Turgut Gür kimdir?

Turizmden Portreler’in yeni konuğu, Rusya-Türkiye, Çek Cumhuriyeti-Türkiye ve Kırgızistan-Türkiye iş konseyleri başkanlığı yapmış, Turizm Yatırımcıları Derneği’nin kurucuları arasında yer almış ve hem otelcilik hem de yatırım danışmanlığı alanlarında tanınan isimlerden Turgut Gür. Osmanlı subayı bir babayla Gaziantepli bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Turgut Gür, Gaziantep’ten başlayıp İstanbul’a uzanan yaşam hikayesini Turizmden Portreler’e anlattı.

Turizmden Portreler - TurizmGüncel

3 Kasım 1938 yılında, Gaziantepli bir anne ile Bayburtlu bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Turgut Gür’ün babası, Trabzon İdadisi’ni bitirdikten sonra İstanbul’da veterinerlik fakültesinden mezun olmuş. Birinci dünya savaşından önce Paris’e giden baba Fazıl Cemal bey, Sorbonne Üniversitesi’nden eğitim aldıktan sonra ülkeye dönmüş ancak hemen peşinden birinci dünya savaşı patlak vermiş.

t_gur12
1955 - Petevniyl Lisesi

Savaş çıkınca yedek subay olarak askeri göreve başlayan ve orduda asker olarak kalan Fazıl Cemal bey, Libya-Trablusgarp cephesinde savaşmış. Kahire’de İngiliz askerlerine esir düşen Cemal bey, İngilizlerin elinden kurtulmayı başarmış, devamında ise bu sefer Irak’ta İngilizlere ve Fransızlara karşı savaşmış.

Fazıl Cemal bey Irak savaşı sonra Şam’a geçer ancak eşi rahatsızlanınca onu İstanbul’a getirmek için vapura bindirir. Vapur İzmir açıklarındayken eşi hayatını kaybeder ve böylelikle Fazıl Cemal bey, iki çocuğuyla (Feti Gür ve Fuat Gür - Turgut Gür, Fazıl beyin ikinci eşinden dünyaya gelecektir) baş başa kalır.

‘’Seni tanınmış ailelerden birinin kızıyla evlendirelim’’

İstanbul’da görev yaptığı sırada Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır’da ortaya çıkan salgın hastalıkla mücedele için Bakanlık tarafından bölgeye gönderilen Cemal bey, bu illere sık sık ziyaretlerde bulunmuş. Ziyaretlerin birinde Gaziantep Valisi Fazıl Cemal beye, ‘’Böyle olmaz, seni tanınmış ailelerden biinin kızıyla evlendirelim’’ der ve Cemal bey, ikinci evliliğini yapar. Böylelikle Turgut Gür, Cemal beyin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir.

‘’Şu anda 82 yalındayım, arada kaldım’’

Turgut Gür dünyaya geldiğinde ağabeylerinden biri 15, diğeri 18 yaşındadır. Ağabeylerinden biri Tıp Fakültesinden, diğeri ise Fransız Filolojisinden mezun olmuş. Doktorluk yapan ağabey 1993 yılında hayata vada ederken, emniyet müdürlüğü yapan ve Interpol-Türkiye’nin kurucusu olan diğer ağabeyin ölüm tarihi ise 1987. Her iki ağabeyinin de kalp dizinden öldüğünü belirten Turgut Gür, ‘’Benim ailemde böyle kalp krizi vakaları var baba tarafında. Anne tarafım uzun ömürlü. Mesala annem 97 yaşında vefat etti. Bundan 3 yıl önce dayım vefat etti o da 98 yaşındaydı. Anneannem ise 10 yıl önce 105 yaşında vefat etti. Aile tarafının anne kısmı uzun ömürlü, baba kısmında ise yaşam süresi 70 civarı. Ben şimdi arada kaldım. Şu anda 82 yaşındayım’’ diyor.

Turgut Gür 3 yaşındayken Gaziantep’ten İstanbul’ geliyor

Babasının görevi nedeniyle 3 yaşına kadar Gaziantep’te yaşayan Turgut Gür, ‘’Babam baktı ki ben de büyüyorum. Eğitim nedeniyle 1941 yılında beni İstanbul’a aldı. İstanbul’un Fatih semtine taşındık. Babam Mudurnu Veteriner Müdürü olarak çalışmaya devam ederken, 7-8 yaşıma kadar İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaşadım. O zamanın Fatih’i Osmanlı’dan kalma evlerden oluşuyordu; üç katlı, ahşap, cumbalı, bahçeli evler… Sonrasında ulaşım kolay olsun diye Rami’ye taşındık, oradan Emirgan’a ve sonrasında yeniden Fatih’teki evimize geri döndük’’ diyor…

Yeniden Fatih’e taşındıktan sonra Pertevniyal’e başlayan Turgut Gür, ortaokulu ve liseyi burada tamamladığında tarih 1957 yılını gösteriyordur…

t_gur14
Davutpaia Kışlası Zırhlı Piyade Taburu  - 1963

‘’Büyükler alnımızdan iterek kafamızı geriye çekerdi’’

Dönemin İstanbul’unu biraz anlatmasını istediğimiz Turgut Gür, başlıyor anılarını anlatmaya…

1940’lı yıllarda ikinci dünya savaşının Türkiye’ye ve İstanbul’a etkilerini bizzat yaşadım. Bütün pencerelerde siyah jaluziler vardı. O jaluziler, bir saldırı durumunda ışıkların görünmemesi içindi. Elektrik zaten yoktu, herkes gaz lambaları kullanırdı. Ayrıca lüks denilen bir aydınlatma aleti daha vardı ancak o bile çok az insanda vardı. İki çeşit lamba vardı; Büyüğünün adı gaz lambası, küçüğünün adı ise idare lambasıydı. Bir şey okuyacağımız zaman idare lambasını iyice kitaba yaklaştırır öyle okurduk. Okuduğunuz kitapla gözünüz arasındaki mesafe 20 santimetre olurdu. Yoksa yazıları göremezdiniz. Bu nedenle büyükler gelip alnımızdan iterek kafamızı geriye çeker, gözlerimiz bozulmasın diye mesafeyi açmaya çalışıdı…

