email@adres.com

Dünya Turizm Zirvesi’nde küreselleşme ve kalkınma

Geçen Ağustos ayında yapılan, Zimbabve ve Zambiya'nın ev sahipliği yaptığı 150 ülkeden hükümet temsilcilerinin katıldığı Dünya Turizm Zirvesi’nde turizmin gelişmekte olan ülkelerde kalkınmaya etkisi olup olmadığı masaya yatırıldı.
 
Turizm gelişmekte olan ülkelerde milyarlarca dolarlık gelir getirmesine rağmen iki sorun öne çıkıyor: İlki kriz ve yolsuzluklar karşısında sektörün oldukça kırılgan olması. Bir diğeri de turizm gelirlerinden sadece küçük bir kesimin yararlanması…
 
Mısır’da yaşanan siyasi kriz ve çatışmalar bölge turizmini kalbinden vurdu. Kızıldeniz’in tatil beldelerinde pek çok otel çalışanını bugünlerde zorunlu izin bekliyor. Mısır’da turizm sektörü 2011 devrimi ardından toparlanmış sayılabilirdi. 2012 yılında da turist sayısı yüzde 20’lik artışla neredeyse 12 milyonu bulmuştu. Şimdi ise ülkeler birbiri ardına vatandaşlarına Mısır konusunda seyahat uyarıları yapıyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü basın sözcüsü tüm bunlara rağmen turizmin en dayanıklı sektörler arasında yer aldığını belirtiyor. Doğal afetler, siyasi kriz ve çatışmalar turizmi doğrudan etkilese dahi durum normale döner dönmez sektörün kendini toparlama ve hatta öncekinden daha da hızlı büyüme kapasitesinin çok yüksek olduğuna inanılıyor. 
 
Peki turizm gerçekten kalkındırıyor mu? 

Örgüt turizmin kalkınmada önemli bir motor işlevi gördüğü kanısında. Dünya çapında toplam hasılanın yüzde 9’unu oluşturan turizm sektörü, günümüzde her 11 kişiden birinin geçim kaynağı. Mısır’da ülkenin en büyük istihdamını turizm sektörü sağlıyor. Doğrudan ya da dolaylı olarak toplamda yüzde 13’ünü oluşturuyor. Sadece otelciler, taksi şoförleri ya da hediyelik eşya satıcıları değil, inşaat sektörü, halı ve dokumacılık, ziraat ve otelcilikten sipariş alan yan sektörler de turizmden ekmek kazanıyor.
 
Bu istihdamın, yapılan işin niteliği göz önünde bulundurulduğunda çok da nitelikli ve kalıcı olmadığını düşünüyorum. Ne tür istihdam yaratıldığına bakıldığında tablo çok daha farklı görünüyor. O zaman mevsimlik işler olduğunu görüyoruz; genelde düşük nitelikli işler olduğunu görüyoruz. Bunlar işgücünün niteliğini artırma fırsatları, perspektifler sunan işler değil genelde. Ayrıca turizmin kalkınmakta olan ülkelerde önemli bir sektör olduğunu ama aynı zamanda bu ülkelerde nüfusun oldukça büyük bir kesiminin yoksulluk sınırı altında yaşadığını düşündüğümüzde turizmden elde edilen gelirin herkese yaramadığı ve dolayısıyla kalkınmanın motoru olarak görülemeyeceği açıkça ortaya çıkıyor.
 
Alman Ekonomik İşbirliği’nin verilerine baktığımızda Mısır’da nüfusun beşte birinden fazlasının, ulusal yoksulluk sınırının altında yaşadığını görüyoruz. Turizmin en önemli döviz kaynağı olduğu ve gayrisafi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 11’ini oluşturduğu Kenya’da ise nüfusun yarısı günde 2 doların altında bir gelirle geçinmek zorunda.
 
Yanlış turizm politikaları nedeniyle yerli halkın tüm dünyada zarar gördüğü ortada. Ancak kalkınma sadece para anlamına da gelmiyor. İstikrarlı siyasi koşullar gibi doğal kaynakların ve kültürel mirasın korunması da ülkeleri turistler açısından cazip kılmak için büyük önem taşıyor. İyi yönetim ve yerli halkın karar alma mekanizmalarına katılımı söz konusu değilse, turizmden edinilen gelirin genel refaha katkısı da olmuyor. Örneğin balıkçılar otel inşaatları ya da yapılan yat limanları nedeniyle geçim kaynaklarına, denize, balıklara ulaşma imkanlarının ellerinden alındığını bildiriyorlar. Ya da milli parklar oluşturmak için yerli halk topraklarından sürülebiliyor. Havaalanı ve turistik tesisler gibi turistik altyapı inşası için toprakların istimlak edilmesi de sıkça rastladığımız bir durum.
 
