Birgül Akgül

1 Mayıs İşçi Bayramı mı, hangi bayram?

1 Mayıs İşçi Bayramı mı, hangi bayram?

Ortada işçi haklarının savunulduğu bir durum yoksa bence böyle günlere gerek de yok.

Pandemi dışında ne yazabilirim diye düşünürken, Türkiye’de işçi olmak konusuna değinmek istedim, ne de olsa pandemi birkaç yıl, işçilik bir ömür…

Ülkemiz çalışma koşullarının en ağır, karşılığında alınan ücretin ise en düşük olduğu ülkelerden biri. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında asgari ücrette sondan 2. sırada yer alıyor. Son sırada Bulgaristan yer alsa da orana bakıldığında bizden iyi durumdalar. Bulgaristan’ın çalışan nüfusunun yaklaşık %11’i, bizim ise %49’umuz asgari ücretli. Araştırma yayınlandığında ülkemizde asgari ücret 392 Euro imiş. An itibari ile 290 Euro’ya kadar geriledi. Araştırma neden Euro bazlı veri paylaştı acaba? Şirket maaşını Euro ile mi alıyor ki? Ah evet, Avrupa ülkeleri denmiş, ondan Euro… Yoksa bizim Euro ile ne işimiz olur? Her şeyi üreten, tarımdan hayvancılığa, sanayiye kendi kendine yeten, fazlasını da ihraç eden bir ülkeyiz biz!

Bakın, yazının bundan sonrasına gerek bile yok aslında. Burada bitirip, size, ‘‘bir ay boyunca çalışacaksanız, karşılığında ise 290 Euro maaş alacaksınız’’ desem, ne yaparsınız? Veya ne yapıyorsunuz? Bununla birlikte bugün 290 Euro lakin birkaç ay sonra 280 veya altına da düşebilir. Tıpkı 15 yıl önceki maaşların artık Euro bazında kazanılamadığı gibi. Paramız günden güne değer kaybederken biz de aynı hızla fakirleşiyoruz. Bedenler yaşlanıyor, beyinler tecrübe ve bilgi depoluyor lakin cepler eriyor. Paramızın değer kaybı Dünya vatandaşlığı bir yana, insanca yaşamayı bile lüks kılıyor.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir sohbet ortamında, ‘‘2000’lerin başında asgari ücretle her ay 2-3 çeyrek altın alıp kenara koyardım’’ dedi bir ablamız. O ablamız şimdi emekli, bırakın kenara çeyrek altın atmayı, maaşıyla mutfağına et alamıyor. Hatırlar mısınız? 2012-2013’te Türkiye’de her gün et ve benzin fiyatları konuşulur; fiyat artışları mütemadiyen haberlerde yer alırdı. Son üç yılın gıda enflasyonu %70’lere yaklaştı. Ülkemizde müthiş bir gıda pahalılığı var. Artık eti ve benzini konuşmuyoruz. Süt, patates, soğan, ekmek ve daha birçok temel gıdadaki fiyat artışları dayanılmaz bir hal aldı. Vatandaşın derdi et değil, ekmek oldu! Asgari ücretliden hallice olan beyaz yakaya da değinmesem olmaz. Beyaz yaka her zaman ayrıcalıklı sanılsa da, pandemide bazı zincirler yatırımlarına devam ederken kemik kadrolarını, beyaz yaka çalışanlarını bile resmi tatillerde ücretsiz izinli sayacak kadar değer vermedi çalışanına. Beyaz yaka da eski beyaz yaka değil artık.

Madem bugün İşçi Bayramı, 3 meslek grubuna dikkat çekmek istiyorum.

İlki elbette turizm çalışanları

Hala, turizmi 12 aya çıkaracağız masalları ile güzelim yerleri imara açıp, amacı ülkeyi tanıtmak, istihdam sağlamak değil de cebini doldurmak olan kurnaz yatırımcıları pohpohluyoruz. İki kelime edemeyen patronlara, yöneticilere boyun eğmek zorunda kalan canım turizm çalışanlarına kolaylıklar diliyorum. Onlara böyle patronlara, yöneticilere katlanmayın demek istiyorum. Evet, direnmek zor, giderler var, ev geçindirmek, çocuk okutmak kolay değil ama unutmayın, onları siz ayakta tutuyorsunuz. Siz değişmezseniz, onlar hiç değişmez. Vur sırtına al lokmasına nesli bitiyor, yeni gelenler bu koşullarda çalışmayacak, kurnaz patronlar hazır olsun! Nasıl seviniyorum anlatamam. STK’lar kuru kuraya yüzeysel mesajlar yayınlamak yerine, turizm çalışanlarının ücretleri ile ilgili çalışmalar yapmalı; böyle günlerde de çıkıp yapılacak iyileştirmeleri duyurmalılar, gerisi boş laf.

