serdar@dm-consultancy.com

Pazarlama

Bir mal veya metanın değer getirici işlemi olarak tanımlanabilir. Ekonomik bir anlamın söz konusu olması ancak elde değeri paraya dönüştürecek nitelikleri üzerinde taşıması ile gerçekleşir. Bunların tümü kalite olarak adlandırılabilir. O halde pazarlanacak mal kadar onun belli kalite ölçütlerinde olması gerektiği işin temelini oluşturmaktadır. Bu teknik açıklama yanında diğer tüm girişim ve faaliyetler pazarlanan metanın değerini artırıcı etki yapacaktır.

Turizm konumuz olduğu için ondan başlayarak eldeki metaları incelemeye çalışalım. Ülkemizdeki turizm hava, su, gıda, kültür, tarih, hizmet katmanlarına sahiptir. Sırasıyla ele almaya çalışırsak, hava yüksek nüfuslu yerleşke ve şehirlerde olumsuz ancak ağaçlı, dağ ve hava akımının olduğu yörelerde olumlu etki yaratmaktadır. Şehirleşme ve çevre etki değerlendirme katsayılarının dikkate alınmadığı yerleşkelerde havanın süratle kirlendiği ortadadır. Buna kötü nitelikli bedava dağıtılan kömür etkisini de ilave ederseniz turizmden para kazanan kesimin dikkat kesilmesi gereklidir.

Su en fazla ihmal edilen ve sanki su zenginiymişiz gibi yanıltıcı izlenim bırakan bir maddedir. Toprak alanlarının beton dönüştürülmesi yer altı sularını olumsuz etkilemektedir. Diğer yandan HES projeleri hem doğanın dengesini olumsuz etkilemekte hem de içilebilir suların niteliğini değiştirerek yapısını bozmaktadır. Bozulma su içindeki yaşayan yaratıkların olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Bu konuda görüş bildiren bir turizmci var mıydı, hatırlayamadım.

Gıda tarım çalışanlarının şehirlere göç teşviki ile çalışma dalı olarak niteliğini kaybetmiştir. Tarlada 1 birim olan maliyet sofraya 6 birim olarak gelmekte ve aradaki büyük kazanım birkaç kişinin cebine aktarılmaktadır. Para kazanamayan üretici göçü hızlanmaktadır. Toprakların niteliği olarak en fazla ekolojik tarım olanağı bulunan Anadolu GDO tohumları ile kirletilmektedir. Bu kirlilik geri dönülemez aşamalara gelecek özelliktedir. Bu konuda hiçbir turizm ileri geleni ses çıkartmamaktadır. Hâlbuki dünya temiz tarıma dönmüş ama bağımlı ülkelere dayatmaları devam etmektedir. İşte bu nedenle birçok gıda ülkemizde üretilmekten vazgeçirilmiş ve ithal edilmeye başlanmıştır.

Kültür belki de en acınacak durumda olan kısımdır. Yazın, resim, heykel, müzik alanlarında yeni sanatçı ve eserler ortaya çıkmamaktadır. Olanların ise sesleri kısılarak, işleri elinden alınarak adeta bir çöl yaratılmak istenmektedir. Kütüphanesi olmayan, opera, konser ve bale salonları olmayan şehirler marifet gibi turist ağırlamaya soyunmaktadır. Tesislerde yüksek ses yoğunluğu ile vur patlasın çal oynasın göbek dansları ülkenin kültürü olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır.

Tarih en bilinçsiz ve gözden uzak tutulmaya çalışılan unsur olarak göze çarpmaktadır. Tarihi alanlar ve kalıntılar üzerine bile tesis yapma cesaretini gösteren sözde turizmciler karşısında turizmi savunacak olan STÖ ler üç maymunu oynamaktadırlar. Dünyanın hiçbir yerinde eski eser üzerine tesis yapılmaz ve buna cesaret bile edilmez. Bizde nasıl oluyor, yanıtını siz verin!

