akgulbirgul@gmail.com

Can kaybımız büyük, milyonlarca hayat kül oldu!

Can kaybımız büyük, milyonlarca hayat kül oldu!
Perşembe günü gazeteye bir yazı göndermiştim, bir süre sonra ise yayınlanmamasının daha doğru olacağını düşünerek bazı yazılarımı olduğu gibi onu da kendime sakladım. “Birgül ortada fol yok yumurta yok, kesin bilgi olmadan böyle şeyler yazma, yayma” diyorum bazen kendime.

Bu kez de öyle dedim. Bu kadar kötü, bu kadar kalleş olunamayacağını düşünmüş olmalıyım ki, yangınların tamamının aşırı sıcaklar nedeniyle yaşandığına inandım, inanmak istedim. Öyle değilmiş, bazıları, belki de çoğu veya tamamı kalleşçe ateşlenmiş.

Can kaybımız yok veya az diyenleri can nedir, canlı nedir anlamaya davet ediyorum.

Ağaç canlı değil mi, toprak hayat değil mi? Domuz, kedi, köpek, tavuk, koyun, keçi, inek, kuş, böcek, yılan, ayı, kertenkele, karınca canlı değil mi? Sincap ne? Tavşan ne? Bunlar oyuncak mı? Bunlar bizimle aynı havayı solumuyor mu? Bunların eti, kanı, canı yok mu? Yavrusu yok mu? Bu dünya sadece insanlara mı ait? Can kaybımız çok büyük, siz anlamasanız da biz biliyoruz.

Macron’un mitinglerinde halka kuruvasan, Merkel’in ise sosis attığını hayal edin… Çok tuhaf değil mi?

Ülkemi çok seviyorum, öyle çok seviyorum ki, her afet ve toplumsal felakette elimden bir şey gelmemesi, olanları durup izlemek, evde oturup beklemek beni kahrediyor. Bizler vatandaşız, vergimizi ödüyoruz, enflasyon ile mücadele ediyoruz. Olanaklarımız kısıtlı. Pandemi oldu vatandaş kendi mücadelesini verdi, yangınlar ülkeyi sardı vatandaş ağlayarak, yalvararak yardım istedi, olanaklar kısıtlı dendi, ormanlar cayır cayır yandı, vatandaş toprağından, yuvasından oldu. Yangınlar hala kontrol altına alınamadı…

Biz yine yaralarımızı kendi kampanyalarımızla saracağız, belli oldu. Tüm bunlar olurken Sayın Cumhurbaşkanımızın Marmaris’e gidip, halka seslenmesi, seslenirken de çay atmasına ne demeli? Bizim kültürümüzde zaten nimet atmak ayıptır. Bu kadar gelenekçi, dindar bir yapıya sahip olan hükümetin vatandaşı aşağılayan, tepesine çay vb. gıda atan anlayışını anlamak, buna şaşırmamak, hayret etmemek, bu aşağılamayı hangi kafayla yaptıklarını idrak etmek mümkün değil. Şahsen biri bana bir şey atsa ben ona onu geri atarım, bana bir şey vermek isteyen gelsin eli ile versin, tepeme atmasın. Asıl önemlisi kimse bana bir şey vermesin. Gıda vermesin. Seslensin, çözümleri anlatsın ve gitsin. Halka gıda atılmaz, halkı patatese çaya tenezzül eden insanlar haline getirmeyin. Çay vermeyin bırakın istediği çayı kendi alsın, ona o ekonomik istikrarı sağlayın, yeter.

Yanıyoruz!

Manavgat, Marmaris, Bodrum akıl almaz bir halde yanıyor. Ülkemizde aynı anda birçok yangın başladı. Hala alakasız yerlerde yangınlar çıkıyor. Halk ormanı için nöbet tutuyor! Ormanlarımız, evlerimiz göz göre göre yanıyor, devlet böyle zamanlarda kudretini göstermeli, vatandaş dökme suyla, bahçe hortumuyla 20 metreyi aşan alevlerle mücadele edemez. Günah değil mi bu insanlara, yazık değil mi savunmasız ağaçlara, hayvanlara.

Lisem yandı…

Liseyi Marmaris-İçmeler Halit Narin Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinde okudum. 1998-2002. İçmeler Türkiye’nin en özel beldelerinden biridir. Yemyeşil doğası, berrak denizi ile cennetten bir köşedir. Orada çok güzel anılarım oldu. Arkadaşlarım, akrabalarım, dostlarım Marmaris’teler. Sosyal medyadan takip ediyorum, gitmek istiyorum ama gidemiyorum. Seslerine, dertlerine satırlarımla destek vermekten başka elimden bir şey gelmiyor. Televizyonda gösterilenden, daha doğrusu gösterilmeyenden çok daha fazlası yandı Marmaris’te. Bodrum deseniz hakeza. Manavgat’ta köyler yandı, Ali amcalar, Ayşe teyzeler evine mi ağlasın, serasına mı, yanan hayvanına mı? En güzel yerler yanıyor. İstihbarat birimleri teyakkuzda olmalıydı. Güzelim memleketimiz cayır cayır yanıyor.

