Kendi Gerçeklerine Uzak Bir Sektör

Değerli Okurlar,
Zorlu bir sezonun içindeyiz. Uzun süre ara verdiğim yazılarıma dönüş sebebim; 90’a yakın yazımın ardından tekrara düşmeme isteğime rağmen, sektörce içine hapsolduğumuz bu kısır döngüdür. Gerek bir vatandaş gerekse bir turizmci olarak sektörümüzü gözlemlemeyi sürdürüyorum.
Uzun cümleler yerine, aylar süren gözlemlerimi maddeler hâlinde paylaşmak istiyorum:
Bodrum’a Haksızlık Ediliyor
Bodrum ve Bodrumlu turizmcilere haksızlık yapılıyor. Bodrum odaklı haberlerin veya sosyal medya paylaşımlarının yüksek etkileşim alması, sosyal medyanın kötüden beslenme mantığını besliyor. Bu durum, insanları Bodrum gibi köklü bir destinasyonu karalama gafletine düşürüyor. Bu ülkede her bütçeye uygun tatil imkânı mevcut. Evet, sokak pahalı; bunu hepimiz biliyoruz. Ancak daha önce de kaleme aldığım gibi, Bodrum’da lahmacun ve dondurma haberleri artık kabak tadı veriyor. Bu haberlerin altına yapılan yorumları okuduğumda ise Bodrum turizmcisi adına seviniyorum; nitekim bu yorumları yapan zihniyetin zaten Bodrum’a gitmemesi oradaki turizmcilerin faydasına.
Yunan Adaları mı Türkiye Koyları mı?
Yunanistan’a gitmek yine moda. Nedeni açık. Bakir kalmayı başarmış olması. Ben de her fırsatta gidiyorum; ancak sanıldığı gibi ne yemekleri bizden belirgin şekilde ucuz ne de lezzeti mukayese kabul etmez boyutta. Asıl artısı ülke gündeminin gerginliğinden uzak, sessiz, kimliğini korumuş kültürel bir zenginlik sunmasıdır. Ülkemizde ise nerede güzel bir koy varsa imara açılıyor; ormanlarımız yanıyor, hemen ardından yine imara açılıyor. Sayısız ağaç ve canlı yok oluyor fakat "can kaybı yok" deniyor. Ne demek can kaybı yok? Tilki can değil mi? Ekosisteme bu kadar düşman olmayı nasıl başarabiliyorsunuz?
Gerçek Sorunların Üstü Kapatılıyor
Zeytin ağaçları kesilirken köylü gözyaşlarıyla jandarmaya direniyor, yerlerde sürükleniyor; fakat medyada bu haberlerin hiçbirini göremiyoruz. Bodrum’un lahmacunu ve dondurmasıyla uğraşmak yerine sayfalarınıza bu gerçekleri taşısanız daha iyi olmaz mı? Günde 3-5 kadın cinayeti yaşanmadığında gündemin eksik kaldığı bir ortamda, yıllardır vurguladığım Turizm = İmaj denklemi tam da burada kilitleniyor.
Her Şey Dahil Sistemi Tartışmaları Hiç Bitmiyor
Yine her şey dahil sisteminin tartışıldığı günlere geldik. Bu sistemin yaygınlaşmasıyla sokak fakirleşmedi; aksine sokak, otel kalitesine erişemediği için turist aradığını dışarıda bulamaz hâle geldi. Her şey dahil konseptini de abarttık. Destinasyonu değil sadece cebimizi düşünerek, konsepti ultrasının da premiumu şeklinde pazarlarken enflasyon yoktu tabii. İsraf edilen gıda, çıkan atık kimsenin umurunda değildi. Kontrolsüz dağılım, tüketiciyi "parasını verdim, istediğim kadar tüketirim" anlayışına bürüdü. Şimdi kârlılıklar ciddi oranda düşünce sistem batmaya başladı. Her şey dahil kaldırılamaz ancak sınırlandırılmalıdır. Defalarca değindim bu konulara. Bu adımların bireysel değil; Bakanlık gibi kurumların yaptırımlarıyla, sektörel bir harekete dönüştürülerek atılması şarttır. Çeşit azaltılmalı, sürdürülebilirlik için gıda israfı tepeden kurgulanan kurallarla yönetilmelidir.
Kimlik Kaybına ve Yanlış Pazarlamaya Esir Olduk
Sektörde herkese başkasının oteli, restoranı veya konsepti daha cazip görünüyor. Elindekinin değerini ve yıllar içinde inşa ettiği markayı kavrayamamış onlarca yıllık işletmeler var. Toplam hedef kitlesinin %5'ini dahi oluşturmayacak kitleler üzerinden genel iletişim stratejileri kurgulanıyor. Ürünün resort, bölgen her şey dahil ve hedef kitlen aile iken; sosyal medyanda bambaşka şeyler sunuyorsun. Butik işletmeciliğe ait unsurları en az bin kişilik tesislerde uygulamaya çalışırken; turistin asıl beklentisi olan iyi yemek, iyi eğlence ve kaliteli hizmet kaçırılıyor. Anadolu’nun kültürel deneyimi göz ardı ediliyor. O büyük hevesle söküp attığımız motiflerimiz, geleneksel tonlarımız, Türk gecelerimiz varken turizm nasıldı, şimdi nasıl? Kendi kimliğimizi bırakıp başkalarını kopyalarken; Piramitler önünde deveyle fotoğraf çektiren turistin neyi deneyimlemek istediğini anlayabiliyor muyuz? Turizmin sadece yemek, içmek ve eğlenmekten ibaret olmadığını; hafızada kalanların farklı ve kültürel deneyimler olduğunu unuttuk.
