serdar@dm-consultancy.com

Yeni bir yıl 2015

Her yeni sıfatı bir umudu içinde taşır. Yenilenmek bir şekilde değişimi de ifade ettiği için çoğu zaman farkında olmadığımız ileriye dönük tasarımlarla bugünü kapatmak rahatlığını da beraberinde getiren bir olgudur. Ancak yapılmayan veya es geçilen bir dizi işleri gelecek zamana yüklemek şahsi ve kurum olarak geleceği gereksiz yere meşgul etmek anlamını da taşımaktadır.

İşin doğrusu planların doğru ve gerçeğe uygun, yapılabilirlik çerçevesinde bitirilerek geçmiş ve geleceği rahatsız etmemektir. Özellikle mühendislik dallarında ortaya çıkmış olan plansızlık o kadar büyük mertebelere ulaşmıştır ki, gereksiz bir hız hevesi tüm donanımı ortadan kaldırmaktadır.

İyi de böyle bir sistemin yürütülmesi olası mıdır? Bana göre bu soruyu samimiyetle yanıtlamak ve gerekli tüm tedbirleri almak gereklidir. Aksi takdirde istemesek de müdahale olanağımızın söz konusu edilmediği çoğu konularda olduğu gibi sıralamanın alt basamaklarına çakılıp kalmak ülkenin mühendislik ve teknik hizmet damarlarını kesmektedir. Belki yeni yıl için bazı konularda daha fazla dikkat etmek gerekebilir.

DAHA BÜYÜK ŞEYLER HAYAL ETMEKTEN KORKMAMALIYIZ


Ancak çok kritik bir tanımlama projelendirilebilir ve ayakları yere basan hayallerin peşinden koşturma şeklinde geliştirilebilir. Yoksa söz konusu uçuk kaçık ve hiçbir kamusal değeri olamayan projeler asla değildir.

Örneğin şehirleri 20-50-100 sene sonrası hayalleri ile planlamaktan bahsediyoruz. Alanlarda insanların nasıl daha rahat edebileceği, yeşil ve doğa ile iç içe yaşayabileceği ortamların kurgulanması çalışmaları söz konusudur. Araçsız toplu ulaşım, yenilenebilir temiz enerji ile işlerin görüldüğü enerji planlaması konumuzun içindedir. Kimyasal kullanmadan temizlik ve sağlığa uygunluk elde edilmesi, atıkların geri dönüşüm ile kazanım haline dönüştürülmesi çalışma alanımız içindedir. Beton yerine ağaç, harcama yerine tasarruf ve geri kazanım başlık konuları olacaktır. Ülkemizdeki milyonlarca aç insanın basit dayanışma ve gıda atıklarının önlenmesi ile tarladan çatala prensibinin çalışmasıdır bahis konusu olan. Bir tek insanın aç olarak yatağa girmediği, evsiz ve üstsüz başsız olmadığı günlerin planı ve projesidir dile getirilen.  

HERŞEYİ UFAK BİR FİKİR DEĞİŞTİREBİLİR 
 

Fikir üretmekten o kadar kaçınıyoruz ve bu öyle bir baskı aracı olmuş durumdadır ki, yapılacak olan veya yapılması gerekenlerin bile dillendirilmediği garip bir dönemi aşmamız gerekiyor. Bu durumun böyle sürüp gitmesi olası değildir. Fikir ve görüşlere önem vermek yanında bunları uygulanabilir küçük projeler halinde devreye almak herkesin faydasına olacaktır.

O halde fikir üretimine önem vermek ve geliştirmek, vatandaşın çözüm için görüşlerini almak çok önemlidir. Çoğu zaman bir eleştiri veya farklı bir pencereden bakabilmek en zor soruları kolaylıkla çözüme ulaştırır. Tabi ki fikir üretimi kültürel bir alışkanlıklar silsilesidir ve bunu geri kazanmak gereklidir. Okuyan, bilgi toplayan, uygulama için fikir üreten, yol gösteren kişilerin oluşturduğu toplumlarda sıradan sıkıntılar söz konusu değildir. Ancak çok kritik bir ölçüt, konusunda bilgi ve deneyimi olan kişilerin o konuda fikir yürütmesine olanak verilmesidir. Yoksa herkesin her konuda sözde uzman olduğu günümüz gerçeğinin ilerleme yerine geriye gidişi hızlandırdığı hepimizin tanık olduğu vakıadır.

İNANÇ VE KARARLILIK BİZİ HAYALLERİMİZE GÖTÜREN ŞEYDİR


Yaptığımız işe inanmak, bu konularda kararlı olmak mutlaka başarıya giden yolları açacaktır. Yine bir kez daha tekrarlamakta fayda var, bilgi ve deneyimden süzülen projelere inanış ve kararlılıkla işin devamını getirmek başarı tanımıdır. Dolayısıyla boş inanç ve kararlılık başarı yerine başarısızlık getirir. Herhangi bir projenin olabilirlik çalışması bu konuda belki bir eşik olarak düşünülebilir. Bu şekilde sırf ham hayal planlar yerine aklı başında ve ileri erimli işlerin projelendirilmesi söz konusu olabilir.

