serdar@dm-consultancy.com

Turizmde işler güçler

KURBAĞA İÇİNDE YAŞADIĞI GÖLÜN SUYUNU İÇİP BİTİRMEZ... Doğaya gem vurduğunu zanneden insanoğlu kurbağaya kulak asar mı? Tüketim ve önüne geleni ortadan kaldırmaya yönelik bir plana sahip olan bugünkü kapitalist sistem kendi bataklığını yaratıp içinde debelenmeye mahkûm bir pozisyon almaktadır.
 Kendi mevcudiyetini bile göz ardı ederek sadece bu gün yaşamını devam ettirmek amacıyla daha katı olabiliyor ve verdiği tahribat artarak tavan yapmaya devam ediyor. Öyle ki, temiz suyunu bile önce kirletip sonra onun içinde oturmaya zorlayabiliyor. Turizm sektör olarak ele alınırsa hizmet sağlayıcısı ile hizmet veren kişi ve firmaları doğru tahlil etmek ve işlevlerine karşı gelen tanımlamaları abartıdan kaçarak yalın ve doğru olarak yapmak gerekiyor.
  
Genelde problem, tesislerin inşaat sürecinin iyi planlanamamasından, yetersiz projelendirme sonucu başlıyor ve tesisler işletmeye açıldıktan sonra süratle devam ediyor. İlginç olan bu aşamada ne imalatçı ne de pazarlama firması işin içinde oluyor çünkü hazırlanan farklı projeler ve farklı teklifler kafa karışıklığı dışında hiçbir fayda vermiyor. Ne yazık ki Türkiye gerçeği böyle ve mutfak/çamaşırhane sektöründe hizmet şeklinin değişme zamanı geldi ve geçiyor bile. Firma etken sisteminden ürün etken yöntemine geçerek en iyi ürünler ile en uygun değer çözümü sağlamak zorundayız. Bugün için sadece günü geçirmek veya problemleri ertelemeye odaklanmış olan görüş ve demeçlerin ardında aslında çok daha ciddi sorunlar var. Bu gerçeği sektör paydaşları yakında takip ediyor ve biliyor ancak cesaret edip düşünce tarzını değiştiremedikleri için büyük bir sorun yumağı oluşuyor. Uzun bir süredir politik durgunluk ile eski kafanın muhafaza edilmesi gelişememenin önündeki tek engeldir. O halde tesisler zarar etmeye mahkûmdur ve kapatılan tesisler kime ne satacak sorusunu sektör paydaşları aklına bile getirmiyor. 

BASİT HATALAR
Sektörde çok basit veya acemice hatalar yapılmaktadır. Sanayici turizm yatırımlarında çok etkin bir rol oynadığına kendini inandırmıştır. Öyle ki piyasada müthiş bir kopyalama rekabeti ortadadır ve bunun nedenini anlamak olası değildir. Her imalatçı kendi özgün cihazlarını yapmak için teknik ve imalat alt yapılarını hazırlamak yerine mevcut bir cihazı kopyalamakla övünmektedirler. Buradaki kritik soru, imal edilen kopya ile orijinal cihaz arasındaki farktır. Yani bir fırın üreticisi çok becerikli bir ürün ortaya çıkartıp dünya markası yapmışsa bunun arkasında müthiş bir araştırma/ geliştirme çabası mevcuttur. Çünkü üst seviyeyi koruyabilmek için daha iyisini yapmak en kolay anlaşılabilecek bir görüştür. Fakat bu süreç öyle söylendiği gibi kolay değildir. Bilgi, deneyim ve insan kaynağına yapılması gerekli yatırım burada kapıları açan anahtar olarak kabul edilebilir. Benzer şekilde bulaşık yıkama makinesi üreticisi hem daha az su ile yıkama yapan hem de çevreye zararsız cihazlar ürettiğinde bu cihazları ne kadar kopyalasanız aynı özellikleri üretiminizde bir araya getirmek olanaksızdır. O halde işin aslına dönmek en azından kopyalanmaya çalışılan bir ürüne yenilik eklemek yolunu benimsemek daha akılcıdır. 
 
