'in babası Cem Kınay farklı, renkli ve başarılarla dolu hayatını, bilinmeyen yönlerini ve gelecek planlarını anlattı.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizm'den Portreler / TurizmGüncel
     
    Cem Kınay sadece Türk turizmine değil, Akdeniz Çanağı özelinde dünya turizmine de yön vermeyi başarmış sektörün en özel isimlerinden biri. Oluşturduğu Magic Life markasıyla her şey dahil konseptinin babası olan Cem Kınay aynı zamanda Anadolu’nun en ücra noktalarından biri olan Aşkale’den ABD’nin gözde kentlerinden Miami’ye uzanan ilginç bir yaşam öyküsünün de başrol oyuncusu. Cem Kınay çarpıcı yaşam hikayesini, hataları ve doğrularıyla TurizmGüncel’e anlattı. Türkiye turizm kamuoyuna armağanımızdır.


     
     
    Cem Bey, dilerseniz çocukluğunuzdan başlayalım.
     
    “25 Temmuz 1958’de İstanbul'da doğdum. Kırk günlükken ailem beni alıyor ve Aşkale’ye gidiyoruz. Çünkü babam subay, orada görevli. Kırkıncı gün öyle bir başlamış ki, hala seyahat devam ediyor. 54 yaşında, hiç evi olmamış, sürekli dolaşan biriyim ben. Tipik bir Türk. Orta Asya’dan gelmiş ve hala göçebe gibi.”
     
    “Üç yıl Aşkale’de kaldıktan sonra babam Diyarbakır’a tayin oldu. Orada Mehmetçik İlkokulu’na gittim. İlk üç sınıfı orada okudum.  Oradan Ağrı’ya geçtik. Ağrı’da iki sene kaldık. İlkokulu Ağrı Alpaslan İlkokulu’nda bitirdim. Arada İstanbul Bakırköy’deki Taş Mektep’e gidiyoruz. Niçin anlatıyorum bunları biliyor musunuz? Bunları o zaman fark etmiyordum ama şimdi şunu görüyorum: Oralarda yaşamış olmak, insanın karakterine de yansıyor. Sabahtan okula gidiyordum, öğleden sonra garnizona geçiyordum ve orada askerlik öğreniyordum. Kayağı Ağrı’da öğrendim mesela. Kayak milli takımının çoğu sporcusu Ağrı’dandı. Onlarla birlikte Ağrı’da öğrendim kayağı.”



    “Ağrı’da eksi 50 dereceyi gördüğümüzü hatırlıyorum. Sinemaya giderdik, sinema dönüşü babam elinde balta taşırdı. Çünkü kışın Ağrı’ya kurtlar inerdi. Aylar boyu sular akmazdı, çünkü su boruları donardı. Ağrı’nın içinde araba çalışmazdı, atlı kızaklar vardı. Tüm bunların hayatıma etkileri oldu.”
     
    İSTANBUL’DA KONAK, AĞRI’DA KIZAK
     
    Çocukluğunuzun bu bölgede geçmesi hayatınızı nasıl etkiledi?
     
    “Kayak yapmak, çeşitli insanlarla birlikte olmak farklı bir deneyimdi. Yaşadığımız yer Kürt vatandaşların yoğun yaşadığı bölgelerdi. Bir de o zamanlar hep tren yolculukları yapardık. Tren yolculukları benim için çok önemliydi. O zamanlar seyahat etme kavramı yoktu bile. Gezme görme olayı bende o zaman oluştu.”
     
    İlk uçak yolculuğunuzu ne zaman yaptınız?
     
    “İlk uçak seyahatim Ağrı’ya giderken Erzurum’a olmuştu. THY Erzurum’a uçuyordu. Sivas - Erzurum uçuyordu. Oradan da Ağrı’ya geçiyorduk. Çocukluğumun güzel hatıralarıydı bunlar...”
     
    Anneniz çalışıyor muydu?
     
    “Çalışmıyordu. Ağabeyim hep İstanbul’da kaldı, ben annem babamla dolaştım.”
     
    İki kardeş miydiniz?
     
    “O zaman evet. Cenk Ağrı’da 1968 yılında doğdu.”
     
    Yaşamınızın Anadolu öyküsü ne zaman bitiyor?
     
    “1968’de. Ben ortaokula gidecektim ve babamlardan ayrıldım. Bir taraftan İstanbul’daki dedemlerin konağına geliyordum, bir taraftan Ağrı’da kızakla eve gidiyordum. Müthiş bir tecrübeydi benim için. Benim Anadolu aşkımın içinde çocukluğumun orada geçmesi var.”
     
    Motosikletle Anadolu’yu turlamanızın nedeni anılarınızı tazelemek mi?
     