Belki de elbirliği ile sorunların doğru tespit edilip çözümünün tüm topluma ve daha genişleyerek insanlık için fayda yaratması sürdürülebilir bir planlama olabilir. Yaşamı sadece insan olarak değil ancak tüm yaşam formlarını göz önüne alarak irdelemek alışkanlığına sahip olmaya çalışmak gerekiyor. Hepimiz en uygun habitat oluşturarak barış içinde yaşayarak insanlığın yücelmesi için çalışmalar yapabiliriz. Bu o kadar zor ve karmaşık bir işlem değildir. Neden yapılmıyor sorusunun yanıtı ise dünyadaki bazı kişi ve kurumların diğerleri adına karar verme yetkisine sahip olduklarını düşünmeleridir.

SUYU İÇTİĞİN ZAMAN KAYNAĞINI HATIRLA    


Çin atasözü durumu çok veciz olarak açıklamaktadır. Su en önemli doğal kaynaklardan biridir. Dünya adeta su içinde yüzer. Dünya ile birlikte insan ve tüm yaşam formlarının %70 oranı sudur. Ancak içilebilir su kaynakları dünyadaki tüm su miktarının %0,3 oranına karşılık gelmektedir. O halde suya çok önem vermeliyiz. Cümledeki su yerine hangi değeri koyarsanız mantık değeri kaybolmaz. Bu da bize kaynağı hatırlamanın ne büyük bir erdem olduğunu anlatmalıdır. Yaşamda kaynaklar sonsuzdur ve hepsi yaşamdaki derslere hizmet etmek için vardır ancak bu değeri anlamak, korumak, çoğaltmak sadece bizlerin elindedir.

ÜRÜN DEĞİL TOPRAK ÖNEMLİDİR


Sıradan bir Japon tarım üreticisinin ders alınası bu sözü çok iyice irdelemek ve anlamak gereklidir. Eğer dünyaya hâkim olan görüşe göre, sadece ürüne odaklanırsak bir sonraki yıl ürünü elde etmek için gerekli olan toprağın da ortada kalmadığını görebiliriz. Bunu daha farklı örneklere uygularsak en basitinden alınan eğitim değil ama insanın özünün önemini belki anlayabiliriz. Bavullar dolusu kitabın öğrenciye ne kadar katkı sağladığını tartışmak yerine okulların nasıl bir eğitime göre planlanmasının gerektiği, öğretmenlerin donanım ve sosyal haklarının iyileştirilmesinin öneminin hatırlanması fayda sağlayacaktır. Toprak üretken olursa o toplum her zaman ileriye doğru yönlenecektir.   

SAYGI VE TAKDİR İNSANI YÜCELTİR, YAZIFLIKTAN KURTARIR


Yapılan bir işe saygı duymak ve o işte çalışmış kişi veya kişileri takdir etmek çok basit bir toplum kuralı olmaktan başka çalışana verilen bir destek veya isteklendirme olarak adlandırılabilir. Benmerkezci ve kapalı toplumlarda bu davranış asla geçerli değildir ve ne yapılsa mutlaka bir defo veya hata aramak en basit bir kural olmaktadır. Aslında teknik olarak geçersiz olan bu durum diktatör tipi idarecilerin en sık ve kolay uyguladıkları bir yöntemdir. Sonuçta yapılan işlerde bir ilerleme söz konusu olmamakta sadece sürekli eleştirel açılardan ele alınan değerlendirmeler başarısızlığı getirir. İşin ilginç yanı ise psikolojik açıdan çalışanların tatminsizlik nedeniyle üretkenlikten uzaklaşıp tek düze işler yapmaya başlamalarıdır. Bu durumda ne icat ne yeni modellerin ortaya atılması söz konusu olabilir. Gelişmemiş kafaların takdiri kendi zayıflığını ortaya koyduğu düşüncesi hastalıklı ruh durumunun dışa vurumudur.    

HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAMADAN BAŞARILI OLAMAZSIN


Bazen ne kadar çabalarsak bazı şeylerin düzelmediği ve asla düzelmeyeceği saplantısına kapılırız. Eğer iyi bir analiz yapma becerisine sahipsek bu durumun bir baskı ortamı sonucu olduğunu anlayabiliriz. O halde içinde olunan durumu beğenmiyorsak denemek, daha fazla çalışmak ve tekrar denemek çözüm yoludur. Hata yapmak kadar etrafımızdaki insanların hata yapmalarına izin vermek gelişmeyi sağlayıcı etkiye sahiptir. Tek şart aynı hatayı tekrar etmeden düzelmeyi sağlayacak koşulları oluşturacak benliği oluşturmaktır.

YENİ BİR YILDA DAHA İYİ BİR YAŞAM SÜRDÜREBİLİR MİYİZ? TABLOYU İNCELEYİP KARAR VERİN




Bu Makale 19.01.2015 - 10:27:19 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.