‘’Ayağımızda cızlavet ayakkabılar sokağımızda Ayazma çeşmesi…’’

İnsanların mütevazı bir yaşamı vardı o dönemler. Bir nevi kapalı ekonomi modeli hüküm sürüyordu. Anneler ev kadınıydı ve babalar ise evi geçindirmekle yükümlüydü. Babalar akşam eve gelirken kolunda filelerle gelirdi. Ekmekler, peynir, zeytin, soğan, patates… Çocuklar ise annelerinin verdiği talimatlarla evin işlerine yardım ederdi. Anne evde yufka açar içine ıspanak koyar, patates koyar, kıyma yok. Bunu götürüz fırında 10 kuruşa pişirtiriz, sütçüden aldığımız sütle yapılmış yoğurla birlikte yeriz. Üstümüzdeki şeyleri yırtılıncaya kadar giyerdik. Yırtılınca bu sefer annelerimiz yama yapardı. Çoraplarımızda 3-5 tane yama olurdu. Kıyafetlerimizi de yine anne, teyze veya hala diker veya örerdi. Sümerbank’tan 120 kuruşa patiska alırdık, O kumaşı biçip Singer makinede dikerlerdi. Ayağımızda ise cızlavet ayakkabılar… Sokağımızda Ayazma isminde sürekli akan bir çeşme vardı. Annelerimizin derinin içine çaput koyarak diktiği toplarımızla akşama kadar top oynayıp kan ter içinde kalırdık. Sonra koşardık Ayazma çeşmesine… O zamanlar evlerde pek kiracı yok. Evlerde aileler geniş aile şeklinde yaşardı ve insanlar arasında müthiş bir dayanışma vardı. Benim nüfus cüzdanımda 1943-1944-1945 yıllarına ait ekmek damgaları var. Büyüğe bir, çocuğa yarım ekmek verirlerdi. O nüfus cüzdanımı hala saklıyorum. Onun için zorlukların ne demek olduğunu biliyoruz…

İkinci dünya savaşının olumsuzlukları içerisinde yokluklar içerde büyümüş bir nesil benim neslim. Mahallenin bakkalı, kasabı ve manavı olurdu, bu kadar. Geriye kalan her şeyi pazardan alırdınız. Hali vakti yerinde olanlar öğleden önce, iyi olmayanlar ise öğleden sonra pazara giderdi. Çünkü öğleden sonra fiyatlar düşerdi. Ben çocukluğumda şeker görmedim. Çayı üzümle içerdik. Bir yerden bir yere gitmek için kırımızı ve yeşil tramvayları kullanırdık. Kırmızı tramvay 5 kuruş, yeşil tramvay 3 kuruştu, okula bu tramvaylarla gidip gelirdik. Bahçekapı’dan Bebek’e, Fatih’ten Taksim’e kadar…

Babasının etkisinde kalan bir çocuk olduğunu belirten Turgut Gür, ‘’Ben henüz okula gitmeden babam Fransızca, Almanca ve İngilizce cümleler; matematik, tarih, Osmanlı tarihi, birinci dünya savaşı öğretirdi bana. Bu nedenle benim tarih ve coğrafya tarafım çok kuvvetli.’’ diyor.

t_gur15
Yıl 1957. Turgut Gür lise son sınıfta babası Dr Fazıl Cemal bey ve Ağabeyleri Fuat Gür ve Fethi Gür ile bilikte

‘’6-7 Eylül olaylarını bizzat yaşadık’’

Lise yıllarınız da yine Türkiye’de çok sayıda kargaşanın olduğu döneme denk gelmiş olmalı. Neler yaşadınız?

Lisede bulunduğum dönemde çok siyasi olay oldu. Kıbrıs olayları vardı, 6-7 Eylül olayları yaşandı. 6-7 Eylül olaylarına bizzat şahit oldum. Çünkü yaşadığımız yer en hareketli noktalara yakın bir mesafedeydi. Fatih’te yaşadığım için, olayları içeriden görebiliyordum. Çarşamba semtinin altındaki Balat ve Fener’de çok kötü olaylara şahit olduk. Bilinçsiz insanların gayrimüslimlere yaptığı şeyler çok kötüydü. 6-7 Eylül olayları sonrası arkadaşlarımla birlikte Taksim’e gittik. Aksaray’dan dolmuşa binip Galatasaray’da indik. İstiklal Caddesi’nin o halini gördüm. Bütün mağazaların vitrinleri kırılmış ve mağazalar yağmalanmıştı. Yerlere atılan malzemelerin üzerine basarak yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Atatürk’ün Selanik’teki evinin yakılmasıyla bu olayların ne ilgisi olabilirdi? Ancak tabi biz çocuk olduğumuz için işin şovundaydık…Hoş bir halt ettiğimiz, kırıp döktüğümüz yok ama biz de koşup oraya gittik. Daha sonra olayların idrakine vardığımda, üzüntüm çok daha fazla arttı. Derken Kıbrıs olayları çıktı. Kıbrıs’ta Türklere saldırılar olduğu, Türklerin yaralandığını öldürüldüğünü duyduk.

Peki sonrasında eğitim hayatınız nasıl devam etti?