    “Çok doğru. Sonuçta ben 35 yıldır yurt dışındaydım  Türkiye’de uzun süre kalmışlığım yok. Havalar düzelince tekrar yollara çıkacağım. Ben sonuçta Magic Life ile devrim yaptım. Şimdi Anadolu’nun turizme katkı sağlamasında da bir rol oynamak istiyorum. Anadolu olmadan Türkiye'de bir turizmin sürekliliği çok zor,  bunu hepimizin kafasına koyması gerekiyor. Deniz çok önemli ama bu bir geçici periyottur. Ancak tek ve diğerlerinden farklı olmamız için bazı özellikleriniz olması gerekiyor. Anadolu turizm ürününe daha yoğun dahil olursa, sürekli bir turizm elde ederiz.”
     



    AVUSTURYA LİSESİ’NDE BEKTAŞİ FELSEFESİ
     
    Hikayeye devam edelim. Ağrı’dan İstanbul’a geldiniz…
     
    “ 1969 -1977 yılları arasında İstanbul’dayım. Anadolu’dan sonra, kalktık geldik Avusturya Lisesi’ne. Tamamen yabancı lisanlı bir okula. Sınıf farkı da var arada. Sonuçta sen bir memur çocuğusun ve o yıllarda özel okullara gidebilen çok az kişi vardı.”
     
    Avusturya Lisesi size neler kattı?
     
    “Bir kere Avrupalı olduk. Avusturyalı hocalar var, sana disiplini anlatıyor. 1969 yılında Avrupa’ya girdim. Düşünün; Ağrı’dan kalkıyorsunuz ve Avusturya Lisesi’ne giriyorsunuz.”
     
    Okula ilk başladığınız gün neler hissettiniz?
     
    “Kendimi komik hissediyordum, çünkü subay şapkası gibi bir şapkamız vardı. İstanbul’a yeni gelmişiz. Tuhaf kıyafetler giyiyorsun ve Almanca konuşuluyor her yerde... Tabii müthiş bir kültür şoku bu ,ama küçüklükten bu yana ailemiz bizi Bektaşi felsefesiyle dünya vatandaşı olarak yetiştirdi.”
     
    Ben vazgeçeceğim, gitmeyeceğim dediğiniz oldu mu?
     
    “Hayır. Çok yer dolaştığım için çabuk adapte olmayı öğrendim.”




    ‘EVİM YOK, DÜNYA BENİM EVİM…’
     
    Evim dediğiniz bir yer var mı şu anda?
     
    “Benim evim yok. O an kendimi nerede mutlu hissediyorsam orası benim evim. Dünyanın her yeri benim evim. Kökün neresi derseniz, benim köküm Anadolu. Bu ülkenin nasıl bir mozaiği varsa, ben de o mozaiğin bir parçasıyım. Zaten geriye bakınca görüyorum ki başarımın altında da bu yatıyor.”
     
    “O zamanki Türkiye’ye bakın lütfen. 70’li senelerden bahsediyorum. Biz orada Avusturya Lisesi’nde dünyaya geniş açıdan bakmasını öğreniyorduk. Kapalı bir Türkiye’den bir aralık aralayıp, dünyada neler olup bittiğini görebiliyorduk.”
     
    Avusturya Lisesi’ni bitirince ne yaptınız?
     
    “Tıp okumak istiyordum ancak Türkiye'de üniversite sınavında tıp bölümünü kazanamadım. Mimarlığı kazandım, İTÜ’de. Gittim, kaydımı yaptırdım. Ekim ayında okula başlamak üzereyken, annem babam beni çağırdı. ‘Biz seni Avusturya’ya göndermeye karar verdik’ dediler. 1977 yılının Eylül ayında Avusturya’ya gittim ve hayatımın önemli bir dönemi başladı. Ailem, gelirinin büyük bir kısmını orada okul okumama ayırdı. Ve böylece tıp eğitimim başladı. Onlara her zaman bizlere bu tahsilleri yaptırdıkları için müteşekkirim.
     
    Avusturya yılları nasıldı?
     
    “Avusturya’da yepyeni bir hayat başladı. Yurtdışında ilk kez ailemden ayrı yaşamaya başladım. Dünyanın çeşitli ülkelerinden yabancı öğrencilerle tanıştım. Yabancı lisanda tıp eğitimi görüyorsunuz ve Almanca. Gerçekten zor.  İlkokul ve lisede orta karar bir öğrenciydim. Orada müthiş bir zorlukla karşılaştım, sorumluluk çok büyüktü ve başarılı olmam gerekiyordu. Gece gündüz ders çalışıyordum. Sonuçta tıp eğitimim çok başarılı geçti. Tıp Viyana’da on iki sömestrdi . Ben tıp fakültesini 13 dönemde bitirdim ve 1984 yılı oldu. O dönemde dünya insanları tanıma imkanım oldu. Kültür ve sanatla ilgilenmeye başladım.”

     
    ‘DOKTORKEN ZURNANIN SON DELİĞİ, TURİZMCİYKEN LİDERDİM’
     
    Okul bitince ne yaptınız?
     
