edaozsoy@turizmguncel.com

TÜROB’un başkanı kendi otelini kapatmak zorunda kalırsa…

Dile kolay tam 51 yıl… 1965 yılında açılan Harem Otel, İstanbul’un en eski otellerindendi. İstanbul’a tanıklık etmiş bu otel, geçtiğimiz günlerde ekonomik kriz nedeniyle kapılarını kapattı.
 
Otelin sahibini hepiniz bilirsiniz; Türkiye Otelciler Birliği Başkanı Timur Bayındır…
 
Timur Bey’in babası, kardeşleriyle birlikte kurmuş bu oteli… Hatta inşaatı sırasında tuğla bile taşımış. O günleri anlatırken gözleri dolan Timur Bey, şimdilerde ortaklarıyla birlikte otelin kalan eşyalarını tasfiye etmeye çalışıyor. Harem’in hemen karşısında kurulan mini Harem Otel faaliyetlerini sürdürse de, İstanbul’da ‘kimler geldi, kimler geçti’ dedirten otel artık maalesef yok.
 
Düşünsenize, Timur Bey, otelcileri temsil eden bir birliğin başkanlığını yapıyor ancak kendi otelini kapatmak zorunda kalıyor. Bu durum, belki de Türk turizminin geldiği durumu daha iyi özetliyor.
 
Timur Bey ile bir araya gelip hem İstanbul turizmini hem de otelin kapatılma hikayesini konuştuk. Deneyimli turizmci, oteli de kapsayan Baytur Turizm’in hala aktif olduğunu hatırlatmakla sözlerine başlıyor. Ne olursa olsun turizm sektöründen kopmasının mümkün olmadığını anlatan Bayındır, bundan sonraki süreçte İstanbul’da hatta belki Paris’te otel açabileceğini sözlerine ekliyor. İşte Timur Bey ile röportajımızdan satırbaşları…

Timur Bey, siz TÜROB’un başkanısınız ve otelinizi kapatmak zorunda kalıyorsunuz. Bu süreç neden bu noktalara geldi? Gerekli desteği mi alamadınız, ne oldu?
 
Maalesef gerekli desteği bulamadık, bu doğrudur. Ancak aile içi bazı konular da vardı. Bir işletme var ve ortaklarınız sizden her daim para bekliyor. Tamam oteli satalım, ama müşteri yok ki… Maalesef yaşanan olaylar bizi bu noktalara doğru sürükledi.
 
Ancak ana sorunlardan biri de yeterli teşviklerin alınamaması ve işlerin kötü gidip nakit para akışının gelmemesiydi.
 
Oteli kapatırken nasıl duygular içindeydiniz?
 
Tabii, çok üzülüyor insan… Ama yapacak bir şey yoktu.  Otel çalışanlarımızla son kez bir araya geldik, konuştuk, anlattık durumu ve vedalaştık... Otel aslında bazı şeylere dayanabilirdi ancak ortaklarımızda böyle bir düşünce olmayınca maalesef faaliyetlerimizi durdurduk.

 
Kendim için asla destek istemedim, istemem de….
 
Siz İstanbullu otelcileri temsilen sık sık Ankara’ya gidiyorsunuz ve yetkililerle bir araya geliyorsunuz. Kendiniz için hiç destek istemediniz mi?
 
Sen benim üyemsen, senin için gider gerekli kurumlara karşı hakkını savunurum, onlarla konuşurum. Ancak kendim için asla… Birine gidip de ‘benim şu işimi halleder misin’ demedim.
 
Hiçbir zaman hiçbir destek istemedim, istemem de. Kimse çıkıp  “Timur abi geldi, şu işi de kendi için yaptırdı.” diyemez. Devlete karşı da bir kuruş borcum yok çok şükür…

Uzun vadede yeni bir otel açmayı düşünüyor musunuz?
 
Eğer binayı satarsak ve elimize para geçerse 60 yılın birikimini dökebileceğimiz bir işletme yapabiliriz. Para kazanmak mühim değil aslında… 50 küsur yıllık bir işletmeyi kapatmak insanı üzüyor maalesef…

Bu aşamadan sonra size bir teklif gelse, bir otelin genel müdürü olur muydunuz?
 
Olmazdım. Yatırımcı ve danışman olabilirim. Para için değil ama çok yakın bir dostum, ‘gel el at, şu işi halledelim’ derse, oteline yardım etmek için çalışırım.
 
İstanbul’da turizm her geçen gün daha fazla kan kaybediyor, değil mi?
 
İstanbul turizmi 2015 yılından bu yana büyük oranda kan kaybetmiştir. Otelciler zor günler geçirmiştir, hala da geçirmektedir.
 
