serdar@dm-consultancy.com

Aynı dili konuşarak anlaşamamak

Başlık aykırı gibi görünse de dünyadaki büyük kırılmalardan biri olan 1980 krizi sonrası ortaya çıkan ilginç bir sonuçtur. Bu tarih, küresel çöküntünün yol haritasını da gösterir ama görmek istenirse. Malum aynı tarih ülkemiz için karanlık kapıları açan ve içeride bekleyen her türlü melaneti ortaya çıkartan bir dönem olmuştur.

Bugün neler yaşandığını anlamak isteyen önce 1980 yılını iyice irdelemeli, belgeleri okumalıdır. Çünkü bir ülke tarihindeki bir önceki derin kırılma tarihi olan 1945 ile bu yıllar arasında yerine getirilen şeytansı planlar bugünleri yaratmıştır. Beğendiğim bir söz vardır; ”Tarihini bilmeyenin geleceği olmaz”. Bunu bireysel, aile, toplum ve devletler için hangisine uygularsanız uygulayın söz doğruluğunu ispat eder. Dikkat ederseniz yaşanan tüm bu kriz dönemleri boyunca sürekli ikaz ve uyarılar yapılmış ancak sonucu etkileyecek veya insanları uyandıracak sonuca ulaşılamamıştır. İşte bunun tek nedeni aynı dili konuşarak anlaşamamaktır.

Bu tanımlama içine sosyal, eğitim, iş alanı, politika ve din girmektedir. Bu kadar geniş bir tabanda insanların birbirini anlamaması veya aynı şey için farklı tanımlar yapması kargaşanın yaratılma nedenidir. Basit olarak dünyaya yön veren bir grup, iletişim alanında teknolojik ilerlemelerin önünü açarken bireylerin sağlıklı iletişimini engelleyecek dil becerilerini aşağıya çekmektedir. O kadar çok örnek bulma olanağı var ki, diploma artık geçersiz kabul edilir hale gelmiştir. Yani herkesin her işi yapmaya yetkin olduğu bir dünya ortaya konmuştur. Bazı çarpıcı örnekler belki sizleri düşündürebilir. Kamu spotları adı verilen ve TV lerde sözde vatandaşı uyarmak için yayınlanan görseller hiç dikkatinizi çekiyor mu? Uzmanlık alanımızla ilgili olan bir tanesinde okullara sandviç hazırlayan personelin terini silen diğer bir personel var. Bu görüntünün sağlık bilgisi ile uzaktan yakından ilgisi yok aksine öyle bir ortamda asla gıda malzemesinin hazırlanmaması gerekliliği var. O halde bu spotu hazırlatanlar ile aramızda derin bir dil karmaşası var. Diğer ve bana göre ilginç olan ise tarım alanlarına inşaat yapılmamasını öneren ancak inşaat izinlerini kendisi veren kamu kuruluşunun görselleri. Mesaj doğru da önlem alması gereken ve yapılmayanı yapan kamu birimi neden bu reklamı yayınlamakta? Diğer ölümcül olanı ise, çalışma ortamının emniyetli olması gerektiğini anlatan reklam. Kara mizah ise, eğer bu kamu spotuna göre işçi gerekli emniyet kuralı alınmamış ben çalışamam derse ne olacağı? Sonucu hepimiz biliyoruz. Peki, nedir yapılmak istenen?

Düzenli ve planlı şekilde iletişim ve yorum ortadan kaldırılıyor. Herkes bir şeyler anlatıyor ancak kimse hiçbir şey anlamıyor. Oluşturulan ortam sadece yönetenlere yarıyor çünkü o ne derse o oluyor. Ne kadar itiraz veya farklı görüş ortaya atılırsa atılsın sonuç değişmiyor çünkü artık söylemlere karşı algı farklılığı sürekli büyümektedir. İşte bu nedenledir ki iki ay önce söylenen bir söz ile bugün ifade edilen arasında yüz seksen derece fark olabiliyor. Başka bir ilginç durum se, aynı lisanı kullanıp birbirinin ne dediğini anlamamak bize özgü de değil. Son yıllarda katılmakta olduğum üst düzey uluslararası toplantılarda bu gerçeğin hızla arttığına şahit olmaktayım. Değişik lisanlar ve kültürlere sahip insanlar ortak dil kullanarak söylemek istediklerini aktaramıyorlar. Bunun sonucunda büyük bir karmaşa yaşanıyor ve uzlaşmadan uzak irili ufaklı ses dalgaları kirliliği ortaya çıkıyor. Belki henüz farkında olmadığımız bu durumu mentor (yönder) çalışmalarında ortaya koyduğumuzda danışanlarımız önce büyük bir şaşkınlık yaşıyor ancak sonra ne kadar vahim durumlar içinde olunduğu ve durumu tersine çevirici tedbirlerin tespiti çalışmaları başarılı sonuç veriyor. 

