- Şu noktaya dikkat edin arkadaşlar. Burada su aniden derinleşiyor. Dengenizi kaybedebilirsiniz.

    - Batonunuzla ya da sopalarınızla kontrol ettikten sonra adımınızı atın. Yosunlar önemli, kayabilirsiniz, taşlara sağlam basın!
    - Ayağına dikkat, ayağına dikkat!
    - Kayıyorum Hüseyin hocam!...
    - Hocam yoksa geri mi dönsek?
    - Arkadaşlar mümkün değil, bu kadar yolu boşuna mı geldik. Hem aynı zorlukları tekrar yaşamak zorunda kalacağız. İbrahim ileride kanyondan yukarı çıkabileceğimiz yer var mı?
    - Var Hüseyin Abi. İlerlersek patika yoldan yukarı çıkış noktalarımız var.
    - Yaklaşmayın arkadaşlar, kaygan yerlerde birbirinize mesafeli durun! 
    - Elini ver bana! Haydi ayağınla taşın sağlamlığını kontrol et sonra bas!
    - Tut şu sopanın ucundan!
    - Omuzuma dayan Haydar, ben sana omuz veririm korkma!
    - Abi sen sağlam mısın?
    - Sağlamım, sağlamım; ayağımı taşın oyuğuna iyice yerleştirdim sen yukarıya çık arkadaşların ellerinden tut. Sol ayağını şuraya koy; yüzün kayaya dönük olsun, sonra sağ ayağını diğer oyuğa yerleştir.
    - Ver elini ver bana. Sıkı tutun! 
    - Tamamdır hooop oldu işte!...
    - Heyooooooo!
    - Başardıııııııık!



    Konuşmaları arasında yılın en zorlu doğa yürüyüşlerinden birisini tamamladık. Adrenalimizin zirve yaptığı, heyecanın ve başarmanın mutluluğunu Ankara’dan yaklaşık 400 kilometre mesafede Sansarak Kanyonu’nda yaşadık. Grup liderimizin de deyimiyle; “Çarenin bittiği yerde çare bulduk. Ümidin kalmadığı yerde kendimize ümit aşıladık. Bunları birlikte omuz omuza yaptık.”

    Doğa yürüyüşçülerinin ve fotoğraf tutkunlarının son yıllarda bir hayli rağbet gösterdiği  Sansarak Kanyonu, Bursa’nın İznik ilçesine 17 kilometre mesafedeki 500 yıllık tarihi geçmişi olan Osmanlı köyü Sansarak sınırları içinde yer alıyor.



    Bu defa bizim de rotamız Sansarak Kanyonu’ydu. Doğa yürüyüşleri içinde en zor parkurlardan biri  olan Sansarak Kanyonu’nun yürünebilir bölümü, almış olduğumuz bilgilere göre 7 kilometre civarında.
    Gece yarısı Ankara’dan hareket eden gurubumuzla, sabah saat altı sularında İznik’te konaklayacağımız otele ulaşıyoruz. Butik bir oteldeyiz. Otelin güler yüzlü personeli, gecenin yorgunluğunu üzerimizden atacak sıcaklıkla karşılıyor bizi. Mükellef bir kahvaltının ardından eşyalarımızı otelimize bırakıp Sansarak köyüne doğru hareket ediyoruz. 

    Köy, merkeze 17 kilometre mesafede. Aracımız bir müddet sonra rakımı daha yüksek yerlere doğru yol alırken aşağıda kalan İznik, yanı başındaki göl manzarasıyla birlikte harika bir panorama sunuyor gözlerimize. Sağımız, solumuz, önümüz her nereye baksak yem yeşil orman görüntüsü, gece boyu yol yorgunluğundan açamadığımız göz kapaklarımızı, “yeşil göz banyosu” ile açıveriyor bir anda...



    Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra köye ulaşıyoruz. Köyde bizi ilk önce muhtar karşılıyor. Bir de köy sokaklarının vazgeçilmezi sevimli köpekler. Odun ateşinde çay yapan karşılıklı iki kahvehanenin misafirleri oluyoruz. Doğrusu yol yorgunluğumuz, küllenen odun ateşinde demlenmiş çay keyfini bırakıp gitmekten alıkoymak istiyor her nedense... Lakin kanyonda yürüyecek olmanın heyecanı aklımıza düştükçe de sabrımız taşıyor, nerede kaldı bu rehber diye serzenişte bulunuyoruz köy muhtarına... 

    Özellikle suyun taşkın olduğu mevsimlerde yer yer tehlikeli geçişleri de olan kanyonu, iyi bilen biri eşliğinde yürümek daha doğru olacağı için köyden bir rehberi de yanımıza almayı ihmal etmek istemediğimizden bekliyoruz. Bir kaç dakika sonra İbrahim geliyor. Hayvancılık ve tarımla uğraştığını belirten İbrahim 35 yaşlarında genç bir arkadaş. Güler yüzlü ve hoş sohbetiyle çabucak ekibimize uyum sağlayan İbrahim, hepimizin sempatisini kazanıyor. 



