Darüşşafaka'dan bir turizmcinin portresi: Talha Çamaş

Sektör kamuoyunun ilgiyle takip ettiği Turizmden Portreler köşemizin yeni konuğu Talha Çamaş. Çamaş; Fatih-Taşmektep İlkolulu, Darüşşafaka Lisesi ve İstanbul Üniversitesi'nden başlayıp kongre ve incentive turizminin liderliğine, oradan TÜRSAB Başkanlığına ve okuduğu Darüşşafaka'nın başkanlığına uzanan başarı ve azimle dolu yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı. Keyifli okumalar...

Turizmden Portreler - TurizmGüncel

Baba tarafından Ordu-Fatsa, anne tarafından ise İstanbullu olan Talha Çamaş, 3 Ekim 1950'de sabah saatlerinde dünyaya gelmiş. ''Fatsa'nın Çamaşlı köyündeniz'' diyen Çamaş, annesinin kökeninin ise Kırım'dan gelen Tatarlar'dan olduğunu anlatıyor.


Çamaş Ailesi: Yıl 1952

İSTANBUL, FATSA, ANKARA, İSTANBUL

Talha Çamaş'a "Biraz ailenizden, anne-babanızdan bahseder misiniz?" diye sorduğumuzda ilk olarak anne-babasının evlenme sürecini anlatmaya başlıyor. Devamında ise İstanbul-Fatsa-Ankara-İstanbul arasındaki taşınma süreçlerini...

BABA ŞERAFETTİN BEY GENÇ YAŞTA HAYATINI KAYBEDİYOR

"Annem, Cemile Hanım, daha genç, babam ise biraz daha ileri bir yaşta iken (o zamanlar kadın-erkek evliliklerinde yaş farkı daha fazlaymış) biraz da görücü usulü diyebileceğimiz bir yolla evlenmişler. Ama çok uzun olmasa da, mutlu bir yaşam sürmüşler. Zira babam, oldukça genç yaşta, 55 yaşında hayatını kaybetti.



CEMİLE HANIM BEŞ ÇOCUKLA BAŞ BAŞA

Annem ise oldukça genç sayılabilecek bir yaşta 5 çocukla dul kaldı. Allah rahmet eylesin, annem çok güçlü ve dirençli bir insandı. Evlendikten sonra, babamın ailesinin de telkiniyle, yaşamlarını orada devam ettirmek üzere Fatsa'ya gidiyorlar. Ancak İstanbul'da doğmuş büyümüş, üniversiteye gitme arzusundayken evlendiği için, İstanbul'la mukayese edilemeyecek derecede farklı bir yaşama sahip olan annem Fatsa'da bakıyor ki, orada çocuklar en fazla liseyi tamamlayabiliyor. Annem de kendi içinde kalan üniversiteye gidememenin duygusuyla hem babama hem de büyükbabama yaptığı manevi baskılarla önce Ankara'ya ardından da yeniden İstanbul'a dönmeyi beceriyor. İstanbul'a geliş nedenini bize sonradan, 'Hayattır bu, ne olacağı belli olmaz. Ben hepinizin yüksek öğrenim almanızı istedim.' diyerek açıkladı.

CEMİLE HANIM ÇOCUKLARININ İYİ EĞİTİM ALMASINI İSTİYOR

Tabi o zamanlarda yaygın olmadığı için, yüksek öğrenim insanların hayatındaki bir altın bilezik olarak görülüyor. Annem, Fatsa'da kalmamız durumunda bu olanağa sahip olmamızın çok düşük bir ihtimal olduğunu, buna ancak Ankara ve İstanbul gibi şehirlerde erişilebileceğini bildiği için, Fatsa'dan ayrılma kararını aileye kabul ettirdiğini söylerdi."

DEDESİ ORDU MİLLETVEKİLİ

Büyükbabası ile ilgili de bir anekdot aktaran Talha Çamaş, ''Büyükbabam İsmail Çamaş, Ordu milletvekilliği yapmıştı. Son Osmanlı Meclisi'nden başlayarak, (o zamanlar Karadeniz Milletvekilliği idi) tek parti dönemi sonlanıncaya kadar Ordu Milletvekili olarak görev yapmış. Büyükbabam siyasal mezunu olduğu için, onun da öğrenime karşı bir desteği var. Babam da ticaret mezunu. Dolayısıyla annemin bu duygusunu çok iyi anlıyorlar.'' diyor.


Talha Çamaş ilkokuldayken

BEŞ ÇOCUĞUNUN DA EĞİTİM ALMASINI SAĞLIYOR

İstanbul'a geldikten sonra babası vefat eden Talha Çamaş'ın annesi Cemile hanım, beş çocukla baş başa kalıyor. Çamaş, ''Annem düşündüğü şeyi  yapıyor ve beş çocuğunun da eğitim almasına muvaffak oluyor. Hepimizin üniversiteyi okuyup meslek sahibi sahibi olmasını sağlıyor. Onun en büyük arzusu buydu ve bunu da yaptıktan sonra, kalan hayatını mutlu bir şekilde yaşadı.''  diyor.

''ANNEM BİZİ HER YAZ FATSA'YA GÖNDERİRDİ''

Peki İstanbul'a geldikten sonra baba tarafıyla ilişkileriniz nasıl seyretti?

Annem, babamın ailesiyle olan ilişkimizi çok yakın olarak sürdürdü ve hiç kopmadı. Bizi mesela her yaz Fatsa'ya gönderirdi. Annem aydın bir insandı ve kendine has görüşleri vardı. Bu nedenle babamın ailesi anneme saygı duyardı.

FATİH'TEKİ TAŞMEKTEP'TE İLKOKULA BAŞLIYOR

Okul yıllarınız da başlamış olmalı. Biraz bahseder misiniz?

İlkokulu Fatih'teki Taşmektep'te okudum. Diğer kardeşlerim de orada okumuştu. İlkokulu bitirdikten sonra hangi okula gideceğim gündeme geldi.

Abim, kendisi de orada okuduğu için, İstanbul Erkek Lisesi'ne gitmemi, ablam ise Alman Lisesi'ne gidip üniversiteye Almanya'da devam etmemi istiyordu. Evin en küçüğü olduğum için hepsinin benimle ilgili hayalleri vardı.



ÇAMAŞ'IN HAYATINDAKİ DÖNÜM NOKTALARINDAN BİRİ: DARÜŞŞAFAKA

Fakat kuzenlerimizden birinin eşi, kendisi profesördü, Darüşşafaka'da da biyoloji hocalığı yapıyordu. Öğretmen yetersizliği nedeniyle, o zamanlar üniversite hocaları liselerde öğretmenlik yapabiliyordu. Onun ısrarı (belki bir yerde baskısıyla) ben Darüşşafaka Lisesi'ne girdim. Kemal abi anneme, "Darüşşafaka sınavına girsin. Kazanırsa başka okulu düşünme bile" şeklinde telkinde bulunmuştu.

