Cumhur Güven Taşbaşı kimdir?

Sektörün ilgiyle takip ettiği Turizmden Portreler’in yeni konuğu Cumhur Güven Taşbaşı. Bodrum kaymakamlığı ve İstanbul vali yardımcılığı görevlerinde bulunduğu döneminde turizm sektörünü yakından tanıyan ve sektörün gelişmesinde büyük hizmetleri bulunan Taşbaşı, daha sonra getirildiği Tanıtma Genel Müdürlüğü göreviyle tüm turizm sektörünün yakından tanıdığı bir isim haline geldi.

Turizmden Portreler - TurizmGüncel

Cumhur Güven Taşbaşı; nasıl kaymakam olduğundan, alelacele Bodrum’a atanmasına, İstanbul vali yardımcısıyken yaşadıklarından, Tanıtma Genel Müdürlüğü’ne geçişine, yeni atandığı İstanbul Turizm Platformu Koordinatörlüğü görevinde neler yapmak istediğinden başından geçen ilginç olaylara kadar kısa yaşam öyküsünü Turizmden Portreler’e anlattı. Keyifli okumalar...

tasbasi1_1

Köy Enstitüsü mezunu öğretmen babanın oğlu

Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen babanın oğlu olarak 1955 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Cumhur Güven Taşbaşı, bir süre sonra babasının tayininin Ankara’ya çıkması üzerine ilk ve ortaöğretimini Ankara’da tamamladı. Babasının ilkokul öğretmeni olması nedeniyle ilkokulu Ankara Esenboğa Havalimanı yakınlarındaki bir köyde okudu. Taşbaşı, ortaokulu ise Çubuk Ortaokulu’nda tamamladı.

‘Askerlere yemek götüren kamyonla okula gidip gelirdik’

‘’Köy çocuğu olduğumuz için 30 kilometre mesafedeki Çubuk Ortaokuluna gidiyorduk. Çubuk’taki alaydan havaalanında nöbet bekleyen askerlere yemek getiren bir askeri GMC araç vardı. Sabah yemek getirip Çubuk’a dönerken bizi alıp okula bırakır, akşam yemeğini getirdikten sonra dönüşte de bizi alır köyümüze bırakırdı’’ diyen Cumhur Güven Taşbaşı, o dönem askerlerin Türk toplumuna çok yakın olduğunu belirterek şunları söylüyor:

‘’Şimdi askerler arabalarına asla sivil insanları almazlar. Kimi niye almazlar? Ben orada yaşayan bir çocuğum işte okula gidip geliyorum. Devlet benim işimi kolaylaştırıyorsa bundan güzel bir şey var mı?

tasbasi18

‘Sen kimsin ulan!’

GMC’nin kasasında üşürdük. Bir gün bir asteğmen geldi ve ‘ilk karne döneminde kimin karnesi iyi olursa onu şoför mahaline alcağım’ dedi. 12-13 kişi arasında en iyi karne benimki çıkınca, beni şoför mahaline aldı ve ben orada gidip-gelmeye başladım. Bir gün bir astsubay geldi ve beni şoför mahalinde görünce, ‘sen ne arıyorsun burada?’ dedi. Ben burada gidiyorum deyince de, ‘sen kimsin ulan burada gidiyorsun, in aşağı’ deyince indim ben de... ‘Sizi götürüp getiriyoruz, daha ne istiyorsunuz. Bir de gelmiş şoför mahaline binmişsin’ diyerek kızdı bana... Sonra çocuklar benimle dalga geçmeye başladı; ‘ne oldu ulen hani sıcak sıcak gidip geliyordun...’ Bu benim için önemli bir anıdır. Askerlerin bizi okula götürüp getirmesi, eğitimli bir insanın başarıyı ödüllendirmesi ve sonra başka bir adamın gelip beni ordan indirmesi...’’

Köy Enstitüleri Türkiye’de eğitimli, duyarlı ve ülke adına sorumluluk taşıyan bir nesil yetiştirmek için hayata geçirilmiş önemli bir girişimdi. Sonraki süreçte bir şekilde ortadan kaldırılıyor. Ancak bu enstitülerden mezun olanların bazı özellikleri var. Mesela kanaat önderi olmuşlar, yaşadıkları bölgelerde pek çok girişime önderlik etmişler ve birden çok alanda beceriye sahiplermiş. Sizin babanızda da var mıydı bu özellikler?

‘Babam çok yönlü bir insandı’

Köyde birisi hasta olduğu zaman babamı çağırırlardı. Babam gider muayene eder, ne tür bir iğne yapılacağını bilirdi. Bahçemizde tavuklarımız, hindilerimiz, arılarımız vardı. Radyosu bozulanlar tamir içn babama getirirdi. Müzik aleti olarak mandolin çalmasını bilirdi ve çocuklara da mandolin çalmayı öğretirdi. Tarımda ne yapmaları gerektiği konusunda köylüleri bilinçlendirirdi, güreşçiydi, insanları spora özendirir, kavga edenleri barıştırırdı... Köy Enstitülerinden mezun olanlar, hakikaten çok yetenekli insalardı.

tasbasi16

‘Lüks gömleği için Çubuk’a giderdik’

‘’Okula gittiğimiz yıllarda tabi elektrik yoktu. Bir lüks lambamız vardı. Babam onu yakardı biz de onun ışığında ders çalışırdık’’ diyen Cumhur Güven Taşbaşı, ‘’Onun üstünde ‘gömlek’ denilen bir kumaş vardır. Yandığında sertleşir ve ışık yayar, ancak değdiğinizde anında kırılırdı. Evde yedek gömlek kalmadığında, Çubuk’a gidip yenisini almak için yola çıkar saatlerce bir araba geçsin diye beklerdik. Dönüşte de aynı şekilde.’’ diyerek dönemin zorluklarına dikkat çekiyor.

‘Öğretmen olmak istemiyorum dedim, babam sen bilirsin dedi’

Daha sonra lise eğitimi için Ankara’ya giden Taşbaşı, burada Gazi Lisesi’ne başladı ve 1973 yılında Gazi Lisesi’nden mezun oldu. Eğitim hayatına, kazandığı Eskişehir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünde devam eden Taşbaşı, ‘’Oraya başladıktan bir sene sonra babama, ‘sen öğretmensin, ben de öğretmen olacağım. Ben farklı bir şey olmak istiyorum, buraya gitmeyeceğim’ dedim. O da ‘sen bilirsin’ dedi ve Ankara’ya dönerek üniversite hazırlık kurslarına gittim. Üniversite sınavına girdim. Lisede okurken biz Cebeci’de otururduk. O zamanlar bir şey olduğunda Siyasal Bilgiler Fakültesinden çıkan çocuklar ellerinde pankartlarla yürüyüş yapar, slogan atarlardı. Ben de bunların kim olduğunu nerde okuduğunu merak eder, onlar gibi olmak isterdim.’’diyor.

tasbasi14

‘1975 yılında Siyasal Bilgiler’e kaydoldum’

Olabildiniz mi peki?

İyi bir puan almıştım ve tercihimin birinci sırasına Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni yazdım. Aslında tıbba da yetiyordu puanım ama o zamanlar neyi yazdıysan ona gidebiliyordun. Ben de Siyasal Bigileri kazanmıştım. 1975 yılında Siyasal Bilgiler’e kaydoldum...

‘Sınıfa ilk gittiğimiz gün boykot kararı alındı’

O dönemler Türkiye’de sokaklar hareketli tabi...

