Julianne Moore Türkiye’nin yüzü değil, Türkiye’ye gelen turistin yüzü!
Türkiye'nin tanıtım kampanyasını üstlenen şirketin sahibi Emrah Yücel, eleştirilere bakın ne yanıtlar verdi.
Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman'a konuşan Emrah Yücel, tanıtım kampanyasına yönelik eleştirilere yanıt verdi. Arman'ın yazısını aktarıyoruz:
Emrah Yücel, Türkiye tanıtımı ihalesini kazanan adam.
Bir yıl boyunca Türkiye’yi tüm dünyaya tanıtacak. Ve tanıtım filmine, Jullianne Moore’u seçtiği andan itibaren kıyamet koptu! “Türkiye gibi sıcak bir Akdeniz ülkesini bu soğuk nevale ve elitist kadın nasıl temsil eder!” diye… Ben de bunun üzerine Emrah Yücel’e bu eleştiriler karşısında ne düşündüğünü sordum...
Türkiye’nin tanıtımı nereden çıktı?
Berlin’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği 2014 Türkiye Tanıtım ihalesine katıldık. Bizimle beraber 12 uluslararası ajans vardı. Biz kazandık. İçinden geldiğim kültürü, dünyaya tanıtmak istedim. 20 yıldır Amerika’da reklamcılık ve markalaşma üzerine çalışıyorum, bu konuda uzman sayılırım. Yurtdışında bu kadar uzun süre yaşadığın zaman -memleketin söz konusu olunca- “kabuksuz salyangoz” kadar duyarlı oluyorsun. Adam gibi tanıtılmamasına sinir oluyorsun.
Ne tür yanlışlar yapıldı?
Şükran Günü herkes tatile gitmişken, Amerika’daki gazetelerde Türkiye ilanı çıktı mesela. Böyle saçmalık olur mu? Yıllarca böyle hatalar yapıldı...
Başka?
“Turizm” dediğin şey, bir filme gitmek gibi, aslında bir duygu paylaşımı üzerine kuruludur. “Oraya gittiğimde bir deneyim yaşayacağım” hissi uyandırmalı. O yüzden satacağın şey bir kartpostal, bir Efes kitaplığı değil... Ama ne yaptılar? Efes kitaplığının fotoğrafını bastılar! Kim ne yapsın o fotoğrafı... Önüne gözünde deniz gözlüğü takmış bir afacan çocuk görüntüsü koy ki, anneler-babalar, Türkiye’ye tatile gelirlerse, çocuklarının da eğleneceğini, keyif alacağını bilsinler. Satılması gereken bu duygu, kütüphane değil!
Sen beş yıldır Türkiye tanıtımı yapıyordun zaten...
Evet ama sadece Amerika’yla sınırlıydı. Şimdi Türkiye’nin tüm dünya tanıtımını yapacağız. Bugüne kadar yaptığımız işler, uluslararası turizm organizasyonu tarafından, iki kere üst üste en iyi kampanya seçildi. Peşinden Londra’da bir ödül aldık. Biz, ülke markasında, hep aynı sözün söylenmesi gerektiğinin altını vurguladık. Çünkü ihracatta ayrı, kültürde ayrı, turizmde ayrı, politikada ayrı söz söylersen olmuyor. Ortak bir mesajının olması gerekiyor...
Unlimited Turkey dersen ‘sınırsız hindi’ anlarlar
Mesele, Türkiye’nin yurtdışında yeteri kadar tanınmaması mı?
Evet. Tanınmıyor. Bizim tanıtmamız gerekiyor. Mesela, Amerika’dan Türkiye’ye gelen ve 7 günden fazla konaklayan turistin yüzde 85’i, bir yıl önce sadece bir gün gelmiş...

Ne anlama geliyor?
Gemiyle gelmişler demek. Yunanistan, İtalya geziyorlar ve bir gün Kuşadası ya da İstanbul’da duruyorlar. Bir de bakıyor ki, şahane bir yer. Yüzde 85’i ertesi sene tekrar geliyor ve 7 günden fazla kalıyor. Bu çok önemli bir gösterge. Bizim aslında, sadece tarihimizi değil, bu topraklardaki kaliteli hayatı, sokaklara taşan kültürü, cıvıl cıvıl insanları, Güney’i, Ege’yi, Bodrum’u ve tabii İstanbul’u daha iyi tanıtabilmemiz gerekiyor. Bugüne kadar her bölge için, parça parça, ayrı ayrı tanıtımlar yapılmış. Ve hep farklı mesajlar verilmiş. Ve mesajların içi boş.
Nasıl yani?
