bgrer34@gmail.com

Sultanahmet Külliyesinin yapılış hikayesi

Sultanahmet Külliyesinin yapılış hikayesi
Dört yüz seneden beri ibadet edilen Sultanahmet Cami ve Külliyesi, 9 Haziran 1617 tarihinde açılmıştı. Banisi, Sultan I. Ahmet, Mimarı, Sedefkar Mehmet Ağa’ydı. İlk namaz, Aziz Mahmut Hüdai tarafından kıldırılmış, ilk Türkçe ezan Saadettin Kaynak tarafından bu camiden okunmuştu.

Padişah I. Ahmet, 28 Nisan 1590’da Manisa’da doğdu. Babası III. Mehmed, Annesi Handan Sultan’dı. 1603 yılında tahta geçti. Dindardı. Tarihçiler onu: zevkusafadan uzak, hayır sahibi olarak yazmışlardır. Sert tabiatlı, ihaneti sevmeyen, ava ve cirit oyununa meraklı bir padişahtı. Şairdi. Bahtî mahlasını kullanan padişahın küçük bir divanı vardır. 22 Kasım 1617’de, elli bir gün süren bir mide hastalığı sonucu, yirmi sekiz yaşında vefat etti. Sultan Ahmed Camii haziresine gömülmüş, türbesinin inşasına ölümünden sonra başlanmış ve torunu II. Osman tarafından tamamlanmıştır.

Atmeydanından Sultanahmet Meydanına

Bizans döneminde Ayasofya’nın güneybatısında yer alan Hipodromun Spina olarak adlandırılan orta çizgisinde Mısır’dan getirilen dikilitaş ile Delphoi Apollon Mâbedinden getirilen Burmalı Sütun gibi ünlü anıtlar ve heykeller bulunuyordu. İstanbul’un fethinden sonra, bu alan, Atmeydanı adı ile at yarışlarının ve cirit oyunlarının yapıldığı bir yere dönüştü. I. Ahmet saltanatı sırasında sık bir halde evler ve dükkanlarla kaplıydı. Topkapı Sarayı’na yakın olması sebebiyle önemli konaklar ve saraylar da bulunuyordu. Dindar padişah büyük bir külliye yaptırmak istiyordu. O sırada inşa halinde olan Eminönü’deki Yeni Camiyi tamamlatmayı düşünmüşse de vazgeçmiş ve Atmeydanı’nı yapı için uygun bulmuştu. Meydanın kıble tarafında bulunan Ayşe Sultan Sarayı (Ahmed Paşa Sarayı olarak da biliniyor), Sokullu Sarayı, Aslanhane ile miri anbar ve bazı dükkanları ile konakların kamulaştırılması karşılığında otuz bin altın harcandı.

Külliye yapılıyor

Osmanlı Padişahları içinde dindarlığıyla bilinen I. Ahmed, devrin baş mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’ya, buraya büyük bir külliye yapması emrini verdi. 1609 Kasım ayında (ramazana (denk gelmişti) temel atılmaya başlandı. İlk kazma Şeyhülislam Mehmed Efendi, Aziz Mahmud Hüdai Efendi ve Sadrazam Kuyucu Murat Paşa tarafından vuruldu. Temel mahallinden kalabalık uzaklaştırıldıktan sonra da kazma sırası padişaha geldi. Terleyene kadar kazmaya devam etti. Padişahın elinde altın bir kazma vardı. Kazmanın sapı da kadife kaplıydı. Bu kazma, Lale Devri Padişahı III. Ahmet tarafından Topkapı Sarayı’ndaki kütüphanenin temelleri atılırken de kullanılmıştı. Halen Topkapı Sarayı Müzesi’ndedir. Temellerin kazılmasına daha sonra birer gün ara ile, yeniçeriler, sipahiler, vezirlerle maiyetleri tarafından devam edildi. Bu işlem 36 gün sürdü. Temelden çıkan toprak Sultanahmet Meydanı’na yayılıp, meydan, cami bahçesi ile aynı hizaya getirildi. (Meydanın ne kadar yükseltilmiş olduğu dikili taşların altına bakıldığında görülmektedir). 1609 Yılında başlayan inşaat, banisinin ölümünden sonra 1620 yılları arasında tamamlandı. Camii, 9 Haziran 1617 tarihinde ibadete açıldı. Padişah burada Cuma namazını kıldı, ancak birkaç ay sonra hayata veda etti. Ama 400 yıldan bu yana özellikle de uzaktan bakıldığında minarelerinin konumlandırılışıyla harikulade bir görünüm sergileyen Sultanahmet Camii, müminlerin ibadetine, yabancıların hayran bakışlarına mazhar olmaya devam ediyor.