Bu noktada örnekler artırılabilir. Örneğin hidrojen ve elektrik ile çalışan arabalar piyasaya sürüldüğü halde benzinli araç yapmak iddiası sadece gülümsemeye neden olabilir. 21.yüzyılda eski fosil yakıtlar yerine çevreye uyumlu ve temiz enerji devri başlamış ve özellikle büyük miktarda fosil yakıt tüketen gelişmiş ülkeler derhal temiz enerjiye yönelmişken inatla eski tür enerji üreteçlerinin üzerinde ısrar etmek ve takılıp kalmak teknolojik geriye gidişin bir göstergesidir. Benzer şekilde kullanım sırasında ortaya çıkan pek çok felaket örneği sahibi nükleer santral ısrarı anlaşılamaz. Fosil yakıt ve nükleer cenneti Amerika her yıl 7 milyon evi güneş enerjisi kullanılır hale dönüştürmekte ve hem bu ülkede hem güneşin az görüldüğü Almanya’ da güneş enerji tarlalarının oluşturularak temiz enerjiye dönüşümü ile güneş cenneti olan ülkemizin bu konuya şaşı bakmasındaki tersliği anlamak olası değildir. Turizm için olumsuzluk içeren HES leri de devre dışına almak gereklidir. Diğer taraftan hızlı tren safsatasıyla reklam yapan kuruluşlar halen eski yöntemi dayatmaktadır. Son yıllardaki teknik gelişmelerle raylara temas etmeyen elektro manyetik etki ile hareket eden Maglev trenler saatte 800 km hıza yaklaşırken, 450 km.lik menzili 4-5 saatte kat ederken 30 dakikalık bir süre azalmasını başarı olarak takdim etmek başarı olarak kabul edilemez. Aksi takdirde endüstriyel anlamda ilerleme şansımız olmamaktadır. Hâlbuki eksikleri tanımlayıp, teknik seviyeyi üniversite, meslek okulları ve fabrikalarla ortak çözümler ortaya çıkartacak bir modele geçmemiz gerekiyor. 

Eğer böyle bir model gerçekleştirilebilirse turizm sektörünün kullandığı ve tesislerin gereksinimi olan endüstriyel mutfak ve çamaşırhane cihaz ve malzemelerinin üretim, estetik, çalışma, işlev, ekonomi, temizlik, kalite ve dayanıklılık açısı ele alınarak iyileştirmelerin planlaması söz konusu olabilir. Öncelik cihaz üretiminde kullanılan malzemenin vasfı, cinsi, imalat usulleri, ekonomik çalışma, kullanıcı dostu, sağlığa uygunluk şartlarını sağlayan, dayanıklı ve ağır kullanıma uygun vasıflarını geliştirmek olmalıdır. Bu yönde üretimler yenilerinin önünü açacaktır ve ancak bu şekilde uluslar arası arenada belli bir yer alma umudu taşıyabilir. İlginç olan devletin kamu parasını turizm ve sanayi üzerine hoyratça harcama yetkisini kendisinde görmesine rağmen her etapta kazanım ve kayıp raporlaması yapılmadığı için para bir yandan akıtılarak kaybedilmektedir. Hâlbuki bu kaynaklar endüstri için araştırma geliştirme alanı ve kalite için daha dikkatli harcanabilir. Ancak bu şekilde ileri ülkelere yaklaşmak umudu doğabilir. Yoksa bizim kız bizim oğlan aynı sahneyi “az sonra” diye bekleyerek seneleri tekrar heba ederiz.

