akgulbirgul@gmail.com

Daha X ile Y kuşağı anlaşamazken şimdi bir de Z kuşağı çıktı

Daha X ile Y kuşağı anlaşamazken şimdi bir de Z kuşağı çıktı
Bir süredir gündemimde olan, çevremde de sıkça konuşulan bir konu var; yetişmiş insan gücünün bilgi ve tecrübesi değersizleştiriliyor. 50 yaş üstü ( X kuşağı) çalışan veya yöneticiler dinozor, çağ dışı kalmış, gelişime ayak uyduramamış kişiler olarak değerlendirilebiliyor. Her yaş almış insanı dinozor, her genci ise dahi (trend deyimle genius) ilan edemeyiz. Bu algı yönetiminin temelinde yatan unsurlara dikkat çekmek istiyorum.

Kriz anlarında, zorlu koşullarda bilgi, tecrübe ve liyakate ihtiyaç artar. Bizimki gibi sektörlerde bilginin tecrübe ile harmanlanması şarttır. Turizm emek yoğun bir sektördür. İyi eğitimli yöneticilere ihtiyaç duyulduğu kesin ancak iyi eğitimin tecrübe ile değerlendiğini de unutmamak gerekir.

Peki, neden sürekli olarak Z kuşağı (2000 ve sonrasında doğanlar) için ‘’onlar bizlerden çok ileride’’ gibi değerlendirmeler yapılıyor?

Son yıllarda artan özel okulculuk desem? Bir süre özel okulda çalışmış biri olarak size şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Artan özel okullara ‘‘müşteri’’ bulmak için, Z kuşağı aşırı parlatılıp aldıkları eğitimle aradıkları her işi bulabilecekleri, mezuniyetlerinin ardından kısa sürede bir yıldız gibi parlayacakları algısı ailelere ve öğrencilere aşılanıyor. Bunu sağlayan okullar da var ancak sayıları 3’ü 5’i geçmeyecek kadar az. Yahu tablet kullanmak, bilgisayar oyunlarında başarılı olmak, tüm gün odadan çıkmayıp kendini bir ekrana hapsetmek midir Z kuşağını parlatan özellik. Hiçbir kuşak tamamıyla parlak değildir. Her kuşağın öne çıkanları vardır. TÜİK verilerine göre gençlerde işsizlik oranı %27 oranına yükselmiş, rekor kırılmış. Onca eğitim, üniversitelerde geçen uzun yıllar, ailelerin türlü fedakârlıkları günün sonunda yığılma nedeniyle işsizlikle sonuçlanıyor.

Bu sürekli şişirilen milyonlarca öğrenci gün geliyor mezun oluyor, e iş yok, ne olacak? Yetişmiş ve yaş almış çalışanlar çağ dışılık ile suçlanacak ki işverenlerin beyni yıkansın, bunlar gönderilsin yerlerine eğitimli ancak tecrübesiz veya tecrübesi çok az gençler gelsin. Bu algıyı yayanlar da genellikle eğitim sektöründe çalışmış kişiler oluyor. Gençler ve yaş almış çalışanlar algı yönetiminin kurbanı ediliyor. Bugün Türkiye’de birçok özel üniversite, iyi okullara puanı yetmeyen gençlerin, para karşılığı düşük puanlarla okula alındığı yerlerdir. Bu okullar üç beş kulüp, birkaç yabancı dil, yabancı öğretmen, iki atölye vb. kurarlar, veliyi ve öğrenciyi böyle etkilerler. Elbette bu kulüpler faydalıdır da ancak çoğunun içi boş bırakılır. Öğrencilerin çoğu mezun olunca gerçek dünya ile karşılaşır, gönlünce iş bulamaz. Bir şirkette işe girdi diyelim, orada okuldaki gibi onu pohpohlayan insanlar yoktur. Yöneticisi çok değil mesela Y kuşağıysa bile onu geri kalmış, gelişime ayak uyduramamış olarak yorumlar. Okulda ‘‘ya hocam’’ diye konuşmaya alışmış genç işe başlayınca as üst ilişkilerinde zorluk çeker. Hiyerarşi onlar için despotluk demektir, lakin hiyerarşi önemli bir kavramdır. Bazı yöneticiler yeni kuşağa dokunmayı beceremez, soru soran, sorgulayan, fikirlerinin değer görmesini isteyen bu genç çalışma arkadaşını iddialı bulur, hatta ondan korkar bile.

Ne yapmak gerekiyor?

