Savaş Daş

Avrupa’daki turizm protestoları nasıl okunmalı?

Avrupa’daki turizm protestoları nasıl okunmalı?

Pek çok turizmci, Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan ‘turizm protestolarını’ sektör için bir tehdit olarak görüyor ancak sektörün lokal yaşam üzerinde oluşturduğu tehditten çoğu kişi habersiz.

Turizm sektörünün entelektüel kesimi ve medya, Avrupa’da ortaya çıkan turizm karşıtı protestoları yakından takip ediyor. Aslında buna turizm karşıtı protesto demek pek doğru değil. Protesto edilen şey, turizm bölgelerinde yaşayan insanların hayatını zorlaştıran, ‘aşırı turizm’.

En yüksek katılımın gerçekleştiği Balear Adaları’ndaki protestolara katılanların talepleri irdelendiğinde, hiç de haksız talepler olmadığı görülüyor. Ne diyor Mallorca’da yaşayan insanlar? “Kitle turizmi nedeniyle konutların daha yüksek fiyatlarla turizme açılması, bizim ev bulmamızı, bulsak dahi kirasını ödememizi neredeyse imkansız hale getiriyor. Adada fiyatlar turizme göre şekillendiği için bizim alım gücümüzü aşıyor. Siz eğlenirken biz acı çekiyoruz, yaşam maliyetlerimizi karşılayamıyoruz. O nedenle konutların turizm amaçlı kullanımına sınırlama getirilmeli. Adada 5 yıldan az yaşayanlara ev satışı yapılmamalı. Kontrolsüz kitle turizmi yerine adaya saygılı, kontrollü bir turizm yapılmalı.”

Bu şikayetlerin ve taleplerin herhangi birini ‘haksız’ olarak değerlendirmek mümkün değil. Bir şehirde yapılan turizm aktivitesi o şehirde yaşayan insanlara geçim sıkıntısı, kaos, kirli ve kalabalık bir çevre olarak geri dönüyorsa, bunu sürdüremezsiniz.

Türkiye’de ise turizmciler sürdürülebilirlikten aslında sürdürülebilir şekilde para kazanmayı anlar. Buna pek çok turizm STK’sının yöneticisi de dahil.

Sürdürülebilir turizm çevreyi dengeli ve kontrollü kullanmayı, tarihi ve kültürel miras üzerinde aşırı baskı oluşturmamayı, yerel ekonomilere, yani yerelde yaşayan insanlara ekonomik katkı sağlamayı, karbon salınımını asgari seviyeye indirmeyi ve hatta sektörde cinsiyet eşitliği sağlamayı ifade eder.

Eğer turizm bir coğrafyada yaşayan halkın hayatına refah getirmek bir yana onların hayatını daha da zor ve kaotik bir hale getiriyorsa, o halk turizmi neden sahiplensin? Kitle turizmi nedeniyle barınamayan, ihtiyaçlarını karşılayamayan; çevreye, kültüre, şehre, saygısı olmayan insanlarla iç içe yaşamak zorunda kalan biri turizmi neden sevsin?

Turizm bölgelerinde turistlere karşı artan tepkinin bir nedeni de elbette kendi eğlencesini ve hazzını merkeze koyup, gittiği şehre, kültüre ve orada yaşayan insanlara hiçbir saygı göstermeyen, şuursuzca tüketen hedonist turist modeli. ‘Sen özelsin, hiçbir şey senden daha önemli değil, hayatın tadını çıkar’ mottosuyla yetişen yeni kuşak, sosyal medyayla birlikte hayatımıza giren ‘ilgi manyaklığı’ ile gittiği destinasyona adeta tecavüz ediyor. Bunun bizdeki örneği ise, özellikle son yıllarda hızlı zenginleşen kesim.

İspanya yıllardır bütçeli hava yolu şirketlerinden ucuza bilet alıp ülkenin turizm merkezlerine akın eden bu hedonist turist modeliyle mücadele ediyor. Sokak ortasında içki, büyük kavgalar, uluorta yerde cinsel birliktelikler, sokak partileri, çöpler... Üstelik bunlar yüzünden evler turizm amaçlı konaklamaya açılıyor, bölgede yaşayanlar barınma sorunu yaşıyor.

Eskiden ülkemize gelen turistler GAP turunda otel bulunamadığı için evlerin damlarında bile yatar, klimasız otobüslerle sıcakta saatlerce yol gider, tuvalet veya adam akıllı yemek yiyecek bir mekan bulmakta zorlanır ama tüm zorluklara rağmen bölgeyi, oradaki kültürü, insanı tanımak için can atarmış.

Şimdikilerin önüne kırmızı halı seriyor, en iyi restoranlarda yediriyor, en iyi otellerde konaklatıyor, lüks araçlarda seyahat ettiriyoruz ama yine de memnun edemiyoruz. Her şey dahil otellerde adeta besiye çektiğimiz turistler, bizi online platformlarda düşük puan vermekle veya olumsuz yorum yazmakla tehdit edip bir de oda yükselmesi talep ediyor. Daha ileri gidenleri, tatilini bitirip ülkesine döndükten sonra ‘tatil yaparken yemekten zehirlendim’ deyip otele dava açıyor ve başarırsa üstüne bir de otelden tazminat alıyor.

Bu nedenle otoriteler turizmi planlayıp yönetirken iki konuda kimseye tolerans göstermemeli; birincisi bölgede yaşayan insanları dışlayan, hatta onların hayatını zorlaştıran kontrolsüz ve aşırı turizme, ikincisi ise gittiği ülkeye, o ülkenin şehirlerine, kültürüne, tarihine ve insanına saygı duymayan hedonist turistlere.

Gerekli özen gösterilmezse, başta Bodrum olmak üzere, Türkiye’deki turizm bölgelerinde de bu konularda yaşanan huzursuzluk kaçınılmaz olarak artacaktır.


Bu Makale 28.05.2024 - 13:43:19 tarihinde eklendi.


Kullanıcı Yorumları
Henüz yorum yapılmadı.
Yazarın diğer yazıları
Tüm Yazıları
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.