"Lüks artık pırlanta döşeli odalar değil keyfin kendisidir"
The Marmara Group COO’su Ata Eremsoy, yeni nesil lüks anlayışının turizme yansımasını ve otelciliğin değişen dinamiklerini Turizm Güncel’e anlattı. Eremsoy’a göre yeni nesil lüks; altın boyalı, pırlanta döşeli odalardan ziyade deneyim, iyi hissetme ve keyif anlamına geliyor.

Türkiye turizm sektörünün köklü ve simge markalarından The Marmara Group’un operasyonel başarısının arkasındaki kritik isimlerden biri Ata Eremsoy. Kariyerine 1988 yılında The Marmara bünyesinde başlayan Eremsoy, işin mutfağından COO’luğa uzanan başarılı ve istikrarlı bir yolculuğa imza attı. The Marmara Group’ta Operasyonlardan Sorumlu Başkan (COO) olarak görev yapan Eremsoy, Turizm Güncel’den Okan Beltek’in sorularını yanıtladı. Değişen lüks anlayışı, yerel deneyimlerin önemi, teknolojinin otelciliğe katkısı ve gençlerin kariyer yolculuğu üzerine değerlendirmelerde bulundu.
İşte Eremsoy’un sorulara verdiği yanıtlar:
The Marmara gibi ikonik ve köklü bir markanın operasyonlarını yönetmek size ne gibi sorumluluklar yüklüyor?
Her şeyden önce marka felsefesinin ve markanın dışarıdan nasıl algılandığının sahibi ve bekçisi olmaya çalışıyorsunuz. Bunu tek başınıza yapamazsınız. Tüm ekibinizle aynı felsefeyi yukarıdan aşağıya aktararak markanın köklerine sadık kalmaya çalışırsınız. Aynı zamanda bulunduğunuz yeri yalnızca korumakla yetinmeyip üzerine koyarak marka kalitesini artırırsınız. Bu, azımsanacak bir sorumluluk değil; ancak keyifle yaptığım bir iş.
Lüks otelcilik anlayışı son yıllarda kabuk değiştiriyor. Günümüzde “yeni nesil lüks” sizce ne anlama geliyor? The Marmara olarak bu dönüşüme nasıl uyum sağlıyorsunuz?
Turizm ve otelcilik yaşayan bir sektör; bu nedenle her şeye uyum sağlamak zorundasınız. Otelcilik hayatın bir parçası. Her tür misafirin beklentisine, onlar gelmeden önce hazırlanmanız gerekir. Elbette dünyadaki eğilimleri, sosyolojik yapıyı ve yeni talepleri takip ediyor; gerekli hazırlıkları tüm otellerimizde yapıyoruz.
“LÜKS ARTIK ALTIN VEYA PIRLANTA DÖŞELİ ODALAR DEĞİL”
Lüksün tanımı değişiyor. Artık konfor; kendinizi iyi hissetmek, bulunduğunuz yerden bir hikâyeyle ayrılmak ve iyi duygularla yolunuza devam etmek demek. En büyük lüks de bu. Lüks artık altınla boyanmış duvarlar veya pırlantayla döşenmiş odalar değil; keyfin kendisi. O keyfi sağlayan her şey, bence lüks tanımının içinde. Biz de bunları en yüksek standartlarda sunan bir kurumuz.
.jpg)
“BULUNDUKLARI YERLERE ANLAM KATAN YAPILARA SAHİBİZ”
Seyahatseverler artık yalnızca konforlu bir oda ve iyi bir konum değil, yerel ve unutulmaz deneyimler de arıyor. Bu noktada misafirlerinize neler sunuyorsunuz?