Türkiye’deki toplumsal çatışmaların en yoğun olduğu dönem. İlk gün sınıfa gittik, boykot kararı alındı ve oraya gelen birkaç kişiyi dövdüler. Üniversitelerde böyle bir şey vardı. İlk gelen öğrencilere gözdağı verirlerdi.

Belki şehirli olmanın getirdiği bir şeyle korkmadım. Ama orada dernekler falan vardı. Bir süre sonra insanlarla arkadaş oluyorsunuz. Çok boykotlu, çok kavgalı, çok olaylı bi dönem geçti... İkisi Samandağlı, bir tanesi de Alanyalı üç arkadaşım okulu bitiremedi. 12 Eylül’den sonra afla ancak bitirebildiler. Ama şimdi hepsi zengin. Bir tanesi turizmle uğraşıyor Alanya’da acentesi ve oteli var. Bir tanesi İskenderun’da Ege Seramik’in bayii ve maddi durumu gayet iyi. Şimdi karşılaştığımızda ‘biz sana özeniyorduk, keşke okusaydık da bürokrat olsaydık’ diyorlar. Ben ise karşılığında ‘ben de size özeniyorum. Param çok olsaydı’ diyorum...

Mümtaz Soysal’ın dersinde yaşanan ilginç olay

1979 yılında da Siyasal’dan mezun oldum. Fakültede de ilginç bir anım var. Bir gün Mümtaz Soysal’ın dersindeyiz, 500 kişilik amfideyiz. Öğrenci derneğinin temsilcileri geldi ve ‘arkadaşlar boykot kararı alındı, herkes bahçeye çıkacak’ dediler. Bunun üzerine Mümtaz Soysal öğrenciye, ‘Sen kimsin, nasıl konuşuyorsun. Önce kapıyı çalacak, sonra dersin hocası olarak benden izin alacaksınız. Ben izin verirsem söyleyeceğinizi söyleyip gideceksiniz. Hangi hakla dersimi bölüyorsunuz?’ şeklinde çıkışınca, ummadığım bir şey oldu ve ‘özür dileriz’ hocam diyerek çıkıp gittiler...

tasbasi9

‘O dönem toplumda günümüzdeki gibi bir ayrışma yoktu’

O dönem toplumda günümüzdeki gibi bir ayrışma yoktu. Yine partiler vardı, herkes fikrini söylerdi ama aynı zamanda bu insanlar mahallelerde birlikte yaşar, birbirine gidip gelirlerdi. Bazı sağcıların veya solcuların ‘kurtarılmış mahalle’ şeklinde adlandırdığı yerler vardı ancak bu durum toplum içerisinde yaygın değildi. Genç kesimde bir kamplaşma vardı ama bu toplumun tabanına yayılmamıştı.

‘Ülke sorunlarına kafa yoranlar sonuçta bir yerlere geliyor’

Ama o dönemin sağcıları ve solcuları, 10 yıl öncesine kadar Türkiye’yi yöneten insanlardı. Türkiye’deki önemli bankaların genel müdürleri, önde gelen siyasi figürleri, bürokratları o dönemin solcuları veya sağcılarıydı. Buradan şunu çıkarmak gerekiyor: Ülke meselelerini düşünen tartışan insanlar sonuçta o ülkede bir yere geliyor. 12 Eylül ile beraber bu durum ortadan kalktı. Okumayan, tartışmayan, soru sormayan bir nesil yetişti ve kalitesizleşme başgösterdi. Sorunları tartışmadan nasıl çözeceksiniz?

tasbasi5

‘Eşim müfettiş olmamı istemedi’

Siyasal Bilgiler’den mezun oldunuz. Peki sonrasında nasıl şekillendi iş yaşamınız?

Mezun olduktan sonra sınavı kazanarak İçişleri Bakanlığı’nda 6 ay uzman yardımcısı olarak görev yaptım. 1979 yılının Eylül ayında mezun oldum, diplomamı almam 80’i buldu. 81’de sınavlara girdim. Birkaç tane müfettişlik sınavını kazandım. Ben Siyasal Bilgiler’de İktisat Maliye bölümünden mezun oldum. Sınavı kazandıktan sonra mülakatlara giriyorduk. Tabi herkes adam arıyor torpil için. Ben birkaç sınavı kaçırdım, kazandıklarım da olmuştu. Türkiye Elektrik Kurumu’nun müfettişlik sınavını kazanmıştım. O zaman yeni evlenmiştim ve eşim istemedi. Kazandığım başka yerler de olmuştu ama gitmedim. İçişleri Bakanlığı’nda çalıştığım için ordakiler ‘gel kaymakam ol’ dediler. İlk açılan sınava girdim ve 1981 yılında kaymakam adayı olarak Edirne’ye gittim. Meriç’te kaymakam yardımcısı olarak başladım.

‘Genelevde çalışan bir kadın nakil için geldi’

Kaymakam adayları vilayette staj yapar. Bütün kurumları gezersin, ne yaptıklarına bakar sonra da valiye rapor edersin. Ben Enver Hızlan’ın öğrencisiyim.

Birgün evrak havale edeceğiz. Genelevde çalışan bir kadın, evrak getirmiş, nakil yapmak istiyor. Yanımdaki kişi anlamıyor. ‘Ben bu evrakı nereye göndereceğim’ diye kaldı şaşkın halde. Ben daha önce İçişleri Bakanlığı’nda çalıştığım için biliyorum konuyu tabi. Dedim ‘onu emniyete göndereceksin’.

Cumhur Güven Taşbaşı Meriç’e kaymakam vekili oluyor

Bir ay sonra vali beni çağırarak, Meriç kaymakamının izne gittiğini ve yerine de yeni mezun bir bayan doktoru bıraktıklarını söyledi. ‘Sen eski memursun. Seni Meriç ilçesine kaymakam vekili olarak gönderiyorum’ dedi ve daha 30 günlük kaymakam adayıyken Meriç’e kaymakam vekili oldum. Sonrasında nerede kaymakam vekiline ihtiyaç varsa oraya gönderildim... Edirne’den Bozcaada’ya bile kaymakam vekili olarak gidip 8 ay görev yaptım. Sonra da 1983 yılında Kahramanmaraş’ın Göksün ilçesine kaymakam olarak atandım.

tasbasi15

Öğrenciyken terzilik yapan dayısının yanında çalıştı

Bu süreç içerisinde evlenmişsiniz de... Evliliğinizden de bahseder misiniz biraz?

Eşim, liseden arkadaşım. Bir sene aynı sınıfta okumuştuk. Sonrasında Firuzan İstanbul’a taşındı ama ilişkimiz devam eti. Ben sürekli gidip geldim İstanbul’a öğrencilik yıllarımda. Dayım İstanbul’da terziydi. İngiliz Konsolosluğunun karşısında atölyesi vardı ve 25 kişi falan çalışırdı. Ben de yaz aylarında dayımın yanına gidip onun yanında çalıştım. Orada müdür gibi çalışıyordum. Ve mesleğimde bürokrat gibi değil de, serbest piyasada çalışan bir insan gibi davranmamın nedeni de yıllarca burada çalışmamdır. Siyasal’ı kazandıktan sonra dayım, ‘artık burada çalışmayacaksın, buraya devam edersen sen okumazsın’ diyerek benim atölyede çalışmama bir daha izin vermedi. Şimdi düşünüyorum da, doğrusunu yapmış. Belki de dediği gibi, para kazanmaya devam etseydim okumazdım. Zaten dayın sonrasında rahatsızlandı ve vefat etti. Ben orda çalışsaydım kesin bana, ‘burayı sen işletmeye devam et’ derlerdi. Çünkü işi ve piyasayı iyi biliyordum.

