tneyisci@akdeniz.edu.tr

Kendin pişir kendin ye, ya da kendin sor kendin yanıtla

Kendin pişir kendin ye, ya da kendin sor kendin yanıtla
Bir dönem bir yayın evi “100 soruda” genel başlığı altında ülkemizin çeşitli konularını inceleme altına almıştı. Kültürden sanata, spordan sağlığa çeşitli konuların soru-cevap formatında incelenmesi kimi zaman çok etkili olmaktadır.

Soru sayısı çok daha kısıtlı olsa da aşağıda Türk turizmi sorular ve cevaplar yoluyla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sorular da yanıtlar da yazara aittir. Aynı sorulara çok farklı açılardan çok farklı yanıtlar verilebileceği açıktır.

Turisti altın yumurtlayan tavuk olarak gören Türkiye’nin turizmden sağladığı gelirleri, döviz rezervleri dahil, üretim, yatırım ve işletmecilik açısından durumu nedir?

Turizme oldukça geç denilebilecek bir tarihte soyunmuş olan ülkemizde turizmin “altın yumurtlayan tavuk” gibi sektörel ölçekte görülüp algılanışından çok turistin “yolunacak kaz” gibi bireysel ölçekte görülüp algılanması söz konusudur.

Turizm sanayi devrimini gerçekleştirmiş refah seviyesi yüksek, zengin kuzey ülkeleri (İngiltere, Almanya, vb.) vatandaşlarının göreli olarak refah seviyesi daha düşük güney ülkelerini (İspanya, Fransa, İtalya, vb.) ziyaret etmeleriyle başlamıştır. Olaya sektörel açıdan bakan ve bu nedenle turizmi “altın yumurtlayan tavuk” olarak gören Fransa, İspanya, İtalya gibi, o dönemin (2. Dünya Savaşı sonrası) gelişmekte olan ülkeleri, ağırlıklı olarak turizmden elde ettikleri gelirlerle kalkınmalarını sağlayabilmişler ve gelişmiş ülkeler ailesine dahil olmuşlardır. Turizmi bireysel bir olay olarak gören ülkemiz turisti “yolunacak bir kaz” gibi görmüş ve kalkınmasına katkı sağlayabilecek bir sektör yaratamamıştır.

Yaklaşık çeyrek yüzyıllık bir geçmişe sahip Türk turizm sektörünün, sanılan ve iddia edilenin aksine, makro ölçekte, yarattığı piyasa hareketliliği ve düşük ücretli geçici istihdam dışında, Türk ekonomisine, döviz rezervlerine, önemli bir katkısı yoktur. Çarpıcı olan, bu konuda hemen hiçbir uzman kişi ya da kurumun ciddi çalışmalar yapmamış olmasıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde turizmden elde edilen gelirlerin yaklaşık %50-65’nin mal ve hizmet alımı nedeniyle geriye döndüğü bilinen bir durumdur. Önemli teşvik ve desteklerle gerçekleştirilmiş turizm yatırımlarının, kar-zarar durumlarının bugünkü fiyatlar üzerinden irdelenmesi çok çarpıcı sonuçlar orya çıkarabilir. Yılda şu kadar milyon yabancı turist getirip şu kadar milyar ABD doları gelir sağladığı ileri sürülen turizm sektörü, aynı zamanda yılda ülke dışına seyahat eden milyonlarca yerli turistin gerçekleştirdiği harcamaları da dikkate almak zorundadır. Bu hesaplamalara elde edildiği ileri sürülen gelirin ödenmiş olması gereken asgari vergi (KDV, Gelir ve kurumlar vergileri, vb) miktarlarının fiilen ödenmiş olanlarla, istihdam edildiği ileri sürülen personel için ödenmiş olması gereken asgari sigorta primlerinin fiili olarak ödenmiş primlerle karşılaştırılması da eklenmelidir. Bu hesaplamalar ve değerlendirmeler yapılmadan turizm sektörümüzün ülke ekonomisine sağladığı katkıyı anlayabilmek olası değildir. Turizm sektörünün sağlıklı geleceği bu hesaplamaların gecikmeden yapılmasına ve gerekli önlemlerin alınmasına bağladır. Aksi takdirde çok yakın bir gelecekte bankacılık sektöründe yaşadığımız bir krizin benzerini turizm sektöründe yaşamamız kaçınmaz gibi görünmektedir. Bu noktaya hızla yaklaşılmakta olduğunun işaretleri belirginleşmeye başlamıştır.

Turizm işletmeciliği ve yapılanmanın ilimize, çevreye, doğaya yansıyan olumlu olumsuz sonuçları nelerdir?

