Sedat Bornovalı anlatıyor: Ünlü yazar Umberto Eco'yla İstanbul'da 5 gün

Sedat Bornovalı anlatıyor: Ünlü yazar Umberto Eco'yla İstanbul'da 5 gün
Tecrübeli rehber Dr. Sedat Bornovalı ile, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden dünyaca ünlü yazar Umberto Eco ile geçirdiği 5 günü konuştuk. Bornovalı, İstanbul aşığı Eco’nun ülkemizde neler yaptığını ve Türkiye’ye dair izlenimlerini Turizm Güncel’e anlattı.

 
TurizmGüncel
 
Dr. Sedat Bornovalı, Umberto Eco’nun 2013 yılında gerçekleştirdiği İstanbul seyahatinde, kendisine ve ailesine 5 gün boyunca eşlik etti. Umberto Eco ile en fazla zamanı geçiren Türk olan Bornovalı’ya, İstanbul sevgisi herkesçe bilinen dünyaca ünlü yazarın Türkiye ziyaretinde neler yaptığını sorduk. 
 
Kendisiyle nasıl tanıştınız. İstanbul’a gelmeden önce de iletişimde miydiniz? Yoksa sadece buradaki ziyareti vesilesiyle mi görevlendirdiniz?
 
Kendisiyle daha önceden tanışmıyordum. Başkonsolosluğa bağlı olan İtalyan Kültür Merkezi’nin o dönemki yöneticisi Maria Luisa Scolari’nin talebiyle öncelikle İstanbul’da okurlarıyla yapacağı söyleşiyi tercüme etmek için görevlendirilmiştim. Anlayacağınız, 1-2 saatliğine görüşmekten fazlasını hiç aklıma getirmemiştim. Yine de öncesi, sonrası derken birlikte biraz zaman geçirebilecek olmak büyük bir ayrıcalık olacak diye düşünüyordum.
 
Yani Eco İstanbul’u ayrıntılı olarak gezmeyecek miydi? 5 gün burada ne yapacaktı?
 
Aslında İstanbul’u iyi tanıyordu. Kızıyla ziyaret etmişti. Daha önceden İstanbul’a hiç gelmemiş olan eşi bu kez programına katılmaya karar verince gezi organize etme ihtiyacı doğdu. Ondan sonra mesaimiz daha yoğunlaştı.
 
‘ECO, İSTANBUL’U ÇOK İYİ TANIYORDU’
 
İstanbul’u iyi tanıyordu. Ne zaman gelmiş? Nasıl tanımış? Ne düşünmüş? Bunları sizinle paylaştı mı?
 
Bir önceki gelişini basından takip etmiştim. 1998 yılında bir derginin misafiri olarak gelmişti. Ardından da Baudolino’yu yazmış, yeni yaptığı İstanbul seyahatinde gözlemleriyle birleştirdiği bilgilerini kapsamlı olarak aktarmıştı. Yine bir süre önce, Edmondo de Amicis’in çok sevdiği İstanbul kitabının bir yeni baskısına önsöz yazmıştı. Bu klasik esere ve İstanbul’la ilgili birçok diğer yazılı kaynağa çok hakimdi.
 
Peki bu kadar bilgili bir kişiye rehberlik yapma fikri sizi hiç korkutmadı mı?
 
Aslında her yeni karşılaşma bir korkudur. Karşımızdaki kişiyle uyum sağlayıp sağlayamayacağımız konusunda mutlaka biraz kaygı olur. Ancak beklentilerini anladıktan sonrası çok kolay geliyor.
 
Peki Umberto Eco için özel bir hazırlık yaptınız mı?
 
Hiçbir özel hazırlık yapamazdım çünkü zaten onu ben gezdirmeyecektim. 
 
Nasıl yani?
 
İstanbul gezisini organize etme sorumluluğunu alınca bir görev dağılımı yaptık. Üniversiteden eski bir öğrencim, uzun zaman önce, Eco’yla bir araya gelmeyi çok hayal ettiğini söylemişti. Profesyonel bir rehber de olduğu için Profesörü ona emanet etmeye karar verdik. Ancak ardından çeşitli nedenlerle bu planı iptal etmek zorunda kaldık ve son anda görevi üstlendim.
 
Peki nasıl bir kişiliği vardı?
 
Böylesine tanınmış bir için çok mütevazı diyebilirim. Parlak zekası gündelik yaşamının her zaman merkezindeydi. Yazdığı gibi yaşıyordu dersem yanlış söylemiş olmam. Birkaç gün önce söylediği ve o anda anlamı yokmuş gibi görünen bir söz aslında birkaç gün sonraki bir esprisine temel olabiliyordu. Bu tür zihinsel oyunlardan sayısız miktarda üretiyordu. Sohbet ederken dinleyenin dikkatini ve zihnini diri tutan ama bir yandan da yoran uzun bir referanslar dizisini hep takip etmeniz gerekiyordu. Hep takip ediyorum sandım ama belki birçoğunu fark etmedim bile. Ayrıca her zaman neşeliydi. Çok ileri bir mizah duygusu vardı.