    “Okul bitince müthiş bir bunalım dönemine girdim. Hayatta başarılı olmam lazımdı. O zaman Türkiye’ye mi döneyim yoksa Avusturya’da mı kalayım diye düşündüm. Türkiye’ye döndüm o yaz, askere gittim. Kısa dönem olarak Burdur’da yaptım askerliğimi. Fakat yaz sonunda yeniden Avusturya’ya döndüm. O, zor bir karardı. Viyana Üniversitesi’nde ihtisasa başladım. Tıbbı bitirdikten sonra minimum üç yıl ihtisas yapmam gerekiyordu. 1990 Şubat ayına kadar hastanede çalıştım.”
     
    Doktorluğu bırakıp turizmi seçmeniz nasıl oldu?
     
    “Hastanede çalışıyoruz ama  hiyeşrarside zurnanın son deliğiyiz. Zurnanın son deliği olmayı bir türlü benimseyemedim. Çünkü liderlik vardı kanımda. Orada öğrenciyken üç arkadaş  aynı evde oturuyorduk. Bülent Cömert ve Oğuz Serim ile birlikte. Oğuz Serim bugün de ortağım. En önemli dostum ve iş ortağım, hayat ortağım...
     
    Oğuz o sırada ekonomi okuyordu. Ben üniversite hastanesinde çalışırken, Oğuz okulu bitirmişti ve Sinan Özer ile Bodrum'da bir yat şirketi kurmuşlardı. Gulet adlı bir şirket kurmuşlardı. İki guleti pazarlıyorlardı. Ben de 1986 yılında Bodrum’a Oğuz’u ziyarete gittim. Bana ‘Sen hastanedesin ama Viyana’da bir ofis kuralım. Hastaneden sonra bakarsın’ dedi. Biz 1987 yılında Gulet Yacht Charter’ı kurduk. Oğuz ve Sinan’ın teknelerini pazarlamak üzere turizm sektörüne adım attım. Saat 3‘e kadar hastanede çalışıyordum, sonra Gulet’e gidiyordum. Turizm ek işimdi, ana işim doktorluktu. Yat dünyasının bugün de en önemli isimlerinden Sinan Özer sağlamıştır, turizm sektörüne girmemi...
     
    “Tamamen hobi olarak başladım turizme... İki şey beni çok cezbetti. Birincisi baktım ki; hastanede zurnanın son deliğiyim ama ofise gelince işleri idare eden kişiyim, yani patronum, liderim. Ayrıca bu işi daha iyi yapıyorum. İkincisi; biz büyüdük  adam olduk ya artık, Türkiye’nin imajının iyi olmaması rahatsız ediyor. Turizmi Türkiye’nin tanınmasında çok önemli bir araç olarak gördüm. O zaman ne internet var, ne başka bir şey. 1990 yılının Şubat ayında ihtisasım bitti ve turizmci olmaya karar verdim. Seneler boyu elimde çantayla Gulet’i ve Türkiye’yi anlatmak için dolaştım. Avusturya'nın her köşesinde Avrupa'nın her yerinde Türkiye'yi anlattım.Hayatımın en önemli misyonlarından biriydi. 
     
    Aileniz ‘Biz seni o kadar okuttuk sen yapıyorsun’ diye tepki göstermedi mi?
     
    “Hayır. ‘Okul bittiği an benim için konu bitmiştir’ der babam bana... O günden bu yana babam bana hiçbir şey sormamıştır. Sadece desteklemiştir. Oğuz da lokantacı olmak istedi ama ailesi ona izin vermedi. O zaman kimse turizmciye kız vermezdi. Bugün turizmci olmak çok önemli. Birçok insan bugün imaj için otelci oluyor. Bugün turizmcilik çok önemli bir meslek.”
     

     
    ‘HAYATTA HİÇ PİŞMAN OLMADIM’
     
    Doktorluğu bıraktığınız için pişmanlık hissettiğiniz tek bir an bile olmadı mı?
     
    Bir kere, karakterimde böyle bir şey yok. Doğru işler yaptım, yanlış işler de yaptım ama hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Hatalarımdan dönmesini bildim ama pişmanlık duymadım. Turizm hayatında başarılı olduysam, tıp eğitimimin bunda çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum.”
     
    Kendinizi doktor gibi hissediyor musunuz?
     
    “Hayat felsefesi olarak doktor olarak hissediyorum ama meslek olarak hissetmiyorum. Geriye bakınca şunu görüyorum, herkesin hayatı böyledir ama benim hayatımın önceden devre devre planlandığını düşünüyorum. Anadolu, İstanbul, tıp, Gulet ve Magic Life dönemi... Sonra adalar projesi, İngiltere hükümetiyle hukuk savaşı yapan bir Türk vatandaşı. Hayatımda önemli sorunlar oldu, ama pişmanlık duygusunu hiç hissetmedim.”

     
    ‘MAGIC LIFE TARİHSEL OLARAK ÖNEMLİ’
     
    Hayatınızın son döneminde neler yapmayı düşüyorsunuz?
     