Turizm geniş temas yüzeyi olan, birbirinden çok farklı sektörlerle etkileşime giren emek yoğun bir sektördür. Turizme göreli olarak geç başlayan ülkemizin kendinden önceki ülkelerin deneyimlerinden yararlanma bu nedenle de olumsuzluklardan kaçınıp olumluluklardan yararlanabilme şansı vardı. Bu şans değerlendirilememiştir ve bedeli yukarıda sözü edilen maliyetlere eklenmelidir.

Çevreye ve doğaya saygılı olmak bir kültür meselesidir ve ekonomik gelişmişlikle yakından ilgilidir. Benzer biçimde, turizm de, bir ölçüye kadar, ekonomik gelişmişlikle yakından ilişkilidir. Göreli olarak refah seviyesi yüksek olan insanların çevre ve doğa bilinci yüksektir ve bunlar turizm hareketine yoğun olarak katılırlar. Bir başka ifade ile, turizm hareketine katılanların, göreli olarak, çevre ve doğa bilinci daha yüksek kişiler olduğu ileri sürülebilir. 1970-1990 yılları arasında ülkemiz az ancak ekonomik ve kültürel durumu daha yüksel turistler tarafından tercih edilen bir destinasyon konumunda idi. Bu tercihin temel nedenlerinden biri çevre, doğa ve kültür değerlerimizin bozulmamış, farklı ve özgün olmasıydı. Bu dönemde turizm ülkemizde çevre, doğa ve kültür değerlerimizin korunması bilincinin geliştirilmesinde çok önemli katkılar sağlamıştır. Üst kültür ve gelir grubu turistlerin bozulmamış, farklı, özgün ve tenha çevre, doğa ve kültür değerlerine olan talebini kavrayamayan turizm sektörü turizm adına bu değerleri tahrip etmeye ve kalabalıklaştırmaya devam ettikçe turist profili değişmeye, Türkiye daha alt gelir ve kültür grubundan turist kitlelerinin destinasyonu olmaya başladı. Bugün gelinen noktada, bırakın turistlerin çevre ve doğa bilincimizin gelişmesine katkıda bulunmalarını, yerel halk turistlere çevre ve doğa bilinci aşılamak durumunda kalmıştır.

Turizm, turizm içinde en güçlü değerlerimiz olan farklılık ve özgünlüğümüzün ciddi biçimde aşınmasına ve sonuçta kendine bile yabancılaşmış, kişiliksiz bir toplumun gelişmesine yol açmıştır.

Turizm gelirlerinin milli ekonomimizdeki yeri ve ülke ekonomisine katkısı nedir?

Rakiplerinin (Fransa, İspanya, Yunanistan, vb.) hiçbir şekilde sahip olamayacakları alternatifsiz kültürel ve doğal değerlere sahip olan ve bu nedenle tümüyle “butik” bir turizm ülkesi konumundaki Türkiye’nin, turizme soyunduğu dönemdeki piyasa koşullarında, elde edebileceği potansiyel turizm geliri konusunda fikir ve ufuk sahibi olmadan, bugünkü fiili duruma bakarak Türk turizminin milli ekonomiye katkısını değerlendirebilmek anlamsız olduğu kadar, yanıltıcı da olabilir. Türkiye çok daha az yatırımla, çok daha az sayıdaki ziyaretçi sayılarıyla çok daha fazla turizm gelirleri elde edebilecek kaynak değerlere sahip bir ülkedir. Bu yapıdaki bir turizm ülkemizin ekonomik bağımsızlığı ve kalkınması için etkin bir motor işlevi yüklenebilir ve ülkemizi gelişmiş ülkeler arasına sokabilecek ekonomik ve kültürel alt yapıyı sağlayabilirdi.

Çeyrek yüzyıl sonra, çok başarılı olduğunu iddia eden Türk turizm sektörünün ayakta kalabilmek için, KDV indirimi, ÖTV’nin kaldırılması, golf, Disneyland gibi her türden tesisleri için hala teşvik istemek durumunda olması sektörün milli ekonomiye yaptığı katkı konusunda net bir bilgi vermektedir.

Bu noktada, KDV indirimi için rakip ülkelerde uygulanan oranların gerekçe gösterilmesi anlaşılması olası bir argüman değildir. Böyle bir iddiada bulunmak o ülkelerde turizm sektörüne, gerçekten ödenen KDV oranları, sigorta primleri, gelir vergisi miktarları bakımından gerçekçi bir karşılaştırmayı gerektirdiği gibi, ruhsatsız, (kaçak, yani gecekondu) yatak sayıları bakımından da eşitliğin irdelenmesini gerekli kılar

Turizm sektörü, devlet tarafından çeşitli teşviklerle desteklenen diğer sektörlerde (tekstil, taşımacılık, vb.) olduğu gibi, bu teşvikleri sonuçta büyük ölçüde kendisiyle rekabet eden ve bu nedenle de kaynak tüketen bir sektör yaratmada kullanmıştır.