Turizm ile bir örnek verelim. Turizm denince kim neyi nasıl anlıyor sorusunu yıllardır sormaktayım ve aldığım yanıt tam bir belirsizliği işaret etmektedir. Son on yıldır biriken ve çözülmeyen konular zaten turizmi zor bir seviyede tutmaktaydı ancak bir yıldır devam eden ağır ve katı kriz için hemen her hafta farklı bir başlıkla toplantılar düzenleniyor, üst düzey ve diğer düzeylerde ortaya atılan tek bir çözüm önerisi yok. Bakmayı beceremediğimiz perspektif ise neyi ne kadar algılayıp neyi ne kadar bildiğimizle orantılı. Ortada çok büyük laflar var ama hepsini içi boş. Hatta aynı kuruluşların farklı kişileri çok değişik önerilerle ortaya çıkabiliyorlar. Bu sektörde karşılıklı anlaşma sağlanacak bir ortam bulunabilir mi sorusuna odaklanmak gerekli. Son dönemlerde hem iktidar hem muhalefet hem de STK lar turizmdeki aynı sorun için birbirinden alakasız öneriler veya teklifler sunmaktadır. Ana odak devlet yardımı ve reklam üzerine. Ancak bu model yıllardır uygulanıyor ve sadece küçük bir kesim bu işten memnun diğer büyük parça memnuniyetsizliğini ifade ediyor. Zaten böyle bir model sürdürülebilir değil.

Yapılması gereken turizmi paydaşlarının ve devletin anlayacağı bir ortak dile oturtabilmek. Aynı dili kullanmaya başladığında turizmi oluşturan tüm birimler kendine yeni bir model biçecektir. Çünkü turizm bir üründür veya bir çıktıdır. Bütünsel olarak oluşturulacak düşünce, plan ve iş yapma becerisi uygulama metotları ortaya çıkartılmalıdır. Çünkü bu toprakların özelliğine uygun olarak belirlenmesi gereken modeller vardır. Eğer sistematik olarak turizmde ileri ülkelerden kopyalama yoluyla yüzeysel fikir ülkeye getirilirse buradan sonuç çıkmaz. Çıksa şimdiye kadar turizm uçardı. Ayakları yere basan ve bize özgü motifleri bezeyen modeller yaratmak zorundayız. Bir İtalyan, bir İspanyol veya bir Fransız model burada uygulama alanı bulamaz. Nasıl her ürün kendi toprağında daha faydalı ise Türkiye için bir planlama yapmak doğru olacaktır. Bu planlama ise sadece tesis değil ancak personel eğitimi, iş olanağı, çalışan güvencesi, gıda sektörü, inşaat sektörü, ulaşım, taşıma ve eğlendirme gibi çalışmaları içermelidir.

Uygulanması gereken çok şey var. Salt topraklarımızda mevcut olan eski tarihi birikimlere bakmak için turist gelmez. Bugün en büyük sorun olan güvenlik, sağlık bilgisi, rehberlik, fiyatlandırma sorunlarını aynı planlama içinde ele alıp tüme giden çözümlere odaklanmak gerekiyor. Ancak bu çalışmanın dünden bugüne yapılacak ve süslü laflarla politik gösteriş yerine teknik ağırlıklı ve sürdürülebilir birden farklı modeller belirleyerek ele alınması önemlidir. Demeçler yeteri kadar vakit kaybettirdi, şimdi akıllı projeleri yapıp uygulama zamanıdır. Gerisi ise fasa fisodur.   


Bu Makale 09.12.2016 - 12:00:53 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.