    “Onu bilemem ama hayatım standart geçmedi. Standart bir iş yapmayı düşünmüyorum. Standart bir şey beni tatmin etmiyor.”
     
    Peki, yeniden turizme girdiğiniz yeni döneme dönelim.
     
    “90 yılında Magic Life kuruldu ve çok yoğun bir turizm dönemi başladı.”
     
    Magic Life ismini kim buldu?
     
    “Ben buldum. Arkadaşlarla beraber isimler üzerinde çalıştık. Ancak düşündüğümüz felsefeyi en iyi anlatan marka, Magic Life'tı. Dominik Cumhuriyeti’nde ilk kez 4 yıldızlı bir otelde görmüştüm her şey dahil sistemini. Ben de Magic Life’lara uyarladım. Gördüklerimizi kendi düşüncelerimizle, rüyalarımızla, hayallerimizle harmanladık ve Magic Life felsefesi çıktı ortaya. Seneler boyunca bu temel felsefeyi sürekli geliştirdik.
     

     
    Magic Life çok konuşulan bir markadır. O dönem nasıl bir dönemdi sizce?
     
    “Magic life dönemi kendi başına bir dönemdi. Magic Life’in sadece Türkiye’ye her şey dahili ilk kez getirdiği konuşuluyor ama bu oteller 1995 yılında Yunanistan’da başladığında da Yunanistan’ın ilk her şey dahil otelleriydi. 1997 yılında Tunus’ta başladığında da aynı şekildeydi. Magic Life Türkiye’de çok büyüdü ama turizmin önemli ülkelerinde de Magic Life vardı. Yani Mafic Life, Avrupalılar için en önemli destinasyonlarında hem öncülük yapmış, felsefesinin örnek olmasını sağlamıştır.
     
    “Bunun bugün ne önemi var? Bence tarihsel bir önemi var. Sonuçta bir Türk insanı bunları yapabildi. Türk insanı, seyahat felsefelerini değiştirdi. Bu bir devrimdi; turizmde de, otelcilikte de...Bugün Türkiye, birinin peşinde koşan bir ülke değil. Öncülük yapmıştır, bunu anlatmak için söylüyorum size.” 
     


    ‘TUI İLE ORTAK OLDUK ANCAK HESAP TUTMADI’
     
    Magic Life büyürken kendinizi nasıl hissediyordunuz? Ne zaman ‘Ben zirvedeyim’ diye düşündünüz?
     
    “Magic Life tamamen planlı bir şekilde gelişti. Ancak dönüm noktası 1997 yılıydı. O yıl ilk kez sadece Türkiye değil,  diğer ülkelerde de başarılı olmaya başlamıştık. Avusturya’da bir numara olmuştuk. Avusturya’dan tatile giden turistlerden ikisinden birini biz dünyaya  tatile yolluyorduk. Ben o yıl, Avusturya’da yılın adamı seçildim.Hayatımın en önemli, gururlu anlarından biriydi. Ne de olsa insan sık sık yılın adamı olmuyor.
     
    “Biz yeni ve değişik bir şey yaptık. Magic Life, dünyada turizm hareketlerini değiştirdi. 1990 yılında ilk otelimiz açıldı ama Türkiye’de bu sistemin diğer otellerde uygulanması 1998’leri buldu. İnsanlar bu tarihe kadar her şey dahile inanmadılar ki. Bugün her şey ‘her şey dahil’ oldu.
     
    “O zirveye geldiğim gün benim misyonum bitmişti aslında. Ben o saatten sonra Magic Life’ın konseptinin oturduğunu biliyordum. O zaman daha fazla büyümek için TUI ile ortak olduk. Ancak hesabımız tutmadı ve tur operatörüyle ortaklık yapmanın büyük sıkıntılarını çektik.”
     
    En büyük hatanız nedir peki?
     
    “Turizmdeki en büyük hatam TUI ile ortaklık yapmaktı. Çünkü TUI geriye gitmeye başlayan bir mekanizmaydı. TUI’nin başında turizmciler varken bu işbirliğinin temellerini atmıştık. Sonra bu turizmciler gitti, Frenzel gibi turizmci olmayan adamlar, turizmle ilgisi olmayan insanlar iş başına geçti. Bu menajerler hem TUI’yi  hem de Magic Life'ı çok zayıflattı.  O zamanlar bizde 23 tane Magiç Life vardı, hedef TUI ile 5 yıl içinde 40 otele çıkmaktı. Sözlerinin hiçbirini yerine getirmediler. En üzüldüğüm konudur bu... Aslında bazen Magic Life, Robinson Clublara çok ciddi rakip olduğu için belki de sırf Magic Life'ı zayıflatmak için bizimle ortaklık yaptıklarını düşünüyorum bazen... Maalesef yazık ettiler, Magic Life'lara çok kısa süre içerisinde bu markayı çok çok zayıflattılar.
     
