Uludağ turizmini yaratan adam: Haluk Beceren

    2.01.2013 - 21:54:34

    Türkiye turizminin duayenlerinden Haluk Beceren renkli, sürprizli ve başarılarla dolu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizm'den Portreler / TurizmGüncel

    Türkiye turizminin yaşayan efsanelerinden biri o; Gümülcineli Değirmenci Mehmet Efendi’nin torunu Haluk Beceren. İstanbul'un yanıbaşındaki cennet ve yeşil Bursa'nın turizm ateşesi, Uludağ Beceren Otel, Uludağ Beceren Cafe ve Botanik Park Beceren Restaurant'ın sahibi. Tüm yaşamını ülkesi ve kenti adına turizmi bir adım daha öne taşıyabilmek için çalışmakla geçirmiş olmasına ve hatta zaman zaman röportajsatır aralarında yorulduğunu belirtmesine rağmen başarmanın keyfini zihninde taptaze yaşamasını hala bilen bir isim. Yeri geldiğinde 50 kilo broşürler Türkiye'yi tanıtmak için dünyanın öbür ucuna gitmekten erinmemiş, yeri geldiğinde oteliyle Türkiye'nin en prestijli sanatçılarına konu olmuş biri. Türkiye'de bir turizmci ailenin doğru ve emin adımlarla, kendi çabalarıyla büyüyebileceğini ispat eden bir ağırlama ustası. 




    Haluk Bey, öncelikle sizi turizm sektörüne çeken o ilginç hikayeyi sizden dinleyelim...

    “Benim sülalem uncudur aslında. Büyük dedem değirmenciymiş. Değirmenci Mehmet Efendi’nin torunuyum ben. Gümülcine’de de hala beni o şekilde tanırlar. Ailemizin değirmeni de hala Gümülcine’de duruyor. Kent belediyesi o değirmeni müze yapacak. Neyse, 1950 senesinde Bursa’da doğdum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bursa’da bitirdim. Liseden sonra aklımdaki meslek mühendislikti. Makine mühendisliğine kafayı takmıştım. Yıl 1968. O zamanlar şimdiki gibi merkezi sınav sistemi yoktu. Herkes ayrı ayrı bölümüne göre sınava giriyordu. Ben de Teknik Üniversite’ye kaydımı yaptırdım. Kayıttan sonra bir gün, babam Mehmet Beceren ‘Ben Almanya’ya gideceğim, gelir misin benimle?’ dedi. 'Tabi ki gelirim' dedim. O zamanlar Almanya’ya gitmek büyük olay. O güne kadar hiç yurtdışına çıkmamışım. Ailem Batı Trakyalı. Oradan Türkiye’ye göç etmişler. O zamana kadar da ben bir kez Gümülcine’ye gitmiştim. Atalarımın doğduğu yere, büyüklerimizi ziyaret etmeye gitmiştik. Onun dışında bir yurtdışı tecrübemiz yoktu. Neticede trene bindik, Münih’e gittik. Yolculuk 2 gece, 3 gün sürdü. Münih’te kaldık 2 gün. Oradan babamın bir arkadaşının evine gittik. O evde babamın arkadaşı bana Almanca öğrenmem için birkaç ay orada kalmayı önerdi. Ben de kaldım. Böyle bir fırsatı yakalamışken değerlendirmek istedim. Çünkü o dönem yurtdışına gitmek her gencin hayali. Vize yok ama giden de yok. Bir tek Merkez Bankası'ndan yani Türkiye'den vize alınıyordu o dönem.”

    “Babamın o arkadaşı Türkiye’de görev yapmış bir Alman öğretmendi. İstanbul Erkek Lisesi’nde hocalık yapmıştı. Türkiye'deyken Uludağ’a gelip kayak yaparlarmış. Babamlarla da orada tanışmışlar. Biz o ailelerle hala görüşüyoruz.  Üç farklı Alman aile. Benim babam vefat etti, onların babaları vefat etti ancak ailelerin dostluğu sürüyor. Her sene mutlaka görüşürüz. Neyse, ardından babam bana  ‘Türkiye’deki okulunu donduralım. Almanya’da kal, dilini öğren. Sonra da istersen burada otelcilik okursun’ dedi. Babamın o zamanlar Uludağ’da sekiz odalı, küçük bir oteli var. 1970 senesinde açılacak şimdiki otelin hazırlıkları da o dönem başlamıştı.”

