tneyisci@akdeniz.edu.tr

Kapadokya

Kapadokya

Rehber olarak Kapadokya bölgesine ilk galiba 1980’li yılların başında Alman turistlerle gitmiştim.

Rehber olarak Kapadokya bölgesine ilk kez galiba 1980’li yılların başında Alman turistlerle gitmiştim. Fransızlar için çok popüler bir destinasyon olduğunu etraftaki Fransızca reklam ve tabelaların bolluğundan anlamıştım. Antalya/Kemer Club Med. müşterilerinin, 25 kişilik helikopter ve F 28 uçaklarıyla günübirlik Kapadokya turlarına katılmalarına tanıklığım, bu saptamamın doğruluğunu pekiştirmişti. Sonradan bunun büyük ölçüde ünlü Fransız yönetmen Claude Lelouch’un 1973 yılında çektiği başarılı Türkiye tanıtım filmiyle ilişkili olduğunu keşfettim. Film ülkemizin özelde Fransız genelde batılılardan farklı olan özellik ve değerlerimiz üzerine kurgulanmıştı. Demek ki iyi çekilmiş bir film bir destinasyonu ihya edebiliyormuş. O yıllarda Kapadokya’da farklı acentelerin tur arabaları fır dönüyor, konaklama tesislerinde çifte rezervasyonlar yaşanıyordu.

Kapadokya konusunda bilinen ilk görüntü ve yazılı belgeler çok daha gerilere gidiyor, Fransız gezgin  Paul Lucas’a kadar uzanıyor. Fransa Kralı IV. Lui tarafından doğu ülkelerinde incelemelerde bulunmak üzere görevlendirilen Lucas, dönüşünde gezi notlarını da içeren, biraz da abartılı seyahatnamesini 1712 yılında yayınlıyor. Bu seyahatnamede Kapadokya, kızılderili çadırlarını andıran dizi dizi peri bacası konileri, uçlarında abartılmış insan ve hayvan şekilli büstlerle tasvir edilmiştir. Seyahatname yayınlanır yayınlanmaz büyük tartışmalara yol açıyor ve iki yıl içinde ikinci baskısını yapıyor. Bölgenin daha gerçekçi tanımı yaklaşık 125 yıl sonra, 1833-1837  yılları arasındaki gözlemlerine dayanarak, yine bir Fransız gezgini olan mimar Charles Texier tarafından yapılacak, 6 ciltlik anıtsal bir eser olarak “Küçük Asya’nın Tanıtımı”  adıyla yayınlanacaktır.

Kapadokya’da gördüklerinden çok etkilenen Texier, bölge konusunda gravürlerle süslü bir dizi konferanslar verir, Kapadokya’yı “...Tabiat hiçbir zaman kendini bir yabancının gözlerine böylesine olağanüstü bir şekilde göstermemiştir. Dünyanın hiçbir bölgesinde böylesine sürekli ve böylesine düşsel bir doğal güzelliğin varlığını duymadım.”  sözleriyle tanımlar. Fransızları Kapadokya’ya çeken temel neden bizzat Fransızlar tarafından gerçekleştirilen bu çalışmalar olmuştur diye düşünüyorum. Bizim katkımız ne ölçüdedir bilemiyorum.

Bildiğim, 1990’lı yılların sonlarına doğru, TÜRSAB dergisinde Kapadokyalı turizm duayenlerinin, azalma eğilimine giren konaklama süreleri ile ilgili olarak yayınlanan mülakatlarını okumuşluğumdur. Bölgede konaklama süresinin ortalama 2 geceden 1,5 geceye düşmesinin nedenleri tartışılıyor, Nevşehir’e hava alanı (Göreme’nin Kayseri ve Nevşehir havaalanlarına uzaklığı, sırasıyla, 81 ve 44 km) inşası ve tanıtımın yetersizliği temel çözüm önerileri olarak dile getiriliyordu. Anlaşılıyor ki Fransız kökenli tanıtımın etkisi yaklaşık 10-15 yıl içinde önemli ölçüde kaybetmiş. Kim bilir, belki de üzerine bir şey koyamamış olmamızdandır. İlginç olan, aynı dönemde, daha önceki bir yazımda da değindiğim gibi, Nevşehir’in içinde inşa edilmiş (belli ki çekirdek alanı yapılaşmadan koruma amacıyla) bölgenin ilk konaklama tesisleri, Göreme Otel ve Şehir Oteli kapılarını kapatıyor, peri bacalarının içine iştahla yeni konaklama tesisleri inşasına devam ediliyor olmasıdır. Hatırladığım kadarıyla, mülakata katılan sektör duayenleri nedense bu ve benzeri konulara hiç değinmiyorlardı. Sadece bu iki anekdot bile bölgenin potansiyeli ile sektörün ufuk genişliği arasındaki çarpıcı farkı ortaya koymak için yeterli sayılabilir.