En önemli özelliğimiz, yatırımcılarımızın bulundukları yere anlam katan yapılara sahip olması. Bunların başında, ikonik bir simge yapı olan The Marmara Taksim geliyor. Önünden geçerken altındaki Cafe Marmara’yı görüp ayrı bir kültürle karşılaşacağınız bu yapı, Türkiye’nin buluşma noktalarından ve İstanbul’un en bilinen yerlerinden biri. Avrupa Yakası’nın en yüksek ve uç noktalarından birinde konumlandığı için terasından İstanbul’u 360 derece görebileceğiniz nadir otellerden. Konumu sayesinde önü kapanmıyor; yükseldikçe farklı manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Üst katlarda, eşsiz manzarasıyla İstanbul’u deneyimleyebileceğiniz Okra Restoran bulunuyor. Çatıda ise 600 metrekarelik açık alana sahip Upperist barımızda, nefes kesen manzara eşliğinde İstanbul’un her anını yaşayabileceğiniz bir deneyim sunuyoruz. Yan girişimizdeki Indo-China Dubb Restoran da yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin en tanınmış Hint restoranlarından biri; bugün Asya ve Hint mutfaklarının seçkin lezzetlerini sunmayı sürdürüyor.
“CAZDAN GASTRONOMİYE BİRBİRİNDEN ÖZEL DENEYİMLER SUNUYORUZ”
Buradan 10 dakika yürüyerek The Marmara Pera’ya gittiğinizde Pera 77 Caz Kulübü’yle karşılaşıyorsunuz. Çarşambadan cumaya düzenlenen programlarda dünyanın ve Türkiye’nin önemli caz sanatçıları sahne alıyor. Türkiye’nin önde gelen caz kulüplerinden biri olarak eşsiz bir deneyim sunuyor. Üst katta Mikla Restoran var; Türkiye’nin ilk Michelin yıldızlı restoranı. Onun üzerinde ise Haliç, Boğaz ve Galata Kulesi’ni kapsayan, bölgeyi 360 derece deneyimleyebileceğiniz etkileyici bir manzara bulunuyor.
“ESMA SULTAN YALISI’YLA YILDA 80 ÜLKEYE HİZMET VERİYORUZ”
Yalnızca otel işletmiyoruz; etkinlik mekânlarımız da bulunuyor. Esma Sultan Yalısı, dünyanın en prestijli etkinlik ve düğünlerine ev sahipliği yapan bir nokta. Konumu, hizmet kalitesi ve yiyecek-içecek deneyimiyle rakipsiz bir yer. Yılda yaklaşık 80 ülkeye hizmet veriyoruz. Buradan edindiğimiz 35 yıllık deneyim sayesinde çok güçlü bir catering yapımız var. Yakında bu yapıyı Maison Marmara adıyla anacağız.
500 YILLIK HAMAM YENİDEN HAYAT BULDU
Bir başka örnek, iki yıl önce Zeyrek’te açtığımız Çinili Hamam. Burası, 1530’larda Barbaros Hayreddin Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı bir yapı. Restorasyonu 13 yıl sürdü. Almanya’daki BMW Müzesi’ni tasarlayan ve Mısır’daki Grand Museum üzerinde de çalışan Atelier Brückner imzalı, iki katlı bir müzeye sahip. Müzede suyun hamama nasıl ulaştığını, hamamın nasıl çalıştığını, çininin ne olduğunu ve hamam kültürünü anlatıyoruz. Bu yıl National Geographic tarafından en iyi SPA seçilen Zeyrek Çinili Hamam, hem Zeyrek’e hem de çevresine büyük değer kattı. Bizimle birlikte bölge de farklı bir gelişim gösteriyor ve kendini toparlamaya başlıyor.
ABD LÜKS PAZARININ PARMAKLA GÖSTERDİĞİ OTEL
Bodrum ise bambaşka bir yer. Orada 12 ay açık olan, kuş bakışı Bodrum manzarası sunan ve Türkiye’nin ilk lüks oteli sayılan The Marmara Bodrum bulunuyor. 1999’da açıldığında ABD lüks pazarındaki Virtuoso acentelerinin parmakla gösterdiği ve Virtuoso Hotel seçilen bir oteldi. İlk günden bu yana aynı ruhu koruyan; içinde adeta bir müzeyi gezer gibi dolaşabileceğiniz, iki günlük konaklamanın ardından kendinizi 10 gün dinlenmiş gibi hissedebileceğiniz eşsiz bir otel.