Sınava girip kazandım ve 1961 yılında Darüşşafaka'ya adımımı attım. Kemal abiye hala dua ederim çünkü Darüşşafaka'da okumak benim için bir şanstı. Bir kere iyi bir akademik eğitim almanın ötesinde Darüşşafaka, kişilik ve kültürel gelişimde çağının önünde olan bir eğitim modeline sahipti. Zaten kolej eğitimi veriyordu ve iki sene İngilizce hazırlık okutuyordu. Yatılı ama kültürünü çok iyi verebilen bu okulda okuma şansı elde ettim.


Lise yılları. Bir İstsnbul hatırası-Yeni Cami önü

''HAYATIMIN EN GÜZEL YILLARINI DARÜŞŞAFAKA'DA YAŞADIM''

''Darüşşafaka'da, iyi bir eğitim almanın ötesinde, hayatımın en güzel yıllarını yaşadım" diyen Talha Çamaş, o dönemde okulda nasıl bir eğitim olduğuna ilişkin de bazı bilgiler veriyor:

"O zamanlar Darüşşafaka'da çocuklara, sorumluluk ve dolaylı bir eğitimle liderlik konuları aşılanırdı. Şu anda biz de aynı şeyleri kazandırmaya çalışıyoruz.


Talha Çamaş, Darüşşafaka'da Halk Türküleri Korosu'nun Şefi olarak bir konserde. Lise 2 yıl, 1968

LİSE BİRDE HALK TÜRKÜLERİ KORO ŞEFİ OLUYOR

Ben lise birde iken, sesim ve kulağım olmamasına rağmen, halk türküleri korosunun şefi oldum. Bütün lise hayatım boyunca özel günlerde okulda konserler verdik. Hatta o zamanki okul müdürümüz Nazıma hanım, şeflik eğitimi için beni birkaç gün konservatuara gönderdi. Aynı zamanda izciydim. Gerçek izcilik yapıyorduk. Her sene yaz aylarında, A'dan Z'ye her şeyi kendimizin yaptığı kamplara giderdik. Ben mesela, yumurta dahi pişirmemişken, orada da hasbelkader aşçıbaşılık üzerime kaldı. Sabah, öğlen, akşam 50-60 kişiye yemek pişirirdim. Şimdi hanımlar söyleyip durur ya 'ne pişirsem' diye, ben de aynı şeyleri yaşardım. Yemek pişirmek değil de, ne pişereceğine karar vermek daha zordu...


Darüşşafaka Lisesi masa tenisi takımı

''DARÜŞŞAFAKA'DAKİ EĞİTİM KOLEJLE KÖY ENSTİTÜLERİNİN KARIŞIMIYDI''

Anlattıklarınıza göre Darüşşafaka'nın eğitimi Köy Enstitüleri'ndekine yakın?

Tabi tabi. Darüşşafaka'daki eğitim, Köy Enstitüleri'ndeki eğitimle kolej eğitiminin harmanlanmış  modeliydi. Özgündü. Çok yönlü yetişmemizi sağladı. Kütüphanemizi kendimiz kurar, spor sahamızı kendimiz yapardık. Okulda hayatın hem pratik hem de teorik yanını öğrenirdik...


Otostopla 40 günlük Tükiye turundan. Efes, 1967

ÜNİVERSİTE YILLARI BAŞLIYOR: MİMAR OLMAK İSTERKEN...

Yıl 1969'a geldiğinde Talha Çamaş için atık Darüşşafaka dönemi kapanmış, üniversite yılları başlamıştır. Mimar olup abisiyle beraber çalışma hayalleri kuran Talha Çamaş, (benim hatamdan dolayı diye eklemeyi ihmal etmiyor) mimarlığa yerleşememiş. Bir sene daha hazırlanıp mimarlığı zorlamak yerine, İstanbul Üniversitesi'nin bir yıl önce açtığı İşletme Fakültesi'ne kaydını yaptırmış...


İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi yılları...

VE ÇAMAŞ TURİZMLE TANIŞIYOR: VIP'Lİ YILLAR

''Annem cep harçlığımı falan verirdi ama, biz alışmışız ayaklarımızın üzerinde durmaya'' diyerek, üniversiteye başlamasıyla beraber iş arama sürecini ve VIP Turizm ile yollarının kesişmesini şöyle anlatıyor:

"Bir ya da bir buçuk sene bir bankacılık deneyimim oldu. Bankacılık tam zamanlı bir çalışma gerektiriyordu ve mecburen işi bıraktım ve yarım dönemlik kaybımı telafi ettim.

Bir süre sonra yaz işi ararken, Darüşşafaka'dan bir abimizle karşılaştım. Hal hatır ederken, ona yaz aylarında çalışmak için iş baktığımı söyleyince, 'Ben VIP Turizm'in Sultanahmet'teki yazlık ofisinde çalışıyordum. Ama benim üniversite bitti ve dolayısıyla doktorluk mesleğime döneceğim. Onlar da bana 'güvenilir, tanıdığın birisi olursa tavsiye et' demişlerdi. Sen yarın beni bir ara.' dedi.
Ertesi gün beni aradı ve, ''Hilton'da İnci hanımı (İnci Pirinçcioğlu) gör, seni bekliyor'' dedi. Ben de gittim, ilk defa Hilton'a giriyorum. Aklımdan, 'Acaba beni otele alırlar mı?' diye de geçiriyordum.

İnci hanımla tanıştık, konuştuk ve VIP Turizm'in Elmadağ'daki ofisine doğru yürümeye başladık. İnci hanım orada Mustafa Kartopu adındaki bir çalışana, 'Mustafa'cım, arkadaşımız yeni başlıyor. Artık sana emanet ediyorum sen işi öğretirsin' dedi.

"OFİSTE BİR BAŞIMA AÇ, SUSUZ..."

Ben şaşkınım tabi, ne iş yapacağım, para alacak mıyım ya da kaç para alacağım... hiç biri belli değil. Bir süre sonra Mustafa adındaki arkadaş kalktı gitti, ben ofiste kaldım bir başıma aç susuz. Sonra Mustafa geldi ve 'Burada öğlen yemek yenmiyor mu?' diye sorunca, 'Yeniyor, ben az önce yedim geldim. Sen de gelseydin.' deyince ben 'çattık' dedim kendi kendime.

Derken bir süre sonra Fethi (Fethi Pirinçcioğlu) bey geldi ve beni çağırdı. Yapacağım işi, kiminle çalışacağımı ve ücretimi onunla konuştuk ve ben 'bir yaz' için turizme adım attım."


Üniversite arkadaşlarıyla kantinde...

FETHİ PİRİNÇCİOĞLU ÇAMAŞ'I BIRAKMIYOR

Okul başlayınca bıraktınız mı çalışmayı?

