Necati Çalışkan

Deneyime değer vermiyorsanız bari gençlere değer verin...

Ekonomik kriz nedeniyle işlerinden olan biz deneyimli profesyonellerin iş bulmasının hayli güç olduğu bir ortamda, binbir güçlükle yetiştirdiğimiz çocuklarımızın da bu ülkede çalışacak iş bulamaz duruma gelmeleri, iş bulanların da çok zor koşullar altında çalışıyor olmaları hem önemli bir sorun hemde çok acıklı bir durumdur.

Çocuklarımızı o kadar büyük zorluklarla büyütüyoruz ki. Neredeyse hayatımızın büyük kısmı onlar için geçiyor. Her şeyi onların iyi yaşaması ve gelecekleri için yapıyoruz. Ancak; iyi okullarda okutmak, iyi birer fert olarak yetiştirmekle iş bitmiyor. Her yıl okullarından büyük ümitlerle mezun olan gençlerimiz ya iş bulamıyorlar ya da eğitimleriyle hiç ilgisi bulunmayan işlerde üç kuruşa, zor koşullarda çalışmak mecburiyetinde kalıyorlar. Bu durum gençleri olduğu kadar, dişinden tırnağından arttırdıklarıyla, binbir fadakarlıklarla çocuklarını yetiştiren anne ve babaları da çok üzüyor.

Yazık değil mi bu gençlere ve onları yetiştiren anne ve babalarına..

Hayatımız çocuklarımızla uğraşmakla geçiyor...

 
Okula başlama çağı geldiğinde hangi okula versem telaşı başlıyor. İlk öğretimin sonuna gelindiğinde Anadolu Lisesi telaşı. Onu geçiyorsunuz bu sefer de üniversiteye girecek mi giremeyecek mi? O kurs senin, bu hoca benim dolaşıp duruyor çocuklarımız. Bastıp paraları leylaya misali.. Hadi kazandı diyelim... Devlet üniversitesi kazanmışsa sorun yok ama özel okul kazanmışsa en az 5 sene daha öde babam öde. Son seneye gelindiğinde bu seferde karşınıza iş arama telaşı çıkıyor. Ara ki iş bulasın. Çocuğu onca paralar harcayıp okuttuğuna mı yanasın, iş bulamayan çocuğunun girdiği bunalıma mı?

Herkesin ağzından düşürmediği ve Türkiye’nin geleceği olarak tarif ettiği gençlerimiz gerek öğrenim hayatlarında gerekse iş hayatına atılmaları gereken yaşlarda adeta sırat köprüsünden geçiriliyorlar. Ellerinde diplomalarla o şirketten bu şirkete dolaşıp duruyorlar. Teklif edilen iş ve ücret ne okulunu okurken kurduğu hayallerine uyuyor ne de örnek almaya çalıştığımız batı dünyasına.

Yazık değimli bu gençlere. Yazık değimli büyük hayallerle çocuklarını okutan annelere babalara.

Diyelim ki çocuğunuz şanslı, iş buldu. Sorun bitmiyor tabi. Bu seferde işyerinde yaşadıkları sizi üzüyor.Çünkü onların içinde bulundukları bu durumu fırsat bilen bazı patronlar, idareciler, yöneticiler bazen çok acımasız çıkıyorlar...

Etraf bu kadar üniversite diplomalı gençlerle dolup taşarken onların bu talihsiz durumlarından faydalanmak isteyen kötü niyetli patronlara, üst düzey yöneticilere deneyimlerimle seslenmek istiyorum.

Bu gençlerin içinde bulundukları bu olumsuz durumu bahane ederek onları üç kuruşa, insanlık dışı çalışma koşullarıyla adeta köle gibi çalıştırmaya, hiçbir sosyal imkan vermeden tehditle iş gördürmeye, sağlıksız ortamlarda iş yaptırmayı kendilerinde hak görenlere öncelikle bu yapılanları sizin çocuklarınıza yapsalar ne düşünürdünüz diye sormak istiyorum.

Binbir güçlükle iş bulan bu gençlerin çalıştıkları kuruluşlarda genellikle üst düzey yöneticilerin ve patronların kendilerini takdir etmediklerini söylemeleri karşısında onlara ''Üniversiteyi bitiren gençlerin ancak dörtte birinin iş bulabildiği bir ülkede iş bulmuşken bir de takdir mi bekliyorsun’’ demek ne insanlığa ne yöneticiliğe ne de iş ahlakına sığar.

