serdar@dm-consultancy.com

Algı yönetimi ile 'sorun' nedir, nasıl algılıyoruz?

Algı yönetimi tipik bir toplum mühendisliği dalıdır ve başarı ile uygulama şansı oldukça yüksektir.

 Bunun tek nedeni algının elle tutulur verilere değil daha çok insan zihnini okşayıcı belirteçlerle kurgu ve uygulamaya konmasıdır. Zaten kısmen ele almaya gayret edeceğim nokta gerçeklik yerine farklı bir düzlemde kaygan bir zemin oluşturulması ve bu aşamada sağlam ve yerli yerinde hiçbir şey kalmadığı için insanların görme alanları önüne konan objelere itibar etmek zorunluluğudur. Bir takım sendrom isimleri ile anılmaya çabalansa da, duyguların baskılanması insanın zihnini ele geçirmek ve güdülecek bir sahne yaratmak bakımından oldukça elverişli ortam hazırlayacak özelliğe sahiptir. Öyle ki işlemler ortadan kalktığı ve uygulama sona erdiğinde içinde olunan ortamı kimsenin kabul etmediği ve tanım olarak belli bir süre beyinlerinin uyuşturulduğu veya körlüğe yol açtığı kayıtlarda mevcuttur. Yöntem oldukça teknik ve bilimsel olduğu için öncelikle 1980 yıllarda iş piyasasında yaygın kullanılmış, böylece kapitalizmin küllerinden tekrar ateşini parlatarak yeniden doğmuştur. Ancak bu sefer çaresizlik içinde olan politikada uygulamaya konmuştur. Çünkü politikacı son otuz yılda uç veren hiçbir sorunu çözmek niteliğine sahip olmamak yanında sürekli dikkatleri başka tarafa çekerek kazanımlar elde etmeyi iyi öğrenmiş, vahşi kapitalizmin ayakları altında ezilen geniş kitleler sadece günü geçirmek için kısa erimli ve avanta düzenine uygun dayatılan sistemi kabul etmişlerdir.

Sistem süslü ve parlak vaatlere sahip olmasa da farklı bir konforu halkın önüne koymuş, lüks malzeme satın almak eskiden olası değilken, muazzam bir para arzı yaratan plastik para ile doymayan bir borca yazılan alış veriş düzeneği her olanağı kişiye sunmaya başlamıştır. Öyle ki, kredi kartı ile arabalar alınabilmeye başlamıştır. Bunun benzeri katalog üzerinden ev veya diğer emtia satışları patlamış ve bu çılgınlık halen tam gaz devam etmektedir. Geniş kitlelere verilen mesaj, her şeyin daha iyi olacağı şeklindeyken işlerin böyle olmadığı GDO ve hayvan çiftliklerinde görülmeye başlanmıştır. Suni bir ortam yaratılarak borç batağı oluşturulmuş adeta insanlar uyuşturularak bu bataklığa çekilmeye başlanmıştır. Tabi ki bunun tersi olan uyarılar ve bilimsel çalışmalar tüm hızı ile yapılmaktaysa da algı yönetimi ile tüm bu veriler yok sayılarak vatandaşa nurlu ufuklar pazarlanmaya devam edilmiştir. Bugün Amerikan ekonomisinin batak miktarının hesaplanmış 17,7 Triyon doları dışındaki büyüklüğü henüz dile getirilememektedir. Aynı şey AB için de geçerlidir. Bizlerin bildiği kadarı ile sürekli olarak ekonomik başarılardan bahseden ülkeler nedense düze çıkamamaktadırlar. Ancak önemli bir uyarıyı ileri ülkeler halklarına yapmakta ve borç yerine paralarını ellerinde tutmaları ve ekonomiye katkı sağlamaları yönünde bildirimler yapılmaktadır. Özellikle sosyal, maddi ve teknik bakımdan en ileri İskandinav ülkeleri buna güzel örneklerdir.

