Yenice Ormanları: Şeker Kanyonu'nda şeker tadında bir yürüyüş

    Araştırmacı - Kültür ve Turizm Bakanlığı Erdoğan Gümüş
    Köşe yazısını paylaş : | Yazıcı Dostu Gösterim | Arkadaşına Gönder
    Renkler dans eder mi? Eğer Karabük’e doğru yolculuk yapsaydınız, hele bir de Yenice Ormanları’nı sonbaharda görmüş olsaydınız sanırım bunun olabileceğini görür ve bana hak verirdiniz.

    Sonbahar son demlerini yaşarken, yaprakların renk dönüşümlerinin da son demleridir artık. “Sonbahar ve renkler” denilince elbette doğaseverler için ilk akla gelen yerlerden  biri de Yenice  Ormanları’dır. Bu nedenle; bu defaki yürüyüş rotası olarak Yenice Ormanları’nı  tercih etmiş ve Şeker Kanyonu’nu da görmeyi hedeflemiştik.

    Ankara’dan Yenice  Şeker Kanyonu’na gitmek ve otobanı da kullanmak isterseniz eğer,  Gerede’ye kadar Ankara-Bolu kara yolundan seyahat etmek zorundasınız. Gerede’den itibaren ise Yeniçağa, Mengen, Devrek ya da Eskipazar yolunu tercih etmeniz mümkün. Güzergâhımız üzerinde bulunan Ankara’ya 60 km. mesafedeki Kızılcahamam ilçesi sınırlarına ulaştığımızda, sıklaşan orman ağaçları değişik bir coğrafyaya girdiğimizin işaretlerini vermeye başlıyor. Gerede’den, Mengen-Devrek üzerinden Yenice’ye doğru yönelmemizle birlikte renklerin farklılaştığı çok daha farklı iklime sahip bir bölgeye girdiğimiz hissini uyandırıyor.  Uzunca bir  vadiden yol alıyoruz. Yol boyunca sağımız ve solumuzda yer alan bitki örtüsü alabildiğince renk cümbüşü içinde; sarı, yeşil, kahverengi, kızıl, turuncunun her tonu…



    Zaman zaman yola inen sis bulutları arasında ilerliyoruz. Bir müddet sonra sis, yerini tepelerden vadiye inen güneş ışıklarına terk ediyor. Güneşin ışıklarıyla birlikte parlak  renk armonisi içinde yolculuğumuz artık daha keyifli...

    Karabük’e yaklaşık 30 km. mesafede “Yenice Kent Ormanı- Şeker Kanyonu” tabelasını görür görmez sağa dönüyoruz.  Birkaç kilometre sonra, restoran olarak kullanılan   bir tesisin ve kanyonun devamı olan dere kenarındaki küçük ve şirin ahşap kamelyaların bulunduğu piknik alanına geliyoruz. Daha çok hafta sonu piknik yapmak üzere tercih edilen bu alana Şeker mevkii deniyor. Burası yürüyüş parkurumuzun başlangıç ve bitiş noktası olacak. 



    Kanyon suları hem mevsim hem de bu senenin kurak geçmesi nedeniyle taşkın değil, sessiz ve dingin… Tıpkı bu seneki turizm gibi, o da kendi kabuğuna çekilmiş. Hafta sonu olmasına rağmen bir iki ailenin dışında  etrafta kimsecikler yok. Dere kenarında sağa sola yalpalayarak yürüyen ördekler,  koşuşan tavuklar bir anda etrafımızı sarıyor. Belli ki, insanlara alışkın olduklarından,  birazdan  yiyecek alacaklarına emin bir hâlde beklemekteler. Bir de buranın sadık bekçileri köpeklerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Onlar yiyecekten ziyade  bizden, sevgi ve  kendileriyle oyun oynamamızı bekliyorlar. Bir taraftan ördeklerle azıklarımızı paylaşırken bir taraftan da sevimli köpeklerle 5-10 dakikalık ahbaplığın ardından dikkatimizi çeken bir diğer güzelliğe yöneliyoruz.  Alana hakim bir noktadaki ahşaptan yapılmış Yenice Evi, oldukça şirin ve panoramik bir görüntü yaratıyor kanyon girişinde. Yenice Kaymakamlığı’nın yaptırmış olduğu ve bir işletmeciye kiraladığı yapı restoran olarak kullanılıyor. Tesise, kanyon sularının aktığı dere üzerinde sallanan asma köprüden  geçerek girebiliyorsunuz.  Bu şirin ahşap bina ve asma köprü bir anda fotoğraf karelerimiz için bir platoya dönüşüveriyor.