Bu gençler hayat kurmak, düzen oluşturmak, ülkeye faydalı olmak, yaşamak için para kazanmak, gelecekleriyle ilgili planlar yapmak istiyor. Bunun için çalışıyorlar. Hiçbiri köle değil. İçerisinde bulundukları durumdan da hiçbir şekilde onlar sorumlu değiller. Onlara çalışma ortamları ve iş alanları hazırlayamayanlar sorumlu bu adaletsiz ortamdan…

 Gençler ''tecrübeye''  çalışarak kimi zaman da hata yaparak sahip olacaklar. Onlara bu süreçte tahammül etmek, yardımcı olmak ve kısa zamanda işi öğrenmesini sağlamak yöneticilerin en önemli görevi olmalıdır. ‘’Senin deneyimin yok olmaz bu projede çalışamazsın ’’ yerine bilakis destekleyerek onun o işi yapmasını sağlamak, çalışanlara ve özellikle iş hayatına yeni atılan gençlere ‘’İş bulduğuna dua et ‘’ demek yerine onların isteklerine ve beklentilerine kulak vermek iyi niyetli patron ve yöneticilerin yapacağı bir davranıştır. Maalesef böyle insan bulmak gittikçe azalıyor.

Çalıştığı kurumda saygı görmek gençlerin hakkıdır. Gençler takdir edilmek ve iş yerinde ona değer verildiğini hissetmek isterler. Yeni sorumluluklar almayı ve kendini geliştirmek isteyenlere yöneticiler destek olsun isterler. Gençler görev tanımlarının  açık ve net olmasını isterler. Onlar güven duymayı ve kendilerine güvenildiğini bilmek isterler. Güler yüzlü, paylaşımcı ve uyumlu iş arkadaşları olsun isterler. Yol gösteren, eğitici, bilgi paylaşan ve onların  haklarını koruyan yöneticiler olsun isterler. Çalışma koşullarının olması gereken şekilde medeni şartlarda olmasını beklerler. Hak ettiği ücreti almayı, sosyal imkanlarının olmasını beklerler. İş dışında da bir hayatlarının  olduğunun yöneticiler ve patronlar tarafından hatırlanmasını isterler. Bu istekler onların çok doğal haklarıdır... Medeniyette bu değil midir?
 
İçinde bulunduğumuz ekonomik durumu ve milyonlarca diplomalı gençlerin çokluğuna bakarak onları olması gereken etik iş kurallarından, sosyal imkanlardan ve insanlık dışı davranışlardan mahrum ederek çalıştırmak kimsenin hakkı olmamalıdır. Bu fırsatçılıktır ve bu asla kabul edilir bir davranış değildir.
 
Bu ülkenin gençleri böyle kötü çalışma koşullarını ve bu kötü davranışları hiçbir şekilde hak etmemiştir. Ne bu gençlerin ne de binbir güçlükle onları okutan ve bu ülkeye yararlı birer birey olarak elinden gelen çabayı gösteren anne ve babalar bunu hak etmemektedir.
 
Ortada bir suçlu varsa ki kesinlikle vardır… Suçlu olanlar bu ülkede gençlere gerekli çalışma imkanlarını sağlayamayan politikacılardır.
 
Hiç değilse siz, zulüm yapmayın bu gençlere.. Bu çocuklarımıza... Çoğunun umudu kaybolmak üzere...
 
Onlara umutsuzluk yerine değer verin...Unutmayın onlar büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bu güzel ülkeyi emanet ettiği geleceğimiz olan gençler…
 
Bunca deneyimle bizlere değer vermiyorsunuz bari gençlere değer verin....
 
Necati Çalışkan

Bu Makale 18.06.2010 - 10:28:43 tarihinde eklendi.


Kullanıcı Yorumları
  • perihan ildan 18.06.2010 - 05:20

    öncelikle paylasımınız ve bizlere öncülüğünüzden ötürü tüm yasıtlarım adına teşekkür ederım.Söylenebilecek herseyi ifade etmişsiniz .''Hz. Ali-Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.'' demiş serefini kaybetmek istemediğin zamanda olay farklı boyuta ulasıyor Artık sen işveren ve yöneticilerin için yapılan haksızlıklara eğilmediğin sürece kalifiye eleman olmaktan cıkıyorsun ve ipler tamda bu noktada kopuyor... dilerim sesinizi duyarlar ancak yalaka düzene ait bir toplumda sahip çıkılacağımızı hiç sanmıyorum(!)

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.