Gün fidan bağışlayıp kurumsal reklam yapma günü değil. Şu an fidan değil; destek, ekipman, insan gücü lazım. Günü gelince fidanları hep birlikte dikeceğiz zaten.

Şirketler birbirleri ile yarışırcasına fidan bağışlayıp, bağışladıkları fidanların sayısını paylaşıyorlar ancak şu an sahadakilerin fidan düşünecek hali yok, yangını kabullenip hemen yerine fidan dikme çalışmasına başlamak yerine; yangınla mücadele edilmesini, yenileceksek de savaşarak yenildik demeyi istiyorlar. Gözlerinin önünde yanan ağaçlarının yerine gelecek fidanı değil, o ağacın hiç yanmamasını istiyorlar. Halk kendi mücadelesini kendi veriyor. Yangına maruz kalan tanıdıklarım, bire bir konuştuğum kişiler ‘’destek filan yok’’ diyorlar. Bu nasıl bir çaresizliktir. Sabırlar diliyorum.

Doğa güçlüdür, kendini onarır

Yangınların ardından ağaçlandırma çalışmaları titizlikle yapılmalı, bilim insanlarının değerlendirmeleri göz önüne alınmalı. Rastgele ağaçlandırma yapılmamalı. Yanan alanlar aynı şekilde korunmalı ve oraya çivi bile çakılmamalı, vatandaş şimdiden ‘’yakıldı’’ diyor, konuşuyor, yanan yerlerde yapılaşma izni verilirse halk yatırımcıları ve onlara bu izinleri verenleri kundakçı ilan edilecek. Tesadüfe bakın ki 28’inde de ormanlık alanlara yatırım izni bizim bakanlığa verilmiş. Takipçisi olacağız. Yazacağız. İfşa edeceğiz. Ben vatandaşın ve STK’ların bu konuda hassas ve teyakkuzda olacaklarından eminim, yanan ağacının yerine beton diktirmeyecekler. Yangınlar dinince gönüllülerin oluşturacağı ağaçlandırma ordusuna biz bile şaşıracağız. Bugün ağlarız, yasımızı tutarız yarın gözümüzün yaşını siler, dimdik dururuz. Bu ülkenin insanını hala tanıyamamış bazıları. Ormanlarımızı yeniden yeşerteceğiz.

Irkçı söylemlerden uzak durun, misafirlerimize karşı nazik olun derken oksijen maskesini önce kendi vatandaşına takması gerektiğini unutan bu hükümetin yönetimine hapsolduk.

Yangın çıkıyor ‘’Suriyeli yaptı, şimdi de Afganlar geldi, onlar da Taliban diyor halk. Der tabii ne yapsın, onlarca yıldır terörle mücadele eden bu ülke, farklı bir düşünce geliştiremiyor ki? Vatandaş artık sabredemiyor, Türkiye’nin yeni göçmen dalgasını karşılayacak gücü, parası, yeri yok. Mülteci politikalarımız nedeniyle sosyoekonomik ve kültürel açıdan ciddi şekilde sarsıldık.

Peki, mülteciler ne yapsın?

Bu insanlar kendi ülkelerinde mutlu mesut yaşarken siyasi oyunlar ile yerlerinden edildiler. Ne onlar suçlu, ne de biz. Biz bu oyunun iki masum tarafıyız. İnsanların evi barkı olsa, malına el konulmamış olsa daha da kötüsü ülkelerinde kanlı rejim hâkim olmasa inanın ülkelerine dönerler. Türkiye’de mutlu olduklarını mı sanıyorsunuz? Kültürümüz uyuşmasa da insan olduklarını unutmamalıyız. Hem onlar mı istedi bu göçü? Gittikleri her yerde böcek muamelesi görmeyi onlar mı istedi? Suç mültecilerin değil, suç bu oyunu oynayanların.

Türkiye üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. İnsaniyetini gösterdi ancak kaynaklarımız artık bize de yetmiyor, ülkede kuraklık, pahalılık, işsizlik rekor seviyede. Türkiye uluslararası anlaşmalara göre artık duruşunu sergilemeli, göçmen politikalarını değiştirmelidir. Ülkemiz kazan gibi kaynıyor.


Bu Makale 02.08.2021 - 12:25:42 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.