DÜNYADA TEK ÖRNEK: DÖNEN OTEL BİNASI
Antalya’ya geçtiğinizde şehir merkezindesiniz. Burada kendi ekseni etrafında dönen ve dünyada su üzerinde dönen tek otel binası olma özelliği taşıyan 24 odalı bir yapımız var. Sabah deniz manzarasıyla uyandığınız odanızda, akşam dağ manzarasını görebiliyorsunuz. Falezlerin üzerindeki 70-80 metrelik tünelden denize doğru yürürken daha ilk anda sıra dışı bir yere gittiğinizi hissediyorsunuz; adeta bir James Bond filmindesiniz. Ayrıca Antalya’da benzeri olmayan bir biçimde, kayaların üzerinden denize girebiliyorsunuz.
Konfor denince İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki iki rezidansımızı da anmak gerekir. Bunlardan ilki, Bağdat Caddesi üzerinde 1984’ten bu yana hizmet veren ve lüksü konforla buluşturan The Marmara Suadiye Residence. Dünyaca tanınan bu cadde üzerindeki benzersiz bir konumda bulunuyor. Çamlıca’da ise iki binadan ve 87 birimden oluşan The Marmara Çamlıca var. Etkileyici bir koruya bakıyor; yemyeşil bir çevrede yalnızca kuş seslerini duyuyorsunuz. Burada konakladığınızda, İstanbul’da değil de yeşil bir vahanın içinde yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
“BULUNDUĞUMUZ BÖLGEYE VE ÜLKEYE DEĞER KATIYORUZ”
Bu bakımdan şanslıyız. Her yatırımımız kendi bölgesine, turizme ve ülkemize değer katıyor. Yalnızca kendi değerini artırmakla kalmıyor; markamızın bölgeye girmesiyle yerel paydaşlar da bizimle birlikte hareket ederek daha iyi bir noktaya ilerliyor. Sanırım bu örnekler, önceki sorunuzun yanıtını da yeterince kapsıyor.
“SEKTÖRÜN TEKNOLOJİDE ÖNCÜ MARKALARINDAN BİRİYİZ”
Yapay zekâ ve otomasyon, her alanda olduğu gibi otelciliği de değiştiriyor. Grup olarak teknolojiyi nasıl kullanıyorsunuz?
Bizi iyi takip edenler, özellikle meslektaşlarımız bilir: İlk günden bu yana sektörün teknolojide öncü markalarından biriyiz. Bir sistem seçerken ince eleyip sık dokur, uzun vadeyi düşünür ve dünyadaki en doğru çözümü belirlemeye çalışırız. Ardından o yatırımı yaparız. Yatırım-fayda oranı açısından sektörde teknolojiden en çok yararlanan markalardan biriyiz.
“YAPAY ZEKÂYA BEŞ YILDIR YATIRIM YAPIYORUZ”
Yapay zekâ bugün yeni yeni geniş kitlelerce konuşuluyor; biz ise bu alana beş yıl önce yatırım yapmaya başladık. Konu gündeme geldiğinde özellikle robotik süreçlerde önemli mesafe katetmiştik. Bu teknolojileri muhasebe ve rezervasyon gibi süreçlerimizde kullanıyorduk. Hevesli, öğrenmeye açık ve meraklı bir grubuz; bu yaklaşım bizi her gün gelişmeye yöneltiyor.
Bilgi teknolojileri ekibimizin yanı sıra beş kişilik bir “Digital Intelligence” ekibimiz var. Her hafta, akademide ve dünyanın önde gelen sosyal medya şirketlerinde görev yapan uzmanlarla toplantılar düzenliyor; ABD’den bilgi desteği alıyoruz. Bunu yapmamızın üç nedeni var: Meraklıyız, öncü olmak istiyoruz ve hızlı hareket edebiliyoruz. Bir şeyi görüp karar verdikten sonra hızla harekete geçeriz; öncesinde ise sağlam bir planlama yaparız. Planlama sürecini yeterince olgunlaştırmadan yola çıkarsanız aksaklık yaşayabilirsiniz.