Bir yaz boyunca VIP Turizm'de çalıştıktan sonra işi bırakıp okula dönmeye hazırlanırken Fethi bey beni çağırdı ve "Devam etmek ister misin?" diye sordu. Ben de okulumun olduğunu, eğer okulumu aksatacak olursa önceliğimin üniversite olduğunu söyledim. Bunun üzerine Fethi bey, "Endişe etme, burası esnek. Zaten kışın da pek turizm hareketi olmuyor. Dolayısıyla okuluna devam edebilirsin" dedi. Böylelikle başladık turizme. O sene biraz estek-köstek gitti ve bir sene rötarla üniversiteyi tamamladık. Turizmle tam olarak tanışmam 1971.

ABLASI ÜNİVERSİTEDE ÖĞRENCİ HAREKETİNİN BAŞINDA 

Üniversite yıllarınız aynı zamanda sosyo-ekonomik ve siyasal açıdan Türkiye'nin çalkantılı olduğu yıllar ve haliyle üniversiteler de hareketli. Siz neler yaşadınız üniversite yıllarınızda, siyasal taraflaşmada sizin de bir pozisyonunuz var mıydı? Terzi Fikri'nin memleketindensiniz zira...


Doğru hatırlattınız, biz hep iyi şeyleri anıyoruz ama 12 Mart dönemini, demir pençeyi yaşamış bir nesiliz. Ablam 27 Mayıs döneminde üniversitedeydi ve öğrenci hareketlerinin başındaydı. Orası burası morluklarla eve geldiğinde annem bir yandan üzülür, bir yandan ne diyeceğini bilemezdi. Benim dönemim de 12 Mart'a denk geldiği için çok korkardı.

İŞLETME FAKÜLTESİNDE ÇOĞUNLUK SOSYAL DEMOKRATLARDA

İşletme Fakültesi yeni olduğu için öğrenci hareketlerinde yeniydi. Tek-tük MHP kökenli talebeler vardı, ağırlık tabi sosyal demokrat kökenliydi. Biz hep sosyal demokrattık ama bir Hukuk Fakültesi gibi bir İktisat Fakültesi gibi çok örgütlenmiş bir yapı yoktu. Bu nedenle ancak kantin içinde slogan atma, ders boykotu gibi şeyler olurdu. Biz Hukuk Fakültesi'ni takip ederdik.

"DERS ÇALIŞIRKEN POLİS EVİMİZİ BASTI"

Ben iş yaşamına da girdiğim için sıcak olayların içinde pek bulunmadım ama mesela dört arkadaş bir evde ders çalışırken pata-küte sivil polisler eve girdi. Baktılar evde bir şey yok. Tam o anda polislerden biri 'buldum amirim' diyerek ders notlarını gösterdi. Komiser biraz daha biliyor konuları , ‘yok birşey ‘dedi. Neyse zabıtlar filan tutuldu... Ben dönemimdeki arkadaşlarım örneğin Bahattin Yücel gibi, çok aktif değildim. Eğer hem çalışıp hem okuyor olmasaydım, eminim ki dibine kadar olayların içine girmiş olurdum.

Darüşşafaka'dan çocuk felci geçirdiği için bastonla yürüyen bir sınıf arkadaşım vardı. Bir gün duyduk ki sağcılar, onu bile o halde olmasına ragmen dövmüşler. Solcu bir çocuktu, lafını esirgemezdi. Bunun üzerine biz de gidip Edebiyat Fakültesi'ni basmıştık.


Çamaş Bali'de

''TURİZM VARLIKLI AİLELERİN ÇOCUKLARININ İŞİYDİ''

Talha Çamaş, okul bittikten sonra bir karar verme aşamasına geliyor. Anlattığına göre, turizm o zamanlar, varlıklı ailelerin çocuklarının yapacak bir işi olmadığında yaptığı bir işmiş. Çamaş, ''Robert Koleji'nden, Galatasaray Lisesi'nden lisan bilen, okula devam etmeyip 'bir an önce iş hayatına atılayım' düşüncesindeki insanların yaptığı bir işti. Aile de üç beş kuruş verince kimisi gidip yurt dışında, kimisi de burada iş kurar ya da kurulu işlere girerlerdi. Küçük çaplı işlerdi. Türkiye'nin döviz geliri 1 milyon dolar olunca, 'vay be' denilen dönemlerdi. İstanbul'da Hilton'da ve daha sonra Emekli Sandığı'nın yaptığı Tarabya ve Maçka otelleri ile yapılan bir turizm vardı.'' diyor.

''İSTANBUL NE GELİŞİYOR HA!''

''Sheraton ilk açıldığında hiç unutmam, 'İstanbul ne gelişiyor ha' demiştim. Derken InterContinental geldi ve şehir uluslararası oldu diye düşünmüştüm'' diyen Talha Çamaş, yurt dışı seyahatlerine gitmeye başlayınca durumun aslında farklı olduğunu görüyor. Çamaş o farkı şöyle anlatıyor:

"Yurt dışına seyahatlere gidip mukayese etmeye başlayınca moralim bozulmuştu. Fakat böyle böyle, o imkanlar içerisinde gelişti turizm. Turizmde henüz deniz, kum, güneş yok. Antalya'da bir tane Perge Oteli ve bir tane de Büyük Antalya Oteli vardı. Onların müşterisi de Türk'tü.

Yabancılar daha çok karavanla gezerdi. Bir de Kuşadası'nda Kuştur vardı. Turizm çok dar bir alanda yapılıyordu..."



ABD'Lİ AVRUPALI ÇİÇEK ÇOCUKLARA TUR SATAN SOLCU GENÇ

VIP Turizm'de göreviniz neydi?

VIP Turizm'in Sultanahmet'te sadece yaz aylarında çalışan bir ofisi vardı. Bir İskandinav öğrenci uçak şirketinin Türkiye temsilcisiydik. Talebe charterları gelirdi. O dönemde Türkiye'de bu çalkantılar varken, aynı dönemde dünyada da bir 'Çiçek Çocuklar' (Hippies) dönemi var. Aynı dönemlerde Avrupalı ve özellikle Amerikalı çocukların hayatı sorguladıkları, çevreci, "Savaş yapma aşk yap" sloganıyla oluşturdukları bir felsefe, bu eksende Katmandu'ya gitme modası vardı. Amerika'dan Avrupa'ya, Avrupa'dan çeşitli ulaşım araçlarıyla İstanbul-Sultanahmet'te toplanırlardı. İstanbul'dan da Katmandu'ya giden Katmandu Express adlı otobüs kalkardı. O döküntü otobüsle İran, Afganistan üzerinde Nepal'e kadar giderlerdi.

Biz öğrenci charterlarının Türkiye temsilciliğini yapar, gelen uçakları karşılar, öğrencileri otobüslerle Sultanahmet'e getirir, pansiyonlara dağıtırdık. Gidecek olanlar içinde bileti olanların biletini verir, bileti olmayanlara da bilet temin ederdik. Nasıl böyle bir şeye izin verirlerdi bilmiyorum ama, yolcuların check-in işlemlerini yapar, manifestolarını hazırlayıp kuleye de "Tamam kalkabilir" diye bilgi verirdik.