1979 yılında Firuzan hanımla evlendi, iki çocuğundan biri turist rehberi

1979 yılında, fakülteyi bitirince evlendik. Sonrasında kaymakam adayıyken ilk çocuğum, kaymakam olarak gittiğim Göksun’da da ikinci çocuğum dünyaya geldi. Bir oğlum bir de kızım var. Oğlum turist rehberi, Amerikalılarla çalışıyor. İyi de rehberdir. Kızım ise Amerika’da yaşıyor şu anda. Oğlum Bilkent Arkeoloji, kızım da Sabancı Gösel İletişim Tasarımını bitirdi. Şimdi evlendi, Amerika’da yaşıyor ve video art yapıyor.

tasbasi13

Göksun’da ne kadar süre görev yaptınız?

Göksun’da 5 yıl boyunca kaymakamlık yaptım. Sonra siyasilerle aram açıldı. İktidarda ANAP vardı. ‘Bunu en uzak köşeye sürün’ demişler.

‘Kamu kurumunu kara geçirince beni şikayet ettiler’

Neden aranız açıldı?

Bir beldiye başkanı vardı. Kamunun bir ocağını menfaatine yönelik kullanıyorlardı. Vali de ‘sen bu işle ilgilen’ dedi. Biz de onlardan aldık ve kara geçirdik. Bugün olan şeyler o zamnalar da vardı; birileri götürürken, biz devleti kara geçirince onlar da bizi şikayet ettiler Ankara’ya. Zaten sürem de dolmuştu...

‘Kaymakamı en uzak yere sürdürdük’

Sonra nereye gönderdiler sizi?

Bizde mahrumiyet hizmeti var. İyi bir valimiz vardı. Beni çağırdı ve ‘olum bunlar seni şikayet ediyor, git tedbirini al’ dedi. Ben de Ankara’ya gittim. Dediler ki, ‘biz seni biliyoruz, bunlar seni şikayet etti ama biz seni değerlendireceğiz.’ Seni Karadeniz’e göndermemizi ister misin?’ dediler. Siyaset her zaman var ama eskiden bu tür şeylerde devlet çalışanını daha çok korurdu.

Babama sordum, babam, ‘git oğlum Karadeniz güzeldir’ dedi ve bunun üzerine Artvin-Ardanuç’a gittim. Bunlar da gelip, ‘kaymakamı en uzak yere sürdürdük’ dediler. Haklılar ama o zaman güneydoğu falan tehlikeliydi.

Ardanuç’tan Kırklareli Pınarhisar’a

Ardanuç’ta 2 sene kaldıktan sonra Kırklareli-Pınarhisar kaymakamlığına geçtim ve o arada (1990) dil kursu ve mesleki tecrübemi arttırmak için İngiltere’ye gittim. İngiltere’den döndükten sonra Pınarhisar’da kaymakamlık yapmaya devam ettim ve 5 yıl orada görev yaptım.

‘Bölük dur, Kandıralı sen de dur!’

1995 yılında Kocaeli-Kandıra kaymakamlığına getirildim. ‘’Bölük dur Kandıralı sen de dur’ diye bir söz vardır. Komutan bölüğe dur demiş ama Kandıralı durmamış ve komutana sormuş; komutanım bana neden dur demediniz. Komutan da ‘iyi bundan sonra sana da dur deriz’ demiş. Sonrasında ‘bölük dur, Kandıralı sen de dur’ demeye başlamış.

tasbsi12

ABD konsolosu Taşbaşı’yı ziyaret etmek istiyor

Kandıra kaymakamıyken Amerikan elçiliğinden aradılar ve ‘konsolos sizi ziyarete gelmek istiyor’ dediler. Ben de valiyi arayıp durumu bildirdim. Vali de ‘evladım güzel, ne istiyorlarsa ver’ dedi. İlçenin ekonomik durumu, sosyal yapısı gibi konularda sunum yaptım. Bana Pınarhisar’da Kürt meselesi var mı diye sordular. Ben de var dedim. Atatürk zamanında birtakım insanlar güneydoğudan alınıp buralara yerleştirilmiş. Bunların içinden şu anda ticaretle uğraşanlar da var. Şehit cenazesi geldiğinde (o zamanlar çok şehit cenazesi gelirdi), güneydoğudan gelen vatandaşlara ait iş yerlerine saldırılar oluyor. Bir defasında bir benzinliği yakmaya kalkıştılar. Polis yeterli gelmeyince jandarmadan destek istedik de ancak engelleyebildik. Gibi şeyler anlattım...

Taşbaşı, ‘Gönüllüler Programı’na davet ediliyor

Konsolos gelip gittikten bir hafta sonra beni aradılar ve ‘Gönüllüler Programımıza’ katılmanız için sizi 1.5 aylığına Amerika’ya davet ediyoruz. Bütün masraflarınız tarafımızdan karşılanacak. Kabul edip etmediğinizi bize bildirin’ dediler. Valimizle konuştum, ‘evladım hemen git’ dedi. ‘Gitme, bunlara bulaşma’ diyenler de oldu tabi. Kabul ettim, sonrasında eşimle beni başkonsolosluğa davet ettiler.

Ama beni davet eden adam tayin oldu gitti. 1992’de konuştuk, 93’te karar verdiler ama ben 95’te tayin olup Kandıra’ya gittim. Artık umudu kesmiştim ki bir gün telefon çaldı ve ‘sizi konsolosluğa bekliyoruz’ dediler. Gittim ‘tamam sizi gönderiyoruz’ dediler ve ben 1.5 ay Amerika’da kaldım. Bu programa Türkiye’den katılan ilk kişi Demirel’dir. Erbakan ve daha çok sayıda kişi bu programa katılmıştır.

tasbasi20

‘1.5 ayda ufkum açıldı’

Neydi bu program tam olarak?

Mesleklerinde veya siyasette yükselebilecek, önemli yerlere gelebilecek kişileri alıp Amerika’ya götürüyor ve kendi ülkelerinin reklamını yapıyorlar. 1,5 ayda ufkum açıldı. Orada mahkemelere, polis karakollarına, hastanelere, hapishanelere, turistik yerlere... götürdüler bizi.

Kandıra’daki kaymakamlık göreviniz nasıl devam etti?

‘FETÖ’cü vali, 28 Şubat’ta bir numaralı Atatürkçü oldu’

Kandıra’da Memduh Oğuz adında bir valimiz vardı, şimdi FETÖ’den hapiste. Benim ilçeme geldi namaz kıldırdı camide. Yanında Necati Çalışkan diye bir bakan vardı. Biz içeri namaz kılacağız deyince, ‘Buyurun girin’ dedim ben girmedim, jandarma alay komutanı da girmedi. Akşam beni Cumhuriyet gazetesinden arayıp, ‘vali namaz kıldırmış’ ddiler. ‘Ben bilmiyorum’ dedim. ‘Nasıl bilmezsiniz siz kaymakamsınız’ deyince, ‘ben içeri girmedim nereden bileyim’ diye yanıt verdim.

Sonra 28 Şubat yaşandı. Baktık bizim vali bir anda Atatürkçü olmuş. Müfettişler geldi ‘vali namaz kıldırdı’ diye. Gazeteye söylediğimi müfettişlere de söyledim. Sonra vali beni aradı ve ’müfettişler ne ifade alıyosa, ifadeyi kim yazıyorsa öğren bana bildir’ dedi. Ben de ‘söylediğiniz yasal değil, bunu yapamam. Yarın müfettişler döner bakan adına bunun hesabını benden sorarlar’ dedim. ‘Ben sana bunun hesabını sorarım’ dedi ve telefonu yüzüme kapattı. O günden sonra valiyle aramız açıldı.