Kapadokya Türk turizm sektörünün vizyonsuzluğunun en klasik ve çarpıcı örneğidir. Aradan geçen yarım yüzyılı aşkın zamana karşın sektör, bugün bile, Kapadokya’nın içinde ve bitişiğinde barındırdığı değerler ve bunların günün turizm ruhuna uygunluğu konusuna yabancı kaldığından, Kapadokya’nın yol üzeri uğranan bir destinasyon değil, uzun süreli konaklama merkezi olabileceğini, olması gerektiğini hayal bile edemiyor. Turizmin patlama yılları olarak tanımlanan 1980’li yıllardan beri, olması, başarılması gerekenin, Antalya’dan Kapadokya’ya tek gece konaklamalı turlar düzenlemek değil, tersine Kapadokya’dan Antalya’ya tek gece konaklamalı turlar düzenleniyor olmalıydı.

Kapadokya Kapadokya’dan çok çok fazlasıdır... neden mi?

Yaklaşık 15 yıl önce sunulmuş bir turizm sempozyumu tebliğimden kısa bir alıntı;

Kapadokya çekirdeği, Sümer, Asur, Hitit, Komagene, Frig, Urartu, Lidya, Çatalhöyük, Pers, Yunan, Roma, Bizans,  Selçuk, Osmanlı gibi iz bırakmış medeniyetlere, bunların izlerini taşıyan en özgün ören yerlerine, çarpıcı volkanlara, derin kanyonlara, öykü söyleyen ırmaklara, yüzlerce kuş türünü barındıran sulak alanlara, ulusal parklara (Kapadokya’nın kendisi de bir ulusal parktır), haşmetli ve haşin dağlara, kıtaları bağlayan yollara, doğanın türküsünü söyleyen çağlayanlara, halısından çömleğine sayısız el sanatlarına, tuzlusundan balıklısına, büyüğünden küçüğüne sayısız göllere, taşından kerpicine, ahşabından keçesine çok farklı mimarideki konutlarına, üzümünden kaysısına, kabağından elmasına enva-i çeşit meyve ve sebzeye, İslam’ından, Süryani’sine, Alevi’sinden Musevi’sine farklı inançlara, hepsi birbirini etkilenmiş, hepsi birbirinden etkilenmiş, hepsi tek tek diğerlerini de içeren insanlara ev sahipliği yapan dünyanın en eski, en zengin ve en ilginç değerlerinin ya doğrudan içinde ya da hemen bitişiğindeki bir küçük coğrafya parçasını temsil eder. Dünyanın bir başka coğrafyasında bu çeşitliliği, bu yoğunlukta, bu özgünlükte ve bu uyum içinde bulabilmek olası değildir.”

Ülke ve bölge turizmcileri, genel olarak, Kapadokya’yı Uçhisar-Ürgüp-Avanos-Derinkuyu arasına sıkıştırılmış dar bir coğrafya olarak ele alırken, Türkiye’nin dini bölgelerini incelediği kitabında Anna G. Edmonds geçmişin Kapadokya’sını Hitit imparatorluğunun büyük bir bölümünü, Galatia’nın bir kısmın, başkent Kayseri (Caesares Mazaca) dışında Aksaray (Archelais),  Hacıbektaş (Morimene), Niğde (Tyana) ve, Pınarbaşı’nın güneyi (Comana/Hierapolis), ve Malatya (Melitine) gibi önemli kentleri de içine alan çok geniş bir coğrafya olarak tanımlamaktadır.

Bu ölçek ve içerikte Kapadokya ne Büyük Kanyonla (ABD) ve ne de dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak seçilen Petra (Ürdün) ile karşılaştırılabilir (bu arada, Kapadokya’nın listeye bile girdirilemediğinin altı çizilmelidir). Çünkü, Kapadokya salt jeomorfoloji değil biyolojik ve kültürel değerlerle de ağzına kadar dolu farklı yaşayan, yaşanan bir coğrafyadır.