''UFKUM GENİŞLEDİ''

O iş tecrübesi size ne kazandırdı?

Çok dünya insanıyla tanıştım orada, ufkum genişledi. Ayrı bir dünya görüşü. O kadar kaotik bir durum ki, sen ülkenin kaderini değiştirme amaçlı farklı bir düşünce içerisindesin, bir tarafta bunların gereksiz olduğunu, dünyanın savaşsız kavgasız da iyileşebileceğini söyleyen başka insanlarla tanışıyorsun. Aynı yaşlardayız ve karmaşık bir duygu. O tip gençlerle sabahlara kadar tartışırdık...

Askerliği ne yaptınız peki?

O dönemde bizimkiler genelde 3 hafta filan kısa dönemdi. Kısa dönem bedelli değildi. O dönem asker sayısı hayli artınca, ordu kalabalığı boşaltmak için öyle bir karar çıkarmıştı.

ACENTECİLİĞİN HER ALANINDA ÇALIŞTI

İş yaşamı devam ediyor o zaman...

VIP Turizm'de her alanda çalıştım. Incoming, outgoing, kongre, bilet... hepsini yaptım. VIP'te en son genel müdürlüğe kadar yükseldim. Ancak bunlar içerisinde, özellikle son dönemde, daha çok kongre turizmine yüklendim. VIP kongre turizminde ilk ve örnekti. Onlar da bildiklerinden değil, biraz işin akışı içinde kongre turizmine girmişlerdi.

Incoming dediğimiz, deniz turizmi falan değil. Ya İstanbul ya da Anadolu turlarıydı. İstanbul ağırlıklı olarak Fransa'dan, hafta sonu turları. Buradan çıkar Kapadokya'ya giderlerdi ya da doğu turlarına katılırlardı. Doğu turları en uzun olanıydı. Ama doğu turlarına rehber bulmak da o kadar kolay değildi. Onun dışında ya Abant, ya Uludağ satardık...

''100 DOLAR ARTI ŞU KADAR TL'YE AVRUPA TURLARI''

Outgoing'de Avrupa turları satardık ama orada da döviz sıkıntısı vardı. Senin turunun maliyeti, atıyorum, 500 dolar, yurt dışına döviz çıkarma hakkın 100 dolar. Biz de turları "100 artı şu kadar TL" diye ilan ederdik.



DEMİREL: İSTEDİĞİNİZ KADAR ÇIKABİLİRSİNİZ, 1 DOLARLA DA ÇIKABİLİRSİNİZ

Ecevit zamanında turistik amaçlı 3 yılda bir çıkış hakkı vardı. Süleyman Demirel geldi, "İstediğiniz kadar çıkabilirsiniz, 1 dolarla da çıkabilirsiniz" dedi. İşte o zamanlar Romanya turları patladı. Her hafta 30-35 otobüs kaldırırdık. Garip bi furyaydı. Kışın kayak bölgelerine, yazın sahil bölgelerine turist götürürdük.

MEHMET ALİ AĞCA VIP'İN OFİSİNİ BASIYOR: PARA VERİN!

Talha Çamaş, o dönemde Mehmet Ali Ağca ile aralarında geçen bir olayı da anekdot olarak aktarıyor. Çamaş VIP Turizm'de çalışırken içeriye Mehmet Ali Ağca girer para ister. Çamaş, olayın devamını öyle anlatıyor:

"Dedim ki, para yok. Bakıp olanı vereyim. O da, 'senin değil, patronlarının parasını istiyorum' dedi. Onlar da burada yok, bugün cumartesi dedim. Bunun üzerine Ağca bastı kalayı gitti. Hiç unutmam."


Talha ve İlknur Çamaş ortakları Kayan Ürün ile birlikte

TALHA ÇAMAŞ, EŞİ VE BİR ORTAĞIYLA KENDİ ŞİRKETİNİ KURUYOR

Türkiye artık yavaş yavaş uluslararası kongreler de almaya başlamıştır. Talha Çamaş işinde iyice uzmanlaşmıştur ve eşinin de telkiniyle kendi işini kurmaya karar verir. Ne var ki 12 Eylül darbesi henüz olmuş ve ortam iş kurmaya pek de müsait değildir. Çamaş 'uyarılara' rağmen o kaotik dönemde kendi işini kurmayı kafasına koyar ve işe atılır. Talha Çamaş, VIP'ten ayrılıp kendi şirketi Visitur'u kurduğu yıllara dair anılarını şu sözlerle aktarıyor:

''PATRONLARIM ÇOK MUTLU OLMADI''

"Tabi benim şirketimi kurmak istememden, Allah rahmet etsin, patronlarım pek mutlu olmadılar. Ben de dedim ki, eğer başarılı olursam, gurur duyun. 'Bu çocuğu biz yetiştirdik' dersiniz. Muvaffak olamazsam da üzülün çünkü, '10 senede adamı yetiştirememişiz, üstelik bir de genel müdür sıfatıyla şirketi emanet etmişiz' dersiniz dedim. Onun için doğru olan birincisi; ben muvaffak olayım size de saygı ve şükranlarımı besleyeyim.

1981'DE VISITUR KURULUYOR

Ben, eşim ve ortağım Kaya Ürün,  1981 yılında Visitur'u kurduk. Hiçbir işimiz-gücümüz yok. Tek güvendiğimiz şey, kendimize olan inancımız ve işi bilmemiz."

''VIP'TEN İŞ GÖTÜRMEMEYE YEMİN ETTİK''

O dönemde yeni acente kuranlar, çalıştıkları mevcut acente sahibinin telkini ve desteğiyle, kimi zaman işlerinin bir bölümünü yeni kurulan acenteye devretmesiyle işe başlamışlar genelde. VIP'te böyle bi gelenek yok muydu?

Bu olmadığı gibi, beraber çalıştığım ortağımla, VIP'ten aldığımız işlerle kendi işimizi kurmamaya yemin ettik. "Arkamızdan lanet ettirmeyeceğiz, bela okutmayacağız" dedik. "Becerebilirsek beceririz, beceremezsek 'denedik' deriz" diye anlaştık.

Kulakları çınlasın, o dönemde bize destek olmak isteyen yabancı şirketlerin sahipleri oldu. Biz onlara da aynı şeyi söyledik. Hatta bir tanesi bize ulaşamıyor. VIP'ten de söylemiyorlar numaramızı. En son Hilton'u arayıp şirketin numarasını onlardan alıyor. Arayıp, "Neden haber vermedin" diye sitem etti. Ben de kendisine, "Birgün VIP'ten koparsan birlikte çalışırız ama bizim yüzümüzden kopma, bizi de birbirimize düşürme" dedim. 



ÖMÜR ÇAĞLAR: YA TALHA DOĞRU YAPTIN AMA ZAMANLAMA DOĞRU MU?