Yapay zekâyla, adını ilk duyduğumuz andan beri iç içeyiz. Nitekim bu görüşmeden sonra ekibimizle iki proje üzerinde çalışacağız. Dün verdiğim bir projeyi hayata geçirdiler. Pazarlama direktörümüzün takip ettiği başka bir alanda da otelcilikte önemli bir ihtiyaca karşılık veren, pazarlama odaklı kendi yazılımımızı geliştirdik. Bu yazılımın gelir ve rezervasyon artışına katkı sağlamasını bekliyoruz. Her gün yeni bir proje çıkarabiliyoruz; bazıları uzun soluklu oluyor, bazılarını ise kısa sürede tamamlıyoruz. Bu projeleri kendi bünyesinde hayata geçirebilecek yetkinlikte bir ekibiz.
.jpg)
“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DE SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI”
Sürdürülebilirlik ve yeşil otelcilik artık bir zorunluluk. The Marmara bünyesinde bu alanlarda neler yapıyorsunuz?
The Marmara, kurulduğu günden bu yana doğaya, insana, hayvana, havaya ve suya saygı gösteriyor. Bu yaklaşım, markamızın DNA’sında var. Bu nedenle Türkiye’de sürdürülebilirlik sertifikası alan ilk otellerden biriyiz ve bu konuda öncülük ediyoruz. Elbette yaşam ve gereklilikler değiştikçe yeni uygulamaları da sürece dâhil ediyoruz; gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Sürdürülebilirliğin kendisi de sürdürülebilir olmalı. İnsanlık ve doğa için gerekenleri, birilerinin söylemesini beklemeden, ilk günden bu yana insanlık görevi olarak yerine getiriyoruz.
Son yıllarda Türkiye’ye yönelik “pahalı” eleştirileri yapılıyor. Bir sektör profesyoneli olarak buna katılıyor musunuz?
Konuya iki açıdan bakalım. Dünyanın her yerinde pahalı, normal fiyatlı ve ucuz seçenekler var; bu Türkiye için de geçerli. Pahalılaştık mı? Evet, ancak dünya da pahalılaştı. Pandemi öncesinde yurt dışında Michelin yıldızlı bir restoranda 100-150 avroya yemek yiyebiliyordunuz. O gün için bu tutar da pahalıydı; bugün ise 350-400 avro ödemeniz gerekebiliyor. Onlar pahalılaştı mı? Evet.
“UÇ ÖRNEKLERE ODAKLANMAK DEĞİL, ALTERNATİF YARATMAK GEREKİYOR”
Türkiye neden pahalılaştı? Bildiğimiz ekonomik koşullar nedeniyle fiyatlar yükselmek zorunda kaldı. Yiyecek-içecek tarafında en büyük etkenler, enflasyonist ortam ve kur koşulları. İkinci olarak, ayakta kalmanın maliyeti arttı. İşinizi sürdürebilmek için siz de bu maliyeti karşılamak zorundasınız. Öte yandan alternatif var mı? Elbette; onlarca alternatif var. Ancak hem gündelik hayatta hem de habercilikte sürekli uç örneklere odaklanıyoruz. “Eskiden gittiğim restoran pahalılaştı” deyip dışarı çıkmaktan vaz mı geçeceksiniz, yoksa alternatifler yaratarak kendinizi iyi hissetmeyi sürdürecek misiniz? Bu, konuya hangi açıdan baktığınıza bağlı.
“YABANCI ZİYARETÇİ İÇİN PAHALILAŞTIK”
Yabancı ziyaretçi açısından baktığımızda Türkiye elbette pahalılaştı. Çünkü onların alışkın olduğu yerlerde de fiyatlar yükseldi; yükselmek zorunda kaldı. Kiralar arttı, çalışanların yaşam kalitesini desteklemek için ücretleri artırmanız gerekti ve ürün fiyatları yükseldi. Bütün bunlar maliyetlere yansıdı. Ancak İstanbul’da çok sayıda alternatif var. Konfor alanınızın biraz dışına çıktığınızda sizi iyi hissettirecek yerler bulabilirsiniz. Özellikle Türkiye gastronomi alanında son beş yılda inanılmaz ilerledi. Kendinizi rahat hissedeceğiniz ve bütçenize uygun yeni yerler keşfettiğinizde, Türkiye’nin bütünüyle pahalı olmadığını görürsünüz.