    Rehberimiz ve grup liderimiz eşliğinde kanyona doğru yola çıkıyoruz. Palamut, meşe ve karaçam ağaçlarının gölgesinde patika yolu takip ederek kanyon yürüyüşümüze başlayacağımız yere yöneliyoruz. Kanyona birkaç yerden girilebildiğini, ancak bizim Yelce denen yerden girmemizi teklif ediyor İbrahim. Zorlukları olsa da biraz daha uzun mesafe yürüyebileceğimizi söylüyor.

    Tüm heyecanımızla dere yatağına iniyoruz. Mevsim itibariyle su taşkın akmıyor. Suyun görüntüsü bulanık, ama manzara muhteşem görünüyor. Sadece belgesel filmlerde görebildiğim tropikal bir coğrafyadaymışım gibi hissediyorum kendimi. Buralara “baltaların uğramadığı” her hâlinden belli. Kocaman yapraklı bitkiler, sık ağaçlıklar, birbirine geçmiş ağaç dalları, yer yer ayaklarımıza dolanan sarmaşıklar arasında zaman zaman zor anlar yaşıyoruz. Buna rağmen, daralan ve dere yatağına eğimi yüksek bölgelerde özellikle sağlam ağaç kökleri ve sarmaşıklara tutunarak yılmadan, bıkmadan  ilerlemeye devam ediyoruz. Bu arada olmazsa olmazımız yardımlaşma tabii ki. Geçişi zor yerlerde birbirimize tutunarak, el ele vererek, suyun derinliğini kontrol ederek yürümeye çalışıyoruz. Suya girmek zorunda kalacağımızı bildiğimizden şort giyenimiz çoktu. Ancak sık çalılıklar, kırılan dal parçaları ve kayalara sürtünmeler derken her tarafımız yara bere içinde kalıyor.



    Bir ara, “Geriye mi dönsek?” diyen arkadaşlarımız olsa da başta grup liderimizin telkinleri ve sağladığı motivasyonun yanı sıra köy rehberimiz İbrahim’in inanılmaz çevikliği ve desteği, arkadaşlarımızın birbiriyle mükemmel yardımlaşma ve dayanışması mücadele azmimizi artırıyor. Kayaların arasında oluşan küçük göletler zaman zaman ilerlememizde zorluk yaratıyor.  Bazen yarı belimizi geçen göletlerde,      ne kadar dikkatli davransak da, neredeyse suya düşmeyenimiz kalmıyor. Ne yazık ki bir arkadaşımız da fotoğraf makinesini suya düşürüyor. Bir aralık ben de kendimi göğsüme kadar suya gömülü bulduğum bir anda, ani bir refleksle sol elimi yukarı kaldırmak suretiyle zor bela da olsa fotoğraf makinamı suya düşürmekten kurtarabiliyorum. 



    Yaklaşık beş kilometrelik kanyon yürüyüşümüzün ardından, dik patika yolu takip ederek köye giden asfalt yola çıkıyoruz. Bu yorgunluğu atmanın tek yolunu, sabah saatlerinde köyde tecrübe ettiğimizden olsa gerek, arkadaşlarımızdan birinin kulaklarımızda yankılanan çığlığıyla hatırlıyoruz:



    - Şimdi çay zamanı arkadaşlar!..

    On dakika sonra köy meydanındayız artık. Neredeyse yüz yıllık ömürleri olan yıkılmaya yüz tutmuş kerpiç evler arasında demleme çay ile yorgunluğumuzu atarken, bazı arkadaşlarımızın köylülerin getirdiği keçi peyniri, köy yumurtası alış verişleri arasında hoş sohbetlere kapı açıyoruz.

    Köy sokaklarının vazgeçilmezi köpeklerin şımarıkça davranışları dikkatimi çekiyor. Islak hâlimize mi gülüyorlar, yoksa bizi tekrar karşılarında görmenin heyecanını mı yaşıyorlar  bilemiyorum!
    Kalın sağlıcakla...








    Araştırmacı - Kültür ve Turizm Bakanlığı
    Erdoğan Gümüş

    Kullanıcı Yorumları

    Kayıtlı yorum bulunamadı...

    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Yazarın diğer yazıları :
    Sansarak Kanyonu
    Gündüz yıldızları
    Frig Yolu
    Karia Yolu’nda bir nefes arası: Kaunos Antik Kenti
    Kar beyazdır hayat
    Yenice Ormanları: Şeker Kanyonu'nda şeker tadında bir yürüyüş
    Likya Yolu’nda kısa bir yolculuk
    Kayaköy'de bir başarı öyküsü
    Badem diyarında: Karia Yolu
    Makale Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2018 sezonunda Avrupa'da durum ne olur?

    Daha da geriye gider
    Bu yılla aynı olur
    2016 rakamlarına ulaşır
    2015 rakamlarına ulaşır
    Belirsizlik hakim
    Ücretsiz Abone Olun