“Heyecan verici Türkiye” mesela. Ne demek bu? İşi boş. Yıllarca daha feci bir sloganımız vardı: “Unlimited Turkey.” Üç yıl üst üste bu sloganla çıkmışız. “Sınırsız Türkiye” olarak değil “Sınırsız hindi” olarak algılandı yurtdışında. “Turkey... Unlimited” denseydi daha doğru olurdu. Öteki türlü “Bedava Şükran Günü yemeği” geliyor akla...
Turkey home of...
2014 için de böyle akılda kalacak şeyler planlıyor musunuz?
Evet. Biz “Home of” diye bir slogan seçtik. Türkiye’ye ait öyle bir slogan bulalım ki, bir ayağı sabit olsun, bir ayağı da bizim çeşitliliğimiz olan bir sürü şeye dokunsun. Bunun içerisinde baklavası var, Orhan Pamuk’u var, dini de var, tarihi de var, Galatasaray’ı da var, aklınıza gelen her şey. Amaç, bu toprakların 36 değişik kültürün yaşadığı bir “ev” olduğunu vurgulamak.
INSTAGRAM'DA PAYLAŞ
Diyoruz ki “Turkey, Home of...” konseptini halkın ve insanların katılımına açmamız lazım. İnsanlar kendileri için, “Türkiye neyin evidir?” sorusuna cevap verebilecek. Kimi diyecek ki, “Drogba”, kimisi “Sevgi” diyecek. Kimi “Benim için Sezen Aksu’dur” diyecek. Kimisi “Hidayet” diyecek, “Kimi Fenerbahçe diyecek.” Kimisi “Şu parti”, kimisi “bu parti” diyecek. Bütün bu çeşitlilikten, bir “home” konsepti doğacak. Böylece biz de kendi çeşitliliğimizin farkına varacağız... İnsanlar bu home of aplikasyonunu indirecekler. Çok basit. “Turkey Home” yazınca çıkıyor. Üzerine istediğini yazıyorsun. İster Facebook, ister Instagram’da istediğin yerde paylaşıyorsun. Böylece bu bir kültür haline dönüşecek...
Çok büyük bir yanlış anlama var. Julianne Moore, Türkiye’nin yüzü değil, Türkiye’ye gelmesini istediğimiz turistin yüzü. Gayet bilinçli seçtik Moore’u. İngiliz asıllı Amerikalı bir aktris. Bu da iyi bir bileşim, çünkü hem İngilizleri hem Amerikalıları kapsıyor. Evet rafine, kültürlü, birikimli bir oyuncu. İmajı da öyle. Sansasyonu yok. Bizim de istediğimiz bu değil mi? Birikimli, seviyeli, kültürlü turist. Kültürümüzden hiçbir şey anlamayacak, hiçbir derinliği olmayacak, artı geldiğinde para bırakmayacak turist istemiyoruz. Biz, burada ülkemize yüz seçmiyoruz. “Julianne Moore, Türkiye’nin yüzü oldu” demek doğru değil. Olmadı çünkü. “Sıcak kanlı olsun, Akdenizli olsun” demek de doğru değil, kriter bunlar değil. Biz burada Türkiye’de tecrübe yaşamış birinin, ülkesine dönerken yaşadığı duyguları uçakta hatırladığı bir reklam filmi çekiyoruz...
Neden bir aktrist? Neden Hollywood’tan biri?
Çünkü insanları seyahat etmeye yönlendiren etkenlerden biri sinema filmleri ve televizyon dizileri. Turizme, yüzde 11 etkisi var. Oscar’a adaysa ya da almışsa daha da etkili. Bizim tanıtım filmimizde Moore, küçüklüğünde Türkiye’ye gelmiş, uçakta, geçmişe dönüşlerle o seyahatleri hatırlıyor. Türkiye’ye gelmiş ve mutlu bir deneyim yaşamış birinin yüzü Julianne Moore, Türkiye’yi temsil eden değil...
Peki Julianne Moore’a nasıl karar verdin?
Bir kere klası var. Çok az risk barındırıyor. 53 yaşında. Ne çok genç, ne yaşlı. Gerçekten herkes tarafından seviliyor. Önümüzdeki dönemde, yeni filmleriyle çok daha fazla gündeme gelecek. Kariyerini hep doğru bir yerde tutturmuş, doğru bir isim. Onu beğenmemeyi anlamak mümkün değil! Bir de tabii şöyle düşünmek lazım, bazı isimler bazı ülkelerle özdeşleşmiş. Nicole Kidman Avustralya’yla, Charlize Theron Güney Afrika’yla, Natalie Portman İsrail’le, Audrey Tautou Fransa’yla. Bize gereken daha farklı bir isimdi. Meryl Streep olabilirdi. Ama o da biraz yaşlı kalabilirdi. Julia Roberts dersen, “Eat, Pray, Love” filminden dolayı üzerinde Budist kültürlerin imajları vardı. Ben en doğrusunu seçtiğimi düşünüyorum...
Bu Haber 04.02.2014 - 09:32:16 tarihinde eklendi.