     

    '400 MARKA 1958 MODEL ÜSTÜ AÇIK VOLKSWAGEN, SON DERECE MUTLUYUM'

    “Bana bir de 400 marka 1958 model, üstü açık bir Wolksvagen araba aldılar. Son derece mutluyum tabi. Orada iki dönem Goethe Enstitüsü’ne devam ettim. 3’üncü dönem de Münih’te kaldım. Daha sonra da Hannover yakınlarında bir Alman ailenin yanına gönderildim. Bu dil eğitimi kapsamındaydı; pratik için. Bu ailenin yanında kaldığım süre hem Almancam hem de oradaki kültürü tanımam açısından bir dönüm noktası oldu. Çünkü aile son derece yapıcıydı. Benim yaşında bir oğulları vardı. Ben orada bir ay kalacakken beni salmadılar, üç ay kaldım.”

    'BABAM TURİZMCİ OLAYIM DİYE BENİ OYUNA GETİRDİ'

    “Meğer babamın beni Almanya’ya götürmesi, diğer tesadüfler hepsi bir tezgahmış. Ben sürekli otelciliğe karşı çıkıyordum. Bu yüzden o da böyle bir oyun yapmış. Meğer okulum çoktan hazırmış. Gümülcine’den çocukluk arkadaşı olan ve Strasburg’daki Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye temsil eden biriydi. Benim velim o olmuş. Her şey hazırmış. Ben 1969 yılının eylül ayında kendimi bir anda kendimi Avusturya’daki turizm ve otelcilik okulunda buluverdim.”

    Türkiye'deki okulunuzu bıraktınız mı?

    “Sonra biz artık üniversiteyi unuttuk tabi. İlk üç ay benim için tam bir kabustu. Çünkü Almanya’daki Almanca ile Avusturya’daki Almanca arasında büyük lehçe farkı var. Neticede orada bana destek olan arkadaşlarım sayesinde sorunu çözdüm. Orada benden başka Türk yoktu. Birkaç tane Pakistanlı, Hintli dışında yabancı da yoktu zaten. Burası bir devlet okuluydu. Girene kadar pek çok imtihana girdik. Okula başladıktan sonra alnımızın akıyla bitirdik. Bu arada tabi otellerde, lokantalarda çalışıyoruz. Okul bizi gönderiyor. Servisi, mutfağı öğreniyoruz. Benim ilk gittiğim yer Salzburg’daydı. 3 sene orada kaldım. Daha sonra da eğitimi bitirmek için 1 seneliğine Salzbourg yakınında Klessheim adlı bir şatonun içinde olan bir okula gönderdiler. Orada daha çok işletmecilik ve acentecilik üzerine eğitim aldık. 1973 sonuna kadar
    Avusturya’da kaldım.”

    'ABD BAŞKANI NIXON'DAN 200 DOLAR BAHŞİŞ ALDIM'

    “Klessheim’de Nixon’a servis verilen ekipte ben de vardım. Nixon Moskova’ya ilk kez giden ABD başkanıdır. Gitmeden önce iki gün Avusturya’da kaldı. Benim okulumun bulunduğu şatoda kaldı. Okuldan seçilen öğrencilerin oluşturduğu bir ekip de Nixon’a hizmet verdi. Ben de o ekipteydim. O kafileden bizim için çok büyük olan bir para almıştık. Bir hafta sonra zarf içinde bize 200’er dolar para dağıttılar. O para bize ilaç değil panzehir gibi gelmişti!”

    Üniversiteyi bitirdikten sonra hemen Türkiye'ye mi döndünüz?

    “Avusturya’dan sonra İsviçre’ye gittim. Hem Cenevre’de hem Zürih’te Mövenpick bünyesinde çalıştım. Daha sonra izin için Türkiye’ye geldim. Lisan eğitimine devam etmek için İngiltere’ye gidecektim. Okulum ayarlanmıştı. 1974 yılının başında İngiltere’ye gitmek için Merkez Bankası’ndan bu kez izin alamadım. Sebebi de Askerlik Şube Başkanlığı’nın izin vermemesi. O zamanlar okul mokul dinlemiyorlardı. Okulun orası yandı, her şey gitti. Mart ayının sonunda devre kaybı diyerek yedek subaylık hakkımızı da vermeden paldır küldür askere aldılar. Amasya’ya gittik. Eşimizin, dostumuzun ve bir de mesleğimizin sayesinde acemilikten sonra Fenerbahçe Orduevi’ne geçtik. Orada 20 ay askerlik yaptım. Bu 20 ay içinde mahkemeye başvurdum, yedek subaylık hakkımı geri aldım. Ancak ben zaten askerliğimi er olarak bitirmiştim. Fenerbahçe Orduevi’nde çok güzel günler yaşadım. Hem komutanımız, hem orada çalışanlar, hem asker arkadaşlarım kaliteli insanlardı. En az 7 – 8 tane Avrupa’da otelcilik okumuş asker arkadaşım vardı. Hepsi seçmeceydi. Çok güzel bir sistem kurduk ve güzel zaman geçirdik. Askerden döndükten sonra 1976’dan itibaren Uludağ’daki otelde çalışmaya başladım. O gün bugündür de oradayım.”