Yıllar evvel Harbiye Divan Oteli’nin resepsiyonunda çalışırken haftalık shift üzerine notlarımızı yazardık. Şu gün izin, şu gün sabah, akşam vs. diye. Nadiren talebimiz karşılanamazdı ancak büyük oranda istediğimiz günde izin kullanırdık. Ekip arkadaşlarımızla uzlaşır kendi aramızda çözer, shifte o şekilde yazardık. Yönetici otorite mi kaybederdi, hayır. Altında çalışan ekibi mutluysa çıkan iş de tatmin edici olurdu. Gelişime ayak uydurmayı başarmış yöneticilerin Z kuşağı ile çalışması, onları anlaması şart. Bu gençler yetiştirilmeli ve sektörde kalmaları sağlanmalı. Onlara ağabeylik, ablalık yapılmalı. İki kuşak arasında kalmış bir turizmci olarak kendi deneyimlerim ışığında şunu net bir şekilde dile getirebilirim. Sıkıyönetim dönemleri, despotluk, aşırı ciddiyet artık çok demode, böyle bir yönetici iseniz bilin ki ekibiniz sizinle mecburen çalışıyordur, mesela ben bu mizaçta bir yönetici ile hiç çalışmadım. Devir insan ilişkileri iyi, yenilikçi, pozitif, empati yapabilen, gelişime açık, eğitimli yöneticilerin devri. Bir kurumda uzun yıllardır çalışan, mesleki olarak kendini geliştirmiş, bağlılık ve aidiyet duygusu gelişmiş kişiler kurum içi eğitimler ile güncellenmelidir. Gelişmesi gereken pozisyonlar eğitimlerle geliştirilmeli, kısır döngüye girmiş, kambur haline gelmiş despot yöneticiler, çalışanlar ise kurumlardan uzaklaştırılmalıdır.

Eğitim sistemine kurban edilen nesiller

Meslek edinmeye yönelik bir eğitim sisteminin kurulması gerekiyor. Her ilde üniversite olmak zorunda değil, bu kadar çok özel okul da olmamalı. Mesleki eğitim veren kurumların sayısı artırılmalı. Meslek liseleri ve üniversitelerin bu bölümleri yeniden itibarlı hale getirilmeli, parlatılmalı. Herkes mühendis, doktor olamaz. Turizm eğitimi için 5 yıl fakülte eğitimine gerek yok mesela, kimse kusura bakmasın ancak kesinlikle boşa tüketilen bir zaman. Turizm için meslek lisesi + yüksekokul eğitimi gayet yeterlidir. Artan zamanda kişi dil eğitimi alabilir veya direkt sektöre atılıp tecrübe biriktirmeye başlayabilir. Ailelerin fedakârca okuttuğu o gençlerin çoğu sistemin kurbanı oluyor. Hiç yapmayacakları mesleklerin bölümlerinde okuyor. Bunun ülkeye geri dönüşü ise böyle büyük oranlı işsizlik oluyor. Türkiye mesleki eğitime önem vermesi; hatta bu konuda Almanya’yı örnek alması gereken bir ülkedir. Almanya neden dünyanın en önemli sanayi ülkesi? Herkes üniversite mezunu olduğu için mi? Hayır! Mesleki eğitimin önemini kavramış, kişileri yapacakları işin eğitimini almaya sevk eden bir eğitim sistemi olduğu ve mezunları hızla sahaya kazandırdığı için. Meslek eğitimine sahip olmayanların Almanya'da işsiz kalma riskleri, meslek sahibi olanlara oranla iki misli artmaktadır. Almanya'da mesleklerin çoğu İkili Eğitim denen eğitim sistemi ile edinilir. Bu sistemde meslek eğitiminin bir kısmı meslek okullarında, bir kısmı ise eğitici işletmelerde alınır. Meslek eğitimi alan öğrenci genelde 3–4 gün işletmede, 1–2 gün de meslek okulunda eğitilir.


Bu Makale 31.08.2020 - 19:43:46 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • AYTAÇ ARIÇ - 02.09.2020 - 08:32

    Birgül hnm yazınızı zevkle okudum, asıl sorun gençlerin ailelerinde .Aileler kendi eksikliklerini çocuklarında tamamlamak için onları yarış atı kıvamına getiriyor egosu yüksek,okulu bitirince direk ceo yada üst düzey yönetici olacaklarına inanıyor ve çocuklarını da inandırıyorlar . Haliyle ülkemizdeki eğitim seviyesi her ne kadar özel okul olursa olsun yerlerde. Bahsettiğiniz üzere mesleki okulları her mesleğe uygun tam donanımlı ve aslına uygun hale getirip buradan yetişen ara eleman kalifiye personel ihtiyacı karşılanabilir. İstihdam artar ancak tabi hakkaniyetli maaşlar ve sosyal haklar ile bu hamle gerçekleşebilir. Kuşak çatışmasına inanmıyorum, çağın gerektirdiği insan sömürüsünün yıllara göre versiyonları olarak görmekteyim..Güzel Yazılarınızın devamı dileğiyle ...

  • Hakan ARSLANOĞLU - 01.09.2020 - 12:38

    Merhaba Sayın AKGÜL; Son paragraftaki tespitlerinize katılıyor ve sektördeki kronik sorunun çözümünün bu olduğuna yürekten inanıyorum. Saygılarımla

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.