Can Pulak

Sakız'da yılbaşı

Bizden akıllılar mı? Bizden çalışkanlar mı? Bizden daha mı yaratıcılar? Hayır ama burnumuzun dibindeki Yunan Adaları'nda turizmi bizden iyi yapıyorlar. Değerlerini iyi pazarlıyorlar, propagandayı iyi biliyorlar. Kimseyi yolunacak kaz gibi görmüyorlar.

Suyun iki yakasındaki iki toplum. Aradan bir nehir geçiyor, şehri ikiye bölüyor sanki. Ayrı dili konuşmasalar birbirlerinden farkları yok. Giyimleri, yemekleri, zevkleri hatta bazı gelenekleri birbirlerine o kadar benziyor ki ayırmak imkansız.

Peki nedir farkımız? Sanıyorum kültür, estetik, düzen, disiplin ve bir de propaganda…
 
Mandalina bizde de var.Yerlerde sürünüyor. Onlar ise reçellerini, tatlılarını, şekerlerini, sabunlarını, parfümlerini, kremlerini yapmışlar. Çok da güzel ambalajlamışlar. Almamak mümkün değil. Zeytinin alası bizde ama gel gör ki Yunanlar zeytinlerini, zeytinyağlarını öylesine güzel kutularda ve şişelerde pazarlıyorlar ki neredeyse havyar muamelesi yapmışlar. Sakız ağacımız bol. Biz keserek yakıyoruz hepsini. Onlar ormanlar yetiştirmişler. Öylesine koruyorlar ki sakız ağacını neredeyse dokunmak suç. Her yıl 300 ton topladıkları sakızdan aklınıza ne gelirse üretiyorlar. Rakısını, likörünü, şurubunu, gazozunu, tatlısını, pastasını, sabununu, parfümünü, güzellik kremlerini... Dedim ya aklınıza ne gelirse hepsini.
 
Yılbaşını Sakız Adası'nda geçirdim. Hani şu Çeşme’nin karşısındakı Sakız (Chios) Adası. Feribotla 40 dakikada gidiyorsunuz. Hergün karşılıklı düzenli seferler var. İki yıldır bizimle çok güzel bir işbirliği köprüsü oluşturmuşlar. Çeşme ve Sakız Belediyeleri İzmir Ticaret Odası'nın da desteğiyle iyice turizme açmışlar kentlerini. Yunanlar da geliyor, Türkler de gidiyor ziyarete. Ancak bizimkiler iyi para harcıyor. Öyle olunca da ekonomik krizde daha bir el üstünde tutuyorlar  Türkleri.
     
Kışın 35 bin,yazları ise 60 bine çıkıyor nüfusu. Şehir çok bakımlı. Mimari bir çarpıklık yok. Planın bir santim bile dışına çıkmak mümkün değil. Binaların hepsi boyalı, inşaat artığı ve moloz görünmüyor ortalıkta. Allah için yollar, caddeler ve sokaklar tertemiz. Trafik yazları sıkışıyormuş ama kışın çok düzgündü.
     
Barları, restoranları, dükkanları herkes aklına estiği gibi yapmamış. Sanırım mimarlardan destek almış hepsi. Kapıların önü bomboş. Kimse tezgah koyamıyor, malını çıkaramıyor dışarı. Ortada polis, belediye zabıtası filan da yok ki! Nasıl sağlamışlar bu disiplini hayret doğrusu…
     
Daha feribottayken elinize geçiyor broşürler, haritalar, kitaplar. Belki inanmayacaksınız ama hepsi ücretsiz ve Türkçe. Adaya ayak basmadan tanıyorsunuz Sakız’ı. Nerede kaça kalınır, lokantalarda ortalama kaç paraya yemek yiyebilirsiniz, neyi kaça tadabilirsiniz hepsini biliyorsunuz. Taksi ve otobüs ücreti ne kadardır? Adada satın alınacak neler var, nesi meşhur, fiyatları nedir? Lokantalarda Türkçe menü bile basmışlar.
     
Otobüsle ya da minibüsle şehir turu yapabiliyorsunuz. Mutlaka götürüyorlar köylere. 15-25 ero arasında bir fiyata 3-4 köyü ziyaret ediyorsunuz. Mesta ve Pirgi köylerini mutlaka görmek gerek. Taş binaların güzelliği, bahçelerin ve narenciyelerin muhteşem görüntüsü, köy mimarisindeki estetik anlatılamayacak görkemdeydi. Yunanlar bu görsellik işinde çok başarılılar doğrusu.
 
