serdar@dm-consultancy.com

TABİAT VE İNSAN

Yakın zamanlarda ortaya çıkan bazı tabiat olaylarıyla karşılaştığında insanoğlu nasıl algılıyor, ne önlem alıyor veya neyle oyalanıyor sorusunu ortaya atarak bazı fikir açılımları yapmakta fayda olabilir.
Nedense her felaket insanoğlu tarafından özenle hazırlanmakta, yapılar yıkılmakta, can kayıpları olmakta ve buna rağmen dramatik söylemler dışında gerekli ve yeterli tedbirler alınmayarak yeni felaketlere kucak açılmaktadır. İşte birkaç gün önce basında yer alan bir başlık: “Turizmin incisi ağlıyor. Sel suları önüne gelen her şeyi sürükledi”. Dikkat çekici bir başlık değil mi? Derhal zihnimizde bir sürü olay ve görüntüyü çağrıştırıyor. Haber dikkat çekici olsa da zarar söz konusu olunca can sıkıcı bir durum ortadadır.

Medyatik etkiyi bir kenara bırakarak böyle bir haberin oluşmasındaki etkileri irdeleyelim. Sel oluşumu doğada yağmur ve kar ile yeryüzüne düşen su damlalarının bir araya gelerek gidecekleri kaynak güzergâhı üzerindeki engellerde enerji kaybetmeleridir. Öyle ki kaybedilen enerjiyi kazanmak için farklı yönlere giden güçler aşındırma etkisi meydana getirirler. Doğadaki denge içinde daha çok insan eliyle oluşan bozulmalar dramatik bazı sonuçları oluşturmaktadır. Eğer havada ve zeminde su dengesi korunmuş olsa zaten felaket oluşmaz ki. Çok önemli bir deyiş vardır, “doğayı takip et”. Bu söze yeterli ilgi gösterilse yapısal bozukluklar ve felaketler oluşmayacaktır.

ESKİ VE YENİ PROJELER


Eski insanlar doğayı takip ederek yerleşim yerlerini belirlemişler ve yapılarını inşa etmişlerdir. Pek çok eski şehir ve yapılar binlerce yıldan sonra ayakta kalabilmişse bunun nedeni ortadadır. Gerçi son yıllarda binlerce yıldır ayakta kalan eserler günümüz teknolojisiyle ortadan kaldırılıyorsa da bunun vebali gelecek kuşaklar tarafından çekilecektir. Eski insan teknolojik olarak bizden daha üstün olmamasına rağmen neden yapılar, köprüler, yollar yüzyıllara meydan okuyarak bugünlere gelmiştir belki bunu sorgulamak yanında mimarlık ve inşaat mühendisliği biliminde de tartışılmalıdır.

En basit örnek olarak taş işçiliğini ele alalım. Doğaya uygun taşlarla birbirine destek olacak bir yapı oluşturduğunuzda taşların sökülmeden bugüne kadar aynı kaldığı ortadadır. Eskiden asfalt yerine yapılmış olan taş yolları gözünüzün önüne getirin. Taşların sökülmesi bile olanaksız gibidir. Bunu bir kenara koyarak günümüzün taş işçiliğine gelelim. Kalıptan çıkmış aynı ölçüde taşların döşendiği yol veya kaldırımları kaç yıl kullanmaktayız? Peki, bunun altında yatan neden işi yaptıran ve yapan tarafından hiç merak edilmemiş midir? Eğer edildiyse taş döşemenin öyle basit bir iş olmadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü döşenecek yerin nasıl olması gerektiği işin ta başında kararlaştırılmalıdır. Bahsi geçen yerin zemini sağlam değilse, suyolu üzerindeyse, gerekli eğim verilmemişse, üzerinden geçecek ağırlık iyi hesap edilmemişse o taşların yerinde durma olanağı yoktur.