‘’Evladım neden hala kaydını yaptırmadın’’

O sırada ben liseden mezun olmuş, Siyasal’ı kazanmıştım. Ankara’da bir süre kaldıktan sonra, kız arkadaşımdan ayrı kalmamak için İstanbul’a dönmenin yolunu aramaya başladım. O sırada diş doktoru bir abimiz, ‘İstanbul’da İktisadi ve İdari Ticari Akademisinin sınavları var. Oradan mezun olanlar başarılı oluyor. Akrabamız olan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Hayrettin Erkmen oradan mezun.’ dedi. Sınava katıldım ve ilk 3’e girdim. Prof Dr Nihat Sayer, ‘Evladım neden hala kaydını yapmadın’ diye sorunca, henüz kararımı vermediğimi söyledim. Sayer bana, ‘Burası çok önemli bir okul. Sultani Osmaniye’nin yenge en büyük en önemli yüksekokul fakültesi. O nedenle sen burya gel.’ dedi. Ben de kaydımı yaptırdım ve 1960-61 döneminde okuldan mezun oldum.

Turgut Gür, Fenerbahçe Spor Kulübü’nde atletizm yapmaya başlıyor

Üniversitedeyken bir abimizin yönlendirmesiyle Fenerbahçe Spor Kulübünde atletizm yapmaya başladım. O zaman ortaokullar arasında kros yarışları yapılıyordu. Edirnekapı-Topkapı arasında gidilir tekrar geri dönülürdü. Bir tanesi ‘gel bakayım, sen nerede çalışıyorsun’ dedi. Hiçbir yerde çalışmadığımı söyleyince, ‘Sen çok kabiliyetlisin. Bir yarışta üçüncü oldun, bir tanesinde altıncı oldun’ dedi. O abi beni aldı karşıya, Fenerbahçe Spor Klübü’ne götürdü ve ‘al bakıyım şu formayı’ diyerek beni Fenerbahçeli yaptı. O kişi de eski Türkiye şampiyonlarından bir arkadaşım Günay Tomakan. Günay abiyle birlikte 1955 den 1959 yılının sonuna kadar Fenerbahçe’nin 100-200 metrecisiydik. Aynı zamanda milli takımın. 1960 yılında üniversite son sınıfta atletizmi bırakmak zorunda kaldım.

t_gur9
Turgut Gür, askerlik arkdaşlarıyla - 1963

Turgut Gür askerken 27 Mayıs darbesi oluyor: 27 ay askerlik yaptım

Askerliği de bu dönemde yaptınız herhalde?

Sonra 27 Mayıs Askeri Darbesi oldu. O zamanlar Deniz Harp Okulunda binbaşı olan bir arkadaşım vardı. Onunla Yassıada’ya duruşmaları izlemeye giderdik. İki kere duruşmaları izledim. Derken askerlik zamanım geldi. Cumhuriyet tarihinin en uzun askerliğini yapan dönem 57. dönemdi ve ben de bu dönemim askeriyim. 6 ay eğitim, 18 ay kıta olmak üzere toplam 24 aydı askerlik. Ancak bizim dönemimizde Kıbrıs olayları çıktığı için 3 ay daha fazla askerlik yaptık. Toplam 27 ay. Davutpaşa Kışlası Zırhlı Piyade Taburu Birinci Bölükte Adalet Eski Bakanı Oltan Sungurlu ile birlikte askerlik yaptık. O tarihlerde bir binbaşı ve çocuklarının Magosa’daki evinde öldürülmelerinden sonra olaylar büyümüş ve alay komutanı bana Kıbrıs’la ilgili askerlere eğitim verme talimatı vermişti. Ben de askerleri Milli Türk Talebe Birliği’nin Cağaloğlu’ndaki Kıbrıs fotoğraf sergisine götürdüm. Daha sonra o sergiyi kışlada da açtım.

‘’Emir gelir gelmez hemen arabalara bindik’’

Uzun bir süre askerlik yaptıktan sonra bu sefer de Talat Aydemir ayaklanması çıktı. Ayaklanmayı bastırmak için önceden emir almıştık. Elimizde silah ve teçhizatla uyuyoruz, düdük çaldığı anda fırlıyoruz. İstanbul Radyo Evi’nin koruması bendeydi. Diğer arkadaşlarım da vilayet binasını Harbiye İnzibat Bölüğü’nü koruyordu. Emir gelir gelmez hemen arabalara bindik, tam Divan Otelinin önünde çatışma ve silah sesleri gelmeye başladı. Radyoyu ele geçirip yayın yapmak isteyen karşı grupmuş. Karşı gurubun da atlı binicilik grubu olduğunu öğrendik sonradan.

Sonasında kalkışmaya karışanları tutuklayıp bizim oraya getirdiler. Harbiye’deki inzibat karargahının yetkili subayları da bize geldi. Davutpaşa Kışlası’nın altında, çok eskiden kalma zindanlara ve hücrelere yerleştirdik gelenleri. Burada bir aya yakın kalan zanlılar, daha sonra mahkemeye çıkarılmak üzere götürüldüler. 29 Ekim 1964 yılında da terhis oldum ve askerliğim bitti.

t_gur8
Turgut Gür ve eşi Suna hanım - 1959

Askere gittikten 3 ay sonra kızı dünyaya geldi

Askerden döndükten sonra hemen evlendiniz mi?

Ben askere gitmeden önce, üniversite döneminde evlenmiştim. İkinci sınıftayken eşim Suna ile nikah yaptık, okul bitince de düğün yapıp evlendik. Askere gittikten 3 hafta sonra kızım Sibel dünyaya geldi. Daha sonra da oğlum Levent oldu. O sırada iş arıyorum. Bir arkadaşım, ‘Turgut senin dilin var. Matematiğin de kuvvetli. Burda NATO’nun lojistik bölümü var, benim yeğenim de orada çalışıyor. Oaya personel alacaklar, senin için konuşayım mı?’ dedi, ‘konuş’ dedim.

NATO Lojistik bölümünün baş muhasebesici Turgut Gür

İş yaşamanız da böyece başladı yani?