“ÜST SEGMENT TURİST İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YAPI ŞART”
Yüksek nitelikli ve yüksek gelir grubundan daha fazla turist çekebilmek için neler yapılabilir?
Bu, bütünüyle bir pazarlama stratejisi; stratejinin temelinde de altyapı var. Altyapı yalnızca yollarla, havalimanlarıyla veya uçakların konforuyla sınırlı değil. Bunlarla ancak bir yere kadar ilerleyebilirsiniz; bunun ötesinde kültür devreye girer. Şöyle özetleyebilirim: Doğduğum andan itibaren aldığım terbiye ve benimsediğim yaşam kalitesiyle insanlara kendilerini iyi hissettirmeyi öğrenirsem, önce yaptığım işi kendim için iyi yaparsam, aynı yaklaşımı misafirlerime de sunabilirim. Lüksün başlangıç noktası aslında budur.
Türkiye bu alanda yeni gelişen bir dönemde. Bu bir kültür meselesi. Kültürünüzü ne kadar yukarı taşır, lüksü ve üst segment deneyimi bu kültürle ne kadar iyi harmanlarsanız dünyada buna para harcamaya hazır insanlar bulursunuz. Yeter ki gerekli görgü ve kültürle sürdürülebilir bir yapı kurun.
“BİR YABANCI İÇİN İSTANBUL’DA DAHA GÜZEL BİR KONUM YOK”
The Marmara Taksim, şehrin simge yapılarından biri. Bir şehirle ve bölgeyle bu kadar bütünleşmiş bir yapıyı yönetmenin avantajları ve dezavantajları neler?
Hiçbir dezavantajı yok. Bir anlamda bina olarak şehrin bekçiliğini yapıyorsunuz. İstanbul’un neresi gösterilirse gösterilsin, bu yapı için “şehrin merkezi” deniliyor. Dolayısıyla yalnızca şirkete karşı değil, topluma karşı da bir sorumluluğunuz var. Burası topluma mal olmuş; açıldığı günden bu yana şehirde yaşayan pek çok kişinin bu bölgede bir anısı bulunuyor.
Dünyanın en güzel manzaralarından birine ve en iyi konumlarından birine sahibiz. Yanımızda AKM, diğer tarafta İstiklal Caddesi var. Ara sokaklarda yürüdüğünüzde kendinizi yedi katmanlı şehrin mistik noktalarında buluyorsunuz. Eski İstanbul’a; Karaköy’e, Mısır Çarşısı’na, Ayasofya’ya, Galataport’a ve Galata Kulesi’ne yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Bir yabancı ziyaretçi için bundan daha güzel bir konum olabilir mi? Son dönemde herkesin peşinde olduğu “yerel olma” deneyimi açısından daha iyi bir yer düşünülebilir mi? Bu nedenle The Marmara Taksim, İstanbul’a ilk kez gelecekler için eşsiz bir seçenek.
“DOĞRU FIRSATI YAKALARSAK YATIRIM YAPMAKTAN ÇEKİNMEYİZ”
The Marmara olarak önümüzdeki döneme ilişkin yatırım ve büyüme stratejileriniz neler?
Bunların tümü karşınıza çıkacak fırsatlarla ilgili. Doğru fırsatı doğru zamanda yakalamak gerekiyor. Bazen beklemediğiniz bir fırsat sizi yatırım yapmaya yöneltebilir. Biz de doğru yer ve doğru fırsatın, doğru zamanda karşımıza çıkmasını bekleriz. Uygun fırsat oluştuğunda adım atma yetkinliğine sahibiz. Bu nedenle şu anda spesifik bir şey söyleyemem; ancak bize uygun fırsatlarla ilerlemek ana hedefimiz.
Kariyerinizde bir oteli yönetirken edindiğiniz ve hayatınızın genelinde uyguladığınız bir prensip var mı?