    'OTELİMİZİ UZUN YILLAR ANNEM YÖNETTİ'

    Akserliğiniz bittikten sonra neden Avrupa'ya dönmediniz? Belli ki dönmek istiyormuşsunuz, ailevi sorumluluklar mı sizi engelledi?

    “Askerden sonra yeniden Avrupa’ya gitmeyi çok düşündüm. Ancak ailevi sorumluluklar nedeniyle gitmedim, doğrudur. Benden 9 yaş küçük bir kardeşim vardı, Haldun Beceren. Döndüğümde otelin beyni annemdi. Otelin tüm iç idaresi onun elindeydi. Babam dış ilişkilere bakardı. Ancak bütün personelin sevk ve idaresi annemin üzerindeydi. Otelin içinde de müşterilerle o ilgilenirdi. O zaman çocukları otelde konaklarken yaramazlık yaparlarsa ebeveynleri onları ‘Şimdi Fatma Hanım’a telefon ederim’ diye korkuturlarmış hatta. Bu insanlar hala kendisinden sitayişle bahsederler. Biz şu anda otelimizde üçüncü kuşağı ağırlıyoruz. Bu bize mutluluk veriyor. Misafirlerimizin hepsi bizim eşimiz, dostumuz oldu.”

    Anneniz ve babanızın size katkıları başarınızda önemli bir pay sahibi olsa gerek...

    “Annem ve babamdan çok şey öğrendim. Onlar olmasaydı buralara gelemezdim. Babamın vizyonu çok farklıyıdı. Yaşadığı dönemdeki kafa yapısından çok farklı bir kafa yapısına sahipti. Çok farklı fikirleri olan, vizyonu çok açık biriydi. Gezmeyi çok severdi. Tek başına gezerdi, dostlarıyla gezerdi, annemle gezerdi.”



    Babanız turizm işine nasıl girmiş?

    “Babam iş hayatına Merinos fabrikasında başlamış. Oradaki iş arkadaşlarıyla Uludağ’a gide gele Uludağ’ı sevmiş. Uludağ’a sevdalanınca da fabrikayı bırakmış ve otelciliğe başlamış. Annem de her zaman otelin yönetiminde söz sahibi olmuştur. Bir süre önce bir felç geçirdi. Şu anda sağlığı yerinde ancak çalışma hayatına son vermek zorunda kaldı. Artık yılda 1-2 kere Uludağ’a gelir. Geldiği zaman da hala bir aksaklık görüyorsa hemen ikaz eder. Bütün yaşamı o şekilde geçtiği için işe enteresan bir adaptasyonu vardır. Biz de onların yolundan gittiğimiz için mutluyuz.”

    'HAYATIMDA TEK KEŞKE DEDİĞİM ŞEY...'

    Hayatınızda hiç büyük pişmanlık duyduğunuz bir kararınız var mı? 

    “Kafamın hala takıldığı tek şey şu: Evlendikten sonra Avusturya’dan çok enteresan bir teklif aldım.  Bir okul arkadaşımdan. Bana ‘Şu kadar şilin ver, bir ortaklık kuruyoruz. İki adet otel alacağız. Paralarını da 20 senede ödeyeceğiz. Gel birinin başına geç’ dedi. Hem o parayı bulamadım o zaman. Çok büyük bir para değildi ancak ailemden istemem gerekiyordu. İsteyemedim. Aileyi de bırakamadım. Ailemle ilişkilerim kötü olsaydım gerçi muhakkak o parayı bulur Avusturya’ya giderdim. Gitmiş olsaydım çok daha farklı bir hayatım olurdu. O arkadaşlarım şu anda o noktadalar. O şansı ben kaybettim. Onun dışında keşke dediğim bir şey yok Allah’a şükür. Belli bir yere geldik, bir ismimiz var. İyi bir aileye mensubuz. Allah bizleri şaşırtmasın, gördüklerimizden de ayırmasın diyorum. Türkiye’de olmaktan tabi ki memnunum. Burası benim ülkem. Artık yurtdışında geçirdiğim üçüncü günden sonra daralıyorum.” 