İçeri bir gidim Amerikalılar var, uzun boylu zenci askerler var. Zincirlikuyuda’ki bu bina, şimdiki süpermarketlerin büyüğü gibi. Herkes yabancı, herkes İngilizce konuşuyor. Form doldurup genel müdürle görüştüm. 15 gün sonra beni aradılar ve ilk profesyonel iş yaşamım böylelikle başlamış oldu. Görevim, merkez mağaza olan buranın ve ona bağlı başka yerlerdeki 3 ünitenin hesaplarını, bilançolarını ve raporlarını yapmaktı. Dha sora genel müdür bana, ‘3-5 ay eğitim al ve buranın başına geç’ dedi. 3 ay sonra genel müdüre gittim ve pozisyon için hazır olduğumu söyledim. ‘Mükemmel’ dedi ve beni mağazanın baş muhasebecisi, finansçısı olarak taktim etti. Henüz 25-26 yaşlarındayım…

‘’Beni kan gövdeyi götüren Vietnam’a göndermek istediler’’

Burada iki ay çalıştıktan sonra bana yeni bir teklifte bulundular. Beni, o zamanlar kan gövdeyi götüren Vietnam’daki Saygon mağazasına göndermek istediler. Oraya güvenilir bir eleman arıyorlarmış. Bana neden güveniyorlar? Çünkü ben gelmeden önce her ay 100 bin 200 bin dolar açık veren mağazada açık çıkmamaya başladı. Meğer orada çalışan personel şebeke kurmuş depoya giren malların içini boşaltıyor. Bunların önüne geçtim ve bana güven duydular. O zaman maaşım 1.900 dolar ve 1 doların 3 lira olduğu zamanlar… Sonra birden dolar 9 liraya çıktı. 2 bin dolar maaş alıyorum. 2 bin dolar bana çok geliyor. Üçüncü Levent’te 400 liraya ev tuttum. Evin toplam giderler 450 lira ayda. Saygon’a gitseydim bana ayda 6 bin dolar maaş, senede iki ikramiye verecekler, Türkiye’ye geliş-gidiş masraflarımı karşılayacaklardı. ‘İstersen çocuğunu da Amerika’da okuturuz’ dediler. Eşimle konuştuk ve ‘para için oraya gidilir mi’ diyerek teklifi reddettik.

t_gur11
İstanbul Tenis Turnuvası En Centilmen Sporsu Kupası Sponsoru - 1970

Türkiye’de IBM eğitimi alan ilk ekipten

NATO mağazasında çalışmaya devam ettiniz yani?

O günlerde bana özel sektörden başka bir teklif geldi. İnşaat sektörüne malzeme üreten bir şirketti. Çalıştığım şirketin eski hava generali olan müdürü bana bir gün, ’seni biriyle tanıştıracağım’ onun adı da Turgut’ dedi. Turgut’la tanıştım, sarışın, ince bir gençti. ‘Burada finans şefiymişsiniz’ deyince, onu benim yerine getirdiklerini düşündüm. Bana Gümüşsuyu’nda yer araştırdığını ve oraya IBM makineleri geleceğini, istemem durumunda beni de oraya tavsiye edeceğini söyledi. Kabul ettim ve Gümüşsuyu Palace’a (o zamanki Saray Halılarının bulunduğu bina) gittim. 3 ay IBM kursu alan ilk ekibin içindeydim. Eğitim alan o ekipte Henkel, Chrsyler, Philips, Tük Kimya gibi dev şirketler var. IBM makineleri, büyük ölçekli şirketlerin bordrolarını yapıyor. Bir kişi normalde en fazla 50 bordro yaparken bu makineler 1000, 2000 kişinin bordrolarını yapıyor. Bilgileri daktilo ile yazar gibi yazıyorsun, bilgileri işliyor. Sonra a o bilgileri makinede istediğin şekilde tasnif ediyorsun ve en sonunda da kağıda döküyorsun. Ben orada programcı oldum. Elektronik beyin programının nasıl yapılacağını orada öğrendim. Çalıştığım yerde buna ihtiyacım olmadı ama ileriki iş yaşamımda bunun çok faydasını gördüm.

Daha sonra gittiğim başka bir kuruluşta, bu makinelerin minilerinin olduğunu gördüm, Koç Grubu getirmiş. Okul arkadaşım da oranın müdürlüğünü yapıyordu. Akadaşım, ‘Bizde şimdi bnlar kompakt oldu. Sendeki makineler çok büyük şirketler için. O makineler 10 bin, 20 bin, 50 bin bordro yapıyor ama tüm şirketlerde bu kadar insan çalışmıyor ki. Onları ancak Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi devlet kurumları kullanabilir. 300-500 kişilik şirketlerin cari hesapları, personel dosyaları, ücret bordrolar artık bunlarla yapılıyor’ dedi. Orada bu makineleri de öğrendim ve tüm bunlar çok işime yaradı. Çalıştığım yerde sistem kurdum ve bu bir nevi benim reklamım oldu. 14 yıl boyunca orada muhasebe ve mali işler müdürü olarak çalıştım. Daha sonra da yatırım danışmanlığı yapmak ve kendi şirketimi kurmak üzere oradan ayrıldım.

t_gur10
İstanbul Valisi Fhrettin Kerim ve Bakan Prof Dr Fehmi Çelikbaş ile Cumhuriyet Bayramı Balosunda

Turgut Gür, 14 yıl çalıştığı şirketten ayrılarak danışmanlık şirketi kuruyor

14 yıl boyunca çalıştığı şirketten ayrılan Turgut Gür, Türkiye’nin ilk yatırım yönetim danışmanlığı şirketini kurduğunu anlatıyor. 24 Ocak kararlarıyla Türkiye’de liberal politikaları hayata geçiren Turgut Özal’ı ilk defa o günlerde Hilton’un balo salonunda gördüğünü belirten Gür, Özal’ın burada yuvarlak masa toplantıları düzenleyerek liberal ekonomiyi anlattığını söylüyor. Turgut Gür, yeni işi ile ilgili olarak ise şunları söylüyor:

‘’Tam benim işim’’

Yatırımlar, teşvikler, yabancı sermaye, mevzuat, muhasebe, bilançolar, finansman, bankalar… tam benim işim, uzmanlık alanım. Danışmanlık şirketim çok başarılı. Niye? Çünkü başka yok. benim daha evvel çalışmış olduğum şirket kendi konularını zaten getirip bana verdi. Dedi ki ‘Turgut al sen tayin et biz seninle para falan konuşmayız. Ayrıldığım yere bir adam koydum ve onu da ben kontrol ettim. Mecidiyeköy’de şu andaki Trump Towers’ın yanında bulunan büyük binada bir kat tuttum. 5 kişilik ekip kurdum. Yatırımlar ithalat, ihracat, teşvik belgeleri, finansman, mevzuat ondan sonra başladım burada iş yapmaya, iyi para kazanmaya... Hayatımdan çok memnunum.