Ritüellerim var. Herkesin bir ritüeli olması gerektiğine inanıyorum. Ritüel, aslında disiplindir; disiplin de işinize ve hayatınıza yansır. Her sabah sevdiğiniz işe bir an önce gitme isteği duyabilmek, insan sevgisiyle kurduğunuz bağdır. İnsanları sevmiyorsanız bu işi samimiyetle yapamazsınız. Samimiyetsizlik yüzünüze yansır; bunu yalnızca misafirler değil, birlikte çalıştığınız herkes hisseder. Bu nedenle herkesin bir ritüeli olmalı; o ritüel disiplini getirmeli ve disiplin işe yansımalı. En önemlisi de işinizi sevmelisiniz.
.jpg)
“EN İYİSİ OLMAYA GAYRET EDERSENİZ HAYAT HER ZAMAN KAZANDIRIR”
Sektörün en önemli sorunlarından biri yetişmiş iş gücü. Bu mesleği kariyer olarak seçmek isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?
Buraya çok sayıda lise ve üniversite öğrencisi stajyer olarak geliyor; yaklaşık 120 stajyerimiz var. Üniversite tercih dönemlerinde konuşmalar yapmak üzere okullara davet ediliyoruz, üniversite öğrencileri de bizi ziyaret ediyor. Kendi çocuklarıma, yakınlarıma ve genç arkadaşlarıma söylediğim tek bir şey var: Seveceğiniz mesleği yapın. Mesleğinizi sevmiyorsanız bile, onu en çok seven kişiymiş gibi çalışın. Bir işi çok iyi yapıyor ve her koşulda en iyisini ortaya koymaya gayret ediyorsanız, hayat size karşılığını verir. Ancak yalnızca günü geçirmek için çalışırsanız, yarın kendinizi bir çıkmazda bulabilirsiniz.
“TEMELİNİZ SAĞLAMSA SİZİ KİMSE DEVİREMEZ”
Spor geçmişi olan biri olarak bunu şöyle açıklıyorum: Her şeyin bir “fundamental”ı, yani temeli vardır. Mesleğiniz ve hayatınızla ilgili doğruları içselleştirecek kadar kendinizle ve işinizle zaman geçirirseniz, zamanla doğru hareketleri doğaçlama biçimde yapabilecek bir zihin ve kas hafızası geliştirirsiniz. Temeliniz sağlamsa, yukarı çıktığınızda sizi hangi taraftan iterlerse itsinler devrilmezsiniz.
Bu nedenle seveceğiniz işi seçin ve o işte en iyi olmaya gayret edin. Bunun doğrudan kazançla ilgisi yok. İyiyseniz seçilirsiniz ya da hayat sizi seçerek başka yerlere taşır. En önemli şey çalışmak, akıllı çalışmak ve kendinize sürekli yeni şeyler katmaktır.
İlgili Haberler

TÜROB Başkanı Eresin'den sektörle ilgili dikkat çeken sözler: Sorun doluluk değil karlılık
TÜROB'un aylık bilgilendirme toplantısı İstanbul'da yapıldı. TÜROB Başkanı Müberra Eresin, doluluk oranlarının geçen yılın üzerinde olduğunu belirtirken; sektördeki asıl sorunun karlılık olduğunu söyledi.

TUI Airline 25 yeni rotayı yaz programına ekledi
TUI Airline, 2027 yaz dönemine ilişkin uçuş programını açıkladı. Kapasitenin 2027’de yüzde 4,6 oranında artması beklenirken, yeni program kapsamında Avrupa genelinde 25 yeni rota açılacak.

Rus turistler en çok parayı Türkiye'de harcadı! ATOR verileri açıkladı
Rus turistlerin 2026 yılı Mayıs-Eylül dönemi arasında satın aldığı en pahalı turlar açıklandı. ATOR tarafından açıklanan verilere göre 10 kişilik aralarında 2 de çocuğun bulunduğu grubun Antalya’da yaptığı 27 gece konaklamalı tur, uçuş dahil 30 milyon 375 bin ruble (yaklaşık 365 bin dolar) tuttu.