‘Vali başımı belaya sokacak, beni buradan alın’

İçişleri Bakanlığı’na gittim ve ‘beni buradan tayin edin. Bu vali benim başımı belaya sokacak, üstüme geliyor beni zorluyor’ dedim. Onlar da ‘sen merak etme valiyi görevden alacağız’ ddiler. Ama vali gitmiyor, bir sene geçti. Bizim vali oldu Atatürkçü, yakasına da Atatürk rozeti taktı. Dönemin İçişleri Bakanı ise Saadetin Tantan. Tantan yeni bakan olmuştu. Bunu görevden almaya çalışıyor ama alamıyordu. Güçlülermiş demek ki. Pendik kaymakamı olacaktım onu da engellemiş.

tasbasi24

Uşak-Banaz kaymakamlığı ve Tantan’ın Bodrum ataması

Bodrum kaymakamı olarak atanmanız nasıl oldu?

Pendik’e atanamayınca ben de oradan Uşak-Banaz’a gittim. Bir buçuk sene sonra Bodrum Kaymakamı Bitlis valisi oldu. Birgün İçişleri Bakanlığı özel kaleminden telefon geldi ve ‘Bakan seni vekil Olarak Bodrum kaymakamlığına atadı. Gidiyorsun göreve başlıyorsun ve bakan beyi arıyorsun’ dediler. Sonra Uşak valisi aradı ve görevlendirme yazımın geldiğini belirterek görüşmeye çağırdı. Vali bana, ‘sen gel Uşak valisi ol, ben de Bodrum kaymakamı olayım’ diyerek şaka yaptı.

‘Mesut Yılmaz Bodrum’a başka birini atamak istiyordu’

Bodrum’da göreve başladım ve bakan beyi aradım. Bakan bey, ‘seni oraya gönderiyorum. Kimseden korkmayacaksın. Bütün yetki bende bakan olarak. Aslan gibi dur, cesur ol, verdiğim talimatları yerine getir’ dedi. Aslında Mesut Yılmaz Bodrum’a başka birini atamak istiyor ama Saadetin Tantan fırsat buna vermeden kendi atamasını yapmak istiyor. Bana üç ane başarılı kaymakam getirin diyor ve getirilen isimlerden biri de benim. Benim dosyama bakınca ‘ama bu kişi hakında vali olumsuz şeyler yazmış’ deyince yanındaki kişi valiyle ilgili (Memduh Oğuz) hatırlatmada bulunuyor. Bakan da o anda Kandıra’da yaşanan olayı hatırlıyor ve benim tayinime karar veriyor.

tasbasi6

Görev yaptığınız diğer yerlerle kıyasladığınızda, Bodrum’u nasıl buldunuz görev açısından?

Tantan Bodrum’a kaymakam ataması yaparken, camiye de gidebilen gerektiğinde içki de içebilen, sosyal yaşantısı düzgün, eşiyle toplum içine çıkabilecek birisi olsun diye özellikle belirtiyor. 1999’un sonu itibariyle benim Bodrum görevim de başlamış oldu.

Halikarnas Diskosu’nu nasıl kapattı?

Bakanlığın özel kalem müdürü aradı ve Bodrum’da artık çığırından çıkmış 11 tane yeri kapatmamı istedi. Ben de emniyet ve jandarma komutanlarını aradım listeyi ellerine verdim. Hakikaten bu mekanların hepsinde ses düzeyinin çok yüksek olduğu tespit edildi. Bir tanesi hariç, o da Halikarnas Diskosu. Halbu ki en çok gürültü kirliliği yapan yer. Ben bunları üçer gün kapattım, çünkü yüksek sezon ve fazla hırpalamak da istemiyoruz. Döndüm bakanı aradım,’efendim bu işletmelerin 10 tanesini kapattım. Bir tanesinde bir şey bulamamışlar’ deyince bakan ‘Halikarnas mı?’ diye sordu. Nereden biliyorsunuz diye sorduğumda ‘ben bilirim, o bakanları ağırlayan bir adam onu kolay kolay kapatamazlar’ dedi. Devamında bana ‘güvendiğin adamları ve ses aletini yanına al ve gidip kontrol et. Hakikaten ses düşükse bir şey yapma ama göreceksin ki yüksek çıkacak’ dedi. Gidip ölçtük ve gerçekten 100 desibelin üzerinde çıktı. Ertesi gün Halikarnas’ı da kapattık. Halikarnas’ı kapatınca ciddi ses geldi, Ankara’dan telefonlar almaya başladım ama kapattık...

‘Bodrum’da çok güzel işler yaptık’

Bodrum’a kaymakam olan Cumhur Güven Taşbaşı’ya, kent turizmi neler yaptığını, ne tür çalışmalarda bulunduğunu sorduğumuzda ise şu yanıtı verdi:

Bodrum’da Bodrum Yarımadası Tanıtma Vakfı (BOYTAV) vardı. Toplanıp geldiler ve benim BOYTAV’a başkan olmamı istediler. O zamanlar Muğla Hizmet Vakfı isminde bir vakfımız vardı. O vakfa bir yardım topluyorduk. Vakıfta toplanan paraların yüzde 80’i Bodrum’a ayrılıyor, gerisi Muğla’ya gönderiliyordu. Biz bu paraları Bodrum tanıtımı için kullanmaya başladık. Vakfın dışında belediyenin ve turizmcilerin de yer aldığı bir komite kurduk. Turizm tanıtımı için neler yapılması gerektiğini kararlaştırdık. Tanıtım Vakfı olarak başlıca destinasyonlardaki fualarda stant almaya başladık. Çok iyi çalışmalar yapıldı. Bodrum’un ziyaretçi sayısında ciddi bir artış oldu. Bodrum’un eli yüzü temizlendi. Bodrum Belediyeler Birliği diye birlik vardı. Onlarla da beraber çok güzel bir sinerji yarattık.

tasbasi32

Torba’da yanan ormanlık alanın ağaçlandırılması için yadım kampanyası

Bodrum’da 4 seneye yakın kaymakamlık yaptım ve çok başarılı geçti. Ben kaymakam olmadan önce Bodrum’da bir orman yangını olmuş ve bir yardım hesabı açılmıştı. Bir getirdiler o zamanın parasıyla bin lira toplanmış, bundan hiçbir şey olmaz dediler. Sonra ben maddi durumu iyi olanlarla bir toplantı yaptım. Toplantıdan önce birkaç hayırsever insanı da ayarladım. Torba’daki yangından sonra burayı tekrar yeşillendirmek istediğimizi, toplanan yardımlarla ağaç dikimi yapılacağını söyledim. İnsanlar para istendiğinde hoşlarına gitmiyor. Kampanyayı başlatınca ayarladığım yardımseverler, biner, iki biner lira bağışladıklarını söylediler. ‘Siz ne vereceksiniz?’ diye sordum oradakilere. 200 verelim falan dediler ama ben ‘bari siz de bu yardımseverler kadar verin’ diyerek bağış tutarını arttırmayı başardım ve ciddi bir para topladık.

‘Kaymakam zorla para topluyor manşeti’

Ertesi gün Hürriyet gazetesinde ‘Kaymakamdan metazori (zorla) para toplama’ başlığıyla haber çıktı. Başlık böyle ama haberin içeriğinde başlıktakine benzer hiçbir bilgi yok. Haber çıktıktan sonra Türkiye’nin her yerinden destek telefonları almaya başladım. Fatih Altaylı aradı ve kendilerinin destek olmak istediğini söyledi. Garanti Bankası’nın genel müdürü aradı ve bir bölgeyi ağaçlandırmak istediklerini ifade etti... Biz Orman Bölge Müdürlüğü ile çalışarak planlama yaptık ve Torba’yı ağaçlandırdık. Kimse bilmez, unutuldu ama, orası şu anda yemyeşil.