Aynı bildiriden birkaç satır daha;

Kaynak değerlerin bazıları

Ihlara Vadisi-kanyon geçişi, tırmanma, yürüyüş, dağ bisikleti, deve ve atalı geziler, kırsal turizm, Soğanlı Vadisi- kırsal turizm, hediyelik eşya üretimi,  yürüyüş, bisiklet, deve ve atlı geziler. Sultansazlığı-kuş gözlemciliği, saz evler, sazdan üretilmiş hediyelik eşya ve ev aksesuarları, Erciyes Dağı-Dağcılık, kayak, Kızılırmak- kano, Tuzgölü- kuş gözlemciliği, doğa turizmi, tuz ekosistemi Hasan dağı- dağcılık Aladağlar Milli Parkı-doğa turizmi, dağcılık Konya-Karapınar çöl ve göl ekosistemi, yaban hayatı gözlem (dağ koyunu) Hacı Bektaş-ı Veli- kültür ve inanç turizmi, folklor Kervansaraylar-İpek yolu, hediyelik eşya, develi geziler, eski tacirlerin yaşamı Damat İbrahim Paşa Külliyesi-İnanç, Osmanlı, Lale Devri Kayseri-Selçuklu ve Osmanlı kültürel eserleri, halı dokumacılığı, Kültepe, asur ticaret kolonileri Konya- İnanç, Mevlana Hattuşaş-Hitit, Hitit yaşamı Çatalhöyük-Neolitik, kırsal turizm. Bunlar yeme-içme-eğlence- spor gibi etkinliklerle mayalanarak sunulabilir”

Bir kaç hafta önce yolum, ünlü uluslararası otel zincirlerinden (1 tanesi İstanbulda olmak üzere 110 otel) birinin proje koordinatörü ile yeniden Kapadokya’ya düştü. Bazı geleneksel konutlar onarılarak konaklama tesislerine dönüştürülmüş. İçlerinde çok başarılı olanlar da var. ancak Uchisar’da, Avanos’da Göreme’de Ürgüp’de hala o bilinen virane görünümünden kurtulamamış. Duraklama noktalarındaki hediyelik eşya barakaları ve kafeler yürekler acısı. Gün doğumuna renk katan balonlar dışında her şey eskisi gibi, eğer daha kötü değilse.

Bu ülkenin turizm sektörü Uçhisar, Ürgüp, Göreme, Avanos ve Sinasos’u bütünüyle, aslına ve ruhuna uygun olarak onarabilmeyi hayal edip başarabilseydi, bugün bambaşka bir turizmi (sayı değil nitelik) konuşuyor, bambaşka bir Kapadokya’da bambaşka bir deneyim yaşıyor olurduk. Bu finans olarak çok mümkündü. Kendini kısa sürede geri ödeyebilirdi. Ancak vizyon yokluğunun ağır faturasını hala ödemekteyiz.


Bu Makale 06.07.2019 - 21:52:51 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Koray Edemen - 09.07.2019 - 06:23

    Sayin Tuncay Neyisci, degerli ongorulerinizi begeni ile okudum, Ariana Sustamabile Luxury Lodge bolgenin tek SLH (Small luxury Hotels) hoteli olarak servis verdigi son 3 senede tanimladiginiz kaliteli musteri portfoyune hizmet etmektedir, ilave olarak diger yatirimci arkadaslarim la bolgenin marka ve ADR averajini Turkiyenin cok daha ustunde tuttugumuz da gururla soylemek isterim, yeni Luxury markalarin katilimi ile bu basarinin aratacagina inancim sonsuzdur. Son zamanlarda kacak ve cirkin yapilara yapilan kontrollerde bolgemizin bu ozee hali ile kalmasina buyuk katki gostermeye basladi, yakin zamanda bolgemizin tanitimina yonelik kurulacak yari ozel birlik ve profesyonel yonetim kadrolari ile Bolgemiz hak ettigi yere cok daha cabuk ulasacakdir.

  • Mehmet BICIOĞLU - 07.07.2019 - 08:49

    Gerçekçi ve enfes Bi yazı hocam..

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.