    “Bugün bakıyorum da Magic Life’ın bu hale gelmesinde en önemli etken TUI’dir. Bunları ilk kez söylüyorum. Bunları söylerken amacım  da şu: Bu kadar büyüyen sektörde, otelcilerin güçlü olması gerekiyor ancak otelciler hala büyük tur operatörlerine bağlılar. Türkiye’de turizm politikasını dışardaki büyük tur operatörleri belirleyemez. Biz artık güçlü, kendi stratejimizi oluşturan önemli bir oyuncuyuz turizm piyasasında.  Hala TUI ve Thomas Cook’un ne dediğine bakıyoruz. Osmanlı’nın son dönemine ‘hasta adam’ derlerdi ya bize, şimdi bugün o hasta adamlar tur operatörleridir,TUI Thomas Cook gibi tur operatörleri bugün hasta adamdır. Niye kendi politikamızı kendimiz çizmiyoruz? Bunun altına doldurmak gerekiyor.”

     
    ‘TÜRK OTELCİ KADERİNİ ELİNE ALAMADI’
     
    Sizce dünyada tur operatörlüğü bitiyor mu?
     
    Ben tur operatörlüğünün fonksiyonunun değişeceğine inanıyordum. Çünkü internet 1990’lı yıllarda en önemli evrimdi. Bunun turizme yansımalarının da çok çabuk olacağını düşünüyordum. Turizmin en önemli konusunun ürün olduğunu düşünüyordum. Bugün tur operatörleri artık çok küçükler. Çünkü internet devrimini iyi anlayamadılar. Onların yerini internet devleri aldı. Thomas Cook bugün batma noktasında. Çünkü bu değişimi kavrayamadılar. Türkiye’ye dönelim, otelciler için ne değişti? O zamanlar klasik tur operatörleri vardı, şimdi elektronik tur operatörleri var. Yine kendi  işlerini ellerine alamadılar. Şimdi diyorum ki, bu elektronik devrimi kendi içimizde Türkiye olarak halledelim. Ortak refleks gösterelim.  Ya bu turistler bir gün tur operatörleriyle gelemezlerse bize? Bunları kendimiz getirmeliyiz. Biz turistlerin Türkiye tercihlerinde belirli rol alalım, onlarla direkt temasta olalım, marketingimizi ortak refleksler ile ortaklaşa yapalım. 
    Turistlerin tercihlerinde direkt etkimiz olsun. 


     
    Özel hayatınızdan hiç bahsetmedik…
     
    “İki kere evlendim geçmişte ve beş yaşında Kaan isminde bir oğlum var. Kaan, annesiyle birlikte Miami’de yaşıyor. İki kardeşim var, ağabeyim Atilla ve kardeşim Cenk. Annem babam sağ. İkisi de uzun seneler beraber çalıştık Magic life'larda... Çok çok katkıları oldu başarımızda. Şimdi onlar Sheratön Maslak'ı işletiyorlar Oğuz Serim ile birlikte... 
     
    Motosiklet merakınız olduğunu biliyoruz.
     
    Harleyciyim. Harley Davidson benim için bir felsefe. Benim özgürlüğümün benim devrimciliğimin simgesi.. Futbolu çok seviyorum ve  iyi bir  Galatasaray taraftarıyım.  Futbol benim için dünyanın her yerinde sınıf farkı olmadan tüm kitleleri harekete geçiren bir spor dalı. Herkes futbol oynar ve seyreder, futbol bir tutkudur.
     
    Müzikle ilgileniyor musunuz?
     
    “Viyana’da yetişmem dolayısıyla klasik müziği seviyorum. Son 10 yıldır ‘dünya müziği’ tarzını seviyorum. Sufi müziği dinlemeyi, daha doğrusu onun modernize edilmiş şeklini çok seviyorum. Kitap çok okuyorum. Bu aralar Mevlana kitaplarını okuyorum bol bol...
     
    Tatil için neleri tercih ediyorsunuz?
     
    “Ben deniz üzerinde tatili seviyorum. Bir de şehirlere gitmeyi ve tanımayı bir şeyler keşfetmeyi... En çok etkilendiğim yerleri sorarsanız Turks ve Caicos Adaları çok egzotik bir yer. Bhutan seyahatimden çok etkilenmiştim. Dünyayı anlayabilmek için herkesin şu dört ülkeyi gezmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye, Mısır, İtalya ve Meksika... Bu dört ülke çok önemli.
     


    ‘YENİ BİR ŞEYLER YAPMAK İSTEDİM, DAHA ÇOK PARA DEĞİL…’
     
    15 yıllık Magic Life efsanesinden sonra yeni bir projeye başladınız. O dönemde bu projeye nasıl karar verdiniz?
     
    “Magic Life süreci zorlu bir süreçti. Yoğun bir tempo içinde geçirdik bu yılları. Bu yılların sonunda bir yorgunluk vardı. Özellikle TUI ortaklığının iyi gitmemesinin verdiği bir hayal kırıklığı vardı. Magic Life bittiğinde yeni bir hayatın başlaması gerektiğini düşünüyordum. Bu hayatta, bütün topladığım tecrübeleri daha değişik bir alanda hayata geçirmek için yola çıktım. Tecrübelerim şunu gösterdi. Magic Life ve Gulet ile çok başarılı bir dönem geçirmiştik. Avrupa’da yaşadığım tecrübeleri, Amerika pazarına taşımak istedim.”
     
