serdar@dm-consultancy.com

EKO

EKO

Eko – Çevre ve insan ile ilişkisi olan

Nomy - Belirli bir alanın organı hakkında kurallar, yasalar veya bilgi sistemi

Bazı sözcükler etimolojik olarak pek çok şey anlatır. Çoğu kez insan kullandığı sözcüklerin iç gücünü ve yaydığı enerjiyi bilmez ve yanlışlıklar ortaya çıkabilir.  

Ekonomi basit olarak insan odaklı bir sözcük olmasına rağmen oldukça karmaşık(mış) gibi anlatılmaya özen gösterilir. Bunun nedeni bu terimi kullanan kişinin bilgi düzeyi ile ilintilidir. Bazıları ise sözcük içindeki harfleri değiştirip “ekönömi” diye telaffuz edip bilgiçlik sağlayabilir. Önemli bir diğer detay ise “ben ekonomi bilirim” diyen tiplerin yaptıklarına bakıldığında bilgilerinin ve görgülerinin yetersiz olduğu gerçeğidir. Her ne olursa olsun ekonomi doğa ve insanı yakından ilgilendiren sistemler önermesidir. Dolayısıyla laf yerine icraat ile ekonomi bilgisi kolaylıkla ölçülebilir.

Eğer çevre açısından ele alırsak, ekonomi ilk aşamada doğalın korunması ve yapılacak her eylemin bu çerçevede ele alınması gerektiği açıktır. İnsan doğa ile uyumlu bir şekilde hayatını nasıl devam ettirmesi gerektiği noktasında çok geri bir seviyededir. Bu kıyaslama bugün elde olan ileri teknoloji ile birlikte ele alındığı zaman daha da vahim bir tablo ortaya çıkmaktadır.

 İnsan açısından ele alırsak, kadim doğa yasalarına uyum sağlamasının kendine sayısız faydaları olduğu söylenebilir. Ama insan acaba bunun ne kadar farkındadır? Genel anlamda insanoğlu bu kavramın sadece para kısmı ile ilgilidir. Ya paranın değerini belirleyen diğer etkenlerin? Hiç sanmıyorum. Ünlü Kızılderili Şef Seattle tarafından söylenen veciz söz kime ne anlatıyor, kişi kendi muhasebesini kendisi yapmalı.  

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Turizm açısından ekonomi kavramı bugüne kadar yanlış kullanılmaktadır. Çünkü, neden olduğunu anlamakta zorluk çektiğim şekilde, turizmde ekonomi ucuz yatak ve devlet teşviki şeklinde gerileme aşamasındadır. Buna devlet tanıtım masraflarını da ilave ederseniz batak kendini iyice gösterir. Bana göre asıl üzerinde titizlikle durulması gereken iki ekonomik gösterge mevcuttur:    

1. Tesis/yatırım ekonomisi –

Pek çok kez yazdım ve paylaştım, tesis ve yatırım maliyetleri olağanüstü yüksek. Bu hükmü nasıl veriyorum? 5* bir tesisin harcadığını ifade ettiği rakamı aynı nitelikteki bir tesisin TMB (Türkiye Müteahhitler Birliği) tarafından yayınlanan metrekare fiyatı ile tesisin toplam yüzölçümünü çarpınca çıkan rakamı yorumluyorum. Gördüğüm en temel sıkıntı, hiçbir tesisin proje yönetimi kuralları içinde hayalden fikre sonra da inşaat sürecine girememesidir. Proje baştan hatalı başlayınca süreç içinde çok farklı çeşitli eklentiler ve fikir değişiklikleri ile pire deve oluyor. Garip olan durum ise, yatırımcının bu durumdan şikâyetçi olmamasıdır. Olsa ülkemizdeki inşaatların kalite ve işlev olarak seviyesi yükselirdi. İlintili bir diğer vahim durum ise, inşaatı oluşturan tüm imalatların, cihazların sanayi çıktılarının da aynı felsefeye uygun olarak gelişememesi ve ucuz niteliği üzerinde çakılıp kalmasıdır.

Çok kritik diğer bir sorun ise, tesislerin sadece mimari tasarımının öne çıkartılması ancak mekanik ve elektrik bakımından büyük defolara sahip olmasıdır. Bunun üzerine alt yapı aşamasında çözülmemiş köşeleri de eklerseniz zaten bina kendi başına paraları savurmaya hazır bir makine şeklinde inşa edilmiş olmaktadır.

Çözüm var mı? Tesislerin asıl amacına uygun olarak yapılması tek çözümdür. Bir sonraki maddede bu daha geniş açıklanmaktadır.    

2. İşletme ekonomisi –

Tesis sahibi aynı kafa yapısına sahip olunca, yatırımdaki yanlışlıklar burada da devam etmektedir. Burada ilave olarak ticari anlamda iş yapma becerisinin çok düşük olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. Ticaret en basit anlatımla maliyeti en düşük olan ürünü uygun bedelle pazarlamaktır. “En düşük” ve “uygun” yerleşik tacir düşüncesine ters gelmektedir. Gelin kısaca açıklayalım.

 “En düşük ve uygun” tanımı, bir maddenin ürün haline gelmesi yolculuğundaki masrafları en aza indirmek anlamında olmalıdır. Örneğin gıda maddesi fiyatlarını düşürmek için yerel üreticiler veya kendi iç bünyesinde üretim fikri gerçeğe dönüşmelidir. Her tesis uzayda yapılmadığına göre, mutlaka çevrede üreticiler olacaktır ve belki özel ürün siparişleri verilip tesise has gıda türlerinin üretimi olasıdır. Burada tesisin içinde yer aldığı yörenin ürünlerine göre bir mönü uygulaması en pratik çözümdür. Buna depolama şatlarında iyileştirme ve sonucunda atıkların önlenmesi teknolojisi uygulaması eklenirse ilk aşamada özellikle yaş gıdalarda %35-45 tasarruf söz konusudur. Önemli!

Turistik tesislerin en büyük masraf yapan bölümü mutfaktır ve projelendirme açısından ülkemizdeki seviye çok gerilerdedir. Neden mi? Yıllardır yazdıklarımı okuyunuz:) Her mutfak ağzına kadar cihazlarla ve paslanmaz malzemeler ile doludur. Ne ki henüz akıllı bir yatırımcı bu kadar malzeme ile ne kadar üretim yapıldığı ve kazanım miktarını ölçme becerisine sahip değildir. Çok basit yöntemler ile yatırım ve işletme tasarrufları olanaklıdır. Ama tek şart tüm planlamanın proje aşamasında detaylı bir şekilde çözülmesi ile olabilir. 

Sonuçta turizm bir zamanların mottosu altın yumurtlayan tavuktur. Gerçi o tavuk gırtlaklanmış olsa da küllerinden daha güçlüsü doğma potansiyeli vardır. Yeter ki akıl ve bilgi ham sözün önüne geçsin.            

 


Bu Makale 31.05.2019 - 18:36:52 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.