VIP'te çalışırken tanıştığı yabancı şirketlerin sahiplerine bu ilkesellikle cevap veren Talha Çamaş, bir yandan da sektörün hangi alanında faaliyet göstereceğini düşünürken, Tantur'un kurucusu Ömür Çağlar, Çamaş'a, ''Ya Talha doğru yaptın ama zamanlama doğru mu? İş yok güç yok.'' der. Talha Çamaş ise Çağlar'a ''Abi haklısın ama fırtınalı dönemde bu gemiyi yüzdürürsek, fırtına durduğunda biz uçarız. Önemli olan fırtınalı dönemde gemiyi yüzdürebilmek. Burda edineceğimiz deneyim, yarın öbür gün her şey normalleştiğinde bize çok daha hızlı yol aldırır.'' der.

ÇAMAŞ, ÖZAL DÖNEMİYLE BİRLİKTE YENİ FIRSATLARI GÖRÜYOR

Türkiye'de Özal dönemi başlamıştır. Talha Çamaş acente sektöründe ortaya çıkacak iki yeni fırsatı görür ve onlara yoğunlaşma kararı alır. Çamaş, ne yapacaklarına ilişkin aldıkları kararla ilgili şunları anlatıyor:

"Özal'la birlikte özel şirketlerin dışarıya açılması, kurumsallaşma ve bayi toplantıları ile Türkiye'nin bir istikrar yakalaması durumunda kongre turizminin gelişebileceğini, burada bir açık olduğunu gördük ve ağırlığımızı bu alana verdik. Çünkü bu alanda rekabet azdı.

İLK MÜŞTERİSİ UNILEVER

İşlerimiz yaver gitti ve ilk müşterimiz Unilever oldu, derken Pfizer... Yaptığımız iyi işler duyulmaya, başka şirketler de gelmeye başladı. Sonrasında ufak ufak kongreler almaya başladık. Devletin ev sahipliğinde kongreler yapılmaya başlandı. Özellikle İslam ülkeleri ile ilişkilerin gelişmeye başladığı dönemde Türkiye, İslam Kalkınma Bankası, İslam İş Birliği Teşkilatı Bakanlar Toplantısı gibi zirvelere ev sahipliği yapmaya başladı. Bir yandan da bunun gibi kongre ve etkinlikler için devlet ihaleler açmaya başladı. Bu ihalelere katıldık ve derken devlette de bir ismimiz oldu... Biz artık bu yolda yürüyecektik...



HABITAT, IMF, NATO TOPLANTILARI VE KONSORSİYUMLAR...

İleriki zamanlarda HABITAT, IMF, NATO gibi daha büyük organizasyonlar gelmeye başladı. O sırada rekabet de oluyor. Rekabet de öldürücü olacak ama diğer taraftan da bu tip büyük işler çok az geliyor ve şirketler belki de 10 senede bir gelecek olan bu tip işleri kaldırabilecek yapılanmaya sahip değil. Bu tip işler için büyük grup da istihdam edemezsiniz.

Ben de kendi aklıma uyan, tanıdığım arkadaşlarıma 'gelin konsorsiyum oluşturalım' dedim ve sektörde ilk konsorsiyum düşüncesini devreye soktum. Güçler birleştirilecek, tek bir organizasyon olacak. İş alındıktan sonra herkesin güçlü olduğu alanları bir araya getirerek ayrı bir proje birimi oluşturacağız ve bütün işi o götürecek. Biz de o birimin arkasındaki güçler olacağız. Bütün büyük işleri konsorsiyumlarla yaptık."

ÜÇ KONSORSİYUMUN OLUŞTURDUĞU KONSORSİYUM

Peki hangi acenteler vardı o konsorsiyumun içinde?

İlk konsorsiyumu Dünya Eczacılık Kongresi'nde yapmıştık. Konsorsiyumda TURBAN, biz, Setur ve VIP vardı. Daha sonra TURBAN kapandı.

Arkasından HABITAT kongresi geldi 1996 yılında. HABITAT'ta ise farklı üç konsorsiyumu bileştirerek bir konsorsiyum yaptım. Bir konsorsiyumun lideri Visitur, birinin lideri VIP, birinin lideri Setur'du. Bu üç konsorsiyumun içindeki toplam acente sayısı ise 25 civarındaydı.

Farklı işlerde farklı konsorsiyumlar kuruldu. Mesela bir tanesinde Visitur, Ikon, VIP olduk; başka bir işte yine biz, Setur, Zed olduk... Ama Visitur olarak biz çoğunlukla bu işlerin merkezinde olduk. Hem güvendikleri hem de bir abi olarak gördükleri için lider biz oluyorduk. Konsorsiyumun lideri olmanın getirdiği artı bir getiri yoktu. Sadece abilik yapıyordum. Çok başarılı işler yaptık.

Kolay değil; her kafadan bir ses çıkıyor, herkesin beklentisi farklı, herkes birbirinden şüphe ediyor. Yani çok şeffaf olmak zorundasınız.

BİRAZ DA ÖZEL YAŞAM...


Talha Çamaş ve İlknur Çamaş nikah masasında

İş yaşamında hem güvenilir bir çözüm ortağı hem de liderlik konumu elde eden Talha Çamaş'a, biraz da iş yaşamının dışındaki hayatını; sosyal ve aile yaşamını anlatmasını istiyoruz. Çamaş başlıyor anlatmaya...

"Üniversite hayatını hem çalışıp hem de okuyarak geçirdiğim için, öğlen yemeklerini en fazla Süleymaniye’de arka taraftaki kuru fasulyecide yemek, sonra onun yanındaki Osman'ın Kıraathanesi'nde biraz zaman geçirmek, daha sonra da fikri tartışmalar yapmak için Laleli'de toplandığımız kahvehaneye gitmek şeklinde geçiriyorduk.

Çalışma hayatının içinde ise, mesela bankada çalışırken, oradaki abi pozisyonundaki çoğu Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarla arada bir Çiçek Pasajı'na, kimi zaman da Galatasaraylılar Derneği'nin lokaline giderdik.

Turizmin içine girdikten sonra ise, özellikle Sultanahmet bölgesindeki dönemlerde, bir sürü genç yabancı hatunun olduğu yerde daha renkli ve eğlenceli bir dönem geçirdim.

Tabi ki ben de gezer, eğlenirdim ama sosyal hayatın içerisinde fazla yoktum. İmkanımız olduğunda, Tarabya'daki eğlence restoranlarına giderdik en fazla. Maddi imkanlar da fazla el vermediği için, lüks yerlere gitme şansımız yoktu. Diskotek dönemiydi o zamanlar bir de. Eğer kız arkadaşın varsa akşam onunla diskoya giderdin... Ev partileri falan ayrı bir dünyanın yaşam tarzıydı, bizim hayatımızda yoktu.

ÇAMAŞ'IN YOLU EŞİ İLKNUR HANIMLA KESİŞİYOR

Eşim (İlknur hanım) ile VIP'te iken tanıştım. Saint Benoit'i bitirdikten sonra İsviçre'de yüksek ticaret okuyup dönmüş ve iki ay sonra da dil eğitimi için İngiltere'ye gitmek üzere İstanbul'da vakit geçiriyordu. Canı da sıkılıyor. Babası (Behçet Osmanağaoğlu) da, (Uzun dönemler İstanbul Ticaret Odası Başkanlığı ve Odalar Birliği Başkanlığı yapmıştı) 'Kızım böyle boşa zamanını geçirme bir yerde çalış' diyor.