Yorumlar (1)
Ata eremsoy ekleme
Lüks, Standartların Bittiği Yerde Başlar... Otelcilik sektörünün deneyimli bir ismi olarak, uzun vadeli müşteri sadakatini sağlayan gerçek farklılaştırıcı unsurların standart operasyon prosedürleri veya lüks olanaklar değil, duygusal bağ ve kültürel zeka olduğunu savunuyorum. Aynı lüks otele aynı anda gelen iki misafiri düşünün. Birincisi deniz manzaralı Başkanlık Süiti için 2.000 dolar öderken,ikincisi standart bir oda için 250 dolar ödüyor.Bu iki misafire farklı hizmet sunulmalı mı? Çoğu insan "Elbette"cevabı verir.Ancak çalıştığım otellerden sonra farklı bir sonuca vardım.Oda fiyatları değişebilir,ancak saygı,ilgi ve gerçek özen seviyesi asla değişmemelidir.Bana göre,gerçek lüks bugün bunu ifade ediyor. yıldızlı restoranlar, tasarımlı iç mekanlar,devasa havuzlar ve gösterişli spa'larla ilişkilendirmeye alıştık.Ancak sadık bir misafire neden her yıl aynı otele geri döndüğünü sorarsanız, nadiren banyodaki mermer veya süitteki duvar rengi der.Daha sıklıkla insanlardan bahsederler. Tercihlerini hatırlayan resepsiyonist, sorun ortaya çıkmadan önce çözen misafir ilişkileri veya bir yıl sonra en sevdikleri kokteyli hazırlayan barmen.yani Gerçek sadakati yaratan insanlardır. lüksün tanımı bana faturadaki tutarla veya oda kategorisiyle tanımlanmadığını öğretti. Lüks, bir misafirin eve götürdüğü duygudur; gerçekten dinlendiğini hissetmesidir. Oysa sektörümüzün büyük bir kısmı hala en büyük vurguyu standartlarla yapıyor. Çalışanlarımızı misafirin adını kullanmaya, gülümsemeye, yardım teklif etmeye ve standart işletim prosedürlerle çalışmaya eğitiyor.Tüm bunlar önemlidir çünkü standartlar tutarlılık yaratır ve güvenilir bir kalite seviyesini garanti eder. Ancak duygusal bağ kurmazlar.İki misafiri düşünün:biri on altı saatlik bir uçuşu yeni tamamlamış ve sadece dinlenmenin hayalini kurarken, diğeri kariyerinin en büyük sözleşmesini imzalamış ve kutlamaya hazır. Biçimsel olarak, hizmet standartları her iki misafir için de aynı kalır, ancak duygusal durumları tamamen farklıdır. Sonuç olarak, aldıkları hizmet de farklı olmalıdır. Kariyerim boyunca sürekli olarak bir örüntü fark ettim: Çalışanlar ne kadar çok prosedürlere odaklanırsa, en önemli şeyi, yani konukla kurulan kişisel bağı kaybetme riski o kadar artar. Tek bir konaklamayı yıllarca süren sadakate dönüştüren de bu Kişisel Bağlantıdır. Önümüzdeki yıllarda misafirlerin artık güzel binalardan, pahalı malzemelerden, geniş spa tesislerinden veya en son teknolojiden etkilenmeyeceklerine inanıyorum.Bunların hepsi yavaş yavaş standart haline geliyor.Gerçek rekabet avantajı, kültürel zekaya, duygusal olgunluğa ve insanlara gerçek bir ilgiye sahip çalışanlara ait olacak. Bir yerde okumuştum "İnsanlar köprüler yerine duvarlar inşa ettikleri için yalnızdırlar." Bence otelcilik sektörü tam olarak bunu yapmak için var. İnsanlar, kültürler ve beklentiler arasında köprüler kuruyoruz. Ve belki de bir otelin bugün sunabileceği en büyük lüks, bir Başkanlık Süiti değil, birinin sizi gerçekten anladığı hissidir



%20(2).gif)

