prophetzekeriya@hotmail.com

Tarikatlar ve dernekler

Horasanda bulunan Oğuz boylarından Kayı Aşireti Moğol istilası yüzünden yaklaşık 400 çadırık bir nüfusla Süleyman Şah önderliğinde Selçuklu hakimiyetindeki Anadolu'ya göç etme kararı almıştır.

Bu yolculuk sırasında Fırat nehrinden geçerken Süleyman Şah'ın nehre düşüp boğulması üzerine aşiret başsız kalmış. Bunun üzerine eşi Hayme Ana (Çadır anası çadır büyüğü anlamına gelir) Selçuklu Sultanı Allattin Keykubat'tan yer istemiş ve kendilerine Ankara yakınlarında Karcadağ yaylası yurt olarak verilmiştir. Karacadağ'a giderken, Erzincan yakınlarında Harzemşahlar ile savaşan Selçuklulara yardım ederler. Savaşın kazanılması üzerine çok memnun olan Alaaddin Keykubat Kayı Aşireti lideri olarak Süleyman Şah'ın oğlu Ertuğrul Bey'i tanıyacağını söylemiş ve Söğüt kasabasını vererek Bizans hududuna uç beyi tayin etmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'nun temelleri atılmıştır..

Hayme Ana rolüne dikkatinizi çekmek isterim. Başsız kalan aşiretin kontrolünü bir kadın olmasına rağmen eline almıştır. Bu, Osmanlı'ya kadar Türk aile ve devlet yaşamının en önemli özelliğidir.

Osmanlının temelleri atıldıkdan sonra, yavaş yavaş özden uzaklaşmalar başlamış ve Osmanlı büyüyüp sınırlarını genişlettikçe devlet katında Türklerin etkisi gittikçe azalmaya başlamıştır. Öyle ki; Osman Bey harici Osmanlı padişahlarından hiçbirisinin annesi türk asıllı değildir. Saray, hep yabancı ve azınlık dediklerimizin kontrolünde olmuştur.Vezirlik makamında bile devşirmelerin, Türk asıllı vezirlere oranla büyük sayısal üstünlüğü vardır. Osmanlı'nın düzenli ordusu bile devşirmelerden kurulan yeniçerilerdi.

Bilerek yada bilmeyerek, belki de sultanlık tahtına rakip aile yaratma korkusu ile, Türk toplumu Osmanlı zamanında güçleneceğine, tam tersi ticaret ve sanatkarlıktan uzaklaştırılmış. Sultanın seferlerinde kullanacağı ve ele geçirdiği topraklarda sınırlarını koruyacak bir askeri güç olarak kullanılmışdır. Diğer topluluklar Türklüğe asimile edileceğine, Türkler onlara asimile edilmiş örf ve adetlerinden uzaklaştırmıştır. Bunun için de her basiretsiz iktidarın yaptığı yapılmış ve din öğesi kullanılmıştır.

Osmanlı'ya sesini duyuramıyan halk, tekke ve tarikatlar altında örgütlenmeye başlamış, Allah ile kulu arasına girilmeyen tek din olan İslamiyet, kendi öğretisi dışında yaşanmaya başlanmıştır. Osmanlı
yönetimi böylece, tarikatlar ve tekkeleri hem karşı haraketlenmelere bir sübap, hemde yönlendirmede kullanmıştır.

Cumhuriyetin kurulması ile tarikatlar ve tekkeler kapatılmış fakat devlet karşısında birlik gücü ve daha da kötüsü bunu dini bir yaşam şekli olarak kabul eden cahil halk gizliden gizliye bu yaşam şeklini sürdürmüştür. Çok partili hayata geçişle tarikat ve tekkeler yavaş yavaş siyasi yaşamda yer alan partiler tarafından kullanılmaya başlanmış ve 12 Eylül darbesi ile yerle bir olan eğitimli sivil örgütler
ve dernekler tüm sahneyi tarikatlara bırakmıştır.


Her köşe başında bir tarikat yapılanması olması müridlerinin çoğu yokluk içinde iken Allah adına yola çıktıklarını beyan eden Sn tarikat liderlerinin lüks konutlarda oturması ve lüks araçlara binmesi
düşündürücüdür. Bu insanlar niye bunların peşinde gitmektedir? Sebep basit: Bunlar halkı düşünmedikleri ve dinlemedikleri halde Düşünür ve dinler intibası vermektedir.

Böylesine sakat bir oluşumun önüne geçebilecek en önemli olgu sivil örgütlenmelerdir. Bunda da başarılı olduğumuz düşünülemez. Fethiye için yaptığım araştırmada 15 e yakın turizm derneği tespit ettim ve ne yazık ki bu derneklerden hiçbirisinin Fethiye için yaptığı kesinleşmiş bir olgu göremedim. Lütfen kendi bölgelerinize bakın, aynısını göreceksiniz.

