Ayhan Sicimoğlu yazdı: Çirkin bir ada nasıl turizm fenomeni oldu?

Ayhan Sicimoğlu yazdı: Çirkin bir ada nasıl turizm fenomeni oldu?
Ayhan Sicimoğlu, turizm fenomeni haline gelmiş olan Yunanistan'ın Mikonos adasına dair bir yazı yazdı. Sicimoğlu, “Hiç yoktan, güzel olmayan bir kayalıktan dünyanın akın ettiği bir ada yaratmak Yunanların turizmde yaratıcılığının hikâyesidir.” dedi.


Ayhan Sicimoğlu'nun Hürriyet Kelebek için kaleme aldığı yazı şu şekilde:
 
Yıllarca pek fazla merak da etmedim. Avrupa jet set koştu durdu. Bir yığın davet aldım ama hiçbir zaman da canım Mikonos’u çekmedi. Nihayet çok yakın bir arkadaşım “Her sene bir aylığına tuttuğum 10 odalı bir villaya tüm sevdiğim dostlarımı dünyanın her yöresinden çağırıyorum. Artık bu yaz da gelmezsen gücenirim”deyince apar topar yola koyuldum.
 
Gece hayatı, plajlar, lokantalar, tatlı hayat için her gece program yapılmış bile. Gündüzleri meşhur ‘Nammos’ta masamız hazır. Avrupa jet set bebeler, Arap şeyh çocukları, özel yatlarıyla gelen abi ve ablalar, masaları tüm gün dolduruyorlar. Uzun bacaklı, minnacık dore mayolu şarışınlar; mesela, birdenbire kalkıp bir dans şov yapıyorlar. Nammos’ta şampanyalar bütün gün ardı ardına patlıyor. Fransız sahillerinin vazgeçilmez rozesi ‘Domain Ott’ dev magnum şişelerde, iri buz kovalarında müşteri bekliyor. Akşama doğru masaların üzerine filan çıkılıyor. Hiç unutamadığım ise devamlı bol Tarkan’lı ‘Türkçe pop’ çalan Yunanlı DJ idi. Böylesine bir ortama dayanma sürem en fazla iki gün. Üçüncü gün başımın çaresine bakacağım.
 
N’AAPSAK N'AAPSAK

Mikonos, Neopolis’e (Kuşadası) 100 deniz mili ve Atina’ya da 100 deniz mili mesafede. Ege’nin tam ortasındayız. Cyclades (Çember) adalarının ve aynı zamanda dünyanın da merkezi sayılan Delos Adası’nın yan dibi. Adada tarih yok, her şey yepyeni, “N’aapsak n’aapsak” derken, ücra bir köşede bir Folklor Müzesi gözüme ilişti. Fazla bir şey yok. Birkaç mankenin üzerine giydirilmiş eski Mikonos giysileri, eski Mikonos evi ve mutfağı canlandırması...
 
KORSANLIK ŞEREFSİZ BİR MESLEK DEĞİLDİ

Müzedeki tek yetkili yaşlı teyze çok konuşkan değil, hatta biraz utangaç. Adanın 18’inci asır korsanı ‘Mermelechas’ın mağarası üzerine yapılmış bir ev. Eve döner dönmez internete yapıştım, fazla bilgi yok.

Yunanlı komünist şair Giannis Ritsos’a göre Türk asıllı veya ‘karşı taraf’tan gelme. Kara renkli, pek fazla yakışıklı ve kesinlikle adalardan olmayan bir tip. Mermelechas’ın nereden ve nasıl geldiği bilinmiyor, bir ihtimal Osmanlı’dan kaçan biri. Ege’nin iki yakasının da Osmanlı’ya ait olduğunu ve her iki yakaya da en uzak noktanın Mikonos olduğunu düşünürsek, saklanmak ve korsanlık için mükemmel bir ada.

Unutmayınız ki korsanlık o devirde şerefsiz bir meslek değil, hatta Mermelechas gibi ‘Robin Hood’vari bir tutum ile tam tersi.
 
ADI KALDI TÜRKÜDE...

Mermelechas, bir halk kahramanı. Anadolu’nun buğdayını öğüten, vurgunlarından kazandığının büyük bir kısmını halka dağıtan korsan... Gemilerin pek uğramadığı sadece su ve ‘paximadi’ (peksimet) ikmali için kısa süre demir attıkları bir kaya yığını. Yaşlı Rum teyzenin ağzından birdenbire Rumca yanık bir türkü döküldü.“Mermelechas, Mermelechas işte sana bir ağıt, bize de biraz o merhametinden dağıt”. Aklıma, yazıların olmadığı antik çağlarda, antropologların insanlık tarihini halk şarkılarının izini sürerek yaptıkları bilimsel araştırmalar geldi. Mermelechas hakkında yazılar yok ama türküler miras kalmış...
 
DÖRT HALİFE ADINA...