Turgut Gür Özal’la tanışıyor, ANAP yılları başlıyor

Bir gün Turgut Gür’ün yolu, o dönem Anavatan Partisi’ni kurma çalışmaları yapan Turgut Özal ile kesişiyor. Turgut Özal’ın özel kalem müdürü Akgün Albayrak, tesadüfen karşılaştığı Turgut Gür’ü Özal’la tanıştırmak istiyor. Bunu kabul eden Turgut Gür, Özal ile tanışmasını şöyle anlatıyor:

Turgut beyle tanıştım. Özal bana, ‘Turgut, Akgün seni bana çok methetti seni çok seviyor. Bak, arkadaş arkadaşı kolay kolay sevmez ama ben de şimdi seni sevdim. Senin de adın Turgut benim de.’ dedi. Efendim ben sizi daha önce gördüm, Hilton Hotelinde yuvarlak masada konuşuyordunuz. Liberal ekonomiden bahsediyordunuz orda sizi dinledim. Merak ettim, Akgün de söyleyince. Gerçekten sevindim' dedim. dedim. Ne iş yaptığımı sordu. Danışmanlık deyince ‘hangi alanlarda?’ diye sordu. Danışmanlık yaptığım alanları anlatınca, ‘süper’ dedi. Bir parti oluşumu içinde olduklarını ve benim de rol almamı istedi. Bunun üzerine ben, her gün Sadıklar Apartmanı’nın 5’inci ve 6’ncı katında, oluşum aşamasında olan Anavatan Partisi’ne gidip gelmeye başladım. Mesut Yılmaz, Adnan Kahveci gibi isimleri orada tanıdım.

‘’ANAP’ın İstanbul il başkanlığını kurduk’’

Altı ay içinde siyasi işler iyice canlandı. Özal bana, ‘Turgut arkadaşlarını da bul buraya getir. Arkadaşların aklı başında, üniversiteyi bitirmiş, hayatta başarılı, uluslararası görüşlere sahip, dil bilen güvenilir çocuklardır. Onları bul getir. Ülkenin buna ihtiyacı var’ dedi. Ben de arkadaşlarımı getirdim ve kuruluş aşamasında İstanbul il teşkilatını kurduk, ben de teşkilatın yönetim kurulu üyesi oldum.’’

t_gur13
1999 Türkiye-Rusya İş Konseyi Toplantısı sonrasında. Sağ başta Şarık Tara, Sol Başta Tuğrul Erkin, Sağda Rusya Dış işleri Bakanı İvanov, Solda Rus Büyük elçisi.

‘’Özal bağdaş kurdu ben kurmadım, üstümü çizdiler’’

1993 yılında seçimler yapıldığında Turgut Gür’ü Bakırköy 5’inci sıradan aday gösteren Turgut Özal, bölgede 4 milletvekili seçilince Turgut Gür açıkta kalıyor. 1987 seçimlerinde ise bu sefer Kadıköy bölgesinde ve yine 5’inci sıradan aday gösterilen Turgut Gür, bu sefer kuşkulandığını belirterek, ‘’O zaman anladım ki işin içinde işler var. Dedim ki beni kullanıyorlar kendi adamlarını koyuyorlar. Benim gibi iyi niyetle hareket eden insanlar her şeyi iyiye yorduğu için kuşkulanmıyor ama bir de baktım ki saçlı sakalı elhamdülillah diyenleri önüme aldılar. Ben çünkü demokratik Atatürkçü laik liberal görüşlü bir adamım. Sosyal demokrat tarafım da var muhafazakar tarafım da var ama haksızlığa şahit oldum. Onu birinci seçimde görmedim ikinci de gördüm. İkinci seçimde şuna şahit oldum: bir gün arabalarla Fatih’e gittik sofulara inen yolun sağ tarafında cami gibi bir bina ve yanında bir de köşk vardı. Gittik oraya küçücük mescit zannettim ben orayı.. Baktım yere oturmuş 5-6 sarıklı cübbeli adam var. Meğerse cemaatmiş herkes bağdaş kurdu ben bağdaş kuramadım beni orada çizdiler. Orada şahit oldum ya dedim ‘bir dakika ne alaka adam koskoca başbakan, buraya niye geliyor ki’ diye soruyorum.’’ diyerek, Özal ile cemaatler arasındaki ilişkiyi orada anladığını söylüyor.

İSKİ genel müdürlüğü ve Beyoğlu Belediye başkanlığını kabul etmedi

Siyasette aradığın bulamayan, daha doğrusu geri plana itilen Turgut Gür’e, bu sefer İSKİ genel müdürü olması teklif edilir. Turgut Gür, arkadaşlarının ‘orası rüşvet yuvası, ya seni öldürürler ya da sen birini öldürürsün’ uyarısı üzerine görevi kabul etmez. İlerleyen dönemde Turgut Gür’e bu sefer Beyoğlu Belediye başkanlığı teklif edilir ama bunu da kabule etmez. Bunun üzerine ANAP’lılar Gür’e, ‘sen de hiçbir şey beğenmiyorsun, gözün yükseklerde galiba. Patrona (Özal) söyleyelim’ diye takılırlar.