    Bugün yürüğeceğimiz parkur, Yenice Evi’nin hemen yanı başından başlayarak yaklaşık 500 metrelik kıvrımlı bir patika yoldan yokuşla tepeye çıkıp, orman yolunu takip ederek İncebacaklar Mahallesi’ne, oradan da Şeker Kanyonu’nun çıkış noktasına doğru olacak. Yani bir elips çizerek başlangıç noktamıza dönmüş olacağız. Ördeklere yem, köpeklerle muhabbet ve fotoğraf çekimlerimizin ardından yürüyüşümüze başlıyoruz.  Patika yoldan tepeye çıkışımız trekkingçiler için oldukça zevkli bir çıkış elbette. Soluk soluğa kalsak da parkurumuzun başlangıç kısmından inanılmaz bir keyif alıyoruz. Tepeye vardığımızda ilk dikkatimi çeken buranın kırmızı-beyaz renklerle işaretlenmiş olması. 



    Karabük Valiliği ve Yenice Kaymakamlığı’nın ortak bir proje ile 2009 yılında Yenice Ormanları içinde yürüyüş yolları olarak toplam 396 km’ye ulaşan rotalar belirlemiş. 210 km’si uluslararası platformda  “grande randonnee” olarak bilinen sisteme uygun kırmızı-beyaz boya ile işaretlenmiş. Bunun dışında 292 km’lik bisiklet rotası da mevcut. Yerel yönetimler, son yıllarda doğa turizmine artan ilginin farkında ve buna ilişkin düzenleme, bilgilendirme konusunda oldukça bilinçli. Piknik alanında, parkurları gösteren haritanın yer aldığı bir tabela bulunmakta. Ayrıca düzenlenen web sitesinde de açıklayıcı bilgilerin ve her parkurun tanıtılarak harita ve koordinatlarının verildiği Türkçe ve İngilizce rehber kitapcıklar yer almakta. Yine yürüyüşçülere referans olması açısından yolun işaretlenmesinde de çalışan yerel rehber  Ersin Demirel’in hazırladığı CPS Koordinatlarını bu web sitesinden indirmeniz de mümkün.


    Örneğin yedi günü içeren bir yürüyüş programı şu şekilde sıralanıyor:

    1.Gün: İncebacaklar Köyü-Şekermeşe (14 km) Şekermeşe eski orman tesisinde kamp

    2.Gün: Şekermeşe-Meyri-Eğriova Eskipazar (Yalakkuz)Göleti (15 km) Gölet kenarında kamp

    3.Gün: Eğriova Eskipazar Göleti-Sorgun Yaylası (17 km) Yaylada kamp

    4.Gün: Sorgun Yaylası-Keltepe zirve-Eğriova Karabük Göleti (12 km) Gölet kenarında kamp

    5. Gün: Eğriova Göleti- Karabük Subatan Yaylası (12 km) Yaylada kamp

    6. Gün: Subatan Yaylası-Arboretum (7 km) Anıt ağaç gezisi ve eski orman işletme tesisinde kamp

    7.Gün : Arboretum-Kuzluk köyü (7 km) Anıt ağaç gezisi ve Yenice-Karabük anayolundan dönüş



    Orman içinde motorlu araçların da kullanılabildiği bir yolu takip ediyoruz. Kışa girmekte olduğumuz bu günlerde  sonbahar renklerinin son demlerini yaşayan Yenice Ormanları’nda mevsim geçişiyle birlikte renkler pastel bir tona bürünmüş Göknardan,  karaçamdan, kızılçama, kayından, meşeye, varana kadar farklı ağaç türleriyle ve yılın her mevsiminde farklı tonları ile karşınıza çıkan Yenice Ormanları’nın boşuna ün kazanmadığına biz de şahit oluyoruz.

    Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), 1999 yılında  Avrupa’nın biyolojik çeşitlilik açısından en değerli ve acil olarak korunması gereken 100  orman alanını belirleyerek bunları “Avrupa Ormanları’nın Sıcak Noktaları” olarak tanımlamış.  Karabük ili sınırlarında yer alan Yenice Ormanları’nın da, bu sıcak noktalardan biri olmayı hak etmesine şaşırmıyoruz bu renk cümbüşü içinde. 



    Yenice Kaymakamlığının hazırlamış olduğu rehber kitapta; Flora başlığı altında bölgenin bitki örtüsü şu şekilde açıklanıyor: “Yenice Ormanları bitki örtüsü açısından oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Özellikle meşe türlerinin oluşturduğu ormanlar, yaşlı kayın, gürgen, porsuk ağaçları ve çınar grupları bölgeye ayrıcalık kazandırıyor. Yenice el değmemiş iğne ve geniş yapraklı karışık ormanları ile biyolojik çeşitlilik bakımından son derece zengindir. Bugüne kadar yapılan en güncel araştırmalara göre Türkiye genelinde 3649’u endemik, toplam 11.466 bitki taksonu mevcuttur. Karabük il sınırlarında 88’i endemik 990 bitki çeşidi görülürken, bunun yaklaşık 51’i endemik olmak üzere 312’si Yenice Ormanları içerisinde barınmaktadır.”

    Kuşkusuz Yenice Ormanları’nın en önemli bölümü, anıt ağaçların bulunduğu “Tabiat Koruma Alanları” ve Arboretum (Açık Hava Ağaç Müzesi) sahasıdır. Bu bakir orman dokusunda çok çeşitli ağaç türlerinin bir arada bulunması, bunların bazılarının dünyada ender görülen çap ve boya ulaşmaları, nadir bulunan ve kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler olmaları ile yaban hayatı çeşitliliği; söz konusu koruma alanlarının oluşturulmasının başlıca gerekçeleridir. Yemyeşil vadilerin, yalçın zirvelerin, suyun ve nemin yarattığı zengin bitki çeşitliliğinin yansıması olan anıt ağaçlar, bu doğa harikasının en değerli hazineleri arasında yerini alıyor günümüzde. Türlerinin diğer örneklerine göre olağanüstü çap ve boya ulaşan bu ağaçlar, “doğa anıtı” olarak tescil edilmiş ve 1987 yılında “Tabiat Koruma Alanı” ilan edilen Çitdere ve Kavaklı bölgelerinde koruma altına alınmıştır.” 



    Hava sıcaklığı iyice artıyor.  18 derecelerdeyiz. Yürüyüş için oldukça elverişli bir havada yer yer düşen yaprakların halı gibi örttüğü yol üzerinde yürümek, yürüyüşümüzü son derece keyifli bir noktaya ulaştırırken, bazı yerlerde orman yolunu neredeyse kapatacak yakınlıktaki  ağaçlar,  panoramik bir görüntü kazandırıyor. Mevsim itibariyle meyveler tükenmişse de zaman zaman yol kenarında rastladığımız dalında son kalan böğürtlen ve kuşburnulardan tatmadan da geçmiyoruz. Ya da fotoğraf karelerimiz için son enstantaneler oluyor dallarında kurumaktayken.