Turizmde çalışan insanlar turizm gelirlerinin toplamından nasıl, ne kadar pay alıyor?

Kitle turizmi odaklı ve otel merkezli Türk turizmini aslında, seyahat acenteciliğini de kapsayacak biçimde, “Türk otelciliği” olarak adlandırmak daha doğru olur. Çünkü ülkemizde hem sektör ve hem de ilgili kamu ya da sivil kuruluşlar turizm ile otelciliği eş anlamlı kavramlar olarak algılamakta ve öyle kullanmaktadırlar. Oysa turizm çok daha geniş bir alanı ve faaliyetler grubunu kapsar. Bu dar açılı algılama kendisi bir araç olan otel ya da konaklama tesisinin bir turistik ürün olarak pazarlanmaya çalışılmasına yol açmış ve sektörü fiyat düşürdükçe müşteri bulabilme açmazıyla karşı karşıya bırakmıştır. Bugün gelinen noktada konaklama tesisleri ederlerinin çok altında pazarlanmak zorunda kalmışlar ve ayakta durabilmek için başta personel giderleri olmak üzere tüm giderlerini kısmak ve yatak kapasitelerini artırmak zorunda kalmışlardır. Genel olarak turizm sektöründe çalışanlara asgari ücret ödenmekte ve normal sürelerin çok üzerinde çalışmaları istenmektedir. Bilindiği gibi bu sektörde çalışanların çoğunluğu mevsimlik işçi statüsündedir. Yaşanan ve giderek şiddetleneceği tahmin edilen kriz çalışma sürelerinin kısalmasına yol açacağı gibi tüm yıl açık kalan tesislerin sayısının da azalmasını gündeme getirecektir.

Bir başka önemli konuda sektörde, diğer nedenler yanında, ucuz iş gücüyle de ilişkili olarak, yabancı çalıştırmanın yaygınlaşmış olmasıdır

Tüm bunlar her seviyeden sektör çalışanlarının sektörün yarattığı gelirden giderek daha az oranlarda pay almasıyla sonuçlanmasına neden olmaktadır ve olmaya devam edecek gibi görünmektedir.

Uluslar arası şirketlerin, yabancıların otelleri işletmeleri ile yerli turizmcilerin arasında nasıl bir rekabet var? Bunun sektöre çalışanlarına, Antalya’ya yansımaları nedir?

Türk turizminin bugün içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya bulunduğu sorunlar, sanılanın aksine, konjonktürel nitelikli değil yapısal niteliklidir. Bu yapısal sorunların en önemlilerinden biri otel merkezli bir turizm anlayışı ise diğeri farklılıkları değil benzerlikleri ön plana çıkarmayı hedefleyen strateji ve politikalardır. Bu gelişmekte olan ülkeleri ve bu bağlamda turizmi denetim altında tutan uluslararası kuruluşların önceden planlamış oldukları bir durum gibi görünmektedir. Böylelikle önemli rekabet potansiyeline sahip farklı ve özgün Türkiye rakiplerinin bir kopyasına (işletme isimleri, bu işletmelerde sunulan mal ve hizmetlere bakmak kopya olmada hangi boyutlara ulaşıldığının anlaşılması için yeterlidir) dönüştürülerek rekabet dışı bırakılmıştır.

Üzerinde düşünülmeyen bir öngörü olarak; Liman ve havaalanlarımızı Güney Kıbrıs uçak ve gemilerine açmamız engelini de aştıktan sonra, Yunanistan’ın Türk turizminde çalışma saatleri, gıda standartları, vergi ve sigorta primleri konusunda AB standartlarına uymamız konusundaki baskılara başlayabilmesinin yüksek bir olasılık olduğu ileri sürülebilir. Bu ve benzeri talep ve zorlamalar karşısında Türk turizminin geleceğinin ne olacağı konusu üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir konudur.

Üzerinde yoğun tartışmaların yapılması gereken bir başka nokta da, Antalya bölgesini yani turizmin başkentini ziyaret ettiği iddia edilen 12 milyonun üzerindeki, aslında büyük bölümünün sadece Antalya havaalanıyla tatilini geçirdiği konaklama tesisini görmüş olan, yabancı uyruklu turistin özelde Antalya’ya genelde Türkiye’ye geldiklerini iddia etmenin ne derecede doğru ve anlamlı olduğudur.

Peki bir umut yok mu?

Elbette var. Türk turizmi farklılıklarının farkına varıp bunları ön plana çıkaran ve turistik ürünlere dönüştürebilen yapısal değişimleri gerçekleştirdiğinde, çok kısa bir süre içinde hem Akdeniz çanağı ve hem de dünya ölçeğinde aranan alternatifsiz bir ülke bir destinasyonlar coğrafyası konumunu kazanabilir.


Bu Makale 30.10.2018 - 14:39:54 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.