Kayınpederim aynı zamanda, VIP'in kongre turizmine girmesine öncülük eden kişi. VIP'in yeni kurulduğu dönemde yapılan Dünya Ticaret Odaları Kongresi'ni VIP'e vermiş. Böyle bir yakınlığı da var. İnci hanıma, 'Kızım iki ay burada çalışabilir mi?' diye soruyor ve o da kabul ediyor.

''BİR YERLERDE BİR ŞEYLER İÇELİM Mİ?''

İnci hanım bir gün geldi ve bana, 'Bak senin departmanda çalışacak part-time olarak, yardımcı olursun' dedi. Peki dedim. Ben de gencim tabi, VIP'in bir organizasyonunun ardından bir yerlerde bir şeyler içmeyi teklif ettim. Kabul etti ve yakınlaşmamız başladı. Zaman geçtikçe iş ciddiye bindi.

''BAK OĞLUM, TEK KIZ VE ÜSTELİK DE GEÇ DÜNYAYA GELDİ''

Evin tek kızı olduğu için kayınpeder 'Acaba doğru mu karar veriyor' diye düşünürken, beni hem İnci hanıma hem de sektördeki başka insanlara sormuş. Kayınpederim bana birgün, 'Bak oğlum, tek kız. Üstelik de geç dünyaya geldi. Onun mutluluğu açısından evet diyebilmek çok zor ama, bir Karadenizli, iki Darüşşafakalısın. Darüşşafaka'da yetişen insan kendi ayakları üstünde durur ve kurumun bende çok saygın bir yeri vardır. Allah mutlu etsin.' dedi. Böylece biz 1979 yılının haziran ayında nişan yaptık, kasım ayında da evlendik. Neredeyse 40 sene oldu... "


Anıtkabir'de Atatürk'ün huzuruna çıkarken

TÜRSAB YILLARI BAŞLIYOR ULUSOY BAŞKAN, ÇAMAŞ GENEL SEKRETER

Talha Çamaş sektöründe gösterdiği başarılarla giderek daha tanınır hale geldikçe, yeni olanaklar ve görevler de ortaya çıkmaya başlıyor. Bunların başında ise Türkiye Seyahat Acentaları Birliği geliyor. Başaran Ulusoy'un aday olduğu 1989 yılında, sektörün ileri gelenlerinin "Sen de Başaran'ın yanında ol" telkinleriyle TÜRSAB yönetimine adım atıyor Talha Çamaş. Sonradan dört dönem TÜRSAB Başkanlığı görevini yürüten Çamaş, o döneme ilişkin şu hatıralarını şöyle paylaşıyor:

1991'DE TÜRSAB BAŞKANI SEÇİLİYOR

"Seçimi kazandık ve ben genel sekreter oldum. Başaran Ulusoy ise başkan seçildi. Bir dönem sonra Başaran düşük oy aldı. En yüksek oyu ise ben almıştım. Başaran Ulusoy'un çok iddialı olduğu bir dönemdi ve bir de liste delinmişti. Ulusoy bunun üzerine başkan olarak devam etmeme kararını verdi. Ben 1991'de TÜRSAB başkanlığına seçildim ve 8 sene bu görevi yürüttüm.

İnsanın kendi meslek örgütünün en üst pozisyonunda olması, en azından hayallerinizin bir kısmını gerçekleştirmek çok gurur verici. Tabi beklentilerle gerçekler örtüşmüyor çoğu zaman. Yapabilirim dediklerinle yapabileceklerin aynı şeyler değil. 



''KAMUOYU VE KAMU YÖNETİMİ  NEZDİNDE TÜRSAB'IN VE SEYAHAT ACENTALARININ SAYGINLIĞI ARTTI''

Kuruma saygınlık kazandırma, kurumsallaşma, çalışan sistemler oluşturma, mesleki gelişim ve üyelerin standartlarını yukarıya çekme, o dönemde TÜRSAB için yaptığımız en önemli şeylerdi. Çünkü ben hep şuna inanırım: Saygın bir kurum olursanız üyelerinizi de yukarıya taşırsınız. Üyelerinizi ve kurumu yukarıya taşıyınca da kamu nezdinde saygınlığınız artar. 

''ACENTELER BİR KASA BİR MASA OLARAK GÖRÜLÜRDÜ''

Ben göreve geldiğimde seyahat acenteleri 'bir kasa bir masa' olarak görülürdü. Aramızda tek-tük böyle olanlar vardı ama tüm acenteler bu şekilde damgalanamazdı. Bunu değiştirmek için mücadele verdim ve başarılı olduğuma da inanıyorum. TÜRSAB'ı hem devlet nezdinde hem de bakanlık nezdinde saygın bir kurum haline getirdik. Genel kurullarına cumhurbaşkanlarının, başbakanların, bakanların katıldığı, bize sormadan turizm politikasının geliştirilmediği, kapıların açıldığı bir kurum haline getirdik.

Bunun neticesinde acenteler yereldeki kamu otoriteleri tarafından daha fazla ciddiye alınmaya, sektöre yetişmiş insanlar girmeye başladı. Eskiden girmezlerdi."



''ULUSOY KENDİ ÇIKMADI KARŞIMA AMA HEP BAŞKALARINI ÇIKARDI''

 TÜRSAB Başkanlığı dönemlerinizde Başaran bey bir daha aday olarak çıktı mı karşınıza?

Kendisi şahsen aday olmadı ama çıkan adayları destekledi. Hep İlginçtir, bizim genel kurul tarihimize baktığınız zaman listelerin hep delindiğini görürsünüz. Seçime iki üç liste girer, bir ana liste seçimi kazanır, diyelim 9 kişinin 5'ini alır. Sonra diğer listeden 4 tane ya da iki liste varsa ikişer tane alınır ve bir nevi koalisyon kurulurdu.

''GENEL KURULU ŞİKAYET ETTİLER''

1993 yılında yapılan Genel Kurulu iptal ettirmeye çalıştılar. Hepsi de sektörün bilinen, önde gelen isimleriydi. O dönemlerde Kültür ve Turizm Bakanı Abdulkadir Ateş'ti. Gittim bakana, ''Benim bir hırsım beklentim yok. Hakikaten gayri-yasal bir durum varsa genel kurulu iptal edelim. Ama sadece birilerinin egosu yüzünden bu kurumu yıpratacaksak, yazıktır" dedim. Bakan bana, "Sen bunları kafana takma, işine gücüne bak" dedi o şekilde genel kurulumuzu yaptık.
 