    Eşinizle nasıl tanıştınız?

    “Eşimle ortak tanıdığımız olan bir aile vasıtasıyla tanıştık. Onlar komşuydular. Orada birbirimizi gördük, tanıştık. 1976’da nişanlandık, 1977’de evlendik. 1978’de bir kızımız oldu; Burcu." 

    'OĞLUM HAYALİMİ GERÇEKLEŞTİRDİ; MAKİNE MÜHENDİSİ OLDU'

    İki evladınız var....

    “O da bizimle beraber burada çalışıyor. Eşim de Burcu ilkokula başlayana kadar bizimle otelde çalışıyordu. Daha sonrasında da her hafta sonu gelip bizimle çalışmıştır. Ona da buradan teşekkür ediyorum. Oğlum 1986’da doğdu. O otelciliğe çok meraklı ancak gitti makine mühendisi oldu. Benim zamanında hayal ettiğim şeyi yaptı. Koç Üniversitesi’ni bitirdi. Bitirir bitirmez de bir Amerikan şirketine girdi.  Oradan onu İtalya’ya kursa gönderdiler. Şirketin oradaki departmanında çalışmaya başladı. İtalya’dan sonra İsviçre’ye, Fransa’ya, İngiltere’ye gitti. En son yaklaşık 6 ay önce askere gitti. Şu anda Amasya’da askerde. Ocak ayının ortasında bitirecek.  Ondan sonra Türkiye’de yanımızda mı kalır, yurtdışında kariyerine devam mı eder bilemiyorum.”

    İyi bir baba olduğunuzu düşünüyor musunuz?

    “Ailemden çok uzak kaldım. Örneğin kızım okula başladıktan sonra ailem Bursa’da oturdu, ben Uludağ’da. Ben her yıl en az dört ay, kış sezonu boyunca Uludağ’da kalıyorum. Haftada bir Bursa’ya iniyorum. O zaman evimde kalabiliyorum. Uzak kalmak hem çocuklar hem de benim için zor bir şey tabi. Burada eşimin fedakarlığı ve gayreti başrolde. Eğer o yalnız oturmayı, ayrı kalmayı göze almasaydı problem olurdu. Ben sadece çocuklarla problem yaşadım, o da özlem yüzünden. Her gün kızımla, oğlumla konuşurduk ve bana hep ‘Ne zaman geleceksin?’ diye sorarlardı. Neyse ki artık büyüdüler ve bu sorunları aştık. Ailenin beraber olması tabi ki çok güzel bir şey. Şimdi her fırsatta beraber oluyoruz. Oğlum yurtdışındayken 1,5 – 2 ay görüşemediğimiz oluyordu. Ancak hayat bu. İnsanları sağa sola götüren bir rüzgar var.”



    '50 KİLO BROŞÜRLER ZÜRİH ÜZERİNDEN SİDNEY'E'

    Sizin bir de sivil toplum liderliği yönünüz var. Kayak Federasyonu, Güney Marmara Otelciler Birliği, Uludağ Turizmini Geliştirme Derneği gibi kuruluşlarda görev yaptınız, yapıyorsunuz. Bursa ve turizm denince akla siz geliyorsunuz. Bu işlere nasıl girdiniz?  

    “Babamın bana bir lafı vardı. Bana ‘Üç şeyden uzak duracaksın; siyaset, kulüp ve dernek. Bunlara bulaşmazsan rahat yaşarsın. Bulaşırsan karalanmalarla karşı karşıya kalırsın, üzülürsün’ derdi. Hakikaten de babam hayatını bunların hiçbirine üye olmadan geçirmiştir. Ben 1983 senesinde ilk defa bir baba dostumun Türkiye Kayak Federasyonu’na beni almasıyla sivil toplum hayatına başladım. O sene beni Türkiye Kayak Federasyonu’nun komitelerinden birine aldılar. Sidney’deki Dünya Kayak Kongresi’nde İstanbul da kongre ev sahipliğine aday olacaktı. Babamın dostu ve şirketimizin danışmanı olan Cevdet Bereket benden yardım istedi. Ben de seve seve kabul ettim. 1983 senesinde hep beraber Avustralya’ya gittik. Buradan arabayla Zürih’e gittik. Zürih’ten Sidney’e uçtuk. Yol büyük mesele. Ben o zaman Türkiye ve İstanbul’u tanıtmak için Ankara’ya, bakanlığa gittim. Oradaki dostlarımız sayesinde İstanbul ve Türkiye hakkında yaklaşık 50 kg broşür topladım. Kongrede adaylığımızı duyurduk, tanıtım çalışması yaptık. Kimseyi tanımıyorduk, tanıştık. Ufak toplantılar yaptık. Neticede İstanbul’un kongreyi kazanmasını sürpriz bir şekilde sağladık.”

