feyzia@superonline.com

Yabancı düşmanlığı nasıl gelişir?

Yukarıdan başlar… Kızgın bir ruh halinin yansıması olan azarlama alışkanlığı, göreceli uygar sayılan Batı toplumlarını da kapsamaya başlayınca, doğal olarak oradan da tepki gelir.
Tepki, ulusların çıkarları gereği o ülkenin politikacılarınca yumuşak geçiştirilebilirken, toplumun giderayak sözcüsü konumuna gelen hicivcileri tarafından, son Almanya örneğinde olduğu gibi çok kaba şekilde dile getirilir…

Derken, tevhid-i irfan geleneğinden sermaye gazeteciliğine devşirilmiş ama gerektiğinde köklerine dönüş yapanlar, “Aşağılık Alman” gibi çok ağır bir dille koruma görevini yerine getirir. Ertesi gün de, özür dilemek zorunda bırakılır! Aynı basın organının, uçağa bine bine dönüşmüş(!) gazetecisi, televizyondaki sabah programında “Faşist Avrupa” diye çullanır…

Futbolcu eskisi bir yorumcu, televizyonda Türk sporcusuna/antrenörüne hakaret etmekten kaçınırken, yabancı sporcuya kolaylıkla ver yansın edebilir. Bozuk ağızlı bir  hakem emeklisi, Türk takımında oynayan dünya ölçeğindeki yabancı bir futbol emekçisini “ahlaksız” olmakla suçlar ki, sporcu sonrasında olayın tüm taraflarından, alışık olunmadığı bir ölçüde özür dilemiştir…

Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Raporu ile Avrupa Birliği’nin Türkiye raporu aynı anda açıklanmıştır ve cumhurbaşkanı tarafından “hezeyan!” diye nitelenen zehir zemberek eleştiriler içermektedir. AB ülkelerinin, Türkiye’ye haziran sonundan itibaren Schengen Bölgesi’nde vize muafiyeti sağlanması uygulamasına, “askıya alma koşulu” eklenmesini talep ettiği ortaya çıkar. Bunun üzerine Türkiye Dışişleri Bakanı vize serbestisini mülteci kabulü ile bir pazarlık nesnesi yapıp, “Sözünde durmazlarsa geri kabul de dahil bütün anlaşmaları iptal edeceği” tehdidini savurur…

Hollanda Parlamentosu’nun, dost ülkelerin liderlerine hakareti suç sayan yasanın iptali için harekete geçtiği haberi gelir. Kampanya, İngiltere’de yayınlanan The Spectator dergisinin yazarlarından Douglas Murray’in, “Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret şiiri yarışması” ile devam eder. Ve en son bomba, Almanya’nın Türkiye’yi ziyaret eden vatandaşlarına “rejim aleyhine konuşmamalarının öğütlenmesiyle” gelir. Dikkat edelim; Türkiye’nin hassasiyetleri değil, siyasi rejim aleyhine…

Sözgelimi, Eskişehir’in Sivrihisar ya da Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesi halkının, bu üst düzeydeki karşılıklı nefret diyaloğundan etkileşimi ile, Antalya’nın Alanya ilçesindekilerin etkilenmesi farklı olabilecektir. Adı geçen iki Anadolu ilçesinde, özdeşleştiği bir insana hakaret eden gavura(!) duyulan öfke, gerektiğinde kullanılmak üzere bir yere not edilir yalnızca. Oysa Alanya gibi her daim yabancı ile hemhal olan yerleşimlerde durum farklıdır…

Halk ister istemez tırmandırılan gerilimden etkilenecektir. Diş hekimi, kendisine telefonda kaba konuşan yabancı rehberi azarlayacak, bir uygulama konusunda hesap soran anlayışa sert tepki verecektir… Çarşı esnafının taciz boyutlarına varan esprilerine yabancı konuklarca verilen alaycı yanıtlar, küfürle karşılık bulacaktır… Bir yabancı iş ortağı dolandırıcılıkla suçlanıp, ayağına kolayca sıkılabilecektir… Bugünlerde şehri dolduran Suriyelilerin, kanunsuz ve ucuz iş gücü olarak sömürülmeleri, haksız rekabet gerekçesiyle sezon sonunda bir sosyal çatışma nedeni olabilir.

İç politika malzemesi olarak nefret ve şiddet tırmandırılırken, Batı’nın kendi standartları gereğince olaya müdahil olmaya başlaması, politikacıyı kızdırmakta ve daha saldırgan bir dil kullanmaya yöneltmektedir. Ulusları ve halkları birbirine düşman kılan bu anlayışın boşa çıkarılması için uyanık ve sağduyulu olmak gerekir. En azından politikacıların çirkin demeçlerine kulak tıkayarak…

Bu Makale 13.05.2016 - 09:49:41 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.