Destinasyon Olmak Hafıza İnşa Etmekle Başlar

Bir yere defalarca neden gidersiniz?
Repeat yani tekrar gelen müşteriler destinasyonları veya işletmeleri neden tekrar tekrar tercih eder? Bir çırpıda sayacağımız pek çok şey varken ülke olarak unuttuğumuz en önemli unsurlar arasında anıları yaşatabilmek var. Peki, anılar nasıl yaşatılır?
Yıllar evvel gittiğiniz bir restoranı, o destinasyona yeniden gittiğinizde aynı yerinde bulduğunuzda. Büyük bir çınar ağacı altında oturduğunuz kafeyi ve hatta o ağacı yerinde bulduğunuzda. Çocuğunuz küçükken onunla gittiğiniz destinasyona, o artık kocaman bir yetişkin olduğunda bak biz seninle şurada yürümüştük, sana o hala sakladığın oyuncağı da buradan almıştık diyebildiğinizde. Bir meydan onlarca yıl hiç değişmediğinde ve hatta o meydandaki tatlıcı, pastane, sinema da aynı şekilde yaşamaya devam ettiğinde yaşar anılar ve bir yer destinasyon olur. Bir tramvay yolculuğunu hatırlarsın mesela satın aldığın elbiseden daha çok…
Özetle, bıraktıklarını yerinde bulabildiğinde bir yere tekrar tekrar gidersin. Sözü Antalya'ya getirmeden önce hepimizin ortak değeri Taksim Meydanı örneği ile durumu sizlere izah etmek istiyorum.
İstiklal’in Tabelaları Düşerken Beyoğlu Hafızasını Kaybetti
Bir caddenin ruhu taştan, duvardan ya da dökme demir balkonlardan ibaret değildir; o caddenin ruhu, kapısından içeri girerken kokusunu ezbere bildiğiniz dükkanlar, neler varmış diye bakarak büyüdüğünüz vitrinler ve adım attığınız her köşede size aidiyet hissettiren hafızadır. Bugün Taksim’den Tünel’e uzanan hat olan İstiklal Caddesi’ne baktığımızda, geriye kalan şeyin sadece bir kalabalık ve neon tabelalar yığını olduğunu görüyoruz. Son yirmi yılda artan kira baskıları, ranta dayalı kentsel dönüşüm dalgaları ve bitmek bilmez ticari hırslar, Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan ne kadar kök varsa hepsini teker teker söktü attı.
Hafızamızın silinişi öyle sessiz sedasız olmadı; her biri birer kültür merkezi olan mekanlar kepenk indirirken, tüketici eğilimlerini değiştiren kara düzene teslim olmak zorunda kaldılar. Tarihi Cercle d’Orient binasının yenileme adı altında insafsızca dönüştürülmesiyle, 1944’ten beri bu şehrin en tatlı tramvay durağı olan İnci Pastanesi binasından koparıldı. Arkasından kökeni 1810 yılına uzanan, batılı anlamda bu toprakların ilk pastanelerinden biri olan Lebon katlanarak artan kiraların kurbanı oldu.
Yeşilçam Sokağı’nda sinema tarihine ev sahipliği yapan 1924 doğumlu Emek Sineması, bir AVM, rezidans utancına kurban edilerek yıkıldı. Yıllarca bağımsız sinemanın bu ülkedeki sığınağı olan Beyoğlu Sineması da ekonomik dar boğaza dayanamayarak ışıklarını söndürdü. Kitapseverlerin sığınağı, caddenin entelektüel soluğu Robinson Crusoe Kitabevi ile uzun yılların hafızası Pandora Kitabevi yüksek kiralar yüzünden caddeyi terk etmek zorunda kaldı. Rumeli Han’daki 1895’ten kalma tarihi Rebul Eczanesi, Balık Pazarı’nın simgesi Şütte ve Şampiyon Kokoreç gibi yerler de bu acımasız değişim dalgasından nasibini aldı. Bir mekân onlarca yıl ayakta kalmış ise orası artık ortak bir mirastır. Bu gibi mekanları yaşatmak da kamu kurum ve kuruluşlarının, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sorumluluğunda olmalıdır. Hatta işletme kapatmak istiyorum dese bile izin vermeyecek düzeyde sahip çıkılmalıdır bu ortak miras ve hafızaya.
Bugün İstiklal Caddesi’nde yürürken insan, kime ya da neye ait olduğunu bilmediği bir yabancılık hissiyle doluyor. Geleneksel esnafın, nesiller boyu insanı kucaklayan o sıcak dükkanların yerini; birbirinin tıpatıp aynısı global zincir mağazalar, ruhsuz fast food restoranları ve turizm odaklı ticari işletmeler aldı. Beyoğlu, hafızasını ve yerlilerini kaybederek küresel bir tüketim betonuna dönüşürken, anılar da hafızalardan birer birer silindi…