    'KONGREYE ADAY GİTTİK, DÜZENLEYECEĞİMİZ OTEL BELLİ DEĞİL!'

    “Sidney’de yaşadığım ve turizm açısından unutamadığım bir anım var. Şimdi böyle kongrelerde insanlar alfabetik sıraya göre oturur. İlk sırada Andorra vardır. Türkiye’de genelde hep ABD ve İsveç ile yakın oluruz. Biz de adaylık için insanlarla görüşüyoruz. Bu arada Cevdet Bereket ağabeyimiz de orada çok güzel bir konuşma yaptı. Oradaki insanları çok etkiledi. Kongrede ülkeler sahip oldukları kayak sporcusu sayısına bağlı olarak belirli sayıda delegeye sahip olurlar. En az  bir, en çok üç delegeye sahip olunabilir. Oylama öncesi ABD’nin ekibinden biri  bana gelip ‘İstanbul’da kongreyi hangi otelde yapacaksınız?’ diye sordu. Biz bunu hiç düşünmemiştik ki! Bizim için önemli olan kongre. Ben de ‘Ana otelimiz Sheraton, yardımcı otelimiz Hilton olacak. Ayrıca o bölgede yaklaşık 20 adet daha ekonomik otel de var’ dedim. Adam ‘Sheraton ile Hilton varsa çok iyi’ dedi. Ben de ‘O zaman siz lütfen arkadaşlarınıza söyleyin bize oy versinler’ dedim. O da kabul etti. ‘İstanbul’a oy verdireceğim’ dedi. Hemen İskandinav ülkelerine gitti. Kanadalılarla konuştu. Biz adamla muhabbeti geliştirdik. Ben bir ülke söylüyorum. O hemen gidip konuşuyor. Bu olay tek bir otel adından başladı olay. Ben bir uluslararası markanın, zincirin etkisini 1983’te Sidney’de net bir şekilde gördüm. Montreux kentine karşı biz kazandık ve 1988’de kongre İstanbul’da yapıldı. Seçilişimizin ardından Türkiye’ye dönüp çalışmalara başladık. Gerçekten çok zor bir dönem yaşadık. Açılış Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. Çok güzel bir kongre oldu. Hala o kongrede gelen kişi sayısı FIS’in (Uluslararası Kayak Federasyonu) rekorudur ve hala kırılamamıştır. Ben üç ay İstanbul’a taşındım. Bilfiil çalıştım. Hemen otellere gittik. Bana ‘Sen deli misin, beş sene öncesinden rezervasyon mu olur?’ dediler. Biz yine de gittik, otellerle görüştük. Sheraton ile ana otel olarak, Hilton ile yardımcı otel olarak anlaştık. Onlardan da odabaşına 100 dolar fiyat aldık. Ben 2000 senesine kadar Kayak Federasyonu’nda çalıştım. Türkiye’yi pek çok farklı ülkede temsil ettim.”


    'GÜMTOB'DA ADAYLAR ÇARPIŞMAZ'

    GÜMTOB serüveniniz nasıl başladı?

    “Güney Marmara Otelciler Birliği’nin kuruluşunda da yer aldım. İlk olarak TUROB’a üyeydik. Daha sonra ayrıldık ve GÜMTOB’u kurduk. Bursa’da hiçbir zaman adaylar çarpışmaz. Bizde en büyük ağabeyimizden başlayarak bu iş sırayla yaşa göre gidiyor. Yani benden sonra gelecek arkadaşımız belli. Biz küçüklerimize ağabeylik yapıyoruz, ağabeylerimiz bizlere. Böyle bir gidişatımız var. Bu sistemin bundan sonra değişeceğini sanmıyorum. Ben bu dönemimi son dönem olarak düşünüyorum. Tabii bu meslek örgütünde kalacağız. Biz bu örgütün içinde etrafımızdaki insanlara yön göstermek zorundayız. Benden önceki başkan Suphi Dilmen’di. Bursa’daki otelini sattı ve görevi de bıraktı. Israr ettik ama dinlemedi. O ayrılınca bu ihale de bana kaldı. Yıl 2008. Önümde bir sene daha var. O seneyi de hayırlısıyla tamamladıktan sonra görevden ayrılacağım. Bunun dışında SKAL üyeliğim de var. Ayrıca Uludağ Turizmini Geliştirme Derneği’ni de kurduk. O derneğin de başkanlığını ben yaptım. O zamanki Vali Orhan Taşanlar ile çok iyi çalışmalar yaptık. GÜMTOB bünyesindeki çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Onlar olmasa ben bu işi 50 kere bırakırdım. Çabalıyoruz, bir şeyler elde edince de büyük keyif alıyoruz. Şimdiki Valimiz Şahabettin Harput da gerçekten bize büyük destek veriyor. Bizim tek derdimiz Bursa turizmini yükseltmek. Eğer buna katkımız oluyorsa ne mutlu bize.”