Aynı modeli tüm diğer ülkeler ve halklara uygulamak olası değil midir? Tabi ki olasıdır ancak bu sistem savaş ve halkı gütmek yerine birlikte barış içinde paylaşımı öne koymaktadır. İşte bu noktayı anlamak ve algılamak kolay olmasına rağmen etkin medya çalışması ile zorluk çıkartılmakta ve vatandaşı kafası karıştırılmaktadır. Zaten başta bahis konusu edilen algı şaşırtmacılığı tam da bu iş için düzenlenen iyi bir programdır. Bu paket içinde orijinal ve doğal her türlü yapının dönüştürülmesi ve yerine sakil suni malzemelerin konması en önemli özelliktir. İşte bu nedenle insanlar ormanları kesilmesine razı olup doğayı betonlaştırıp üzerine evler, AVM ler yaparak bu binaların balkonlarına bitkiler ekmektedirler. Ağaçları kesip tarla haline getirmekte, geri kalan toprağa kısmen süs bitkileri ekerek öğünmektedirler. Bu tabloyu hemen tüm şehirlerde görebilirsiniz. Yüz binlerce insan her yıl yol kenarındaki bitkiler için emek sarf etmekte ancak bu çalışmaların tabiata olumlu bir etkisi olmamaktadır. Eğer aynı ekipler her yıl süs bitkisi yerine ağaç dikmeyi öğrenseler kısa bir süre içinde ülkemiz yemyeşil olabilir. Özellikle bu sıcak havalarda yollara bakarsanız asfalttan yükselen kavurucu sıcaktan kurtulmak için insanların bina gölgelerine veya varsa tek tük ağaç gölgesine sığınma çabalarını görebilirsiniz. Burada dikkat çekilecek özellik, insanların tüm bu sorunları bilmesi gerekmesine rağmen üç maymunu oynamanın daha cazip gelmesidir. O halde kamu görevini yerine getirmeli ve halkın vergileri ile oluşturulan devlet bütçesini halkın faydasına kullanmak için gerekli düzenekleri araştırarak ortaya koymalı, vatandaşın varsıllığı ve sağlığını koruyacak tedbirleri almalıdır. Bunu yaparken gerçeği ödünsüz ortaya koymalıdır.

YANILSAMALAR: EKONOMİ TIKIRINDA –

Paradan 6 sıfır atılınca sadece telaffuzu değişir. Bugün halen para birimlerinin söylenişinde ortak bir dil kullanılamamaktadır. Diğer taraftan sıfırlar atılarak maddi anlamda elde edilecek bir kazanım veya kayıp söz konusu değildir. Bu ise basit bir matematik sorusu olmasına rağmen çoğunluk propaganda etkisi altındadır.

TURİZM UÇURUR –

Turizm bacasız sanayidir ancak tüm gereksinimleri doğru ve gerçekçi olarak yerine getirilip güncel duruma ayak uydurulabilirse. Sık değiştirilen yasalar ve doğa tahribatı ile herhangi bir yere varılmadığı görülmesine rağmen inatla aynı hatalarda ısrar edilmektedir. Hâlbuki sezonu 12 aya uzatma yanında farklı ve çeşitlendirecek tedbirlerin alınması ve gelecek yıllara uzanan planlamalar yapılırsa kazanım elde edilmesi söz konusu olabilir. 

3.HAVALİMANI –

Ülkeye gelen turist sayısının önce 3 misli sonra 6 misli bir kapasite ile yapılacağı iddia edilen projenin olabilirlik ayağı havadadır. İstanbul’a her yıl 10 milyon turist indiği hesap edilse bile bugün yaşanan sıkışıklığın kapasite ile değil yönetim beceriksizliği olduğu ortadadır. İstanbul’u bir kilit yaparak tüm uçuşları buradan yapmanın ve şehre gelen insanların toplu taşıma seçeneksizliği tam bir kargaşa yaratmaktadır. Şehrin iki yakasındaki havalimanlarının yükü kaldırmaması işletme eksikliği ve büyük bir hesapsızlıktır.   