    Yolda yürürken Ankara’dan bizler gibi bu rotayı tercih eden başka bir trekking grubuyla da karşılaşıyoruz. Çok geçmeden İncebacaklar Mahallesi’nde bir pansiyonda hafta sonunu geçirmek üzere konaklayan ve yürüyüşe çıkan dört kafadar genç arkadaşa rastlayınca, ilerleyen yıllarda bu bölgenin yoğun bir taleple karşılaşacağını kestirebiliyorum. Zira bu güzelliği keşfeden profesyonellere de rastlayınca bu konuda tahminimin ne kadar doğru olduğuna inanıyorum. Yollar kesişme noktalarıdır. Doğa sevdalılarının da yolları kesişiyor işte böylesi ortamlarda. Güzel bir tesadüf; hoş bir sürpriz daha bekliyor bizi; Sırtçantam Gezi Kültürü Dergisi genel yayın ve  belgesel yönetmeni İsmail Şahinbaş ve ekibiyle karşılaşıyoruz. Ayaküstü sohbet esnasında bu bölgeye hayranlığını ifade eden Şahinbaş, Yenice ormanlarıyla ilgili bir belgesel hazırladıklarından ve kısa bir müddet içinde belgeselin yayınlanacağından bahsediyor. Aklıma doğaya tutkun Şahinbaş’ın doğaya özgü bir şiirinden birkaç mısra  geliyor;

    Şimdi yaylaya çıkma zamanı.
    Sırtında bir çanta
    İçinde kitap, kalem, defter, olmalı.
    Yürümeli.
    Eşsiz kokuları
    Alabildiğince kucaklamalı.
    Onlara arkadaş olmalı.
    Hınzır böceklerin üstüne atlamalı.
    Gökyüzünden yıldız toplamalı.

    Doğaya âşık olmak işte böyle bir şey diye düşünüyorum. İki yıldır gecesini gündüzüne katarak belgesel çalışmaları yapmasına rağmen  bir türlü kopamıyor bu coğrafyadan usta yönetmen.  Hafta sonu dinlenmek yerine yine yaylalarda, yine yollarda, yine doğayla iç içe… Bu çalışmasına gıpta ederek  ve güzel sohbeti geride bırakarak  yolumuza devam ediyoruz. Tıpkı şiirdeki gibi içinde kalem defterle, sırtımızda çantamızla ve de olmazsa olmazımız, bu coğrafyayı deklanşörlerimizde ölümsüzleştirmek üzere, ellerimizde fotoğraf makinelerimizle…  

    Çok geçmeden  tepeden Yazıköy’ün İncebacaklar mahallesini görüyoruz.  Gözünüzün alabildiğince genişlikte bir platoya tepeden bakıyorsunuz. Yeşile bürünmüş bir birini takip eden dağ silueti. Yeşilin, kızılın, turuncunun, sarının hakim olduğu orman silsilesi… Sonbaharın efsanevi renkleri katmer katmer/ dalga dalga renk geçişleriyle muhteşem bir görüntüye yol açıyor. Adeta renkler dans ediyorlar hissi uyandırıyor bizde… Tablo gibi manzara karşısında büyülenmemek ne mümkün?

    Renkler, renkler...
    Dalga dalga sizi yüzmeye davet eden bir deniz sanki…
    İşte şimdi ruhunuza hitap etmekteler.
    Büyük kentlerin; ruhsuz, solgun gri renklerinden,
    Her gün akciğerlerinize çektiğiniz karbondioksit gazlarından sonra
    Gözlerinizin alabildiğince farklı geçişleri içinde,
    İlaç gibi ruhunuza hitap eden masalımsı renkler...
    Ciğerlerinize bayramı yaşatır,
    Yenice Ormanları’nın kokusu, oksijeni…



    Bir taraftan solumuzda kalan masal tadında manzaraya büyülenmişcesine bakarken diğer taraftan da fotoğraf karelerimizle farklı estantaneler yakalamaya çalışıyoruz. Ayaklarımın yorulmadığından emin olsam da sürekli deklanşöre basmaktan artık baş parmağımın yorulduğunu hissedebiliyorum. 

    Buralara gelmekle kendimizi şanslı gördüğümüz ve mahalleye yaklaştığımız anda harika bir doğa manzarası içerisinde birçok evin geleneksel ahşap evler olmayışına üzülüyorum. Ne yazık ki, tuğla ve betonarme evler burada da çirkin görünümleriyle sırıtıyorlar adeta doğaya inat. Tek sevindirici yönü evlerin geniş alanda çok olmayışı ve çok katlı yapıların bulunmayışı. “Eh buna da şükür!” diyerek  mahalle içinden yolumuza devam ediyoruz. Mahalle dağınık evlerden oluşuyor.  Son yıllarda ilginin artmasından dolayı bir butik otelin, yılın her döneminde hizmete açık olduğunu, yanı sıra köyde pansiyonculuğun da başladığını öğreniyoruz. Nitekim kanyona doğru yürüyüşümüz esnasında hafta sonunu burada geçirmek üzere gelen birkaç çifte daha rastlıyoruz.