Bodrum’da çok güzel şeyler yaptık. Limanı yaptık. Vakıf için toplanan paralardan belediyelere para veriyorduk. Onlar çok güzel kıyı düzenlemeleri yaptılar. Mesela şimdi görüyorum, Bitez Belediyesi’nin o zaman diktiği palmiye ağaçları kocaman olmuş.

Nizip’e gidecekken son anda İstanbul’a tayin ediliyor

Cumhur Güven Taşbaşı, Bodrum’un ardınan bir başka turizm kenti İstanbul’a tayin ediliyor. Saadettin Tantan’ın ardından İçişleri Bakanı olan Rüştü Kazım Yücelen, Taşbaşı’yı İstanbul’a tayin ediyor. Aslında planlanan ilk tayin yerinin Nizip olduğunu öğrenen Taşbaşı’ya Bodrumlu turizmiler sahip çıkmış. Toplanıp Ankara’ya, Mesut Yılmaz’ın yanına giden turizmciler, ‘Bu adam bizim için önemli. Çok çalışkan neden tayin ediyorsunuz, hem de Nizip gibi bir yere?’ dedilerse de bir şey değişmemiş. Taşbaşı, ‘’Sonra ben o zamanın dışişleri bakanı Şükrü Sina Gürel’i buldum. O da beni başbakan yardımcısına filan götürdü ve onların da girişimleriyle tayinim İstanbul vali yardımcılığı olarak değiştirildi. 2002 yılının ekim sonunda, vali yardımcı olarak İstanbul’da göreve başladım’’ diyor.

tasbasi26

‘Ak Parti iktidara geldi, tüm ANAP’lılar anında Ak Partili oldu’

İstanbul’da da turizm alanında mı görevlendirildiniz?

O zamanın İstanbul Valisi Erol Çakır’dı. Bodrum’dan kendisini tanıyordum. Vakıfları, kültürü, turizmi, sporu bana bağladı.

Sonra seçim oldu ve seçimde Ak Parti iktidara geldi. İktidarla bilikte vali de değişti ve Muammer Güler İstanbul Valisi oldu. O dönem şunu gördüm; daha önce valinin yakınında olan bazı ANAP’lılar, hepsi bir anda Ak Partili oldu ve Erol Çakır’a dirsek göstermeye başladılar. Çünkü Erol Çakır, dönemin Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın hapis yatma dönemlerinde bazı problemler yaşamışlar.

‘Erdoğan’ı karşılamaya gideyim mi? Evladım nöbetçi sensin, sen bilirsin’

Birgün valiyi aradım ve ‘Efendim seçimler oldu, seçimi Ak Parti kazandı. Ak Parti’nin başkanı İstanbul’a geliyor (o zamanlar milletvekili değildi) ne yapayım, karşılamaya gideyim mi?’ diye sordum. Çünkü hafta sonuydu ve nöbetçi bendim. Vali de bana, ‘Evladım nöbetçi sensin. Sen benim vekilim sayılırsın. İster git ister gitme’ dedi. Kendisinin karşılamaya gitmeyeceğini, çünkü valilerin sadece Cumhurbaşkanını, Meclis Başkanını ve İçişleri Bakanını karşılayabileceğini söyledi.

‘Şenes abi ben sana demedim mi...'

Ben karşılamaya gitim. Havalimanında Şenes Erzik de vardı. Dödü Şenes Erzik’e, ‘’Şenes abi ben sana demedim mi gel bizim partiden aday ol. Olsaydın bak şimdi spor bakanıydın’ dedi. Ezik de, ‘Çok haklısınız bilmedik’ dedi. O karşılamayla ilgili böyle de bir anekdotum var.

tasbasi31

İstanbul vali yadımcısıyken aldığı görevler

İstanbul’a yeni gelen vali de bana ciddi görevler verdi. Hem kültür ve turizm işlerini devam ettirdim hem de valiliğin karargah bölümünü yönettim. Trafik Vakfı’nın ve Vilayetler Hizmet Biliği’nin Turizm AŞ adlı şirketinin yönetimine de beni görevlendirdi. Aynı zamanda Afet Derneği’ni de ben yönetiyordum. Şimdi deprem güncel diye söylüyorum. O zaman deprem konteynırları konulmuştu onların takibini yapıyordum. Sağlık malzemesinden tut da kırıcılara kadar, o konteynırların içinde her şey vardı. Onlara şimdi ne oldu bilmiyorum.

‘İstanbul’da çok önemli işler yaptık...’

İstanbul’da turizm sektörüyle ilişkileriniz nasıldı, neler yaptınız turizm adına?

Turizmde ben hep sektörle beraber hareket ettim. Beyoğlu ve Eminönü platformları vardı o zamanlar. Beyoğlu’nda Kadir Topbaş, Eminönü’de ise Eminönü kaymakamı bizimle çalışıyordu. Sorunları belirleyip onları ortadan kaldırmak için bir yol haritası belirliyorduk. O zaman Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı da bize çok destek veriyordu. Ama biz Özel İdarenin kaynaklarıyla çok ciddi işler yaptık. Topkapı Sarayı’nın içindeki Çinili Köşk’ten tutun da, bizim valiliğin arka kapısı olan Babı Ali Kapısına ve İstanbul Üniversitesi’nin bazı bölümlerine kadar restorasyonlar yaptık, buralara ciddi paralar harcadık. Gülhane Parkı’ndaki Alay Köşkü’nün restorasyonunda da ciddi emeklerim vardır.

‘İstanbul az daha kara listeye giriyordu’

O dönem, UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nden İstanbul’a bir ihtar geldi. ‘İstanbul, dünya mirası listesinde yer alan alanlarını yeterince koruyamadığı için dünya miras listesinden bir alt bölgeye, tehlike altındaki miras’ bölgesine düşmeniz söz konusu’ diye mektup geldi. Bunu ben valiyle konuştum, vali bey bana tam yetki verdi. İstanbul için tehlikeli bir durumdu çünkü kara listeye girmiş gibi bi şey olacaktı, gelen ziyaretçi sayısı düşecekti.

tasbasi30

‘Bizi alkışladılar, kara listeye almaktan vazgeçtiler’

Hemen İBB, Kültür Bakanlığı, STK’lar ve bilim insanlarından oluşan bir komite kurduk ve başkanlığını ben üstlendim. Acil eyem planı çıkardık ve UNESCO heyetini davet ettik. ‘Biz burda bir komite kurduk, bir şeyler yapmak istiyoruz ama sizin rehberliğinize ihtiyacımız var’ diye valinin imzasıyla bi iyi niyet mektubu gönderdik. Sonra İstanbul’a gelen heyeti ağırladık. Bize yapmamız gereken şeylerle ilgili bir rapor hazırlayıp yapılacaklar listesi verdiler. Biz de UNESCO’nun Vilnus’taki toplantısına katıldık. Bir komite kurduğumuzu belirtip, yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlattık. STK’ların da işin içinde olduğunu görünce alkışladılar ve sonrasında bizi kara listeye almaktan vazgeçtiler. İstanbul’u önemli bir tehlikeden kurtardık. Sonrasında Bakanlıklar, belediyeler ve diğer ilgili kurumlar hızla restorasyonlara başladılar...