    ZEKİ ALASYA VE METİN AKPINAR NEDEN MİLYONLARA BECEREN OTEL ESPRİSİ YAPTI?

    Sizin bir de meşhur Zeki Alasya - Metin Akpınar hikayeniz var. Devekuşu Kabare'nin çok popüler olduğu, Türkiye'de kitleleri peşinden sürüklediği yıllarda 'Yasaklar' adlı oyundaki 'Beceren Otel' esprisi ile ilgili. Şakayı ilk duyduğunuzda ne tepki vermiştiniz? 

    "İlk kez oyunu izler karşılaşmıştık. Çok şaşırdık, çok da mutlu olduk. Otelimiz için inanılmaz bir tanıtım olmuştu tabi. Yıllar sonra bir havalimanında karşılaştım ve yanlarına gidip kendimi tanıttım. Hemen 'Fatma Hanım nasıl?' diye annemi sordular. Meğer annemle babam daha ikili yolun başındayken onlara yardım etmiş, destek olmuşlar." 



    Hobileriniz var mı?

    “Hobilerim var ancak artık pek vakit bulamıyorum. En basitinden bir örnek vereyim size: Bizim Göynük Narlı Köyü’nde bir evimiz var ama ben yaklaşık 15 senedir o eve gidemiyorum. Benim için orada balık tutmak büyük bir keyifti ama artık yoğunluk nedeniyle bunu yapamıyorum. Şu anda arada sırada arkadaş grubumla denize seyahati yapıyorum. Bazen de hep beraber hem yurtiçi hem de yurtdışı gezilere katılıyoruz. Ben aslında arabayla gezmeyi, uzun yol yapmayı çok severim. Eskiden arabayla Avrupa’ya gider, bir ay kalır dönerdik. Artık yapamıyoruz bunları.”

    Evde vakit geçirmeyi sever misiniz?

    “Ben evimde oturmayı özlüyorum ama evimde de oturamıyorum. Oturmak beni rahatsız ediyor artık. Boş durmak zor geliyor.”

    'ALAKAM OLMAYAN BİR FUARDA BEŞ SAAT GEZEBİLİRİM'

    Takip ettiğiniz diziler var mı?

    “Televizyon izlemeyi de dizileri de sevmem.”

    Okumakla aranız nasıl, vakit ayırır mısınız?

    “Kitap ve teknik mecmualar okumayı çok severim. Otomobil dergileri ve dağ turizmi ile ilgili dergiler okurum. Her sene Avrupa’daki fuarlara giderim. Özellikle teknoloji fuarlarına, otelcilik ve yitecek – içecek fuarlarına gitmeyi severim. Geçenlerde hiç alakam olmamasına rağmen Münih’teki Electronica Fuarı’na gittim. Tam beş saat gezdim.”

    Kayak yapıyor musunuz?

    “Elbette kayak yapıyorum. Eskiden spor olarak da yapıyordum ancak artık sadece işim gereği. Yurtdışında gitmediğim kayak merkezi kalmadı diyebilirim.”

    Müziğe ilginiz var mı?

    “Her türlü müziği severim. Hem popüler müziği, hem de Türk Sanat Müziği’ni çok severim. Halk müziğimizi de çok dinlerim.”

    'MÜNİH BENİM İÇİN İKİNCİ BURSADIR'

    Hangi takımı tutuyorsunuz, sıkı bir taraftar mısınız?

    “Bursaspor’a ilgim var tabi. Tüm yöneticileri de arkadaşım aynı zamanda. ‘Maça kaç kere gittin?’ derseniz sadece bir iki kere. Televizyondan takip ederim. Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş’a ilgim yok. Yurtdışında hangi Türk takımı varsa onu tutarım. O da ayrı konu.”

    Sürekli gittiğiniz, müdavimi olduğunuz mekanlar var mı?

    “Biz her hafta sonu arkadaşlarımızla Mudanya’ya balık yemeye gideriz. Her hafta sonu oradaki bir balık restoranına gideriz. Sırayla hepsini dolaşırız."