Danışma kurulu üyeliği

Turgut Özal 1985 yılında Turgut Gür’e başka bir teklifte bulunur. Özal, Gür’e, kamu kuruluşlarında oluşturulan danışma kurullarında görev almasını teklif eder. Böylelikle Turgut Gür, Maliye’de Gümrük Bakanlığı Danışma Kurulu Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğünden sorumlu kurula atanır. Eş zamanlı olarak danışmanlık şirketindeki faaliyetlerine devam eden Turgut Gür, görevi nedeniyle Tekel’in Türkiye’deki bütün fabrikalarını gezmiş.

t_gur3
1995 Antalya-Kemer. Sol Başta  St Petersburg Valisi Anatoly Sobchak, yanında Antalya Valisi  Saim Çotur ve eşi, sağ tarafda Turgut Gür ve yanında Vali yardımcısı Vladimir Putin .Turgut Bey otelinde misafirlerini ağırlıyor.

Turgut Gür, danışmanlık yaptığı şirketle beraber turizme giriyor

Turizme de bu dönemde mi girdiniz?

Türkiye’de metro ve tramvay inşaatlarını yapan Yapı Merkezi isimli şirketin danışmanlığını da ben yapıyorum. Benden faydalanmak, benimle birlikte yatırım yapmak istediklerini söylediler. Turizm alanında yatırım yapmaya karar verdik. Özal’ın daha önceki konuşmalarından turizme özel bir önem verileceğini biliyorum çünkü. Özal Florida’dan, İspanya’dan, Asya’dan bahşediyor, turizmin ne kadar önemli bir sektör olduğunu anlatıyordu. Çok kısa zaman sonra sahillerde kamuya ait arazilerin kadastrolarının yapılması için Maliye Bakanı’na emir verdi.

Devamında biz ile Yapı Merkezi ortak olduk. Fizibilite, tahsis, proje ve işletmeci kısmını ben hallettim. Onlara sadece binayı yapmak kaldı. İşletme için Fransız Accor Grubu ile anlaştık. Turizm Bakanlığı’nın Kemer-Beldibi’ndeki tahsisine başvurduk. Ama her başvurana tahsis verilmiyor. Bakıyorlar, projeyi yapabilecek ve işletebilecek gücün ve kaynağın var mı. Bizim başvurduğumuz araziye Trabzon Başkanı Mehmet Yılmaz’ın da başvurduğunu öğrendim. Hangimize vereceklerine bir türlü karar verememişler. Sonra genel müdür, ‘bu kadar büyük yatırıma gerek yok. Araziyi ikiye bölelim, 600 yatak sen yap, 600 yatak da onlar yapsın. Hem riskler de azalır’ dedi. Geldim ortaklarıma söyledim ve onlara da makul geldi. Böylece Beldibi’nde 55 bin metrekarelik araziyi bize tahsis ettiler.

Novotel Club Aquamarine hayata geçiyor

20 ayda inşaatı bitirerek modern bir tatil köyü inşaa ettik ve Novotel Club Aquamarine ismiyle işletmeye açtık. Daha önce işletme anlaşması yapmıştık ancak hemen sonra böyle yürümeyeceğini anlayınca 12 yıllık bir franchise anlaşması yaptık. 4-5 yıl sonra onları da gönderdim ve bir Türk genel müdür buldum. Devamında ciromuz iki katına çıktı.

Kemer Tanıtım Vakfı’nı kuruyor

Otelciliğe başlayan Turgut Gür, gittiği yurt dışı fuarında gördüğü manzara sonrası, tanıtım için daha farklı şeylerin yapılması gerektiğini düşünür. ‘’Adam orada oturmuş sigarasını içiyor. Masaya da birkaç Türk lokumu, fındık falan koymuşlar, otelini tanıtıyor’’ diyen Turgut Gür, Türkiye’deki destinasyonların Venedik, Napoli veya diğer destinasyonlar gibi ayrı ayrı tanıtılması gerektiğini söyler. Sonrasında Kemer Tanıtma Vakfı’nın kurulmasına öncülük eden Turgut Gür, Kemer’in tek çatı altında tanıtılması için yoğun çaba sarf ettiğini söylüyor. Turgut Gür, model başarılı olunca Bodrum’dakiler ‘gelip bize de anlatsana’ dediler. Gidip anlattım ve onlar da kurdular. Daha sonra bu vakıflar tüm sahile yayıldı.’’ ifadelerini kullandı.

t_gur1
1998 Türkiye-Kırgızıstan Ekonomik Forumu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Kırgız Cumhurbaşkanı Akayev ile iş konseyi Başkanı Turgut Gür.

Ortaklar yeni yatırıma yanaşmayınca Turgut Gür oteli satıyor

Aslında Turgut Gür ortaklarıyla birlikte Belek, Bodrum, Kuşdası ve İstanbul’da yeni otel yatırımları yapmak ister ama ortaklar buna razı olmaz. Yaptığı teklif, ‘’Ben 15 milyon dolar kaynak olarak koyacağım. Siz de bana 3-5 milyon dolar verin. Gerisini de kredi çekeceğim. 5-6 yıl sonra sizin bana verdiğiniz borcu ödeyeceğim otellerden kazandığım parayla. Böylelikle siz de ikinci bir otele sahip olacaksınız’’ şeklindedir ancak ortaklar bu teklife yanaşmaz.

O dönemde aynı zamanda Tükiye-Rusya İş Konseyi başkanı olan Turgut Gür, otelcilikte büyüyemeyeceğini anlayınca, elindeki oteli de satmaya karar verir ve 2020 yılında tesisi 18 milyon dolara bir başka gruba devreder. Oteli sattığı şirket ise Rus tur operatörü Tez Tour’dur.

turgut_gur
Türkiye-Rusya İş Konseyi Başkanı Turgut Gür Devlet Başkanları ve Dış işleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte Kremlin Sarayında akşam yemeği sonrasında.