1993'te biz bir listeyle seçime girdik. "İki delinir, üç delinir" gibi beklentiler vardı. Bana ne düşünüyorsun diye sorduklarında herkes kazanır diyordum. Ne diyeyim, 8 arkadaşımla bir liste yapmışım, bunlardan bazılarını 'Nasıl olsa gidecek' diye mi yazdım bu listeye? Ben sonra o arkadaşların yüzüne nasıl bakardım.


EMITT açılış töreni yıl 1996

TÜRSAB'DA TULUM DÖNEMİ

İlk kez tulum kazandı ve bu gelenek yerleşti. Çünkü doğrusu oydu. Çünkü daha önceki koalisyonlar dönemini hatırlıyorum, kavga etmekten iş yapamazlardı...

''YETTİ ARTIK DEDİM!''

1999' geldiğinde "Yetti artık" dedim ve bıraktım. Çünkü artık sağlığımı etkiliyordu. Bir de kalp krizi geçirmiştim üstelik. Bir tarafta Bahattin Yücel, bir tarafta Başaran Ulusoy aday oldu. Ankara'da mücadele ettiler, Başaran Ulusoy kazandı ve sonra da geçen yıla kadar süren bir Ulusoy dönemi başladı. Defalarca söylememize rağmen Ulusoy, anlamsız bir şekilde uzun süre devam ettirdi. Sonlandırma dönemi de hiç hoş olmadı.

Biz, 2007 yılında Darüşşafaka'da yönetime geldiğimizde de başkanlığı iki dönemle sınırladık. Doğrusu da bu zaten.

''BİR GÜN TURİZM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI ARADI VE...''

Başaran Ulusoy'un son döneminde yaşananları biliyorsunuz. Olağan genel kurul yapılamadı, ertelendi. Sorunlu bir dönem yaşanmaya başlandı. O nedenle Bakanlık TÜRSAB'a üç kişilik Genel Kurula götürme kayyımı atadı ve siz de o üç isimden biriydiniz. Nasıl gelişti bu süreç, biraz anlatır mısınız?

Beni nasıl önerdiler bilmiyorum ama beni bir gün müsteşar aradı ve "TÜRSAB'ın durumunu biliyorsunuz. TÜRSAB'ı seçime götürmek üzere 3 kişilik bir kayyım heyeti atıyoruz. Bu üç kişiden birinin siz olmanızı istiyoruz. Bununla ilgili sektörde de isminiz öne çıktı" dedi. Ben de "Müsaade ederseniz bir düşüneyim" deyip, güvendiğim birkaç arkadaşıma sordum. Onlar da, "Bu seçimin yapılması lazım. Uzadıkça iş kötüye gidecek. Dahası, bu işin altından kalkamayacak birileri olursa, işler daha da karışacak. Bu nedenle kabul et." dediler. Ben kabul ettikten sonra bazı kişiler bu görevi kabul etmemem gerektiğini, istifa etmem gerektiğini belirten yazılar yazdılar ama kulak asmadım.


Bakanlığın TÜRSAB'ın 23. gerel kurulu için atadığı seçim kayyımı: T. Çamaş, N. Öztürk, M. Kutluoğlu

TÜRSAB'IN 'KADROLU' DİVAN BAŞKANI

Bu üç kişi arasından birinin başkanlık yapması gerekiyordu. Diğer arkadaşlar bana, "Sen tecrübelisin, sen yap" dediler. Çünkü yıllardır kadrolu gibi TÜRSAB'ın Genel Kurullarında divan başkanlığını yapıyordum. Neyse, alnımızın akıyla genel kurulu bitirdik.

Genel kurulun provoke edileceğini ve yeniden ertelenebileceğini hissediyordum. Bu nedenle arkadaşlarımla konuştum ve dengeli gitmemiz gerektiğini söyledim. Temponun yükselmesi durumunda neler yapacağımızı konuştuk. Neyse ki, beklediğimiz kadar yükselmedi tansiyon.



''ULUSOY GEREKSİZ YERE KENDİNE YAZIK ETTİ''

Gereksiz yere kendine yazık etti. Bu şekilde gitmesi gerekmiyordu. Çünkü hala şansı varken zorlamaya devam etti. Konuşma ve davranışlarıyla ortamı o duruma getirmek için çok zorladı.

Talha Çamaş TÜRSAB ve son genel kurul sürecine dair anılarını anlatırken bir kez daha araya giriyor ve şimdiki Talha Çamaş'ı soruyoruz. Bir yandan Darüşşafaka Cemiyetinin başkanlığını yürüten Çamaş, hayatını nasıl yaşıyor, tatile, gezmeye gidiyor mu, nerelere gidiyor?


Talha ve İlknur Çamaş, Arjantin-Brezilya sınırındaki İguazu Şelalesi'nde

''KISMET DEĞİLMİŞ DEDİK VE ÇOK DA ÜZERİNDE DURMADIK''

Evliliğinin ilk yıllarında çocuğunu kaybeden Çamaş çifti, daha sonra İlknur hanımın peş peşe anne ve babasını kaybetmesi ve Talha beyin bazı sağlık sorunları nedeniyle sıkıntılı süreçler yaşıyor. "Kısmet değilmiş dedik ve çok da üzerinde durmadık" diyen Çamaş, böyle düşünmelerinde çevrelerinde bolca yeğen olmasının da etkisinin olabileceğini söylüyor.

Çocuk konusuna gelince, Talha Çamaş sözü Darüşşafaka'ya getiriyor ve, ''Benim zaten burada bin tane çocuğum var'' notunu düşmeyi de ihmal etmiyor.

''BIRAKALIM VISITUR AKILLARDA BÖYLE KALSIN''

Peki acenteciliğe devam ediyor musunuz hala?

Maalesef son yıllarda, turizmdeki sıkıntılar ve bizim içinde bulunduğumuz kongre ve incentive turizmindeki zorluklar nedeniyle işler neredeyse sıfıra inince üç ortak baktık ve bir karar vermek durumunda olduğumuzu gördük. Kongre ve incentive turizminin 2021'den önce düzelmeyeceğini gördük. 2021'den sonra da yeniden o aktif döneme geçmemizin zor olduğunu gördük. Bunun yerini neyle doldurabilirdik? Diğer bazı arkadaşlarımızın yaptığı gibi iç turizme yönelebilirdik. Ama 60'tan sonra yeniden bir şeye kalkışmak zor geldi. Ya işleri minimuma indirip bekleyecek, ya da bu işi efendi bir şekilde sonlandıracaktık.

Şirketi çok kişi almak istedi... Kimileri kar payı verip işletmek istedi... Biz de "Bu işi namusumuzla buraya kadar getirdik. Bırakalım akıllarda böyle kalsın." şeklinde karar alarak şirketi durdurduk. Bütün çalışan arkadaşlarımızın her türlü haklarını verip helalleştik. Bir de büyük bir veda yemeği düzenledik. Böylece bu işi efendiliğimizle noktaladık.

Bir turizmci olarak ne tür seyahatler yaparsınız, en sevdiğiniz ya da en çok görmek istediğiniz şehirler hangileri, nereleri gezdiniz bugüne kadar?