2004 yılında bombalar patlamıştı. O bombaların patlamasından doğan olumsuz etkiyi ortadan kaldırdık. O dönem turizm STK’larının çok ciddi destekleri oldu.

‘FETÖ’cü grubun etkisiyle bizi Samsun’a tayin ettiler’

Cumhur Güven Taşbaşı, turizm sektöründe en çok bilinirliğe kuşkusuz Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde ulaştı. Taşbaşı, İstanbul vali yardımcılığından Tanıtma Genel Müdürlüğüne geçişini ise şöyle anlattı:

2007 yılında Samsun vali yardımcılığına tayinim çıktı. O zamanlar İçişleri Bakanlığı’nda FETÖ’cü bir grup vardı.Onların etkisiyle bizi Samsun’a tayin ettiler. Ertuğrul Günay da o dönem Kültür ve Turizm Bakanı olmuştu.

tasbasi11

Bayındır ve Murat Dedeman’ın Bakan Günay’dan isteği

İstanbul’da sektörle yaptığı bir toplantıda, rahmetli Murat Dedeman, Timur Bayındır gibi önde gelen turizmciler, tayinimin Samsun’a çıktığını kendilerinin benden memnun olduğunu ve tayinimin durdurulması için bakandan istekte bulundular. Bakan bey hemen harekete geçti ama, o zamanın İçişleri bakanı, ‘bu rutin bir tayin. Kasti bir şey yok. Sen çok istiyorsan kendi bakanlığına al orada çalıştır’ demiş. Bakan bey de İstanbul’da bazı projelerinin olduğunu, benim bir süre daha İstanbul’da kalmamın doğru olacağını söyledi ve ben 2008 yılına kadar İstanbul’da kaldım.

Bakan Günay, şimdiki İslam Eserleri Müzesi’nin olduğu Gülhane içinde bulunan çeşitli devlet kurumlarına ait mezbelelik binaların kaldırılması talimatını verdi. Sonra bu binaların kaldırılmadığını görünce neden kaldırılmadığını sordu. Oradakiler ise bunların kamu kuruluşu olduğunu güçlerinin yetmediğini söyledi.

‘O binaları biz oradan kaldırırız sayın bakanım’

Ben Bakan Günay’ın yanına giderek, ‘Sayın bakanım, bunların kaldırılmasına ilişkin Anıtlar Kurulu’nun bir kararı var mı?’ diye sordum. Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün’e sordu ve böyle bir kararın olduğu ortaya çıktı. Ben de, ‘Tamam efendim varsa o kararı bize uygulayın diye gönderin, biz de valilik olarak kararı hemen uygularız. Bir ay içinde burayı tertemiz yaparız’ dedim. Yazıyı bana gönderdiler. Ben hemen gerekli yerlere yazılar yazıp binaların yıkılacağını ve boşaltılması gerektiğini belirttim. Biz oraları 15 gün içinde boşalttırdık ve sonra da yıktık. Bakan tekrar gelişinde alanın tertemiz olduğunu gördü. Bana çok teşekkür etti. Günay’ın bana olan güveni biraz buradan kaynaklanıyor.

‘Cumhur beyi götürüp orada harcatmayasınız’

Samsun’a tayin tarihim yaklaşırken Ertuğrul Günay bana ‘seni bakanlığa almak istiyorum, müsteşar yardımcısı yapacağım’ dedi. Sonra sektöre sordu, herkes bunun doğru bir karar olacağını söyledi. Hatta Timur Bayındır, ‘Sayın bakanım oralar tehlikeli yerler, Cumhur beyi götürüp orada harcatmayın. Şurada düzgün işler yapıyor’ dedi.

rasbasi21

‘Tanıtma Genel Müdürlüğü deyince kabul ettim’

Bakan sonradan bana müsteşar yardımcılığının olmadığını genel müdürlük yapmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Hangi genel müdürlük diye soduğumda Tanıtma Genel Müdürlüğü deyince kabul ettim ve kararnamem yazıldı. 2008 yılının eylül ayında başladım ve 5 yıl boyunca Tanıtma Genel Müdürlüğü yaptım.

Tanıtma Genel Müdürlüğü’nün ciddi bir bütçesi vardı. O bütçenin kullanılması esnasında da çok şeffaf ve adil bir çalışma yaptık. Reklam ihalesiyle ilgili, çoğu sektör temsilcisinden oluşan 12 kişilik bir komite kurduk. Komitenin 5’i bizden 7’si sektördendi.

‘Ertuğrul Günay komite üyelerine bizi sormuş’

İhaleleri yapıp döndükten sonra Bakan Günay bizi dışarı çıkarıp komite üyesi sektör temsilcileriyle konuştu. İhalelerin şeffaf olup olmadığını, herhangi br şeyin dönüp dönmediğini sormuş. Hepsi de memnun olduklarını her şeyin düzgün yapıldığını söylemiş. Bir süre sonra bakanlığın ve bakanın işlerinin büyük bölümünü biz yapmaya başladık ve Bakanlığın en gözde genel müdürlüğü olduk.

‘Kızım birgün isyan etti: Sen nasıl babasın?’

Hem vali yardımcılıkları hem kaymakamlıklar hem de Tanıtma Genel Müdürlüğü döneminde yoğun bir tempoyla çalıştığınız görülüyor. Bu süreçte kendinize ve ailenize zaman ayırabiliyor muydunuz?

Orası çok sıkıntılıydı. İstanbul vali yardımcılığı döneminde de genel müdürlük döneminde de doğru düzgün tatil yapamıyordum. İstanbul’dayken yılda 10 gün Bodrum’a gidiyordum, orda evimiz var. Kızım bir gün isyan etti onlara vakit ayırmıyorum diye. Dedi ki, ‘akşam ben yattıktan sonra geliyorsun, sabah ise ben erkenden çıkıp gidiyorum. Yüzünü göremiyorum sen nasıl babasın?’ Hakikaten ailemizi çok ihmal ediyorduk, çok fazla iş vardı.

Şimdi artık valiliklerin iş yükü azaldı. Ak Parti ile birlikte belediyeler ön olana çıktı ve işleri çoğunlula onlarla yürütüyorlar. İstanbul’dayken kültür ve sanat etkinliklerine katılırdık eşimle zaman zaman. Bazen Açık Hava’daki konserlere giderdik.

‘Her turizm bakanı istisnasız Zaman gazetesini ziyaret ederdi’

İstanbul’da 6 sene vali yardımcılığı yaptım. İstanbul’a hangi turizm bakanı gelse, onun alanında görevli vali yardımcısı ona eşlik ederdi. Ben de Kültür ve Turizm bakanlarına eşlik ederdim. Hangi Turizm Bakanı İstanbul’a gelse, istisnasız hepsi Zaman gazetesini ziyarete gitti.

‘Hüseyin Gülerce bakanları davet ediyor, brifing veriyordu’

Neden gidiyorlardı?

Davet ediyorladı. O dönem Zaman gazetesinin yayın yönetmeni Hüseyin Gülerce idi. O bakanları karşılar brifing verirdi. İlginç bir şey. Hepsi her gazeteye gitmezdi. Ama Ertuğrul Günay hepsine giderdi. Zaman’a da, Sabah’a da, Hürriyet’e de...

Bu cemaatin her sektörde bir imamının olduğu söyleniyordu. Turizm sektöründe de bir imamı var mıydı bunların?