    “2004’ün sonunda Amerika’ya gittim. ABD’lilerin tatil yaptığı bölgelerde çalışmalara başladım. İngiltere'nin kontrolündeki Turks ve Caicos Adaları'na gittim 2005 yılının başında. Dünyayı dolaşan bir insan olarak, buranın çok özel bir yer olduğunu keşfettim. Bir hayalim vardı. O da böyle bir adada bir yaşam alanı oluşturmaktı. Ada projesinde en önemli konulardan birisi, çeşitli mimarların bir araya gelip aynı mekanı oluşturmalarıydı. Adanın her bölümünü dünyanın önemli bir mimarı dizayn etmişti. Zaha Hadid, Piero Lissoni, David Chipperfield, Kengo Kuma, Shigeru Ban, Carl Ettensperger gibi, Kerem Oral, Esen Talu gibi çok ünlü mimarlarla çalıştım.
     
    Mandarin Oriental oteli ile anlaşma imzalamıştık. Bu şirket, bütün adayı yönetecekti. Hem otele gelen misafirler hem de evleri olan misafirlerin işletmesini üstlenecekti. 2008 yılında inşaata başladık.”ün
    “Ben o dönemde hayatımın önemli bir bölümünü Miami ve adada geçirdim. İnşaat da çok enteresandı. Çünkü burada bu bölgede projeyi hayata geçirecek yeterli eleman yoktu. Tercihimizi Türkiye’den yana kullandık. Daha önce Magic Life inşaatlarında çalıştığımız Türk şirketleri projeye davet ettik. 2008 Haziran ayında Türkiye’den  8-10 firma geldi Turks anda Caicos Adaları'na... 400 kadar da Türk işçisi geldi.
     

     
    Magic Life’taki misyonunuzu tamamladıktan sonra daha kolay bir proje seçebilirdiniz. Neden böyle zorlu bir projeyi tercih ettiniz?
     
    “Genelde hayatıma bakıldığında, 10-15 senede bir değişiklik yapan bir insanım. Farklı bir dönemece girmek istedim. Bu projeyle hem kendimize hem de Türk ekonomisine büyük katkı sağlayacaktık. Hem yeni bir vizyon sağlamak hem de yeni şeyler öğrenmek amacıyla bu işe giriştim. ABD’de yepyeni iş modelleri gördüm. Kendim için bir yenilenme olarak bunu yaşadım. Bunlar benim besinim, benim için önemli. Mesele yeni bir şeyler yapmaktı. Daha fazla zengin olayım diye kalkışmadım bu işe.”
     
    Bu, insanın hayat felsefesiyle ilgili bir şey. Standart bir insan olmadım hiçbir zaman. Sizin zor olarak gördükleriniz bana zor gelmiyor. Bir beslenme modeli bu benim için. Eğer politik problemler olmasaydı, proje hayata geçecekti  şu anda ve bu da kolaymış denilip, model olacaktı. Bu projenin sonuçlanmamasının nedeni, altında ticari beceriksizlik olması değildi. Politik sebepler nedeniyle gerçekleşti bu durum.”
     
    “Aslında bunların hepsi birer deneyimdi. Bu projenin yapılamaması, hayatıma yeni bir tecrübe kattı. Ben hala ısrarla büyük haksızlığa uğradığımı düşünüyorum. 2009 yılının ekim ayında inşaatı durdurmak zorunda kaldık. Hukuki mücadelem sürüyor. Bu haksızlığı durdurmak için mücadeleme devam edeceğim.”
     
    “Hayatta Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyorum. Ne kadar akıllı da olsan, bir nokta geliyor ki, olaylar senin kontrolün altında gelişiyor. Ben 54 yaşında genç bir insanım. Sonunda yine kazançlı çıkacağımı düşünüyorum.”
     
    Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir? Mutlaka kafanızda değişik konseptler vardır.
     
    “Bunları konuşmak için biraz erken. Dünyanın gidişatı değişti. Beğenilen ve beğenilmeyen şeyler de çabuk tüketiliyor. Çok uzun mesafeli planlar yapmak zorlaşıyor. Trendler değişiyor. Bunları çok yakından inceliyorum. Ona göre bir karar vereceğim.” 

