mevlut.yeni@sabah.com.tr

Antalya hak ettiği yerde değil!

Vali bey de diyor ki, “Antalya imar sorunlarıyla perişan olmamalıdır. Çevre korunmalıdır. Lüks tesisleri olan bir kentin muhakkak kendi içinde tezat oluşturmadan tıpkı tesisleri gibi yıldızlı kent merkezlerine kavuşması lazım. Kanalizasyon altyapısını çözerek deniz mutlaka korunmalı”... Bunları biz de hep yazdık, söyledik. Vali de böyle diyor.

Yedi senedir aralıksız her salı farklı konu ve konuklarıyla kahvaltıda buluşan genelde ANSİAD’a üye işadamlarının dünkü konuğu Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak idi. İşlerimin yoğunluğu sebebiyle arada bir aksatıyor olsam da bir yılı aşkındır ben de Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı sıfatıyla bu kahvaltı grubunun üyesiyim.

Kahvaltı buluşmaları ve içeriği çok istisnai durumlar dışında ilkesel olarak basına kapalı gerçekleştiği için orada konuşulanları asla haberleştirmiyoruz. Belki de basına kapalı olduğu için konuklar rahat rahat her şeyi konuşabiliyor.
Kahvaltıya katılan konuk bazen manşetlik konular bile konuşabiliyor.

Her ne kadar haber atlatma dürtülerim beni orada zaman zaman gıdıklıyor olsa da toplantının diğer meslektaşlarıma kapalı olması elimi kolumu bağlıyor. Gazetecilik adına doğru mu yanlış mı yapıyorum bilmiyorum ama tüm meslektaşlarımı temsilen davet edildiğim yerlerde etik davranmaya her zamankinden daha fazla özen gösteriyorum.

İşte bugün yine o anlardan birini yaşıyorum. Yani iş dünyasının kahvaltı konuğu Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak’ı dinlerken aldığım notlardan belki 20 tane manşet haber çıkardı. Ancak buluşma basına kapalı olduğu için, bir de kahvaltı grubu Başkanı Muharrem Koç’un ağır cezasına maruz kalmamak için masanın ucunda sade bir vatandaş gibi dinlemek ve not etmekle yetindim.

Vali beyin bazı önemli tespitlerini basına açık diğer buluşmalarda da söylemiş olduğu için fazla detaya girmeden paylaşmamak kendime ve Antalya’ya haksızlık olur diye düşünüyorum.

Yıllardır bu köşelerden bıkmadan usanmadan yazmaya devam ettiğim Antalya’nın temel sorunlarını Vali öyle güzel anlattı ki etkilenmemek elde değil.

Vali Altıparmak, geldiği ilk günden beri doğruları eğilmeden bükülmeden aslanlar gibi söyleyebilen, yetmedi bu sorunların üzerine çözüm odaklı giden cesur bir yönetici.

“30 yıldır alt yapısını çözememiş, sorunlarla dolu bir kentle karşı karşıyayız” diyor. Bizi sevindiren yönü ağlamıyor ve her söylediği sorunun çözümünü de sözlerine ekliyor.

Hep yazdım Antalya bir dünya kenti olacaksa, turizm başta olmak üzere yatırım yaptığı sektörlerden hak ettiği payı kazanmak istiyorsa önce altyapı sorunlarını çözecek.

Aklın yolu birdir. Vali bey de diyor ki, “Antalya imar sorunlarıyla perişan olmamalıdır. Çevre korunmalıdır. Lüks tesisleri olan bir kentin muhakkak kendi içinde tezat oluşturmadan tıpkı tesisleri gibi yıldızlı kent merkezlerine kavuşması lazım. Kanalizasyon altyapısını çözerek deniz mutlaka korunmalı”... Bunları biz de hep yazdık, söyledik. Vali de böyle diyor.

O halde sorun nerede?

Bir işadamı “Bir kentte sağlıklı ve doğru hizmetler üretebilmek için seçilmişlerle bürokratlar mutlaka işbirliği yapmalıdır, Antalya’da bunu göremiyoruz” dedi ve Vali beyden bu konuda yardım istedi.
Belki de şu anda Antalya’nın en büyük sorunu bu olsa gerek.

Aynı partiden oldukları halde aylardır birbirleriyle konuşmayan seçilmişlerin olduğu bir kentten söz ediyoruz.

Şimdi size sormak istiyorum acaba böylesi yöneticilerin olduğu bir kentte nasıl sağlıklı hizmet üretilebilir ki?