Zamanlama Hataları Yapılıyor
Side Antik Kenti, turizmin en yüksek sezonunda amfi tiyatro hariç gezilemiyor. Bu restorasyon ve düzenleme çalışmaları bu sezona mı bırakılmalıydı?
Sürdürülebilirlik PR Unsuru Değildir
Sürdürülebilirlik bir pazarlama argümanı olmamalıdır. Ağırladığımız milletlerin 50 yıl önce uygulamaya başladığı esasları biz yeni öğrendik diye boy boy sürdürülebilirlik PR’ı yapıyoruz. Bu durum artık bir pazarlama değil, zorunlu bir yaklaşımdır. Sadece belge almak ya da kurakçıl peyzaja geçmek, bu konuda ne kadar geriden geldiğimizi ilan etmekten başka bir işe yaramıyor.
STK’ların Sesi Yetersiz Kalıyor
STK başkanları arasında sesini gerçekten çıkaran veya farklı sorunlara parmak basan neredeyse kimse yok. Çoğunun ticari kaygıları var. Bülbülü güzel öttüğü için kafese koyan bir sistemde kimseyi suçlayamıyorum.
Kentleşme ve Altyapı Sorunları Turizmi Baltalıyor
Güzelim Antalya... Şehir merkezinden denize girdiğimiz, falezlerinde berrak suların keyfini çıkardığımız bu kent, uzun süredir rantın ve çarpık kentleşmenin kucağında. Belli semtler hariç ara yollar delik deşik. Belediyenin kazdığını üç gün sonra ASAT, ASAT’ın kapattığını başka bir kurum yeniden kazıyor. Birbirine düşman kurumların egoları altında ezilen yine vatandaş oluyor.
Yaz Aylarında Milyonlara Ulaşan Nüfusun Bedeli
Milyonlara ulaşan yaz nüfusunda belediyelerin işi zor, günde 3-4 kez çöp toplanıyor. Ancak bu toplama işlemlerinden birinin gece 03.00 - 04.00 saatleri arasında aşırı gürültülü yapılması kabul edilemez. Turunç Masa’ya defalarca bildirmeme rağmen durum değişmedi; sokağa tank girmişçesine çıkarılan bu gürültü vatandaş için bir çiledir.
Mısır Kıyaslaması Tam Bir Fecaat
Düne kadar İspanya ile karşılaştırılan Türk turizminin şimdilerde Mısır ile kıyaslanması içler acısıdır. Yemeklerinden taş çıkan, sokakları çöp içinde ve halkı ağır yoksulluk çeken bir ülkeyle yapılan bu kıyaslama, zehirli bir algı yönetimine hizmet ediyor. İki ürünü karşılaştırmak için gerekli parametreleri belirleme donanımına dahi sahip olmayan kişilerin köşelerde yazması sektörün ayrı bir sorunudur. Birkaç zincir otelin Mısır’a yatırım yapması bu gerçeği değiştirmez. Mısır elbette daha ucuz olacaktır; ancak sunulan hizmet, sokak güvenliği ve doğası aynı mıdır? Türkiye’nin doğusundan batısına uzanan antik kentleri, koyları, kültürel mirası ve Anadolu insanının misafirperverliği Mısır ile kıyaslanabilir mi?
Sözlerimi üst düzey hizmet anlayışı ile bitirmek isterdim; ancak son yıllarda kontrolsüzce artan yabancı istihdamı nedeniyle hizmet kalitesinde seviye düşürmek zorunda kaldık. Türk misafirperverliğini, başka milletlerin iş gücüyle aynı ruhla sunamayız. Sektörün imajını düzeltecek ve gençleri sektöre kazandıracak nitelikli hamlelere ihtiyacımız var. Kamu kaynakları verimli harcansa, hiçbir turizm çalışanı askıya alınmadan, 12 ay maaş alabilir bu ülkede. O kadar zenginiz aslında.
Ne bu ülke ne de bu sektör bu kadar vasat gösterilmeyi hak ediyor. Artık uyanmak ve gözümüzü açmak zorundayız. İçine çekildiğimiz karanlık gündem ve umutsuzlukla kendi değerlerimizi yıpratmaktan vazgeçelim. Kendimizi karalama hastalığından kurtulduğumuzda; Bodrum'un ne önemli bir destinasyon olduğunu anlayacağız mesela. Elbette eleştireceğiz ve sorunları konuşacağız; ancak öz saygımızı yitirmeden.
Ülkesini, ağacını, işini, emekçisini ve sokaktaki canları seven herkese sevgi ve selamlarımla.
İlgili Haberler