Ben onu bilemiyorum, imam işi karmaşık bir iş. Onu polis ve mahkemeler biliyor. Onlar ele verdiyse çıkıyor, vermediyse çıkmıyor. Ama muhakkak turizmde de bir tane vardır. Çok insanlar vardı bizimle gelip görüşen. Şimdi baktığınız zaman, birçok genel müdürün, genel müdür yardımcısı, daire müdürü FETÖ ile ilişkisi ve iltisakı olduğu gerekçesiyle işten atıldı. Kimisi davaları kazandı, kimi kaybetti.

tasbasi10

‘Dönemin başbakanı Erdoğan’la ters düşmesine rağmen Günay neden istifa etmedi sizce?’

Bir süre sonra Günay ile Erdoğan’ın arası da açıldı. Kars’taki İnsanlık Anıtı tartışması sonrası istifa etmesi beklendi ama etmedi. Sonrasında bakanlıktan alındı. Bu konuyla ilgili size bir şeyler anlattı mı hiç?

Anlatmadı. Günay bu tip şeyleri anlatmazdı. Bakanlığı da seviyordu. Ertuğrul Günay belki de daha çok iş yapayım, daha çok hizmet edeyim diye istifa etmemiştir. Ama kızdığı, istifa edeceğim dediği zamanlar oluyordu. İşte 16/9 kulelerine, Taksim’e Topçu Kışlası yapılmasına çok karşı çıktı. Mesela Atatürk Kültür Merkezi konusunda Sabancılarla anlaştı. Bir protokol yaptı, onlar orayı istiyordu. Sonra Mimarlar Odası dava açtı ve o inşaat durduruldu. Sonra da bugünkü duruma geldi. Keşke yıkılmasaydı daha iyi olurdu. Çünkü tescilli bir binaydı. Bence Ertuğrul Günay kendini Ak Parti’ye ait hissetmiyordu. Asıl mesele bu bence.

‘Ömer Çelik’in hedefinde Ortadoğu vardı’

Ertuğrul Günay’ın ardında Ömer Çelik bakan oldu ve siz dahil çok sayıda insan görevden alındı. Ömer Çelik neden herkesi görevden aldı?

Ömer Çelik herkesi görevden aldı. Çünkü kendi kadrosunu getirmek istedi. Ömer Çelik tamamen Ortadoğu’ya yönelik bir tanıtım politikasının daha doğru olduğunu, Arapların daha çok para bıraktığını, o bölgelerle iletişimin daha fazla olması gerektiğini düşünüyordu. Şu anda Arapların Türk turizminde çok yoğun şekilde yer almasında Ömer Çelik’in büyük rolü var.

Sizden sonra genel müdürlüğe İrfan Önal getirildi. Önal da, yaşam tarzı olarak aşağı-yukarı sizin gibi bir insan bildiğim kadarıyla. Neden sizi gönderip Önal’ı getirdiler?

‘Bizi Günay’ın ekibi olarak görüyorlardı’

Bize bakışları farklıydı. Günay’ın ekibi olarak görüyorlardı bizi. Günay’ın dışarından getirdiği iki isim vardı; biri ben diğeri ise kütüphaneler genel müdürü. Ama biz genel müdür olduğumuzda, yadımcılarımızı dahi seçemedik.

İrfan ile benim aramda şöyle bir fark vardı; İrfan bana kıyasla daha uzlaşmacıdır. Dünya görüşü ve yaşama bakış açısından aynıyız ama bu yanımız farklı.

tasbasi8

‘FETÖ sonrası, görevlere liyakat sahipleri getirilmedi maalesef

Bir dönem bakanları, valileri, bürokratları görevden alıp göreve atayan bir yapının sonradan darbeye kalkıştığını gördük. Darbe girişimi sonrası, hem bu şekilde Bakanlığa yerleşmiş insanların temizlenmesi hem de hakkı yenmiş insanların hakkının teslim edilmesi noktasında kayda değer adımlar atıldı mı?

Cemaatin getirdiği tespit edilenlerin içinde, arkasında bir akraba ilişkisi veya güçlü bir siyasi bağı olmayanların hepsi temizlendi. Ama bunların yerine liyakat sahipleri gelmedi maalesef. Öyle olsaydı, bu işin mağdurları getirilirdi göreve. Bu sefer de farklı kanallardan farklı liyakatsiz insanlar görevlere getirildi. Gençleri getirsinler göreve, onların yanında da abilik yapacak birileri bulunsun. Şimdi kurumsal hafızaları yok ettiler.

‘Ona destek olacak kadro vermezseniz bakan orda yanlış işler yapar’

Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle beraber bakanlar artık atama yoluyla göreve geliyor. Bu çerçevede Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Türkiye’deki en büyük turizm şirketlerinden birinin sahibi Mehmet Nuri Ersoy getirildi. Siz sektörde ciddi bir pazar payına sahip bir şirketin sahibinin bakan olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Turizm Bakanlığı’na sektörün içinden birinin atanması normal bir şey. Atamak lazım, çünkü sektörü ve sorunları biliyor. Ama bakanın yanına, bakanlığın işleyişini bilen, ona destek olacak kadro vermelisiniz. Onu vermezseniz bakan orda yanlış işler yapabilir. Devlet tamamıyla bir patron gibi yönetilmez, patron da tamamen bir devlet gibi hareket etmez. İkisi de yanlış. Özel sektörde birinci kural, maliyetleri düşürerek kar etmektir. Ama devlette birinci kural bu değildir. Kanunlar, yasalar vardır. Onlara bağlı kalacaksınız. Bunları esnetebilirsiniz idareciyken. Eğer tamamıyla bir devlet memuru olursanız hiç esnetmeden katı kurallarla hiç bir şey yapmadan yalnızca imza atarsanız ortaya hiçbir eser çıkaramazsınız. Bunları esneterek iş yaparsanız hem hukuku korumuş olursunuz hem de hizmet üretisiniz. Ama devletin her şeyini patron gibi yönetemezsiniz. Devletin kuralları, yasaları var onları öğrenmesi lazım. Bu nedenle, yardımcıları ve bürokratları tarafından çok iyi desteklenmesi gerekiyordu. Şu anda var birkaç kişi ama yetersiz.

tasbasi33

‘Bakana gelin sektörle beraber hareket edelim derdim’

Siz bakanın sağ kolu olsaydınız, ona ne söylerdiniz?

Ben Ersoy’a derdim ki; gelin sektörle beraber hareket edelim. Sorunları onlarla çözelim derdim.

Turizm bir yandan keyifli ama bir yandan da stresi fazla, koşturmacası yoğun bir iş. Hiç, ‘turizme bulaşmasaydım’ dediğiniz oldu mu?

Ben önce hesap uzmanı olmak istiyordum çünkü iktisat maliye bölümü mezunuyum. İlk sınavı kazanamadım. Birkaç müfettişlik sınavını kazanmıştım ama eşim istemedi. Sonra, kısmet buymuş, kaymakam oldum. Kaymakam olduğum için çok memnunum. Ama bu işte yalnızca kaymakam olmak yetmiyor. Her işte kendinizden bir şey katmalısınız. İşi sahiplenemez, onula yoğurulmazsanız olmuyor. Ben yaptığım işlerden hep keyif aldım, paylaşmaya önem verdim. Özellikle son 20 yıldır hep buna gayret ettim. Sorunları ve çözüm yollarını paylaşmayı, birlikte hareket etmeyi, üretmeyi hep mesleğimde gördüm.