Külliye; cami, hünkâr kasrı, sıbyan mektebi, medrese, arasta, hamam, dârüşşifâ, imaret, tabhâneler, han, dârülkurrâ, türbe, sebiller, çeşmeler, dükkânlar, odalar, mahzenler, kahvehane ve evlerden oluşuyordu. Ne yazık ki; bu yapıların büyük bir kısmı (mahzenler, kahvehane, evler, dârüşşifâ (hamamı hariç), tabhâneler, han ve bir kısım dükkânlar ile üç sebil) günümüze gelemedi. Bütün yapılar, meydandaki anıtlar dikkate alınarak yerleştirilmiştir. Zaman içinde açılan araba yollarından dolayı bazı yapılar ayrı bir çevre duvarı içine (dârülkurrâ ve türbe) alınmışlardır.

Caminin altı minaresi, on altı şerefesi bulunuyor. Minarelerin dördü harimin köşelerine, iki tanesi avlunun köşesine yerleştirilerek, âhenkli bir görünüm elde edilmiştir. Camide kullanılan zengin çini, kalem işi, ahşap, taş ve madenî süslemeler özellikle çinilerindeki renkten dolayı Mavi Cami olarak da söylenmektedir. İznik ve Kütahya merkezlerinden gelmiş 21.000’den fazla çini kullanılmış, üçüncü sıra pencere hizasından yukarısı kalem işleriyle süslenmiştir. Cami içindeki yazılar, Diyarbekir’li Hattat Seyyid Kasım (Gubârî) tarafından yazılmıştır. Kapı ve pencere kanatlarıyla vaaz kürsüsünde çoğu kündekârî tekniğinde olmak üzere geometrik desenlerde süslemeler vardır. Bunlardan mihrap duvarında yer alan pencere kanatlarıyla caminin üç ana kapısındaki kanatlarda ve vaaz kürsüsünde sedef, bağa, fildişi, gümüş ve renkli ağaç kakmalarla zengin işçilik görülmektedir.

Mimar Sedefkar Mehmed Ağa

Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa hakkındaki bildiklerimiz Risale-i Mimariye’de verilen kısa bilgilerdir. Eserin yazarı Cafer Efendi, Mehmed Ağa’nın arkadaşı olup uzun yıllar boyunca onun yanında yaşamıştır. Eserde, Sedefkâr’ın mimarlık, müzik ve geometri alanında bilgi sahibi olduğunu yazmıştır. 1562-63 Yılında Rumeli’den devşirme olarak getirilmiş olduğunu söyler. Beş yıl ulufesiz olarak yaşamış, bir yıl da Sultan Süleyman Türbesi’nde ulufeli olarak bahçe bekçiliği yapmış. Daha sonra has bahçeye geçip orada çalışmaya başlamış. Burada izlediği bir müzik çalışmasından etkilenerek müziğe yönelmiş ama gördüğü bir rüyadan dolayı vazgeçmiş. Mimarlık ve sanatkârlığa yönelmesi de Sedefkarlar Karhanesinde dinlediği bir hendese dersi sonrasında olmuş. Mimarbaşı olmadan önce su nâzırı olarak sekiz yıl görev yapan Mehmed Ağa, 1606 yılı Ekim ayında mimarbaşılık görevine tayin edilmiş. Cafer Efendi onun yumuşak huylu, alçak gönüllü, sağlam karakterli, dinine bağlı ve akıllı bir kişi olduğunu yazmış. Kibirli olmadığını, cömert ve iyiliksever olduğunu anlatmış. Hediye vermeyi ve sadaka dağıtmayı sevdiğinden bunu karşılamak için sedef işleri yapıp sattığını da belirtmiş. 1622 Yılında ölmüş. Mimar Sinan’ın sevdiği ve güvendiği öğrencilerindendir.

En önemli eserleri; Sultan Ahmed Külliyesi, Sultan II. Osman Camii, Sultan III. Mehmed Türbesi, Beşiktaş’ta ve Topkapı Sarayı’nda Sultan I. Ahmed kasırları, Edirne’de Ekmekçizâde Ahmed Paşa Köprüsü ve Kervansarayı sayılabilir. Kâbe’nin tamiratı, Topkapı Sarayı ve Edirne Sarayı’nda imar faaliyetleri, birçok yerde cami, çeşme, sebil ve Tersane Sarayı’nda Has Oda Kasrı yine onun değerli eserleri arasındadır.


Bu Makale 04.06.2021 - 16:21:34 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • reyhan Destan - 05.06.2021 - 09:09

    Bilsen Hanım,Çok teşekkür ederim Bilmediğim veya eksik bildiğimbirçok noktayı öğrendim.

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.