    Yurtdışı seyahatlerinizde tercih ettiğiniz ülkeler hangileri? Hep gitmek isteyip de gidemediğiniz ülkeler var mı?

    “Yeni Zelanda’yı çok görmek isterim. Oraya gidecektim ancak yolculuk öncesi rahatsızlandım ve bir operasyon geçirdim. O yüzden aklımda kaldı. Nepal / Katmandu’yu görmek isterim. Çin’i, Japonya’yı, Kore’yi görmek istiyorum. Güneydoğu Asya’yı tamamen gördüm. Avrupa’yı da öyle. Güney Afrika’yı, Güney Amerika’yı, Amazonlar’ı gördüm. Kuzey Amerika’yı da gördüm ancak ben Avrupa’yı daha çok seviyorum. Münih’i çok seviyorum. Benim için ikinci Bursa gibi.”



    1976 yılından bu yana Bursa'da otelcilik yapıyorsunuz. O günden bugüne Bursa ve Bursa turizmi nasıl değişti? Neler kaybedildi neler kazanıldı?

    “1976’dan beri hem Uludağ hem de Bursa inanılmaz değişti. Eskiden beton yığını daha azdı. Uzaktan bakarken bölgeleri ayırt edebiliyorduk. Bursa’nın nüfusu o zamanlar 250 bindi, şimdi 2 milyon. Sanayi tekstille sınırlıydı. Daha sonra TOFAŞ’ın Renault’un, Bosch’un gelmesi Bursa’ya göçü artırdı. Nüfus her sene 50 bin kişi artıyor.  Bursa’da otelcilik eskiden, sanayi bu kadar kuvvetli değilken yabancıların en az bir gece konakladığı ve Bursa’yı gezdikten sonra Anadolu turlarına devam edilen bir şekildeydi. Eskiden otellerimizin hepsinde her gece birkaç otobüs görürdünüz. Şu anda onların hiçbirini göremezsiniz. Sanayi Bursa’da yükselince Bursa’ya yabancı ticari turist akışı başladı. Ruslar, İspanyollar, Finliler, Almanlar, İtalyanlar sıkça Bursa’ya geliyor. Otellerimizdeki misafir profili çok değişti. Tur müşterisinden ‘business’a döndük. Otelciler de daha fazla para kazanmak için bu misafir tipine dönmeye başladı. Fiyatlar yükseldi. Çünkü otel sayısı sınırlıydı. Diğer tip tatilciler de daha uygun güzergahlara, otellere yöneldiler. Şimdi Bursa’dan geçen yabancı gruplar İstanbul’dan çıkıp buraya geliyorlar, Yeşil Camii ve Yeşil Türbe’yi gezip gidiyorlar. Ulu Camii ya da Kapalıçarşı’yı bile görmeden gidiyorlar. Çünkü zaman 
    yok. Eskiden on beş gün olan turları şimdi bir haftaya indirdiler.”

    '1999 DEPREMİNDE ÇOK ARAP TURİST ÖLDÜ VE PAZAR ZAYIFLADI'

    “Son senelerde de iş tersine döndü. Business geriledi, diğer tip turist de gelmeyince otellerimizin gecelemeleri yüzde 40’a kadar düştü. Şu anda hala yüzde 45’lerdeyiz. Yabancı otel zincirleri de Bursa’ya geliyor. Bursa’ya bu şekilde yapılan otellerin büyük kısmı yerli sanayicilerin yatırımı. Bunun yanında kentin için 2 – 3 yıldızlı, küçük oteller de açılmaya başlandı. Bunlar da pay almaya başladılar. Yine de bizim geceleme istatistiklerimiz düşmedi. Bunun nedeni ise son yıllarda Bursa’ya artan Arap turist ilgisi. Bu ilginin ileride artacaktır. Arapların buraya tekrar gelmeye başlamaları çok iyi oldu.”



    'BURSA'YI ARTIK TEK ELDEN PAZARLAYACAĞIZ'

    Arap turist neden kesilmişti?