Peki ya mesleki derneklerimiz, ticaret odalarımız ve esnaf odalarımızda durum nasıldır? Asli görevleri üyelerinin istekleri doğrultusunda devlet nezdinde sesi olmak ve devlet mekanizmalarını harakete geçirmek, kamuoyu yaratmak olan bu dernek ve kurumlar her ne kadar işveren temsilcisi gibi görünse de, işçi sendikalarının yeteri kadar aktif olmaması sebebi ile aynı zamanda sosyal barış için sektör çalışanlarını da düşünmesi gerekiyor. Peki asli görevlerini yerine getiriyorlar mı? Bu biraz düşündürücü! Yapılanlar, olumlu yanıt vermemizin önüne geçiyor. İşin daha kötüsü, halka ve temsil ettikleri kitleye uzaklar. Kilit vurulmuş tweeter hesabı gibiler.

Bazen birkaç çatlak ses çıkıyorsa da, yeterli olmuyor. Başkan ve üyelerinin hepsinin işletme sahibi olması dolayısı ile korkuları, devletin sahip oldukları kurumlar üzerine gelmesi ise. Tüzük değişikliği yaparak, atanmış bir genel sekreter ünvanı ile demeçlerin verilmesini sağlamak bir çözüm olamaz mı?

Biz turizimciler olarak,s ayın dernek ve oda yöneticilerimizden beklediğimiz bazı cevaplar var:

-Türk turizimcisi,dünyanın en pahalı elektrik , gaz, iletişim, benzin, alkollü içecek ve et süt ürünlerini kullanmaktadır. Bununla ilgili hükümete herhangi bir başvurunuz veya memnuniyetsizlik gösteriniz oldumu?

-Yukardaki sebeplerden ötürü, kaçak içki ve merdivenaltı üretimin nedeni ile olabilecek insan kayıpları hakkında neler düşünüyorsunuz? Önleminiz ve öneriniz nedir? Şimdiye kadar 100 e yakın insan kaçak içkiden telef oldu. Bunun için devlet nezdinde ne yaptınız?

-Ana giriş ürünleri pahalı olan turizm sektöründe, özellikle konaklama tesislerinde, işletmenin tek oynayacağı gider kalemi personel maliyetidir. Herkes kalifiye eleman ihtiyacından bahsediyor ama, ya
sektördeki ücretler !

- EURO 15-20’ye kıran kırana lokal hizmet vermek için tur operatörlerinin kapısını arşınlayan sn işbilir acantelerimiz bu para ile nasıl bir hizmet verecek? Kaç yaşındaki otobüs ile transfer yapacak? Bu otobüsü günde kaç saat kullanacak? Turistlerin yaşamını emanet ettiği şöfor kaç para alacak? 800 1.000.- tl ye çalıştırdığı limitsiz çalışma saatine tabi otel rehberi EURO 15 satış ortalamasını, sokaktaki rakiplerine rağmen nasıl tutturacak? Bu olumsuzlukları kim denetliyecek?

-Turizm Üst Kurulu için herhangi bir çalışmanız oldu mu?

-Sn Zafer Cengiz'in bıkmadan usanmadan dile getirdiği 2023 Turizm Stratejisinin hayata geçirilmesi için son durum nedir?

-Bölgesel toplantılarda hemen hemen her yörede şehir kurullarndan bahsediliyor. Muğla ve İzmir dahil, bu oluşumlarda son durum nedir? Gerçekleşmiş bir çalışmaları var mıdır?

-TOBB ve TUSİAD’ın kurmuş oldukları turizm masalarının şimdiye kadar kesinleşmiş bir çalışması var mıdır?

-İstanbul ve Ankara'da, şehirlerin dokusunu ve kişiliğini kaybettirecek projelere karşı herhangi bir tavrımız var mıdır?

-ITB Fuarında, Sn Bakanımız niye İstanbul gecesi düzenler? Antalya'yı niye çağırmaz? Bunu TUROB niye kabul eder? Peki realitede ITB satışlarında ana volum  Sejour mudur,y oksa İstanbul'mu ?

- Suriye-İran-İsrail-ABD dörtgeninde son gelişmeler nelere gebedir? Türkiye bunu beşgene çevirir  mi? Bir -B- planımız var mı?

İşin üzücü tarafı, hiç bir tarikat yapılanmasında bu tip sorulara gerek kalmaz. Çünkü müridler bi-haber değil, haberdardır...

Dernek ve Odalarımızın kendilerini sorgulama zamanı daha gelmedi mi?

Yoksa,bizde TURİZİMCİLER TARİKATI gibi bir yapılanmaya mı gitsek... Ne dersiniz?


Bu Makale 09.04.2012 - 09:31:24 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • K. Ünsal BARIŞ - 23.03.2012 - 09:36

    Zekeriya Bey, içi dolu ve güzel yazınız için sizi kutlarım. Sevgilerimle.

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.