Hizmet en büyük kangren olarak karşımızda durmaktadır. Tesislerin çalışması için gerekli olan tek şeyin eğitim almış insan gücü olduğu nedense keşfedilmemiştir. Henüz robot oteller yapılmadığına göre sektörde çalışan insan gücüne belli nitelikleri aşılamak ve karşılığında onların sadece hizmeti düşünecek şekilde sosyal ve maddi olanaklarını iyileştirmek yoluna gidilmelidir. Her an işten çıkartılma tehdidi çalışanları olumsuz etkiler. Herhangi bir iş dalında bu kadar baskı normal değildir. Diğer yandan bir tesisi olması gerektiğinin 3 misli fazla masraf ile yapan yatırımcı gereksiz harcadığı para yerine işe aldığı personelden mucize yaratmasını beklemektedir. Nedense bu konu da turizm ağalarının gözünü rahatsız etmez.        

Buraya kadar sayılan ve ortada olan tabloya bakarak pazarlayacak ve para kazanacak iyi bir ürün görebiliyor musunuz? O halde kendimizi kandırmayalım ve turizmin asıl köklerine dönerek neleri nasıl geliştirmemiz gerektiğini uygulamaya koyalım. Krizler alınmayan derslerin canlı uygulamalarıdır. Halen uyanmayanlar için ise yapılacak bir şey kalmamıştır.

Turizm alanında ne pazarlanabilir? Bu sorunun yanıtını araştırmak gerekli çünkü yarım akıl hemen türlü anlamsız malzemeyi kâğıda sarıp poşetleyip satma düşüncesindedir. Biraz derin düşünmek ve hem kalıcı hem de esin verici modellere odaklanmak gereklidir. Örneğin bir sanatçılar sokağı, içinde yazın, resim, heykel, ses atölyelerinin olduğu değişik şehirlerde örnek uygulamalar olabilir. Turistik yörelerde dünya kültürünü anlatan, yöresel mirasların örnekleriyle dolu kütüphaneler ve açık müze türü yerler. Canlı yemek pişirme evleri, geleneksel ve yöresel pişirme tekniklerinin öğretildiği ve tadıldığı katılımcı projeler. İleri teknolojik ürünleri yaparken sergileyen tesisler, atölyeler. Cam, halı ve porselen imalat atölyeleri, sergileri, vs. vs.

Ama bunları gerçekleştirmek söylem kadar kolay değildir. 78 milyonluk bir ülkede kaç tane dünya çapında kendine yer edinmiş, bileğinin gücü ile torpilsiz meşhur olmuş usta yazar, çizer, ressam, heykeltıraş, sporcu, politikacı, filozof, eğitici, ses sanatçısı, opera sanatçısı, mutfak şefi… var? Belki de bir şey yeteri kadar dikkatimizi çekmiyor. Yüzyıllardan bugüne kadar gelen tarih ve kültür mirasının nasıl oluştuğunun farkında mıyız? Hepsi olağanüstü yapıt ve eserlerdir. Aralarında vasat yoktur çünkü vasat zaten zaman içinde yitmiştir. İşte tek ölçüt budur. Bugüne bakarsak evler, tesisler, yollar, köprüler, filmler, TV programları, yazın, resim, hatta politik söylem ve sosyal medya konuşmaları hemen hepsi vasattır. Vasattan bir şey çıkmaz. Bunu anlamalıyız.

Uludağ Ekonomi Zirvesi

Vasat akıl ve onu taşıyan kişi yaratıcı olamaz. Ancak toplumda vasat çoğunlukta ise o toplum icat yapamaz.

Uludağ zirvesi bu yazıya denk gelince durumu pazarlama açısından incelemek istedim. Benzer bir etkinlik her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında yapılmakta ama fark, orada uluslararası kişilerin katılımıyla değişik konular tartışılmaktadır. Aslı varken sureti ile kim uğraşır? Bu bakımdan zirve yaratıcılıktan uzak, vasat bir etkinlik ancak katılımcılar ne buldular merak konusudur. Turizm hakkında bir karar, çalışma, fikir birliği, düşünce alış verişi var mı?

Başka açıdan bakalım. Uludağ yerine farklı bir yöreden farklı bir turizm etkinliği yapılabilir mi? Öyle ya hem taklitten kurtulur hem de özgün ve yaratıcılık sınırları zorlanırdı. Olmaz mı? Olmadığı için turizm bu hallerde, var mı ses veren?   

Bu Makale 18.04.2016 - 07:39:20 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.