Adada yaşayan ve bir efsane olan Mermelechas son derece hızlı ve kıvrak yelkenlisi ‘Bella Viena’ ve maharetli tayfaları ile korsanlık yapıyor. O devirde bu tip korsanlar Hıristiyan, Müslüman, Türk, Ceneviz ne av bulurlarsa saldırıyorlar ama Ege Denizi de Türklerin kontrolü altında. Bu azılı korsanın ana üssünün Mikonos Adası olduğu biliniyor ama bir türlü yakalanamıyor. 
 
Gecelerden bir gece, Kaptan-ı Derya’nın ünlü filosu, anzısın, hem kumanya, hem taze su, hem de Mermelechas’ı almaya Mikonos sularına karanlıkta sessizce hayalet gibi demirliyor.
 
Gün doğarken bir ulak düzgün bir Rumca’yla; “Ey Mykonos halkı, duyduk duymadık demeyin. Devleti Aliyye’nin kullarına ve gemilerine yönelik soygunları nedeni ile Mermelechas korsanını bize bu gün, gün batımına kadar teslim etmezseniz kasabanız önce topa tutulacak, ardından da leventlerin keskin kılıçları ile paramparça olacaksınız. Tüm yapılarınız , evleriniz ve değirmenleriniz yer ile yeksan edilecek. Yedi kat göğü ve yeri yaratan Allah, altı ve yirmi bin Peygamber ve göklerden gelen Hazreti Peygamber ve dört Halife adına bin yemin ederiz.”
 
RÜZGAR BİLE SUSTU

Ada halkı büyük bir heyecan içinde mırıl mırıl kiliseleri dolduruyorlar, son saatleri süratle yaklaşmakta. Güneş kızıla dönüyor işte, birazdan toplar gümbürdemeye başlayacak. Siyah giysili kadınlar, bebeleri kucaklarında birazdan kavuşacakları İsa’ya son dualarını okuyorlar. Papazlar tütsüleri ellerinde dualar üflüyorlar, kiliseler çaresiz. Beyaz kireç badanalar kızıla döndü işte güneş hiç bu kadar iri ve kırmızı olmamıştı. Sahilde altın kakmalı Osmanlı kayıkları korsanın teslimini bekliyorlar. O da ne? Sahilde bir karaltı emin adımlarla kayıklara doğru yürüyor. Panaya mu! Mermelechas!
Son dakikalarda bir kara şövalye gibi çıkageldi işte, telaşsızca kayığa biniyor, kürekler sulara dalıyor, tüm ada halkı kiliselerden sahile böcekler gibi akın ediyor. Birazdan Kapudan Paşa kadırgası mizana direğinde sallanacak olan kahramanları, iyiliksever, dulların ve öksüzlerin koruyucusu Mermelechas için son dualarını yüksek sesle sıralamaya başlıyorlar. Dualar ve dalga sesleri birbirine karışmış, bir uğultu kaplıyor adayı. Rüzgâr bile sustu.
 
AĞDALI BİR DUA OKUDUM

Güneş batmış, gece basmış, bir hüzün kaplamış adayı. O da ne? Aynı süslü kayık fenerlerini yakmış geri dönüyor. Kürekçilerden gayri sadece tek bir yolcusu var. Kayık baştankara olmadan yolcu atlıyor dizlerine kadar suya. Mermelechas’ın hayaleti bu. Dualar kabul oldu işte, ruhu döndü. Mermelechas hızlı adımlarla mağarasına doğru ilerliyor ve karanlığında kayboluyor.
 
Ertesi sabah donanma buhar olup uçmuş, Mermelechas kendi elleri ile gemisi Bella Viena’yı ateşe vermiş, su kuyusunun yanı başına bir fırın imal etmiş, çifte kavrulmuş peksimet imalatına başlamış, koca korsan basit bir fırıncı oluvermiş. Ama o gün, bugün, kimse Kaptan-ı Derya Paşa ile Mermelechas’ın arasında geçen konuşmayı ve anlaşmayı bilememiş.
 
Yıllar sonra, veba salgını adayı kasıp kavurmaya başlayınca halk korkudan ölülere elini sürememiş, cesetler evlerde kokmaya başlamış. Bizim Robin Hood’a yeni bir görev düşmüş; vebalı cesetleri sırtladığı gibi dağda açtığı kireç kuyusuna tek başına taşımış. Artık ada halkı Mermelechas’ın efsunlu, insanüstü bir aziz olduğuna inanmaya başladığı sırada, ikinci bir veba salgını yaşlı korsanın ölümsüz sanılan vücudunu yere sermiş....
 
İki gün araştırmadan sonra, halka açık olmayan minik Şapel’in anahtarını gönüllü bakıcısı esnaf bir hanımda buldum ve gözlerim dolu ağdalı bir dua okudum Mermelechas’ın ruhuna..
 


Bu Haber 07.06.2015 - 09:39:37 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • turizmci - 08.06.2015 - 02:52

    NE YAZIK Kİ KOSKOCA TURKIYEDE BIR MYKANOS KADAR UNLU TATIL CENNETI OLAMADI .KUCUMSEDIGIMIZ YERLERDEN ORNEK ALALIM

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.