BİLGİNİN TARTIŞILMAZ DEĞERİ 
Her sektör içinde profesyonellerin sayısını artırıp, bilim ve deneyime saygı göstermeyi öğrenmeye başlayabilirsek ilk adımı atmış olacağız. Kişilerin mevki ve görevlerine göre her şeyi bilmesi gibi abuk sabuk kabullenmelerden vazgeçersek ikinci adımı atacağız. Her işi yetkin, bilgili ve deneyimli kişilerle yapmaya başlarsak üçüncü adımı atacağız. Projesi, ÇED onayı, finansmanı, kamu yayarı olmadan bir işe başlamamayı öğrenirsek dördüncü adımı atacağız. Bağımsız kişi ve firmaların projelerde yetkinlik çerçevesinde referans ve sorumluluk sigortası ile daha fazla görev yapmasının yolunu açarsak beşinci adımı atacağız. Bu adımları çoğaltabiliriz ancak asıl olan bu yapıyı kamu yararına uygun bir anlayışın içine yerleştirebilmektir. Eğer bu yapılabilirse, politikacının sorumsuzca ve sadece kendi gelişimi için yapmak istediği ancak kamunun yararına olmayan projeler zaten gündeme bile gelmez. Dolayısıyla bu tip projelerin hele büyük ve iddialı olanların yasallığı üzerine yapılan tartışmalar da ortadan kalkar. Hep enerjinin öneminden bahsediyoruz ama boşuna harcanan zaman ve insanın maliyetini enerji birimine bir türlü dönüştüremiyoruz. İşte burada kamu kayıpları artarak çoğalıyor. 
 
Bazı bakanlıkların fuar ve seyahat teşvikleri ülke tanıtımı kapsamında belli bir yüzde oranında kabul edilebilir ancak bu teşviklerin karşılıklarının sanayiye geri dönmesi gereklidir. Yoksa ailece fuar alanı ziyaretleri turistik şehir turuna dönüşüyor ve giden topluluk sadece turistik geziyi kamu parası ile yapıyor. Bu sistem yerine ideal olan turizm ve sanayi içinde rol alan kişi ve firmaları kendi paraları ile gezilerini planlayacakları seviyeye gelmelerini sağlamaktır. Yani kişiye balık verme yerine balığı tutma becerisini geliştirmesine yardım etmek, ona balık tutmayı öğretmek kalıcı çözümdür. Çünkü bu sektör ve yan endüstriyel dallarının iş kapsamı içinde çok büyük çalışmalar yapılması ve her etapta ayrı sistemleri kurarak üst üste koymak gereklidir.   
 
Bilgi sahibi olmakla bilgiyi olumlu bir şekilde işleri kolaylaştıracak tarzda kullanmak farklı kavramlar olmakla kalmayıp kullanılmayan bilginin toplumsal değeri zaman içinde ortadan kalkmaktadır. Belki de bu özellik kuralları koyanlar tarafından bilindiği için bilgi parçalarını etrafa yayarak bir bütün oluşturmasına izin vermezler. Bilgi kullanımı bir toplum tarafından benimsenmediğinde dünyadaki diğer sıradan bilgiler ile aynı seviyede kalmaya mahkûmdur.  Birey, kamu ve özel sektörün münferit kendi bilgileri olabilir ancak bilgi, kullanımıyla ortaya çıkacak stratejik hedefleri ile uyumlu değilse o bilginin değeri toplumsal açıdan azalır. İşte bu durum çoğu kez yaşadığımız, eldeki veri toplamının genel bir birikime ve yapıcı güce ulaşamaması sonucunu oluşturur. Bunun tersi durumda potansiyel bilgi belli bir rekabet avantajı yaratacak iç dinamiklere sahiptir. Bilgi oluşturulduktan sonra mutlaka kullanıma alınması gereklidir. Bu gerçekleşmediği zaman bilginin sıradan bir cümleler birliği olduğunu her zaman hatırlamakta fayda var. Bilgi birikimine gereksinimimiz var eğer o bilgileri kullanacak kadar cesaretimiz varsa. Artık gölgemizden korkmadan bilgiyi anonim hale getirmek ve el ele vererek işleri kotarmak modeline geçmek gerekli. Çözümler ortak olursa ortaklık gelişir.                 
 

Bu Makale 05.05.2014 - 10:22:23 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.