    Bu haber 1.4.2013 - 20:54:42 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Ülkay Atmaca - 2.4.2013 00:07:06
    Her zamanki gibi lider dürüst mert insan Dr. Cem Kınay 18 yıl önce sizi tanımıştım 8.5 yıl Türkiyede ve Tunusta otellerinizde çalıştım. Şimdiki kariyerimi ve sektördeki yerimi bizlere gösterdiğiniz liderlik ve insan yetiştirmeye olan güveninize borçluyum . Herkes farklı düşünebilir ancak kurduğunuz Magic Life geliştirdiğiniz herşey dahil konsepti ve yetiştirdiğiniz insanlar bu sektörün en önemli km taşları oldular . Hayatımın değişmesini sağlayan beni bugünlere taşıyan Magic Lifea ve her zaman kenime örnek aldığım size sonsuz teşekkürler Sayın Dr. Cem Kınay ... İyiki vardınız İyiki Varsınız Geliştireceğiniz her projenin başarılı olacağına eminim ... İçinde olacağınız her projenin sonuna kadar destekçisiyim .
    Deha - 2.4.2013 17:38:47
    Okudugum seyler tek kelime ile mükemmel. Was gut ist, setzt sich durch Yolunuz acik olsun
    Serdar M. BAS - 3.4.2013 20:32:22
    1989 yili idi, Viyana Ekonomi Universitesinde Doktora ogrencisi idim, bir yandan Milli Gorus e mensup Mustafa ve Bayram Bozdemir kardeslerin Vatan Seyehat firmasinda genel de gurbetcilere otobus ve ucak bileti zaman zaman da Avusturyalilara paket tatil satiyorduk. THY acentasi ve Gulet Reisen in Nobel Air den kalan bos koltuklarini satardik. Gulet, Bozdemir kardeslere, Bozdemir kardesler de kontuarda bulunan ben dahil 4 kisiye guvenmisti acik hesap calisilirdi. Guletten gelen hesap ozeti aklimizi basimiza getirdi, Gulete 100 150 bin dolar borc vardi ve para ortada yoktu. Hos Vatan I Musa OLCAY yeni almisti, bu is eski sahip ile yeni sahip arasinda bir konumuydu yoksa bilet paralarini birileri cebemi indirmisti bilmem ama, Gulet te gorusmeye gittigimizde patronlar ve ben ilk defa Dr. Cem KINAYi tanidim. Oralarda o yillarda Turkler fazla itibar gormezdi. Ancak muhtesem Avusturya markasini yaratan Dr. Cem KINAY kardesi Cenk ve ortaklari inanilmaz itibarli ve Avusturya Li larin isvereni olarak ovunc kaynaklarimiz oldular. Uzattim ama o donemde Pegasus Reiseni kurmus bir de Erdar ILICALI vardi, Avusturyalilar Herr ilikali diye telafuz ederlerdi ismini. Bir gun onu ziyarete gitmistim Avusturyali Genel Mudurune KADANKA diye soy adi ile seslenmisti soyle bir adamcagizda tecrubeli ve kaliteli bir yonetici olmasina ragmen, patronuna duydugu gercek saygi ile buyurun beyim diyerek soyle bir kosmustu gariban bir ogrenci olarak Viyana nin fethini basarmis gibi gurur duymustum. Dr. Cem KINAY esine ener raslanir bir basari hikayesinin lokomatifi olmustu. Sirketini oldukca dogru zamanda TUI ye satti onlards markadan hincini aldi:)) Insallah yeni basarilar icin imkan ve heyecanlari olurda tecrubeleri ile sektore ve memlekete hizmet imkanini yeniden yakalarlar...
    şerafettin tuncay - 8.4.2013 14:04:35
    Cem bey, keninize ve yaptıklarınıza inancınız takdire şayan, bunun için sizi tebrik etmeliyim, ama bence herşey dahili hiç getirmeseydiniz, bunun iyilikten çok, ülke ekonomisine bir kötülük olduğunu düşünüyorum, bu sistemin içinde çalışmış biri olarak... yorum sizin...
    Bülent Tercan - 10.4.2013 00:13:29
    Her şey dahil sistemi Türkiyeye büyük zarar vermiştir, Bunun övünülecek bir tarafı yok,Türkiyeye büğyük zarar verdi.Cem Kınay ı kınıyorum vatan büyük zarar verdi bence.
    bülent tercan - 10.4.2013 00:17:55
    böylesine tarihi,kültürü,gatronomisi muhteşem bir ülkeye her şey dahili getiren leri kınıyorum,yazık ettiniz türk turizmine oturun bir hatalarınızı düşünün
    hotelier - 11.4.2013 00:05:31