Hediyelik eşyada yabancı ve sahte bir şey yoktu. Çoğu yöresel, el emeğiyle yapılmış şeylerdi.Öyle çakma tişörtlere, çanta ve parfümlere, ayakkabılara rastlamadık hiç. Ucuza çin malları da vardı. Tezgahtarlar çat-pat Türkçe konuşmaya çalışıyorlardı. Hatta içlerinde Türkçe kurslarına gidenlerle bile karşılaştık. Gülerek 'Para artık Türklerde' diyorlardı.
     
Yiyecek çok ucuzdu. Doğrusunu söylemek gerekirse iyi  bir restoranda şöyle mükellef bir ziyafetten adambaşı 18-20  euroya çıkılabiliyordu. Dikkatimi çeken ne oldu biliyormusunuz? Koskoca restoranda bir garson arı gibi çalışarak tüm siparişleri aksatmadan yetiştiriyordu. Lokantaların çoğunda öyleydi. Kız ya da erkek bir garson, kasada oturan biri ve mutfakta da en fazla iki kişi. Zaten çoğu aile işletmeleriydi.
 
Bizdeki restoranları düşündüm. Bir sürü garson, ayrıca komi, mutfakta bir kalabalık. Öyle olunca yemek fiyatları da şişiyor tabii. Pansiyonlar da giderek azalıyor bizde. Herkes ya apart ya da otel sahibi olmak istiyor. Oysa günümüzün para harcayan turisti aile içinde ve onlar gibi yaşamayı tercih etmeye başladı. Gittiği ülkenin insanlarını,yemeklerini, adetlerini ve geleneklerini tanımak istiyor. Bu pansiyon işini geliştirmeli, biraz daha önem vermeli ve teşvik etmeliyiz.
 
Neye üzülüyorum biliyor musunuz? Herşeyimiz var hatta rakiplerimizden çok daha mükemmellerine sahibiz. Ancak bunları değerlendiremiyoruz, tanıtamıyoruz, pazarlayamıyoruz.

Disiplinimiz yok çünkü.Trafiği düzeltmeye kalksak,Taksi ve Minibüsçüler Derneği'nden korkuyoruz. Esnafı, çarşıyı, dükkanları bir hale yola koyalım desek esnaf odalarından çekiniyoruz. Lokantalara bir düzen getirsek, fırınları kontrol etsek, berber enflasyonunu frenlesek, tepkilerden ürküyoruz.

Öyle olunca da düzelemiyoruz bir türlü.
   
Türk turizminin tartışmasız bir disipline ihtiyacı var. Mutlaka ama mutlaka propoganda ve tanıtma açığını kapatması lazım. Yabancı fuarlarda açtığımız pavyonlara ve oralarda dağıttığımız broşürlere filan kulak asmayın. Bodrum’ da, Marmaris’te, Kuşadası’nda, Çeşme’de, Alanya’da filan doğru dürüst bir broşür bulabiliyor musunuz ona bakın siz.

Broşürünüz turizm ofislerinizde bile yok. Şehirlerdeki tabelalar acınacak vaziyette. Sokakta nereye gideceğini bilemeyip salak salak dolaşan turistleri gördükçe çok üzülüyorum. Bu kadar eksiğe ve noksana rağmen 25 milyar dolarlık bir gelir sağlıyoruz. Eğer eksikleri tamamlarsak gelir rekorları kırar, parayı koyacak yer bulamayız.
 
Dünyanın turizm potansiyeli en yüksek ülkesinin cennet Türkiye'nin sağlıklı bir turizm organizasyonuna ve propogandasına profesyonel açıdan ciddi ihtiyacı var.Bunu görmezden gelemeyiz.
 
 

Bu Makale 09.01.2012 - 10:56:58 tarihinde eklendi.


Kullanıcı Yorumları
  • Misafir. 25.01.2016 - 10:23

    Ne ilginçtir ki, Sakız Sakız adasında yetişiyor ve işleniyor ama hiç abartmadan pazarlanıyor, aksine Çeşmede veya Alaçatıda hiç sakız ağacını görmek mümkün değilken, sakızın herbirşeyini pazarlamaya çalışıyoruz.

  • Sehat Kalkancı 14.01.2012 - 05:03

    Can bey, gerçekleri tokat gibi vurmuşsunuz suratlara. Ellerinize sağlık. Dilerim turizmin kanaat önderleri bir an önce düşünmeye başlarlar. Gerçi onların da yapacağı fazla şey yok. Acı gerçek bu toplum hızla öğretilmiş çaresizliğin girdabına düşüyor. Maalesef dogmalaşan inanç, insanlarımızı müthiş bir hırsın ve ahlaksızlığın pençesine düşürüyor... Ve artık ben bile tatillerimde Yunanistan, İspanya ve İsraili tercih ediyorum... Herkese de öneririm...

  • Şuayyip Tatlıcı 09.01.2012 - 08:55

    Çok güzel bir yazı olmuş üstad, kalemine sağlık...

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.