Vali dahil hepimizin işi çok ama çok zor.

Mühim olan zoru başarmak ise o zaman bekleyip göreceğiz.

Girişte de yazdığım gibi kahvaltıda konuşulanları haberleştirmiyorum ama ilham alarak bu köşeyi yazdığım için umarım eşitlik ilkesini bozmamışımdır.


Bu Makale 01.12.2010 - 10:32:00 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Serdar Sağlam - 04.11.2010 - 11:04

    Ben de kahvaltı öngörüsü yapmak istedim. Herkes büyük laflar ve uygulanamaz projelerden bahsederek egolarını şişirmişlerdir. Hep bahsediyoruz, çözüm o kadar kısa ve yalın ki belki de basit olduğu için dikkate alınmıyor. Turizm planlama ve hedef koyma işi. Bunu her ilgili ilgisiz, ünvanlı kişi yapamaz. Dolayısıyla öncelikle bir rota belirlemek gerekli. Bu nokta kırılgan çünkü projelendirme SIT alanından başlıyor, bölgesel entegrasyon, gıda üretimi, yeşil enerji, doğal yaşam gibi henüz ne Türk yataırımcının ne de resmi erkanın haberdar olmadığı unsurlar içeriyor. Yatırımcı bakanlıktan izin alıyor, en güzel kıyıları tesise dönüştürüyor, alt yapı arkadan gelsin, sadece o tesisin işi görülsün düşünceleriyle yıllara sari alt yapı kazı ve inşaatları başlıyor ve dizi film gibi her yıl turizm mevsimi öncesinde çalışmalar başlıyor, turistler ise bu işlerin nasıl "yapılamayacağını" görüyor. Dünyada yapıldığı gibi öncelikle turizm izni gelişecek topraklardan başlamalı çünkü tesis orayı ağaçlandırmalı, medeniyet getirmeli. Bizdeki gibi ormanı keserek tesis yapan bir örnek ülke, gelişmemiş ve medeniyetten uzaklar dışında YOK. Peki bu kuralı millet uyguluyor da biz neden uygulamıyoruz? Golf tesisi için yüzyıllık ağaçlar kesildi de ne oldu? Halbuki turizmde gelişmiş ülkelere bakın onlar topraktan golf sahası yaratıyor. Aynı Atatürk'ün Ankara' yı yoktan var etmesi gibi. Bu gerçekler çok kolaylıkla elde edilebilir ve bir model yaratılabilir. Eğer böyle yapılırsa, tesisin proje safhası ve alt yapı gereksinimleri baştan halledilebilir. Çok kırılgan başka bir nokta ise bu kadar tesise gerek var mı sorusudur! Eğer bir hedefiniz ve planlamanız varsa tesisleri en verimli kullanmak olasıdır. Şu anda her isteyene tesis yapma izni verilerek ve bu yolla bilerek veya bilmeyerek bu sektör yozlaştırılyor. Seyahat eden turist tesiste yiyeceği yemeğin sağlıklı ve emniyetli olmasına ve yattığı çarşafın temiz olmasına bakar, mimari görüntü ilk bakışta cezbetse de gıda ve yatak her zaman önceliklidir. Bizde ise alışılan taktik, tesisin abartılarak değerinin bir kaç kat üzerinde yapılmasıdır. Diğer çok önemli madde, vatandaşın ve bakanlığın "turist" e bakışıdır. Turist çıplak dolaşan, ahlakı düşük kişi değildir. Benzer şekilde turiste içki satışı haram değildir. Bunların karşılığında para kazanılmaktadır eğer bu istenmiyorsa, ki gidişat öyle, o zaman turizm bırakılsın, tesisler devre mülk gibi halk kullanımına açılsın, ailecek ve aile salonlarıyla haremlik selamlık oturalım. Çarpıklıkları düzeltmek için yerel otoritelerin katkıları büyük ancak sistem omurgasız olunca herkes bir yerinden çekiyor ve bir ucube ortaya çıkıyor. Öncelikle planlama, projelendirme, kavram belirleme, hedef koymak gibi işin ABC si yerine getirilmelidir. Gerisi kolay. Bir vurgu yapmam gerekiyor, biz 20 milyon turist ile caka satma çabasındayız, Fransa bizim kadar elverişli olmayan doğal zenginliklerine karşın 80 yilyon turist ağırlıyor, oda fiyatları da bizim tur operatörleri vasıtasıyla boğazımıza sıkılan rakamlar değil, bizden 4-5 kat fazla. Haydi aklı selim ile siz karar verin.

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.