    Türk turizminin kenine kimlik aradığı zamanlarda Dr. Cem Kınay Herşey dahil sistemi Türkiyeye getirdi. Bugün tesislerimiz dünya çapında başarılıysa, para kazanıyorsa bunu bu sisteme borçludur. Ben uzun zamandır profesyonel otel yöneticisiyim ve yıllar önce bir uçak seyahati esnasında bugün Türkiyenin en iyi tesislerine sahip olan bir yatırımcıyla yanyana denk geldik. Konu konuyu açtı ve biz Herşey Dahil sistemi konuşmaya başladık bu yatırımcı Dr. Cem Kınayın kazandırdığı herşey dahil sistemin yanlış olduğunu savundu. Bene kenisine Siz Antalyada dört otelin sahibisiniz madem siz bu sistemi yanlış buluyorsunuz siz neden yeni fikirler üretmiyorsunuz, yeni bir sistem oluşturmuyorsunuz, Ozaman herşey dahil sistemi kaldırın otellerinizde herkes sizi örnek alsın dedim. ve bugün baktığızmızda bu bahsettiğim yatırımcı otellerinde Herşey Dahil sistemi en çok uygulayan ve savunan bir insan haline geldi. Demem o ki siz bırakın bu sistemi eleştirmeyi, Bu sistemi daha fazla nasıl geliştiririz diye uğraşın . Yıllardır bu sistemi tartışmak yerine üzerine daha fazla ne katabiliriz diye uğraşsaydınız bugün Herşey Dahil sistem çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Bu yazımı da bir üstteki yoruma istinaden yazıyorum. Hata hata demişsiniz lütfen hatanın nerde olduğunu anlatında bizde bilelim.
    Akademisyen - 18.4.2013 07:58:25
    Türkiyedeki herşey dahil sisteminin artık geliştirilmesi gerekiyor. Her ürünün bir misyonu vardır ve misyonlar belirli bir süre devam eder. Herşey dahil sistem esnafın cahilliği ile birleştiği için esnafa oldukça zarar vermekle beraber, her ne kadar karda getirse aşırı tüketime neden oluyor. Bence Cem Beye o yılların durumu göz önüne alındığında teşekkür edilmesi gerekibilir, çünkü ülkemizdeki turizmin, turist geliş sayılarının ve turizm gelirlerinin artmasına katkı sağlayacak bir ürün geliştirmiştir. Ancak son dönemdeki turizm gelirlerine bakıldığında, kişi başı harcamada ciddi düşüşler görülmektedir. Bunun da en büyük sebeplerinden birinin herşey dahil olduğunu düşünüyorum. Herşey dahil bir şekilde gelişim yada evrim sürecine girmelidir. Kıt kaynakların ve taşınabilir kişi sayısının nereye kadar tahammül edebileceği muamma mıdır? bunlar araştırılmakta mıdır? Artık güzelim doğal alanlarımız 5 yıldızlı otellerle dolup taşmaktadır. Herşey çok geç olmadan önlemimizi alalım. Batı Akdeniz sahillerindeki oteller 45 aylık doluluk oranları ile kar yapabiliyorlar. Bu nedenle herkes otel yapma derdinde ancak heryer otel dolduğunda Turist buraya niye gelecek? bunu iyi ve derin bir şekilde düşünmek gerekir.
    özkan özcan - 24.4.2013 16:20:32
    Herşey dahil artık zamanını doldurmuştur ve inanın bu durumu yarattığı sonuçları gördükçe ülkem adına üzülüyorum.3 kuruş paraya gelen bu turistler, yiyipiçip, çöplük misalı pisletip gidiyorlar. Herşey dahil otelde kalan turistler dışarıdan su almamak için yanlarında otelden getirdikleri su ile dolaşıyorlar ve bunun gibi pek çok örnek... durum bu kadar vahimdir. Bu sistem dışarıda 1 lira harcamaya korkan insanları, en ucuzcu turisti çekmektedir. Alternatif ne olabilir diye soran arkadaşlara sesleniyorum: odakahvaltı, yarım ve tam pansiyon neden olmasın? Dünyada başarılı olmuş her ülkede bu sistem uygulanıyor mu bakmak lazım.
    HAYRİYE TÜRKİZ BEŞTEPE - 11.9.2014 15:40:34
    Ben cem beyin zarar verdiğini ASLA KABUL ETMEM...ÇÜNKÜ BUNDAN 20 30 SENE EVVEL ..BODRUMDA VEYA ANTALYADA ..OTELDEN ÇIKIP ŞEHİRDE YEMEK YENİCEK NE RESTORAN NEDE GİDEBİLECEĞİNİZ TUVALET VARDI....O ZAMANA GÖRE EN GÜZELİ TÜRİZMİN BAŞLADIĞI ZAMAN..ZARAR VERDİ ÇOK YANLIŞ GELEN ZATEN UÇAKLA GELİYOR..ARABASI YOK ARABA KİRALAMAK DAHİ LÜKSTÜ....BUNLARI YAZANLAR...KASİTLİ VE BİLGİYE DAYANMAYAN GÖRÜŞLER...İYİKİ VAR OLDUNUZ CEM BEY YİNE VAR OLUCAKSINIZ..BİZLER AYNI KADERLERİ PAYLAŞIYORUZ ÜNYA VATANDAŞIYIZ...ÇÜNKÜ SUBAY ÇOCUKLARI HER YERE UYUM SAĞLAMASINI ÇOCUKLUKTAN ÖĞRENMİŞTİR ...


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Turizmin Batılı yüzü, Prusyalı Türk Vural Öger
    Uludağ turizmini yaratan adam: Haluk Beceren
    Editör Yazı Arşivi
    Bizi Takip Edin
    Facebook Twitter
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun