Savaş Daş

Bölgesel bir kriz kapıda, kamuoyu felç!

Bölgesel bir kriz kapıda, kamuoyu felç!

Görünen o ki içinde yaşadığımız coğrafya, henüz belli olmayan bir süre boyunca, İsrail-Filistin savaşı ile meşgul olacak. ABD ve diğer batılı devletlerin tutumu İsrail’i Gazze’ye dönük bir kara harekatı konusunda cesaretlendirirken, bu savaşı durdurmada en önemli unsur olabilecek kamuoyu faktörünün ise büyük ölçüde İsrail lehine felç edildiği görülüyor.

İsrail’in Filistin’e dönük saldırısı, kendini ‘demokrasi, hümanizm ve insan hakları’ konusunda otorite olarak gören Batılı devletler için bir turnusol kağıdı oldu. İsrail’in on yıllardır devam eden barbarlığını yarım ağızla eleştiren veya üstünü örten batılı devletler, Gazze’deki direniş örgütlerinin başlattığı saldırı sonrasında hem peş peşe bu saldırıları kınadılar hem İsrail’e dönük yardımları artırdılar hem de birbiri ardına soluğu Tel Aviv’de adılar (Bkz Biden, Scholz, Sunak vd.)

Batılı devletlerin İsrail desteği öyle bir boyuta ulaştı ki, yüzlerce kişinin katledildiği hastane saldırısını eleştirmek bir yana ‘Hamas hastaneyi yanlışlıkla kendi vurdu’ diyecek kadar ileri gittiler. Şimdi ise İsrail’in Gazze’ye, bölgesel bir savaşı tetikleme ihtimali hayli yüksek olan, kara harekatını başlatacağı konuşuluyor.

Batılı devletler hegemonyayı sadece ekonomik ve askeri olarak değil, aynı zamanda söylem düzeyinde de kuruyorlar. Bu nedenle eşik bekçilerinin (siz ona batılı ana akım medya deyin) İsrail’in katliamlarına meşruluk kazandıran haber ve söylemleri ile kanaat önderlerinin benzer açıklamaları Türkiye kamuoyunda da karşılık buldu. Filistin karşıtı, İsrail yanlısı söylem ‘Arap karşıtlığı/nefreti’ üzerine inşa edildi. BBC’nin savaşa ilişkin haberlerinde kullandığı “İsrailliler Hamas tarafından öldürüldü – Filistinliler öldü” şeklindeki jargon bunun en somut örneği. Olayın birinde fail gözümüze sokulurken, diğerinde imtina ile gizleniyor. Bazı haberlerde ise olay “İsrail – Hamas savaşı” şeklinde veriliyor. Burada da metin altına İsrail’in Filistin ile değil, Hamas ile derdinin olduğu algısı yerleştiriliyor.

ABD’yi, batılı devletleri ve ana akım medya desteğini arkasına alan İsrail günlerdir katliama devam edince Türkiye kamuoyunda söylem ‘Ne Netanyahu’yu ne de Hamas’ı destekliyorum, ikisi de birbirinin aynısı’ şeklinde değişti. Aslında yapılan şey yine benzer; ceberut bir devletle gücü ve etkisi sınırlı bir radikal dinci örgütü eşitlediler. Yani Hamas üzerinde Filistin halkının katledilmesine bir kere daha olur verildi.

İsrail’in derdi Hamas’ın radikal dinci bir örgüt olması değil. Zira karşısındaki solcu ve seküler örgütlere karşı zamanında Hamas’ı destekleyen de yine İsrail ve ABD’nin bizzat kendisi. Bunu İsrail’e ziyaret gerçekleştiren dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında geçen diyalogdan anlıyoruz. Eski milletvekillerinden Fevzi İşbaşaran konuyla ilgili şu bilgiyi aktarıyor:

 “Yılmaz’a Yaser Arafat, 'İsrail’in Gazze’yi Filistin’e iade ettiğini ama bölgenin perişan olduğunu' anlattı. Yaser Arafat, 'İsrail'in, Amerika, Avrupa ve Türkiye’nin bize gönderdiği yardım paralarını ödemeyi durdurduğunu, geciktirdiğini' anlattı. (Yardımlar, İsrail’de açılan banka hesabına yatırılıyor)

Netanyahu, Yaser Arafat’la görüşmemizi merak etmiş olsa gerek, Mesut Yılmaz’ı evine yemeğe davet etti. Netanyahu’nun evine yemeğe gittik.

Mesut Yılmaz yemekte, Yaser Arafat’ın sıkıntılarını anlattı ve 'izin verirseniz Gazze’nin alt yapı ve konut sorununa Türkiye olarak yardımcı olmak istiyoruz' dedi.

Netanyahu, 'Yardım paralarının ödenmesinde sorun var mı bilmiyorum? Konuşacağım ama Hamas’ın da bankalarda yardım hesabı var, biz onlara da yardım ediyoruz, siz de yardımda bulunabilirsiniz' dedi.

Mesut Yılmaz, 'Bizim Amerika, Avrupa ülkeleri gibi Türkiye olarak muhatabımız Filistin Devleti ve Yaser Arafat yönetimidir, örgütlere yardım edemeyiz' karşılığını verdi.