HIZLI TREN –

İstanbul havalimanı ile doğrudan bağlantılı olan toplu ulaşım projelerinde de kafalar karışıktır. Resmi olarak ilan edilen hız büyüklüğü 130 km/saat olup buna “hızlı” demek doğru değildir. Çünkü dünyada hızlı tren kavramı teknik dilde Maglev olarak adlandırılan tarz olup bu trenlerin hızı saatte 550 km dir. Bu trenler Amerika, Japonya, Almanya, Fransa, Çin gibi gelişmiş ülkelerde kullanılmaktadır. Sistemde ray olsa da tren bu rayın üzerinde hava yastığı ile temas etmeden adeta uçarak gitmektedir. Bizde ilan edilen sistem eski raylar üzerinde yaklaşık 35-40 yıl önceki tekniktir.

3.KÖPRÜ –

Dünya inşaat kavramında güzel laf vardır. “Köprü lafı söylenmeye başladığında kuyruk başlar”. Ne kadar doğru değil mi? Kimse gerekli mi diye değil nasıl geçerim diye düşünmektedir. Bugün elimizdeki teknolojik iletişim olanaklarıyla trafiğin en büyük problem yarattığı İstanbul devasa şehrinde trafiksiz bir düzenek kurulmaz? Çalışanlarla işyerlerini aynı kıtaya almak, çalışanların kendi evlerinde olanaklar içinde çalışmalarını yaparak görüntü ve sesli düzeneklerle toplantılar düzenlemesi olasıdır. Bizler son on yıllarda yurtdışı projelerde şantiyeye belki sadece birkaç kez gitmekte tüm çalışmamızı ofisimizde yaparak zaman, seyahat ve masraflardan kurtulmaktayız. İşin kalitesinde bir sorun da olmamaktadır. Yeter ki uyumlu bir planlama ve program yapmak becerisine sahip olunsun.        

KAMU SPOTLARI –

TV lerde bazı kamu spotları dehşet verici boyutlardadır. Örneğin Çevre Bakanlığı, toprakların korunma ve iyileştirilmesi için reklam filmi hazırlatmıştır. Güzel ama bu koruma işini vatandaş kendisi yaparsa sadece bireysel olur ama konu büyük topraklar için geçerlidir. Yani asıl işi toprakların korunması olan bir bakanlık kendi yapmadığını vatandaşa haber vermektedir. Bir diğeri gıdalarla ilgili olandır. Siz markete gidip bir ürün alırken onunla ilgili tüm bilgileri elde edebiliyor musunuz? Paketlerde çok küçük yazılı olanlar yanında örneğin lacivert kapak üzerine siyah yazılı olanlara ne demeli? Bunu halkın düzletme olanağı var mı? LÖSEV ilanları ilginçtir. Neden ilgili bakanlıklar bu önemli tesislerin kurulmasına destek olmaz ve arabesk yayınlara izin verirler? Benzeri AKUT için geçerlidir. Böyle düzgün çalışan ve kendini bu işe adayan bir STÖ baltalanarak AFAD diye alternatif yaratılmıştır. Peki, hepimizin sorması gereken bir soru yok mu? Kim neyi kim için yapıyor? Hizmet amaç ise bu işi iyi yapana, becerikli olan desteklenip örnek alınması gerekmez mi? Neden devlet her işin içinde? En gırgırı ise okullara sandviç hazırlayan spot idi. Çalışanlar terleyince yanındaki çalışan onun terini siliyor. Bu konuda bir yazı ile soru sordum ve bakanlıktan gelen yanıt ilginçti. Burada filmlerde doktorun ameliyat yaparken ter silmesi örnek alınmış. Ama bu işe karar veren yetkili, ameliyathanede böyle bir şeyin sadece filmlerde olduğunu bilemiyor. Gıdaların hazırlık alanlarında ter oluşmasına izin verilmeyecek tedbirlerin alınması işin proje aşamasında giderilir. Yoksa hijyenden bahsetmek olanaksızdır. Kime anlatalım?          

Bu Makale 22.12.2014 - 14:04:50 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • kasım - 16.12.2014 - 01:55

    Selamlar serdar bey, Yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum. Acaba terör veya başka bir olumsuz sebepten ötürü bir şehir ALGI YÖnetimi çalışması yapmak isterse ne tür tavsiyeleriniz vardır? Teşekkürler kasimbaglam@hotmail.com

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.