    “Bizim Uludağ’daki otelimiz 1999 yılına dek yazları da açıktı. 15 sene biz otelimizi hiç kapamadık. Bunun sebebi de Arap turistti. Bursa’da o zamanlar bırakın otelleri, evler doluyordu Arap turistlerle. İşin ilginç tarafı 1999 yılındaki depremde otelimiz tamamen doluydu. Bunun yüzde 85’i Arap turistti ve ertesi gün otel boşaldı. Yalova’da çok Arap turist vefat etti depremde. Depremin ardından Arap turist hem Yalova’da hem de Bursa’da bıçak gibi kesildi. Depremin üzerinden 13 sene geçti. Yapılan çalışmalar sonucunda Bursa’ya gelen Arap turistinde artış var. Eskiden Uludağ’a kışın Arap turist geldiği zaman şaşırıyorduk, şimdi biraz gecikseler ‘Nerede kaldı bu Arap turistler’ diyoruz. Şu anda ummadığımız kadar Arap turist ağırlıyoruz ve direkt rezervasyon da başladı. Tabi bunda Bursa Valisi Şahabettin Harput'un da bir turizm elçisi gibi çalışmasının katkısı büyük. 3 senedir Dubai Fuarı’na katılıyoruz. Bursa 2013’te Arap dünyasının turizm destinasyonu ilan edildi. Tüm bunlar elbette bu işi daha da geliştirecek. Öte yandan Bursa Kongre Bürosu’nu da kurduk. Bursa Tanıtım AŞ diye bir şirket kurduk. Bundan sonra Bursa’yı tek elden pazarlayacağız. Bursa hem gelişen Arap pazarı hem de yeniden yapılanan ve otellere verilmeye başlanan termal su kaynakları ile yükselişine devam edecek. ”

    Genç turizmcilere bir mesajınız olacak mı?

    “Mühim olan işlerini severek yapmaları. İşlerinin başında dursunlar. Bu işi eksiksiz bir şekilde, mutfağından öğrenmeliler. Bir aşçıya ya da bir servis elemanına bir çatalın nasıl konması gerektiğini anlatamayacak surumdaysanız işiniz çok zor. Ben burada aşçılara bile kafa tutarım. Çünkü ben aşçılık da yapmış biriyim. Bu işin hem teorisini hem pratiğini gördüm."


     
     
     
      
       
     
    Bu haber 2.01.2013 - 21:54:34 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    BB - 3.01.2013 18:18:24
    Kenisiyle gurur duyuyoruz
    S SARIN - 4.01.2013 11:15:30
    Ülke ve Bursa Turizmi adına vermiş olduğunuz hizmetlerinizi,doğru ve güzel yoldaki sebat ve kararlılığınızı takdirle karşılıyoruz.Bursa,dürüst,çalışkan ve başarılı bir turizmciye sahip olduğu için çok şanslı...
    AHMET AYDENİZ - 5.01.2013 11:07:02
    SAYIN BECEREN, SİZ VE SİZİN GİBİ AZ SAYIDA SAYGIN KİŞİLER BURSAMIZI MARKA DEĞERİ YÜKSEK BİR ŞEHİR YAPAN İNSANLARSINIZ. HAYATINIZ VE ANILARINIZ İNSANA ÇOK ŞEY ANLATIYOR. KARARLILIK, ÇALIŞKANLIK, MÜCADELE AZMİ, AİLEYE BAĞLILIK, YURT SEVGİSİ. ZATEN TÜRK ULUSU OLARAK BİZLER YÜZYILLARDIR BU TOPRAKLARDA VAROLUŞ MÜCADELELERİMİZİ BÖYLE KAZANMADIK MI? GELECEĞİMİZİN TEMİNATI GENÇLERİMİZE DE ÖRNEK OLABİLECEK BİR HAYAT. ALLAH SAĞLIKĞINIZI, MUTLULUĞUNUZU ARTTIRSIN. İYİ SENELER.
    monal - 1.02.2013 22:41:56
    özgeçmişinizi okurken bir devir geçti cok büyük emek ve özveri gördüm azim ve istikrar gördüm ne mutlu ki size ve bu yolda yürümenizi saglayn destekleyen kişilere emekleriniz ve emekleri boşa gitmemiş şimdi cok kişiye iş aş ve tercüman olmuşsunuz inşallah sizden sonraki kuşakta bu bayragı daha üste cıkarabilecek cesaret sabır ve istikrar gösterebilir benim tanıdıgım kişilerde bu meziyetlere sahip oldugunu ve emin ellerde nice becerenlere diyebilirim saglıcakla


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Kerkük'ten İstanbul'a: Cüneyt Mengü'nün yaşam hikayesi
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Editör Yazı Arşivi
    Bizi Takip Edin
    Facebook Twitter
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2018 sezonunda Avrupa'da durum ne olur?

    Daha da geriye gider
    Bu yılla aynı olur
    2016 rakamlarına ulaşır
    2015 rakamlarına ulaşır
    Belirsizlik hakim
    Ücretsiz Abone Olun