Turizmle yaklaşık 70 yıl önce tanışan Türkiye, hala bu hataları nasıl yapabiliyor? 1960 Yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş, 1963-1967 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında turizmle ilgili hedef; Türkiye'nin sahip olduğu doğal ve tarihi imkânların en iyi şekilde değerlendirilerek, o dönem uluslararası alanda Türkiye'ye doğru kaymaya başlayan turist talebine hızla yanıt verilmesi şeklinde plana alınmıştır. İlk beş yıllık kalkınma planında ayrıca Türkiye'de organize bir kitle turizmini başlatabilmek adına öncelikle ulaşım, konaklama, yatak kapasitesinin artırılması ve temel altyapı yatırımlarına devlet eliyle öncelik verilmesi gerektiği vurgulanmış olmasına rağmen geride kalan onca yılda, özellikle altyapı konusunda plansız ilerlediğimiz açıkça görülmektedir. Yanlış politikalar ve rant odaklı yaklaşımlar Türkiye'ye başta doğal güzellikleri, yer altı zenginlikleri, yer altı suları, denizleri, nehirleri, gölleri, dağları olmak üzere turizmle ilişkili donanımını kaybettirmektedir. Antalya gibi hızla ve çarpık büyüyen şehirlerde artan nüfus, taşıma kapasitesinin aşılması, niceliğe odaklanılıp niteliğin göz ardı edilmesi ve kaynakların gelecek nesillere aktarılmasının unutulması; önümüzdeki yıllarda bu tür destinasyonların cazibesini yitirmesine ve tercih edilme oranlarının düşmesine kaçınılmaz olarak yol açacaktır. Çanlar bangır bangır çalıyor! Vahşi kentleşmeye dur denilmesi gerekiyor. Niye mi? Atık yönetimi, çevresel sürdürülebilirliğin en kritik ve öncelikli halkası olduğu için! Atığın doğaya ve ekonomiye verdiği zarar yalnızca çöp haline geldiği son aşamada değil; üretimden tüketime, toplamadan imhaya ve geri dönüşüme kadarki sürecin bütün aşamalarında kendini gösterir. Bu nedenle atık artışıyla mücadele, bütüncül ve titiz bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Ne kadar çok atık, o kadar çok kaynak tüketimi!
Destinasyon mirası ve hafızası kavramına geri dönecek olursak; Antalya'nın kartpostallara yansıyan en önemli simgelerinden biri olan Nostalji Tramvayı belirsiz süreli seferlerini durdurdu. Antalya'nın kalbindeki bu ikonik simgenin durdurulması, kentsel hafıza ile teknik zorunluluklar arasındaki hassas dengenin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Tarihi Saat Kulesi'nin yapısal güvenliği gibi kritik bir risk ortadayken alınan bu kararın gerekçesi anlaşılabilir olsa da kentin ruhunu taşıyan bir değerin kaldırılmak yerine modern mühendislik çözümleriyle yaşatılması beklentisi toplumsal motivasyon açısından son derece önemlidir. Destinasyon yönetimi tam da bu noktada öne çıkmaktadır, sadece fiziksel altyapıyı korumakla kalmayıp şehrin kimliğini ve kültürel izlerini geleceğe taşımak gerekmektedir. Zira nostalji tramvayı gibi simgeler kayboldukça, şehirler kimliksizleşme tehlikesiyle daha hızlı yüzleşmektedir.
Ne yapılabilir?
Gelişmişliğin en önemli unsurlarından olan raylı ulaşımdan vazgeçmek yerine, hattın güzergahında güncelleme yapılmalıdır. Tramvay okula giden gençlerin, emeklilerin, turistlerin, bölge sakinlerinin severek kullandığı ve ihtiyaç duyduğu bir ulaşım ve nostalji aracıdır. Kent hafızasını silmekten vazgeçip tüm tarafların ve gerekliliklerin menfaatine kararlar alınmasını ve bunların kamuya duyurulmasını istiyoruz.
İlgili Haberler

TÜROFED'den Çin pazarı için önemli görüşme! Turist sayısını artıracak adımlar atılıyor
TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı, Çinli seyahat platformu Fliggy'nin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelirken; Türkiye'nin Çin pazarında daha fazla tanıtılması için yapılacak çalışmalar ele alındı.

Önce Aletten Şüphelenin




%20(2).gif)