TÜROB Başkanı Eresin'den sektörle ilgili dikkat çeken sözler: Sorun doluluk değil karlılık
TÜROB'un aylık bilgilendirme toplantısı İstanbul'da yapıldı. TÜROB Başkanı Müberra Eresin, doluluk oranlarının geçen yılın üzerinde olduğunu belirtirken; sektördeki asıl sorunun karlılık olduğunu söyledi.

TUI Airline 25 yeni rotayı yaz programına ekledi
TUI Airline, 2027 yaz dönemine ilişkin uçuş programını açıkladı. Kapasitenin 2027’de yüzde 4,6 oranında artması beklenirken, yeni program kapsamında Avrupa genelinde 25 yeni rota açılacak.

Rus turistler en çok parayı Türkiye'de harcadı! ATOR verileri açıkladı
Rus turistlerin 2026 yılı Mayıs-Eylül dönemi arasında satın aldığı en pahalı turlar açıklandı. ATOR tarafından açıklanan verilere göre 10 kişilik aralarında 2 de çocuğun bulunduğu grubun Antalya’da yaptığı 27 gece konaklamalı tur, uçuş dahil 30 milyon 375 bin ruble (yaklaşık 365 bin dolar) tuttu.
Yorumlar (1)
Davul bile dengi dengine
Biz elbette rekabet edebileceğimiz ülkelerle kıyaslanacağız. Mısır sokakları ile bizim sokaklarımız arasında ne fark var? Benzer kültür ve coğrafya. İspanya bu sektörde ağırsıklet. Birçok şehri var turizmde marka haline gelmiş. Bizde ise bir elin parmak sayısını geçmez. Antalya, Muğla, İstanbul ve biraz da Kapadokya ve Doğu Karadeniz. Geriye kalan şehirlerde yabancı turist görmek bir hayli zor. Örneğin Mersin'in diğer Akdeniz şehirlerinden ne eksiği var? Deniz, kum, güneş, tarihi eserler, yaylalar, gastronomik değerler... Turistin sevdiği ne ararsa var ama tanıtım yok. Yıllar önce turizm bölgesi ilan edilen ama çivi çakılmayan yerleri var.



%20(2).gif)