Kendi otelini satsa da, inşaatını üstlendiği Kırgızistanlı bir iş adamı için Kemer’de yaptığı otel nedeniyle, 2015 yılına kadar otelcilikle ilgilenmeye devam ediyor Turgut Gür. Kırgızistan’da yaşayan iş adamının 230 odalı otelinin işletmesi, Turgut Gür’ün damadı ve Kemerli bir kişi tarafından, Turgut Gür’ün kontrolünde yapılmış.

TYD’nin kurucuları arasında

Turgut Gür ismi telaffuz edildiğinde, tabi Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği de akla geliyor. TTYD’nin kuruluş sürecini ve sizin buradaki rolünüzü anlar mısınız?

Yatırımcıların arttığı, sorunların kamu ile çözülemediği dönemde 1988 yılında Turizm Yatırımcıları Derneği’ni kurduk. TYD’nin ilk başkanı, eski bakan Barlas Küntay’dı. Onun etrafında da ben ve Burhan Silahtaroğlu gibi, iş bilen insanlar vardı. Yatırımcılar bir araya gelerek, meseleleri toplu halde kamuya iletiyordu. Tamam, ben de bu işi yapıyorum ama, bireysel olarak benim yapmam başka, bu işlerin bir dernek tarafından organize şekilde yapılması başkaydı.

1988 yılından bu yana üyesi olduğum TYD’nin 4 yıl boyunca başkanlığını yaptım. Üç ayda bir yemekli toplantılar düzenleyerek sektörde olan biteni ve sorunları konuşurduk.

t_gur5
Eşi Suna hanımla 55'nci yıl.

‘’Oya Narin tecrübeli ve iş bilen biri ancak agresif yanları var’’

Şimdi derneğin başkanlığını Oya Narin yapıyor. Benim başkan yardımcılığımı yapmış, sektörde çok tecrübesi olan bir isim. Çekirdekten yetiştiği için sektörü çok iyi biliyor ancak sektörle sorunları olduğunu sonradan öğrendim. Agresif bir yapısı var ama çok bilgili bir insan. Neyin nereden geldiğini, nasıl olacağını ve nasıl pazarlanacağını iyi biliyor. Şimdi önünde 5 yılı daha var. Onun başkanlığı döneminde ben, yüksek danışma kurulu başkanlığını sürdüreceğim. O görevi birine devredince benim görevim de bitecek.

‘’Murat Ersoy yanlış yaptı’’

Oya hanımdan önce TYD’nin başkanlığını Murat Ersoy yürüttü ve olaylı bir genel kurulla başkanlığa veda etti?

Benden önceki başkanlar Murat Dedeman, Tavit Köletvitoğlu, Oktay Varlıer… Fakat Murat Ersoy yanlış yaptı. Başkanlıktan ayrılınca TYD’den istifa etti. Ben de ‘Murat kardeşim geleneklere aykırı bir iş oluyor, insan istifa eder mi? Benden sonra yüksek danışma kurulu başkanlığını alacaksın.’ dedim. ‘Yapacak bir şey yok, ben meşgul olamam’ dedi.

t_gur6
2006 Başkan Putin Türkiye'ye Resmî ziyarette bulunuyor.Türkiye -Rusya İş Konseyi Başkanı Turgut Gür'e  karşılıklı  iş bırliğini geliştirmesi nedeniyle imzaladığı resmini kendisine takdim etti.

Turgut Gür, Çek Cumhuriyeti-Türkiye ve Kırgızistan-Türkiye iş konseyi başkanlığını yürütüyor

1995 yılında Türkiye-Çek Cumhuriyeti İş Konseyi Başkanlığını yürüten Turgut Gür’e, Oktay Varlıer’den boşalan Türkiye-Kırgızistan İş Konseyi Başkanlığını yürütmesi teklif edilir. Görevi kabul eden Turgut Gür, 200’ü aşkın Kırgız çocuğu, Bilkent Üniversitesi’nin iş birliğinde Kemer’deki kendi otelinde eğitim verdirdiğini anlatıyor. Aynı dönemde Rusya’dan da 350 öğrenciyi Antalya’ya getirerek eğitim almalarını sağlayan Turgut Gür, ‘’Bunlar Rusya Devlet Spor Komitesinin yıllık çalışma programlarında yer aldı, oradan övgüyle bahsedildi. ‘Turgut Gür’ün programları ve çocuklarımızı yetiştirmesine müteşekkiriz’ diye bahsedildi.’’ diyor.

‘’Antalya’ya ilk Rus uçağını ben getirdim’’

Antalya’ya ilk Rus uçağının kendisi ile bir arkadaşının çabaları sonucu geldiğini söyleyen Turgut Gür, ‘’O hanımefendi uçağını doldurdu ve geldi. Bu uçuşlar devam ederken bana bir telefon açtı ve ‘St Petersburg Valisi sizin otele gelmek istiyor’ dedi. Buyursun gelsinler, şeref verirler dedim. Vali bey geldi. Kendisi aynı zamanda profesör ve uluslararası ilişkiler kürsüsü ana bilim dalı başkanı ve Gorbaçov’un yakın dostu. Vali bey sonra bir kere de ailesiyle birlikte geldi. Bizim Antalya’da turizmi nasıl başlattığımızı, yatırımları nasıl yaptığımızı sordu. Sonra beni St Petersburg’ davet etti ve Türkiye’nin geliştirdiği turizm modelini orada anlatmamı istedi. Oraya gittim, bana bir rehber verdi. Gezip dolaştıktan sonra St Petersburg’la ilgili bir rapor hazırlayıp Vali beye sundum. Sonrasında beni bir kere daha davet ettiği Petersburg’a ve bu sefer 12 gün kaldım. Vali bana, ‘Türkiye’nin turizm modelini anlatıyorum ama bana inanmıyorlar. Bir de senden duysunlar istedim’ diyerek toplantıya davet etti. Uzun bir masanın etrafında bulunan insanlara Tükiye’nin geliştirdiği turizm modelini anlattım.’’diyor.

t_gur
2009 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkmenistan Devlet Başkanı G.Berdimuhamedov'u Belek'te ağırlıyor. Dönemin TTYD Başkanı Turgut Gür sunum sonrası üçlü diyalogda yer alıyor.