Netanyahu, 'Sizden önceki Başbakan (Necmettin Erbakan) ve partisi Hamas’la görüşüyor, bir sorun olmuyor.' deyince de Mesut Yılmaz, 'Sayın Erbakan ve partisi devlet adına görüşmüyor, parti olarak görüşüyorlar. Bizim devlet politikamız yıllardır hiç değişmedi. Filistin Devleti'ni ve Yaser Arafat yönetimini resmi olarak tanıyoruz ve görüşüyoruz. Bunun dışında Türkiye’de her partinin Filistin’deki örgütlerle ilgili görüşleri vardır.' çıkışını yaptı.”

Hem bölgede hem de dünyada meşruiyeti son derece yüksek olan çağdaş ve seküler örgütleri etkisizleştirip, kolaylıkla şeytanlaştırılabilecek ve ateş edilebilecek bir örgütü ön plana çıkarmak İsrail’in stratejisi ile hiç de ters düşmüyor. Bkz ABD-Taliban.

İsrail’in Filistin’de yaptıklarını veya işgalini Hamas’a bağlamak büyük bir tarihsel yalan ve çarpıtma. Hamas 80’lerin sonuna doğru kurulurken, İsrail işgali ondan 20 sene önce başladı ve adım adım bugünlere geldi. İsrail Lübnan’daki belli bölgelerde işgalci, Suriye’nin Golan tepelerinde işgalci, Filistin’de işgalci... Dahası her gün egemen bir devlet olan Suriye’yi, bu ülkedeki havalimanlarını füzelerle vuruyor. Arkasına batılı devletlerin ve ABD’nin desteğini alarak tüm bölge devletlerine meydan okuyor. Ablukaya aldığı 2 milyon insanı ellişer, yüzer öldürürken kimseden çıt çıksın istemiyor.

Gelinen noktada İsrail’in Gazze’ye dönük bir kara saldırısı başlatacağına ilişkin emareler artıyor. Başta ABD olmak üzere batılı devletler ise, ‘İsrail’in meşru savunma hakkı’ diyerek, bölgesel bir savaşa dönüşme ihtimali oldukça yüksek olan, çok daha büyük bir savaşa ve katliama kalkışma konusunda İsrail’i cesaretlendiriyor.

Batılı emperyalist devletler ile onların bölgedeki destekçileri nedeniyle, yaşadığımız coğrafyada savaşlar ve kıyımlar eksik olmuyor. Değişik gerekçelerle girdikleri her ülkeyi (Afganistan, Irak, Libya ve vekilleri aracılığıyla Suriye) büyük felaketlere sürükleyen ABD ve onun çeperindeki ülkeler, sadece coğrafyamızda büyük trajedilerin yaşanmasına değil, aynı zamanda çevre ülkelerin de büyük sığınmacı kitleleri ile baş başa kalmasına neden oluyor. Bunun en net örneği Türkiye’deki Suriyeliler. 2011 yılına kadar Türkiye’ye sadece gezi veya akraba ziyareti için gelen Suriye vatandaşları, başlatılan cihatçı vekalet savaşı nedeniyle ülkemize akın etti. Şimdi Türkiye’deki Suriyeliler üzerinden körüklenen bir Arap düşmanlığı peyda oldu ve İsrail’in Gazze saldırılarına meşruluk kazandırma söylemleri de buradan besleniyor.

Gazze’de Hamas’ın başını çektiği ancak çok sayıda direniş unsurunun katıldığı saldırı sonrası anında İsrail’e ‘condelence’ını ileten sevgili turizmciler, İsrail’in on yıllardır uyguladığı tecrit, sistematik katliam ve işgale karşı neden bir kere olsun ses çıkarmadı acaba? Filistin’den ‘paralı turist’ gelmediği için mi, gözlerini Arap düşmanlığı bürüdüğü için mi, yoksa sapla samanı birbirine karıştırdıkları için mi?

Gelen son haberlere göre İsrail’in Gazze’de öldürdüğü insan sayısı 14 günde 4 bini geçerken, Hamas ve diğerlerinin saldırısında öldürülen İsraillilerin sayısı 1400 olarak açıklandı. Türkiye’deki kamuoyumuz hangi noktada İsrail’e tepki gösterecek acaba? Ölü sayısının 15-20 bine ulaşması kafi mi, yoksa daha fazlası mı gerekir?

İsrail’in işgalleri ve yürüttüğü politikalar, içinde yaşadığımız bölgeyi topyekün bir kaosun içine çekme potansiyeli taşıyor ve kuşkusuz bundan en çok etkileneceklerden biri de Türkiye ve Türkiye turizm sektörü. Bu nedenle bir kenarda durup yarım ağızla bir şeyleri kınamak veya tarafsızmış gibi davranmak yerine, bu savaşa ve İsrail’in politikalarına yüksek sesle hayır demek gerekiyor.


Bu Makale 21.10.2023 - 13:19:00 tarihinde eklendi.


Kullanıcı Yorumları
  • İSRAİL'İN SALDIRGANLIĞI

    HIKMET ATILLA 06.11.2023 - 03:44

    Kesinlikle doğru. Turizmcilerimiz Türkiye turizmini sıkıntıya düşüren hangi konuda seslerini çıkardılar ki, bugünde çıkarsınlar. İsrail savaşı bölgeye yayılırsa en fazla etkilenen kesim olacağımız kesin. Temenni edelim ki bir an evvel bu savaş bitsin. Yoksa karanlık günler kapıda olacaktır.

Yazarın diğer yazıları
Tüm Yazıları
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.