Turizm sektörünün bu tür olumsuz etkilerinin önüne geçmek üzere Dünya Turizm Örgütü, 13. Genel Kurulu'nu gerçekleştirdiği Santiago-Şili'de, turizmin toplum ve çevreye olumsuz etkilerini azaltmak, dünya turizminin sorumlu ve sürdürülebilir gelişimini bir dizi ilkeye bağlamak amacıyla, 1 Ekim 1999 tarihinde, üzerinde iki yıl boyunca çalıştığı Turizmde Global Etik İlkeler Bildirgesi'ni kabul etmiştir. Bu etik kodekste turizmin toplumlar arası karşılıklı anlayışa katkısından, bireysel ve kolektif yönlerinden, sürdürülebilir gelişmenin unsuru olarak turizmin ele alınmasından, kültürel mirası kullanan ve zenginleştiren unsur olmasından, ülke ve toplumların refahını artıran bir faaliyet olmasından, sektörün geliştirilmesinde tarafların yükümlülüklerinden, sektöre katılma hakkından, turizm hareketinde özgürlükten, sektör çalışanlarının ve girişimcilerinin haklarından tutun da global etik ilkelerin uygulanmasına kadar her ayrıntıya değinilmiştir. Ancak bu kodeks, bağlayıcılığı bulunmadığı için ne yazık ki çok da etkili değildir. Yakın zaman içinde ilkelerin tüm dünyada benimsenip sektörümüz için bir standart oluşturmasını umuyoruz. 
 

Bu Makale 17.06.2014 - 14:40:57 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Zafer Cengiz - 26.06.2014 - 04:32

    Turizme uzaydan bakış olarak değerli boyutlar sağlayan yazınıza teşekkürler Sn.Güngör.. Bu mesajlardaki ana fikrin Türkiye için yorumlanması gerekirse: Öncelikle gerçek ekonomik katkı hacimlerinin henüz idrak edilmediği ve HEP üzerinde durulan dövis girdisinin ÜçBuçuk katında etkisi olduğu, WTTC tarafından yıllardır rapor edilmektedir. Yerel paylaşım konusunda ise HALA ciddi raporlar üretilmemiş olup, Başkent Antalya nın durumuna bir göz atmak yeterlidir: Turizm sayesinde GELİŞEN Antalya bugün bulanık sularda balık avlanmasına sadece ev sahipliği yapmaktadır. Gelirlerin Bölgede kalabilmesi ise, turizmin gereğince yönetilebilmesine eneksli olduğundan, büyük bir sorudur..? SONUÇ: Turizm MAKRO Düzeyde üvey evlatlıktan kurtarılarak, Bölgesel KONSEY Yönetimi MODELİ ile dizginlenebilirse, yerel paydaşlar da suları arıtarak balık yiyebilir hale gelebilecektir. Aksi halde ise, çarpık turizm enüstrimizin tüm hastalıkları Anadoluya da bulaşarak, esas değerlerimizi HEBA Etmeye devam edecektir.. Stratejik Tablo budur..?

  • Fuat - 21.06.2014 - 12:07

    Ne güzel yazmışsınız Sayın Güngör, elinize kaleminize sağlık. Yazıların devamını bekleriz.

  • Mehmet Biçer - 18.06.2014 - 10:30

    Öncelikle güzel yazın için teşekkür ediyor, hoşgörüne sığınarak katkıda bulunmak istiyorum. 1Turizm Sektörü 37 sektöre direkt ve enirekt katkı sağlıyor. Dolayısıyla gelirden küçük bir bölümün yararlanıyor cümlesine katılmıyorum. 2İstihadam sezonluk hareketlerden dolayı zor bir durum, haklısın. Yani Şaşı Allaha nasıl bakar ise, Allah da şaşıya öyle bakar. 3Dünyanın her yerinde Turizm yerli halkın her türlü gelişimine katkı sağlamıştır. Balıkçı arkadaşlarımız Karadenizdeki balık fiyatları ile Antalya, Fethiye, Bodrum gibi tatil beldelerindeki balık fiyatlarını kıyaslasın ve Turizm olması balığı kaç paraya satabileceğini anlasın. Tarım emekçileri arkadaşlarımız üretmiş oldukları ürünlerin büyük bir bölümünü turizm sektörüne satıyor. 10 Dönüm e kurulan bir otel, 100 dönümde yetişen sera ürünlerini tek başına tüketebiliyor. 4Gelirin genel refaha katkısında sorunlar var, haklısın. Bu sorunu gidermek için Kırsal Turizm gelişimi şart. Yazılarının devam etmesi dileğiyle... Mehmet Biçer

Yazarın diğer yazıları
Tüm Yazıları
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.