St Petersburg’da Putin’le tanıştı, Putin Turgut Gür’ün otelinde tatil yaptı

‘’Orada Vali bey beni Vladimir Putin’le tanıştırdı. Putin, ‘Vali bey Antalya’dan çok bahsetti, inşallah biz de görürüz’ der demez, ‘siz de misafirimizsiniz, istediğiniz zaman gelebilirsiniz’’ diyerek Putinle nasıl tanıştığını anlatan Turgut Gür, devamında Putin’in, biri kız arkadaşıyla olmak üzere, iki defa Antalya’ya geldiğini ve kendisine ait otelde kaldığını söyledi. Putin’in tekneyle gezi yaptığını anlatan Gür, ‘’2002 yılında Ak Parti kuruldu Tayyip Erdoğan beyin hiçbir sıfatı yok parti başkanlığı dışında. Dışişleri bakanı ise Abdullah Gül. Cumhurbaşkanımız da Ahmet Necdet Sezer. Rusya’da Turkiye-Rusya İş Konseyi forumu var ben de başkan olduğum için DEİK’le oraya gidiyoruz. Fakat bu seyahate Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan da geliyor aynı uçaktayız. Yanımda da Hüsnü Özyeğin oturuyor. Hüsnü bey dedi ki, ‘ya başkan, sen anlatsana şu Putin’i heyete’ dedi. Korumaya, ‘sayın bakanla görüşmek istiyorum’ dedim ve bir süre sonra olumlu yanıt geldi. Yanlarına gittim ve Putin’i çok iyi tanıdığımı, onun nasıl bir insan olduğunu anlattım. Ayrıca onu Antalya’ya davet etmelerini, bunun hoşuna gideceğini söyledim. Moskova dönüşü uçakta Abdullah Gül beni yanına çağırdı ve toplantıların çok iyi geçtiğini söyledi.’’ diyor.

İş dışında neler yaparsınız, sosyal yaşamınız ne durumda?

Fenerbahçeli eski bir Milli Takım atleti olduğum için benim sosyal yaşamımda spor çok önemli bir yer tutuyor. Fenerbahçe Sporcular Derneği’nin başkanıyım ve o nedenle birçok spor aktivitesi yürütüyorum. Mesela 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Selanik’teki evinin bahçesindeki toprağı koşarak getirip Anıtkabir’e koyduk. Onun dışında sağlıklı spor yaşamı koşuları yaptırıyorum. Kadıköy’de sporla ilgili konferanslar yaptırıyorum….

Müzik ve sanatla aranız nasıl?

Operayı çok severim. Milano’daki La Scalo Operasında Maria Callas izleyerek başladım. Keza Ankara ve Antalya operalarındaki eserleri izlerim.

Eski tüfekler ayda bir buluşuyor

Büyük Klüp üyesiyim. Büyük Klüp’te bizim mutlaka özellikle kış döneminde konserler vardır, konserlere eşimle gideriz. Eşim de çok sever. Arkadaş çevrem çok geniş. Turizm dünyasında bizim Last Clup adında bir kulübümüz var. Burada 12-13 arkadaşım var, otel sahipleri hepsi. Mesela Süleyman Çetinsaya, Conrad’ın sahibi Erol Aksoy, Dedemanlar, Bodrum’dan Mithat Yenigün… hepsi bu kulübün üyesi. Bunlarla ayda bir yemekli toplantılar yapıyor hem ekonomiyi hem turizmi konuşuyoruz.

t_gur2
Turgut Gür, Türkiye ve Rusya'nın Bölgeleri arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda gösterdiği hizmetleri nedeniyle, Başkan V.Putin Tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirildi.

‘’Bir dakika kardeşim, sen hoca mısın?’’

Kitap okur musunuz, ne tür kitapları seversiniz?

Alanım olduğu için daha çok hukuk ve ekonomi ile ilgili kitaplar okuyorum. İkinci üniversitem olan İstanbul Hukuk Fakültesi’nde komünist bir hocamız vardı, meşhur iktisatçı İdris Küçükömer. Bir soru sordu, el kaldırıp cevapladım. Uzun uzun anlatınca hoca bana, ‘Bir dakika kardeşim sen hocamısın ya gel bakalım sen buraya’ dedi. Hocam dedim ben akademi mezunuyum, iktisatçıyım bunlar benim mesleki konularım’ dedim. Deniz Gezmiş de aynı amfide bizimle… Deniz Gezmiş’e üzülmüşümdür, nereden nereye savruldular bu da bir başka konu…

En sevdiğiniz beş dünya şehrini sayın desek?

En çok sevdiğim şehirler Moskova, Berlin, Venedik, Paris, Viyana… Daha sonra da Madrid gelir.

t_gur4
Turgut Gür'ün ağabeyinin çocukları ve yeğenleri



Bu Haber 19.03.2020 - 19:25:40 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Seher Özdemir - 28.03.2020 - 03:59

    Burada az bile yazılmış. Dolu dolu geçmiş ve hala da öyle devam etmekte olam bir hayat...Kendisini tanımış ve uzun yıllar birlikte çalişmis olduğum için son derece şanslı ve onurluyum. Kendisinden çok şey öğrendim. Bu calışma vesilesiylede kendisine tesekkurlerimi sunarım.

  • Ayşe Uluses - 19.03.2020 - 09:36

    Ne kadar gurur verici ne kadar akıllı girişimci çalışkan güzel bir insan.50 yıllık Turizm be Otelcilik sektörün de çalışan biri olarak tanımak isterdim.Tebrikler ????????????

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.