email@adres.com

Tur operatörleri için sistem seçimi tartışması

Ağustos ayında ‘’TÜRSAB ta seçime giderken’’ başlığı altında yayınladığım makalemde, adaylara önerdiğim Tur Opetörlüğü ve Seyahat Acentacılığı sektörlerinde sistem değişikliği ve ayrım gerekliliği yazımdan sonra konunun daha fazla ortamda tartışılmaya başlandı. Gelen iflaslardan sonra ise daha etkin bir kamuoyu oluşturma sürecine girilmiş gözüküyor. Bu konu da TÜRSAB’ında ciddi bir çalışma içersinde olduğu duyumlarını alıyorum. Ancak konuyu TURSAB’ın dışında tutmakta fayda var diye düşünüyorum. Zira TÜRSAB aynı zamanda bir meslek kuruluşu ve yönetimi seçimle geliyor ve Tur operatörlerinin lisanslanması sürecinde en önemli kriteri teşkil edecek olan teminat miktarı belirlenmesi sürecinin daha bağımsız ve oy kaygısı olmayan bir kurum tarafından yürütülmesinde fayda var. Bu yüzden ilk yazımda bu işi ingiltere ve İrlanda da olduğu gibi Sivil Havacılık Kurumu bünyesinde oluşturulacak bir birimin yapmasını önermiştim. Gözüken şu ki; ülkenin tur operatörlerimiz açısından ileride oluşacak olan turizm potansiyeli ve fonun ulaşması gereken ekonomik büyüklük açısında en optimal çözüm ise TÜRSAB ve Sivil Havacılık Kurumu eşgüdüm içerisinde yürütmesidir. Son dönemde Seyahat Garanti Fonu oluşturulması ve Tur Operatörlerinin farklı bir lisanslama sürecine tabi tutulması ile ilgili tartışmalar sonucunda konunun model belirmeleye kadar geldiğini ve Alman ve İngiliz modelleri üzerinde durulduğunu görüyoruz. Her iki sistem de hatta Hollanda modeli (SGR), Belçika modeli (GfG) veya Irlanda Modeli (CAR)de bize uyarlanabilir. Ancak hiç biri tek başına tam anlamı ile bize uymaz. Bizim ülkemizde turizm trafiği bu ülkelere göre daha farklı, henüz tüm yıla veya bir sezona yayılma tam olarak gerçekleşmedi. Yıl içerisinde hareketlilik bir değil birkaç zirve yapıyor. Ancak bunların hepsi birer detay ve sadece risk analizlerini yaparken ve teminat miktarlarını belirlerken dikkate alınması gereken yönetim raporları ve yeminli mali müşavir raporları gibi konulardan biridir. Oysa temel konu; tur operatörleri ile seyahat acentalarını birbirinden ayırmak ve Tur Operatörlüğü yapacak olan işletmeleri daha sıkı bir lisanslama sürecine tabi tutmak ve faliyetlerini ise tüketiciyi güvence altına alacak daha ciddi bir teminat ve fona bağlamaktır. Seyahat acentası sadece tur operatörünün ürünlerini komisyon karşılığı satmalı fakat sorumluluk tur operatöründe olmalıdır. İsteyen Tur Operatörü dilerse direkt kendi ürünlerini veya bir başka operatörün ürünlerini nihai tüketiciye satmak için seyahat acentacılığı faaliyetini de TÜRSAB acenta kuruluş işlemlerini yerine getirdikten sonra yapabilmelidir. Sonuç olarak ‘’Seyahat Garanti Fonu’’ oluşturulmadan yapılacak olan iflas sigortasının kapsamının genişletilmesi veya miktarının arttırılması dahil tüm değişikliklerin hepsi yüzeysel kalacak ve tüketici koruması tam olarak sağlanamayacaktır.
Gelen iflaslardan sonra ise daha etkin bir kamuoyu oluşturma sürecine girilmiş gözüküyor.


Bu konu da TÜRSAB’ında ciddi bir çalışma içersinde olduğu duyumlarını alıyorum. Ancak konuyu TURSAB’ın dışında tutmakta fayda var diye düşünüyorum. Zira TÜRSAB aynı zamanda bir meslek kuruluşu ve yönetimi seçimle geliyor ve Tur operatörlerinin lisanslanması sürecinde en önemli kriteri teşkil edecek olan teminat miktarı belirlenmesi sürecinin daha bağımsız ve oy kaygısı olmayan bir kurum tarafından yürütülmesinde fayda var. Bu yüzden ilk yazımda bu işi ingiltere ve İrlanda da olduğu gibi Sivil Havacılık Kurumu bünyesinde oluşturulacak bir birimin yapmasını önermiştim. Gözüken şu ki; ülkenin tur operatörlerimiz açısından ileride oluşacak olan turizm potansiyeli ve fonun ulaşması gereken ekonomik büyüklük açısında en optimal çözüm ise TÜRSAB ve Sivil Havacılık Kurumu eşgüdüm içerisinde yürütmesidir.

 
Son dönemde Seyahat Garanti Fonu oluşturulması ve Tur Operatörlerinin farklı bir lisanslama sürecine tabi tutulması ile ilgili tartışmalar sonucunda konunun model  belirmeleye kadar geldiğini ve Alman ve İngiliz modelleri üzerinde durulduğunu görüyoruz.

 
Her iki sistem de hatta Hollanda modeli (SGR), Belçika modeli (GfG) veya Irlanda Modeli (CAR)de  bize uyarlanabilir. Ancak hiç biri tek başına tam anlamı ile bize uymaz. Bizim ülkemizde turizm trafiği bu ülkelere göre daha farklı, henüz tüm yıla veya bir sezona yayılma tam olarak gerçekleşmedi. Yıl içerisinde hareketlilik bir değil birkaç zirve yapıyor. Ancak bunların hepsi birer detay ve sadece risk analizlerini yaparken ve teminat miktarlarını belirlerken dikkate alınması gereken yönetim raporları ve yeminli mali müşavir raporları gibi konulardan biridir.


Oysa temel konu; tur operatörleri ile seyahat acentalarını birbirinden ayırmak ve Tur Operatörlüğü yapacak olan işletmeleri daha sıkı bir lisanslama sürecine tabi tutmak ve faliyetlerini ise tüketiciyi güvence altına alacak daha ciddi bir teminat ve fona bağlamaktır.  Seyahat acentası sadece tur operatörünün ürünlerini komisyon karşılığı satmalı fakat sorumluluk tur operatöründe olmalıdır. İsteyen Tur Operatörü dilerse direkt kendi ürünlerini veya bir başka operatörün ürünlerini nihai tüketiciye satmak için seyahat acentacılığı faaliyetini de TÜRSAB acenta kuruluş işlemlerini yerine getirdikten sonra yapabilmelidir.

 
Sonuç olarak ‘’Seyahat Garanti Fonu’’ oluşturulmadan yapılacak olan iflas sigortasının kapsamının genişletilmesi veya miktarının arttırılması dahil tüm değişikliklerin hepsi yüzeysel kalacak ve tüketici koruması tam olarak sağlanamayacaktır.



Bu Makale 05.11.2011 - 13:58:21 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.