Fotoğraflar: Ertan Önsel ve İlhan Hot 
 
'GARİBALDİ BİNASI’NDAN AYRILMADI'
 
Sizinle birlikte, 15 yıl önce gezdiğinden farklı yerler gördü mü?
 
Hemen hemen aynı yerleri gezdik. 1998’den farklı olarak oteline de çok yakın olan İtalyan İşçi Cemiyeti’nin, proje yöneticiliğini yürüttüğüm Garibaldi binasını da ziyaret ettik. Varlığını bile bilmiyormuş; çok çok sevindi. Eski kitaplara olan tutkusu nedeniyle, bastonla yürümesine rağmen kütüphane merdivenlerini hiç tereddütsüz çıktı. Beş dakika diye uğramıştık ama ayrılmak istemedi. Bunun dışında önceleri görmüş olduğu yerlerin bir kısmının tümüyle değiştiğini fark etti. Özellikle Piyerloti’yi neredeyse tanıyamadı.
 
Kitap imzalatma fırsatınız oldu mu?
 
Tabi ki fırsatım çok oldu ama kitap imzalamayı hiç sevmediğini hissetmiştim. Ayrılmadan önce ise kitap imzalatmaya yeltenmediğim için üzülmem gerektiğini, çünkü imzalamak yerine önemli bir bedel ödemeye hazır olduğunu ve bu fırsatı kaçırdığımı dile getirdi. Böyle zamana yayılan konuları atlamayıp mutlaka şakalarla süsleme becerisi vardı. Öte yandan da kitap imzalamayı görev olarak görüyor ve kolu yorulsa da kimseyi kesinlikle geri çevirmiyordu.
 
Eserlerini mutlaka okumuşsunuzdur. Yoğun gezi programınızın arasında eserleri hakkında konuşma olanağı buldunuz mu?
 
Kuşkusuz birçok eserini, hatta Gülün Adı ile popüler olmadan önceki dönemde yazdıklarını da büyük ölçüde okumuştum. Ama kendimi eserleri üzerine sohbete girmeye yeterli düzeyde görmediğim için bu konuları açmaktan hep kaçındım. Zaten özellikle Gülün Adı hakkında konuşmaktan sıkılmış gibi görünüyordu. Hem gezi programımız fazla yoğun değildi. Eşi alışveriş yaparken, sağlık durumu nedeniyle bir yerlerde oturmayı ve sohbet etmeyi yeğliyordu. O zaman sürekli kendisi konular açıyor ve bilgi veriyordu. Tümüyle duru bir zihinle beş gün boyunca bir söylediğini kesinlikle bir kez daha tekrar etmeksizin her konuda engin bilgilerini sohbetlerimizde paylaşıyordu. Beni cahil gördüğü için mi böyle yapıyordu bilemiyorum ama sürekli bilgilendiriyordu. Ne kadar konuşursa konuşsun her sözcüğü büyük bir keyifle dinlenecek bir insandı demem kimseyi şaşırtmayacaktır.
 
Türkiye’de memnun kalmadığı bir şey hatırlıyor musunuz?

Memnun kalmadığı tek şey aslında aşırı memnun olduğu misafirperverliğimizdi. Sadece ona verilen ağır ve büyük hediyelerden ötürü dönerken bavullarına sığamamaktan yakınıyordu.
 
‘BİR KENTİ ANLAMAMANIN YOLU BİR REHBERLE GEZMEK’
 
Umberto Eco’dan hep çok olumlu ifadelerle bahsediyorsunuz. Hiç olumsuz bir yanı dikkatinizi çekmedi mi?
 
Tanımadan önce yukarıda söz ettiğim önsöz açıkçası bir soru işareti uyandırmıştı. Tam da İstanbul’dan söz ederken, “bir kenti anlaMAmanın neredeyse bilimsel yolunun uzman bir rehberle gezmek” olduğunu yazmıştı. İyi tanımak içinse rehbersiz gezip sokaklarında kaybolmak gerektiğini belirtiyordu. O yüzden birlikte gezmekten çok keyif almayacağı kaygısıyla, biraz önyargıyla yaklaştım Profesöre. Ama sonunda o da boyun eğdi ve kaybolmak yerine birlikte gezmeyi yeğledi.
 
‘İSTANBUL’A TEKRAR GELMEYİ PLANLIYORDU’
 
Sizce Umberto Eco, Türkiye’yi sevdi mi?
 
Sevmese İstanbul’a ikinci defa gelmezdi. Ölümünden sadece bir ay önce ondan aldığım son e-postada ömrü vefa ederse mutlaka tekrar geleceğini yazmıştı. Vefa etmedi; İstanbul’a olan sevgisini de bir insan ömrü için ulaşılması güç bilgi birikimiyle birlikte sonsuzluğa uğurladık.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Bu Haber 18.03.2016 - 09:33:44 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.