Rio de Janerio

DÜNYAYI GEZİYOR

Arzu etmeme rağmen, sağlık sorunlarımdan dolayı maceralı seyahatlere çıkamıyorum. Bu nedenle biraz daha konforlu seyahatlere çıkıyorum. En son, 2-3 ay önce, Güney Amerika gezisine gittik.

Eşimle beraber, birincisi görmediğimiz yerleri görmek, oraları deneyimlemek istiyoruz. Görmediğimiz yerleri deneyimlerken de, kültürü, sanatı, yemeği, lezzeti yaşamak istiyoruz. Koşturarak değil, gezmenin dinlenmenin karışımı seyahatleri tercih ediyoruz.

Keyifli bir İskoçya turu yaptık, Ren turu yaptık. Buralara iş için de giderdik ama oraları gezmeye, görmeye çok fazla vaktimiz olmazdı. 

''TAYLAND'A İKİ SENEDE BİR GİTSEK SIKILMAYIZ'' 

En keyif aldığımız seyahatlerimizden biri Tayland'dır. Hem ben hem de eşim, iki senede bir gitsek sıkılmayız. İkincisi ise, eşimin gittiği ama benim gidemediğim bir Güney Afrika safarisi var. Çok enteresan bir tren var. Güney Afrika'dan başlayıp Tanzanya'ya kadar gidiyor. Arada trenin durduğu kamp yerleri var. Çok talep olan bir gezi, 3-5 sene öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Hindistan'a 3-4 defa gittik, ama şimdi bir defa daha gitmek istiyoruz. Volga gibi, Rusya'nın görmediğimiz taraflarını görmek istiyoruz. Bu seneki hedefimiz ise Kamboçya-Vietnam. Şu anda onun üzerinde çalışıyoruz. Zaten yılda bir iki defa Paris-Londra oluyor. Londra'da yeğenlerim var. 2-3 senede bir New York'taki arkadaşlarımızı görmeye gidiyoruz. Dolayısıyla hayatımızın bir kısmını mümkün mertebe seyahatte geçirmeye çalışıyoruz.

Darüşşafaka'dan hiç turizmci arkadaşınız var mı?

Darüşşafaka'dan turizmci var ama daha çok otelcilik kısmında yöneticilik yapıyorlar. Acentecilik kısmında daha küçük boyutlu yapanlar var. Darüşşafaka, bir Galatasaray Lisesi, bir Robert Koleji ya da bir Saint Benoit gibi değildi.


Darüşşafaka mezuniyet töreni

''DARÜŞŞAFAKA'DA SİNEMA KULÜBÜNÜ BİZ KURDUK''

Kitap okur musunuz, sinema ve tiyatroyla aranız nasıl?

Darüşşafaka'da iken okulda ilk sinema kulübünü kurmuştuk. Bu kulübü kurarken rahmetli Onat Kutlar bize müthiş bir önderlik ve abilik yaptı. Bizden sonraki arkadaşlarımız ise kulübü daha da geliştirdiler. İçlerinden sinema dünyasına girenler dahi oldu.

Ondan sonra sinemaya hep ilgim oldu. İyi bir izleyicimdir.. İstanbul'da düzenlenen film festivallerindeki iyi filmleri görmeye gayret ederim.

KONSERLERE GİDİYORLAR

Vaktimizin durumuna göre, konserleri izleriz. Yabancı-yerli ayrımı yapmayız. Tabi yaşımız itibariyle yüksek sesli müzikleri değil, blues, caz, klasik müzik konserleri izliyoruz.

Tiyatroları yeterince takip edemiyoruz ama bu alanda sevindirici bir haber var. Herkes tiyatronun öldüğünü düşünürken, İstanbul'da çok sayıda özel tiyatrolar açılıyor. Toplumun tiyatro ile ilişkisinin sürdüğünü göstermesi açısından takdire şayan bence bu.

''İSTANBUL'UN KÜLTÜR-SANAT YAŞAMINDAN UZAK KALMAMAYA ÇALIŞIYORUZ''

Salt, Sabancı Müzesi veya İş Bankası gibi yerlerde iyi sergiler varsa kaçırmamaya çalışırız. Dolayısıyla, ben, eşim ve arkadaşlarım mümkün mertebe İstanbul'un kültür-sanat yaşamından uzak kalmamaya çalışıyoruz.

İLKNUR HANIM KİTAP KURDU

Kitap konusunda ise, eşimle yarış etmem mümkün değilse de okumaya gayret ediyorum. Eşim hem çok hem de hızlı okuyor. Bazen okuduklarını bana da anlatıyor. Okuduğum kitap türleri ise, daha çok biyografi, objektif yazılmış siyasi kitaplar ve tarihi kitapları okuyorum.

KADINLARIN SIRTINA TUZLU FISTIK ATAN TÜRK MÜŞTERİLER

Turizm yaşamınızda çok şaşırtan, etkileyen hatıralarınız var mı?

Olmaz mı. Yüzlece, binlerce olay yaşadık. Ama bir tanesini hiç unutmam. Türkiye-İsviçre milli maçı için Bern'e, gittik. 2-3 otelde kalıyoruz. Grup başkanı olarak gitmişiz iki arkadaş. Lobiye girer girmez resepsiyon görevlisi, "Gelin Allah aşkına" dedi. "Ne oldu" diye sorduğumda, "Sizinkiler etrafı rahatsız ediyor" dedi. Bir baktık bizimkiler ellerinde tuzlu fıstık, yerlere saçıyorlar. Hadi bunu geçtim, orada oturan kadınların sırtına da tuzlu fıstık atıyorlar.

Tabi İsviçrelinin kavga edecek hali yok. Gidip resepsiyona şikayet ediyor. Bu arada, bunlar bizim deskimize oturmuş, rakı da açmışlar. Düşünün ki, resepsiyondakiler buna da bir şey demiyor. Gittim yanlarına, "Ne yapıyorsunuz? Bu yaptığınız eğlence mi?" dedim.

MUSLUĞU DA SÖKMÜŞLER

O grupla dönüyoruz, havalimanına bildirmişler otelden, telefon açtım. Son noktası bu artık. Dediler ki, "Size büyük fatura çıkaracağız". Meğer banyonun bataryası adamın hoşuna gitmiş, sökmüş. Yerine de havlu tıkamış. Bir süre sonra o havlu çıkınca odayı su basmış. Oradan koridorlara ve diğer odalara. Düşünebiliyor musun? Dahası, hoşlarına gitmiş banyo perdelerini de almışlar. Fatura gönderdiler ama kimden para alacaksın da ödeyeceksin. Adamlara da rezil olduk...

Bir daha dünyaya gelseniz yine turizmci mi olurdunuz?

Dünyaya yeniden gelsem ya mimar ya da reklamcı olmak isterdim. Turizmi sevmediğimden değil, diğer ikisi içimde kaldığı için. Bunu nasıl olsa yaptım...


Bu Haber 31.07.2018 - 08:59:31 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...
En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.