    Bu noktadan itibaren kanyonun çıkışına, yani bizim aracımızın konakladığı yere kadar asfalt yolu takip edeceğiz. Kanyon yaklaşık 7 km. uzunluğunda. Kanyon, kanyoning yapmaya müsait görünüyor. Köylüler, buranın özellikle hazirandan eylüle  kadar daha çok  rağbet gördüğünü, zorlu geçişler ve daralmalar olması nedeniyle yer yer yüzmek zorunda kalınan yerlerin olduğunu belirtiyorlar. 100 metreden başlayıp 250 metreye kadar yükselen kanyonda, kanyon kayalarının, kaya tırmanışları için uygun bir yapıya sahip olduğunu da öğreniyoruz bu vesileyle.

    Manzara yine aynı! Yine sağımızda ve solumuzda  muhteşem renkler arasında yürürken bu defa solumuzda kanyon suyu bize yol arkadaşlığı ediyor. Kanyon suyu yatağı, köy mahallinde asfalt seviyesinden birkaç metre derinlikte iken, çıkışa yaklaştıkça 8-10 metreleri bulan bir derinliğe ulaşıyor. Bazı noktalarda tehlike oluşturduğu için yol kenarına fazlaca yaklaşmamaya gayret ediyoruz.



    Kanyonun bitiş noktasına yaklaştığımızda devasa görünümüyle yalıyarlar enterasan bir manzara oluşturuyor. Zaman zaman yalıyarların neredeyse bir kaç metre dibinden yürürken her an bir taş düşebileceği korkusu sarıyor bizi. Bir taraftan ürküyor olsak da enfes manzara eşliğinde heyecanımız da bir o kadar artıyor.  Asfalt seviyesinden oldukça aşağıda dere yatağında akan kanyon suyu, yer yer eğimli ve daralan  kısımlarda coşkun akarken, genişleyen noktalarda durgun bir görünüme kavuşuyor.

    Kanyon suyunun  küçük şelalecik oluşturduğu bir noktasında, suyun üstünde ve hakim bir konumda, ahşap merdivenlerden inilen bir teras/platform yapıldığını görüyoruz. Etrafımızı saran yalıyarlar eşliğindeki görüntü, fotoğraf  tutkunları için hoş bir platform oluşturuyor.  İşte bu nokta, sanırım ilkbahar mevsiminde taşkın kanyon suyunun delicesine, çağıl çağıl aktığı dönemde çok daha heyecan verici oluyordur.  Son fotoğraf çekimlerimizi de burada tamamladıktan sonra, Yalıyarları da arkamızda bırakarak yaklaşık 12 km’lik şeker tadındaki yürüyüşümüze Şeker Kanyonu piknik alanında son veriyoruz.

    Sabah yürüyüşe başlamadan önce merhaba dediğimiz ördekler, köpekler ve tavuklar bu defa bizleri uğurlamak üzere yine en sevimli hâlleriyle karşımızdalar…

    Kalın sağlıcakla…   



    .    
     





    Araştırmacı - Kültür ve Turizm Bakanlığı
    Erdoğan Gümüş

    Kullanıcı Yorumları

    kadir atasoy - 13.12.2016 12:09:01
    Tebrik ederim, çok iyi bir yazı.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Yazarın diğer yazıları :
    Gündüz yıldızları
    Kar beyazdır hayat
    Yenice Ormanları: Şeker Kanyonu'nda şeker tadında bir yürüyüş
    Likya Yolu’nda kısa bir yolculuk
    Kayaköy'de bir başarı öyküsü
    Makale Arşivi
    Bizi Takip Edin
    Facebook Twitter
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun