serdar@dm-consultancy.com

Turizmin sorunu yenmeyen yemek ve yatılmayan yataktır

Turizmin sorunu yenmeyen yemek ve yatılmayan yataktır

Son günlerin, haftaların, ayların en fazla köpürtülmeye çalışılan ve toplantılar, sempozyumlar, fuarlar, sektör toplantıları, kongreler, neler neler yapılarak enerji boşaltımı sağlayan bir ticari anlayışın başarılı olma şansı ne kadardır yaşayarak görülmekte. Hem de yıllar boyu aynı çalgı aleti ile değişik köçekçeler tonlamaları ortaya çıkartma çabalarına anlam veren var mı, merak ediyorum.

Meşhur söze atıf yapmak gerekirse, aynı kafanın farklı sonucu ortaya koyması, değişik önerme yapması olanaksızdır. Ki bu deneme ve yanılmalar sıkça tekrarlanarak tek bir sağlam omurga oluşturulmamış ve geçici çözüm bile olamayacak fikirler ile zaman harcanmış ve harcanmaktadır. Buradan anlaşılan ise, konunun anlama ve algılama sorununun halen kabak gibi ortada olmasıdır. Son kertede turizm tüccarının bakan yapılması neyi değiştirdi sorgulayan var mı acaba?

Ülke bugün yaşanan çok derin krizden ne zaman kurtulacak ciddi bir soru. Bunun nedeni ise elle tutulur ve tanımlanabilir sorunların tartışılması yerine sanal ve herhangi bir temeli olmayan karmaşa içinde birilerinin avantalarına ilave rant katma kavgasının devam etmesidir. Alınan kararların yanlışlığı, yersizliği, uygunsuzluğu çıplak göz ile görülüyor. Hâlbuki bugüne kadar yaşanan aksaklıklar bir şekilde rehber olabilir. Her yönetim değişiminde dibe vurmak gerekli mi? Buradan çıkartılacak sonuç akıl ve bilimsel yaklaşım olmadan hiçbir işin kotarılamayacağı şeklindedir.

Basit çözümlere odaklanmak bu kadar zor mudur? Örneğin hemen her projede büyük yanlışlar ile ortaya çıkan tesislerin yapı maliyetleri ucuzlatılamaz mı? Teknik olarak mümkündür ve yapılması da gerekir. Neden yapılmıyor? Karar verici, yatırımcı ve işletmeci durumun farkında ama değil. Proje başında doğru bir fizibilite yapılmadığı veya yapılsa bile bu plana sadık kalınmayarak kendine özgü bir oluşumun ortaya çıkartılması daha cazip gibi görünüyor. Bunu teşvik eden itki ise güdülenme ve taklit dışında bir şey değil. Hiç dikkat ettiniz mi, konaklama sektörü doğrudan gıda ve temizlik ile ilintili olmasına rağmen bu özellikler arka planda kalmaktadır. Bunun tek nedeni ise, projelerin yeteri kadar olgunlaşmaması ve yetkin olmayan müellifler eliyle işlerin yürütülme ısrarıdır. Yorum, eleştiri, katılım ve paylaşım gibi nitelikler de ortada olmayınca her tesis kendi içinde sorun yumağı oluşturmaktadır. İlginç olan bir diğer veri ise, özellikle kamu önderliğinde inşa edilen son 5-6 yıllık “akıllı bina” kavramının şekil değiştirerek “aptal” şekline dönüşmesidir. Bu tanım benim değil, bizzat tesis ve bina sahiplerinin adlandırmasıdır. İnanması zor değil mi?

Malum son zamanlarda sözde modern binaları yaparak içine taşınan kamu kurumları ile otel inşa eden yatırımcı aynı zihniyete sahip. Binada “en” ler olmalı! En büyük giriş, en hızlı asansör, en parlak granit, vb. İyi de bunun yapılan işin kalitesine etkisi ve gerekliliği bir mühendislik hesaplaması olması gerekmesine rağmen bunu yapan var mı? Yok! Kamu binası neden 5* otel kalitesinde olmak zorunda? Bugün 2* seviyesinde müşteri toplayabilen bir otel neden 5* kalitesini erişmek için çabalar? İşte bunların tek yanıtı vardır. Cehalet. Sadece bu kavram iyice irdelense, inşaat maliyetleri dolayısıyla geri ödeme süresi yarıya iner. Bu süre içinde toparlanacak sektör parlak günlere geri dönerse yine tesisleri üst sınıfa yükseltebilir. Bu hususun göz önüne alınması ciddi kazanımlar getirecektir.

Konaklama sektörü için örneklemeye devam edelim. 5* yeme ve içme alt yapısını gelen müşteriye uygun 2* aşamasına indirdiğinizde yiyecek ve içecek maliyeti ne kadar düşer? Hesaplar %60-65 diyor. Ya buna paralel hizmet beklentisi? Sadece bu tarz bir hesap yapılsa bugün kıvranan sektör nefes alacaktır. Hal böyle iken, ülkeye gelen turist kesimi ve tarzı belliyken abartılı olarak pahalı turist geliyor havası yaratmak sadece kendini kandırmaktır. Öyleyse sektöre akıl ve bilimin girmesi mutlaka gereklidir. Beklenti ile elde edilen arasındaki büyük fark yazının başlığını ifade etmektedir. Bu yalın gerçeğin en kısa zamanda görülmesi ve planların değiştirilmesi şarttır.

Konaklama sektörü içinde yer alan gıda satan işletmeler çok ciddi kaynak olarak görülmelidir. Ancak bu gerçek farklı ele alınmaktadır. 90 lı yıllarda abartılı olarak ortaya çıkan “simit” karmaşası son günlerde magazin seviyesine gelmiştir. Nedense kimse simit gibi bizim severek tükettiğimiz bir gıdanın dünya çapında tanınması için neler yapılması gerektiğini düşünmemiştir. Sadece dükkân aç, içine ustaları yerleştir, üretimi artır, dondur ve fırına koy çıkart ve marka yarat. Böyle bir abukluk olabilir mi? Amerikan menşeili donut bizde tutulur ve sevilir mi? Alman menşeili pretzel tutar ve her yerde satılır mı? Mümkün değil. Bu tür ürünler ülkelerin damak tadına hitap eder ve geleneksel bir öneme sahiptir. Ancak sınırı geçince işler değişir.

Çok önemli bir başka detay ise, simit satan dükkânların restoran tarzına dönmeleri ve menülerinde her tür yemeğin bulunmasıdır. Bunu yaptığında özgünlük ortadan kalkar ve sıradan ortaya karışık bir tür oluşur. Yandaki dükkân da onun yanındaki de benzer menüye sahip olur. Nerede özgünlük ve seçicilik? Bu ikisi olmayınca marka yaratma şansı ortadan kalkar. Yine simit örneğine dönersek, bir ürünün, hele milli olarak yola çıkılıyorsa, en beğenilen tarzının sürdürülebilir olması önemlidir. Açılış ile sonraki yıllar arasında ürün farklılığı marka oluşturmaz. Zaten ülkemizdeki en büyük sorunlardan birisi marka oluşturmak ve yönetmektir. Kısa bir süre sonrasında ürün değişir. Bunun anlamı da iyi bir başlangıç yapılmış olsa bile elde tutarlı ve işlevsel planlamanın yapılmamış olması nedeniyle çabaların boşa çıkmasıdır. Peki ya simit hesaplarında yer alan çay? Ülkemizde en çok tüketilen çayın belli bir standardı olmaması ve gittiğiniz her yerde farklı renk, tat ve şekilde sunum iştah açıcı mı? Oldukça basit bir iki konuda bile büyük açmazların olması sektörün bu konuda derin düşünmesini gerektirecek önenme sahiptir.

Turizmde taşlar yerine oturmayınca alt destek bölümleri de oldukça oynak kalıyor. Örneğin belli zamanlarda bazı furyalar ortaya çıkıyor. Simitçiler, lokmacılar, dönerciler, pastacılar, çorbacılar, pilavcılar, vesaire. Hepsi tek ürün ile başlayıp mükellef restorana dönüşüyor ve sıradan, basit, tatsız ürünlerin tüketilmesi teşvik ediliyor. Kimse tek üründe yöresel, ulusal ve uluslararası liderlik hevesi ve kurgusunda değil. Tek amaç kısa sürede yatırım maliyetini sıfırlamak. Ama konaklama ve gıda sektörü orta ve uzun vadeli yatırımlardır. 5 yıl kısa bir geri ödeme süresidir. 10 yıl başlangıç için iyi bir hedeftir, 20.yılda markaya adım atılır. Ne yazık ki dünyada gıda üretiminde ileri ülkelerde 100 yıl kulüpleri vardır. Bunun anlamı o markanın ilk kuruluşundan sonraki aynı kalite öngörüsü ile 100 yılı devirmiş olmasıdır. Bizde el değiştirmemiş, aynı hizmeti sunan tek bir firma var mı? Meraktan soruyorum.


Bu Makale 24.12.2019 - 08:43:33 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.