Daha önce sık bahsettiğimiz planlama süreci içinde doğaya uyum da vardır. Öyle ki yerleşim bölgeleri oluşturulurken dikkat edilmesi gereken pek çok parametre mevcuttur. Bunlardan bazıları bile ihmal edilirse sonuç zararla karşılanmaktadır. En çok bilinen özellikler, yerleşim yerlerinin nehir yatağında, suyolunda, volkan bitişiğinde, sıcak su kaynakları üzerinde, fay hattında, orman arazisi içinde bulunmamasına dikkat etmektir. Sayılan özellikler zemin bilimi ile yakından ilintilidir. Dolayısıyla yerleşim yerleri oluşturulurken bu bilimden, bilim insanlarından ve uzmanlardan faydalanmak akılcı bir davranıştır. En basit bir yapı için bile zemin etüdü yaptırmak ve yer altıyla ilgili bilgileri projeye aktarmak çok önemlidir. Sonra sırayla mimari projeler, inşaat teknikleri, imalat usulleri ve testler devreye girmelidir.

İNŞAAT SAFHASI


Her inşaatta bazı kritik büyüklükler yapının ana taşlarıdır ve istense de bina ortaya çıktıktan sonra herhangi bir değişiklik yapmak olanağı yoktur. Bunlara en iyi örnek olarak zemin altı ve üstündeki kat yükseklikleri ve yerleşimi verilebilir. Eğer katlar zemin etüdünden başlayarak, her kattaki yerleşim özelliklerine göre hesap edilmiş ve örneğin depolar, ofisler, mutfak, çamaşırhane gereksinimleri projeye yansıtılmışsa sorun yoktur. O tesiste istediğiniz her türlü değişimi ve iyileştirmeleri yapabilirsiniz. Burada kritik ölçüt mahallerin özelliklerine göre alt yapı rezervasyonlarının tekniğine uygun, gerekli mimari ve mühendislik hesaplamaları temel alınarak inşa edilmesidir.

Peki, bu duruma her projede dikkat ediliyor mu? Ne yazık ki, evet demek olanağı yoktur. Genel bir yanılgı inşaatın zaman içinde değişiminin kolay olacağı yönündedir. Ancak bu hiçbir zaman geçerli değildir ve ilave olarak yapılmak istenen büyük değişiklikler oldukça büyük maliyet getirmektedir. Yine de bu maliyetler yapılmasına rağmen istenen verim elde edilemez. Bunun tek nedeni ise temel olarak dikkat edilmesi gereken büyüklüklerin projenin başında kâğıda dökülmesinde yaşanan zaaflardır.

Eski yapıları gözünüzün önüne getirin, o zamanki teknik elverdiği nispette tavanlar ve koridor genişlikleri büyük inşa edilmiştir. O zaman yaşayan insanlar bizden daha mı büyüktü? Müzelerde kalıntılara ve kıyafetlere bakınca bunun böyle olmadığı görünüyor. İşte bizim atalarımızdan örnek alarak inşaatlarımızı ilerideki zamanlara taşıyabilecek eserler ortaya çıkartmamız gereklidir. Sistemi anlayıp, algılayıp modern teknikler geliştirebiliriz. İlla birbirine benzeyen beton yığınları yaparak bunların turistik tesis olması için zorlamaya gerek yok. Toprağımız bol, ülkemizdeki yer üstü ve yer altı doğal zenginlik hiçbir ülkede yok ancak biz halen bunun kıymetini bilmeden har vurup harman savurmaktayız. Yeter artık biraz da doğaçlama ve usta çırak ilişkisinden çıkıp modern teknik usulleri kullanarak üretmeyi deneyelim.

Bunu yaptığımız zaman belki projeler 3-5 ay daha uzun sürede tamamlanacak, inşaat maliyeti % 3-5 daha artacaktır. Ancak çözümler geçici değil kalıcı olacak, inşaat içine teknik kadrolar katılınca teknik bilgi birikimi ve deneyim artacak, sıkça yapılan tadilat masrafları olmayacak, maliyetler kontrol altına alınabilecek, tesislerin verimliliği ortaya çıkacak, olası kritik ortamlar ve şartlar nedeniyle mal ve can kayıpları ortadan kalkacaktır. Sadece insana yapılacak yatırımın karşılığının alınması hem inşaat hem de turizm sektöründe büyük kazanımları ifade edecektir. Bu bile yeterli değil mi?

Bu Makale 07.03.2011 - 09:11:21 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.