‘Bizde tepeden inme bir yönetişim anlayışı var’

Türkiye’nin temel sıkıntısı bu; Biz hep tepeden inme bir yönetişim anlayışı var. Bir şeyi yapıp soruyorlar ‘beğendiniz mi?’. Yapmadan önce sorsana! Biz öldük geberdik Sulukule’ye dokunmayın diye. Orada bir miras var, insanlar yaşıyor. Bozdular Danıştay yıllar sonra iptal etti. Evler yıkıldı, insanların ocakları söndü. İptal etse neye yarar?

tasbasi23

‘12-13 milyon insan geliyor ama turizmci daha fazla para kazanamıyor’

Son sorumuz şu olsun; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediye bünyesinde ‘İstanbul Turizm Platformu’ kurdu ve koordinatörlüğüne de sizi layık gödü. Burada somut olarak neler yapmak istiyorsunuz?

Platformda şeffaf ve paylaşımcı bir yönetim anlayışı olacak. Buradan yola çıkarak insanları toplayacağız, şu anda sorunları tespit ediyoruz. Rakamlara bakıyorum, turist profilinde bir kayma var. Ziyaretçi sayısı ise henüz eskileri yakalamadı. Yakaladı gibi görünüyor ama her geleni sayıyoruz. Eskiden sayılmıyor muydu diyeceksiniz. Sayılıyordu ama eskiden elini kolunu sallayarak gelen insan sayısı bu kadar fazla değildi. Şimdi Suriyeliler, Afganlar, Afrikalılar...

Eski sayıyı yakalayamadık yakalasak bile gelirler düştü. Bu kadar ziyaretçiyle daha çok turizm geliri elde etmemiz gerekiyordu. Biz 2012-13’te 33 milyon ziyaretçi, 35 milyar dolar turizm geliri elde ediyorduk. Şimdi halen bu rakamlar ortaya çıkmadı. Turistlerin yaptığı günlük harcama düştü. İstanbul’da turist başına günlük harcama 106 dolar civarıda. 2012’de bir otelin günlük ortalama fiyatı 140 euroydu. Şimdi 60 euro civarında. Ben İstanbul vali yardımcısıyken 2 milyon ziyaretçi geliyordu. Şimdi 12-13 milyon insan geliyor ama turizmciler daha fazla para kazanmıyor. Herkes eskiyi arıyor.

Profil değişti. Artık daha alt gelir grubundan ve ağırlıklı olarak Ortadoğu’dan insanlar geliyor. Avrupalı turist daha az gelmeye başladı. İstanbul’daki kültür ve sanat etkinliklerinin sayısı azaldı. Son beş yıldır dünyaca tanınmış sanatçılar ve gruplar İstanbul’da konser vermiyor. Erovizyon Şarkı yarışmasının finali burda yapılırdı, İstanbul 2012’de Avrupa Kültür Başkenti oldu... İstanbul böyle bir kent değil, bir dünya kenti.

İstanbul’da patlayan bombalar...

2004’te İstanbul’da HSBC’de, sinagoglada ve İngiliz elçiliğinde bombalar patladı. İngiltere’den dışişleri bakanı geldi ve ben de havalimanında karşılamaya gittim. Bakanı HSBC’y götürdüm. Patlamadan dolayı dev bir çukur açılmıştı. Oradan konsolosluğa geldik, orada da dev bir çukur oluşmuş, konsolos ölmüştü. BBC gelmiş ama emniyet içeri girip görüntü almasına izin vermiyor. Bir şey kalmamış zaten patlama yerinde, akşam olmuş. Polise gittim izin verin dedim. Emniyet müdürünün emri var giriş yasak dediler. Ben de evladım emniyet müdürüne ‘Cumhur Valim bunlar BBC’den geliyormuş. Kendi vatandaşlarına haber vermek istiyorlar. Biz bunu engellersek haber alma özgürlüğümüzü engelliyor derler. Kameralar çeksin çıksın dedi de’ dedim. Adam gitti biraz sonra izin verdiler. Kameramanlar görüntü alıp çıktı.

tasbasi4

‘Duvarımız yıkıldı yapamıyoruz’

Onun yerine yeni bir konsolos atandı. Ziyaretime gelmek istediler buyursun gelsinler dedim. Konsolos bana, ‘Bomba patladı duvarımız yıkıldı. Anıtlar Kurulu’na proje sunduk ama hala çıkmadı. Burası da konsolosluk, burda güvenliğimiz yok, korkuyoruz’ dedi. Aldım onu kurula gittik. Kurul başkanının haberi bile yok. Kurula gelmiş orada bir yerde takılmış çıkmıyor. Orada hemen alıp onayladılar ve duvarlar hızla yapıldı.

İngiliz Kraliçesi: İstanbul’a 25 sene önce gelmiştim, ne yaptınız buraya?

Yabancılara bu tip konulara yardımcı olduğunuzda bunu unutmuyorlar. İstanbul’a 2007 yılında Kraliçe Elizabeth geldi. Uçak gemisine 100 kişi davet edilmişti ve onlardan biri de bendim. Kraliçe geldi herkesin elini sıktı, beni tanıştırdılar. Turizmden sorumlu vali yardımcısı olduğumu duyunca, ‘İstanbul’a 25 sene önce gelmiştim. Ne yaptınız buraya, bu kada tahribat olur mu? İstanbul bir dünya şehri, bu gökdelenler ne? Çok üzüldüm’ dedi.

Ben de kraliçeye, Özür diliyorum. Ben de bu kamu otoritesinin bir parçasıyım ama bunun sorunlusu ben değilim dedim. Peki kim yapıyor bunu diye sordu. Belediye dedim. Nasıl olur, siz belediyeye nasıl müdahale etmezsiniz dedi. Aynı şeyi Kadir Topbaş’a da söyledi. Kadir Topbaş güldü geçti.

tasbasi3

‘İstanbul sadece bizim değil, tüm dünyanın mirası’

Şunu anlatmaya çalışıyorum. İstanbul sadece bizim değil, bütün dünyanın mirası. Paris de bütün dünyanın mirası ama biz bunu kendi insanımıza anlatamıyoruz. Anlattığımız zaman, ‘onlar Hristiyan zaten gözleri burada’ diyorlar. Bununla alakası yok ama velev ki öyle. Biz burayı korumayacak mıyız? Hadi onu korumadık, kendi ata yadigarımızı da mı korumayacağız?

Taşbaşı bundan sonra ne yapmak istiyor?

Şimdi burada bundan sonraki kötülüklere engel olabiliriz en azından. Elimizde kalan değerleri bile koruyabilirsek bundan çok mutlu olurum ben. Bu tip durumlarda başkanı uyarabiliriz. Belediyenin imkanlarıyla İstanbul halkında bir turizm bilinci oluşturarak da bu kente faydalı olabiliriz. Batılı turisti yeniden İstanbul’a döndürmek için çalışabiliriz. Bizim aklımızda hep dünyanın diğer ülkeleriyle ortak, kültürel, sportif, sanatsal etkinlikler, fuarlar, festivaller yapmak var. Şurda komşumuz Yunanistan var hiçbir şey yapmıyoruz. Beraber yapsak, buraya gelenler oraya gider, oraya gelenler buraya gelip. Bodrum’dayken bunu yapadık. Bunları yaparsak, turist profilini değiştirip geliştirebilir, üst gelir grubunu yeniden İstanbul’a getirebiliriz....

tasbasi29



Bu Haber 14.10.2019 - 17:39:15 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • semih güner - 15.10.2019 - 01:22

    Cumhur Güven Taşbaşıyı ailecek ve özel olarak çok iyi tanırım. Turizm konusunda ciddi birikimi vardır. İş üretmeye yönelik, samimi, dürüst, çağdaş ve akılcı kişiliği vardır. Yeni görevindede başarılı işler çıkaracağına eminim.. Başarılar..

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.