İkincisi emniyet güçleri

Ülkemizde sevilmezler, bugün kime sorsanız, kalıplaşmış bir yaklaşım ve algı ile ‘‘polisleri hiç sevmem’’ der. Bakın bu insanlar, insanca çalışmıyor. 24 saat nöbet, nöbetten çık eve git, sonra göreve çağrıl, yine git. Mesai kavramları veya ücretleri yok. Ek hakları zaten yok. Çalıştıkları süreye bakılırsa da asgari ücretliden çok daha az paraya geliyor saat ücretleri. Türkiye’de saat ücreti kavramı işlemese de bu detaylara artık önem verilmeli. Her an bir psikopatın saldırısına maruz kalıp hayatlarını kaybetme riski altında çalışıyorlar. Onları kaba saba bulanlar var. Yaptıkları iş, bu koşullarda yapılacak iş değil! Elbette her meslek gurubunda olduğu gibi onların da arasında sevilmeyen profiller var, bütün bir meslek grubunu kötü ilan etmek doğru mu?

Son olarak da sağlık çalışanları

Pandemi nedeniyle değil onlara dikkat çekmek isteyişim, onların hayatı pandemiden önce de aynıydı. Nöbetleri 24 saati bulabiliyor. Hastane gibi kasvetli, ağrılı, acılı bir yerde çalışmayı şahsen ben istemezdim. Hastaneye gittiğinizde etrafı gözlemliyor musunuz? Yoğun acı, ağrı, mutsuzluk, keder enerjisine maruz kalarak çalışmak kolay mı? Doğumlar dışında hastanelerde mutluluk verici ne var?

Çocukken, annemle sık sık hastaneye giderdik. Beni evde yalnız bırakamayacağı için, olumlu, olumsuz her durumda beni de yanında götürürdü. Ne doğumlar biterdi, ne hastalık ya da ölümler… Oradaki herkes asık suratlı, bağıran insanlar olarak yer etmişti çocuk zihnimde. Bu nedenle uzun yıllar boyunca da, sanırım 25 yıl kadar, hiç bir devlet hastanesine gitmedim. Ta ki geçtiğimiz günlerde ilk doz aşımı olmak için gidene dek. Randevu oluşturma kolaylığından, gittiğimde hızlı aldığım hizmete, hemşirenin güler yüzüne kadar tüm süreçlere hayran kaldım. Hastaneler değişmiş, güzelleşmiş mi? Evet, belki binalar güzelleşmiş, teknoloji işin içine dâhil edilmiş lakin çalışanların koşullarında pek bir değişiklik yapılmamış! Ben büyüdüm, empati kurmayı öğrendim. Sağlık çalışanlarına gülümseyebilecekleri koşullar sunulmuyormuş, meğer ondan gülemiyormuş gözleri, çocuk Birgül nereden bilsin ki bunu? Doktora bakabileceğinden fazla hasta, çalışana dayanabileceğinden fazla mesai yükü bindiriliyor, bu koşullarda yerlerine biz de geçsek bir süre sonra gülümsememizi kaybeder, asık suratlı insanlara dönüşürüz.

Bugüne dek, başım ağrısa özel hastaneye giderdim, bundan sonra ise mecbur kalmadıkça özel hastane yerine tüm sağlık hizmetlerimi aile hekimi ve devlet hastanelerinden alacağım. Ne yalan söyleyeyim, buna biraz da ödediğim vergilerden yararlanma arzum neden oldu. Bu aşı süreci sayesinde ayıldım sanki. Türkiye’de en yüksek vergiyi çalışanlar ödüyor. Gelir vergisi, KDV, ÖTV gibi uygulamalar nedeniyle tuza bile vergi ödüyoruz. Bari arada sıra bile olsa devletin imkânlarından yararlanalım, değil mi?

Sağlıklı günler dilerim.


Bu Makale 01.05.2021 - 12:18:20 tarihinde eklendi.


Kullanıcı Yorumları
  • kaan berkkan 03.05.2021 - 10:09

    '' Vur sırtına al lokmasına nesli bitiyor, yeni gelenler bu koşullarda çalışmayacak, kurnaz patronlar hazır olsun! Nasıl seviniyorum anlatamam '' Ne güzel ifade etmişsiniz. Her krizden fırsat çıkaran ve çalışanı iliklerine dek sömürüp, paçavra gibi kullanan işverenler için de elbet bu güzel günlerin sonu gelecek. Kar oranlarını yüksek satış fiyatı yerine çalışana verdiği ücretten sağlayan bir düzen. Saadet zinciri düzeni..

  • Mustafa Erkek 01.05.2021 - 11:35

    Yine duvarlara asılacak bir yazı!Kaleminize,bilginize ve gözlemlerinize sağlık! Sizin gibi insanların ülkemde sayılarının artmasını çok isterim...

  • Gökhan tan 01.05.2021 - 02:55

    Elinize kaleminize ağzınıza sağlık ♥️♥️♥️♥️

  • Elif Çelik 01.05.2021 - 12:40

    Kalemine sağlık ????????????????????????

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.