Daha önce defalarca ilgili yerlere beklentilerimizi ve dileklerimizi ilettik. Ancak nedense Antalya ve Rus turistlerin ülkemize gelmemesi meselesi daha fazla dikkat çekti. Antalya çok çok önemli, Rus turist de çok önemli ancak İstanbul’u da göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum.
 
İstanbul’da ciddi oranda Avrupalı turist geliyordu fakat biz bu kitleyi kaybettik.
 
Bu şartlar altında oteller ne kadar dayanabilir ki? Böyle giderse otellerin ellerindeki sermayeler bittiğinde hizmetleri malesef duracak.
 
Günübirlik evler çok tehlikeli
 
İstanbul turizmini baltalayan en büyük faktörlerden biri de günübirlik evler, öyle değil mi?
 
Sadece İstanbul için değil tüm dünya için baş belası günübirlik evler.. Bazı ülkelerde bu işi sisteme oturtmuşlar, ancak bizim ülkemizde henüz böyle bir sistem yok. İşin kötü yanı hiçbir şekilde kayıt yok. Otele gidersen kayıt altına alınıyorsun. Bu evlerde adını soran bile yok. Ben günübirlik evlerin çok tehlikeli ve zararlı olduğunu düşünüyorum.
 
İstanbul’da bu kadar ekonomik kriz varken, hala yeni oteller açılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Biliyorsunuz bir ara tekstil modası çıktı, herkes tekstilci oldu. Şimdi de inşaat modası var, herkes bu sektöre giriyor. Bir bina var elinde, üç beş kar ediyor diye binayı otele çeviriyorlar.
 
Nerede arsa varsa oraya otel yapılıyor. Ama oraya kim gelir, kaç paradan gelir, ne kadar dolar bunlar düşünülmüyor. Ciddi bir fizibilite yapmak lazım. Piyasada fizibilite yapanlar da gerçekçi rakamlar vermiyorlar. O rakamlara bakınca  otel kendini 3 yılda amorti ediyor. Bunu görünce ‘ne güzel iş’ diyorlar, ama öyle değil. 3 yılda kendini amorti eden otel görmedim ben, bu iş en az 15-20 yıl alıyor.
 
Sizce Türkiye’de turizmciye destek veriliyor mu?
 
Şimdi itiraf edelim; İstanbullu turizmciler olarak biz kendimizi iyi anlatamadık. Biz sorunlarımızı söyledik ama zannedildi ki turizm charter ve Rusya’dan ibaret. Antalya’ya inen charterlara destek var, İstanbul’a inenlere neden yok? Böyle bir uygulama yapılıyorsa, tüm bölgelere getirilmeli. Ancak 20 dolara oda satılırsa, sadece Türkiye’nin komşuları ülkemize turist olarak gelir.
 
Türkiye’ye gelen Araplar bile düştü. Herkes ‘Araplarla dolduk diyor’ ama yok öyle bir şey. Ancak İzmir gibi Konya gibi daha çok Türk müşteriye hitap eden yerlerde işler bir parça düzgün işliyor.
 
Dünya kadar yabancı zincir otel var İstanbul’da. Onlar da ‘Bir kazanmıyoruz kapatıyoruz’ diyebilirler.
 
Peki kendinizi nasıl iyi ifade edeceksiniz?
 
Maalesef yetkililere karşı kendimizi iyi ifade edemedik. Avrupa’ya da tek başımıza kendimizi anlatamayız. Devletin bu konuda topyekün bir çalışma yapması gerekiyor.
 
Peki, turizm konusunda size yetki verilse, ilk işiniz ne olurdu, neler yapardınız?
 
Bir kere hiçbir yeri ataşesiz bırakmazdım. Hala Asya’da, Avrupa’da atanamamış müşavirler var. Bu kişiler, Türkiye’nin eli ayağı… Yazışmalarını yapacak, iş ilişkilerini kuracak, ülkeni tanıtacak insanlar. Önce burayı tamamlardım.
 
Daha sonra bir kampanya düzenlerim. 'Home of ' değil ama…  'Home of' Amerika’da, İngiltere’de olabilir ama örneğin Almanya bundan anlamaz. Fransa’ya bambaşka bir sloganla giderim. Danimarka, İsveç gibi ülkelere farklı bir slogan bulurum. Ülkelere göre sloganlar çalışırdım… Türkiye şimdiye kadar dışarıya karşı hep ‘arkadaş canlısı ve misafirperver’ bir tutum sergiledi. Güzel bir imajımız vardı ancak bunun zerresi kalmadı. Bu imajımızı tekrar kazanmak için de çalışmalar yapmak zorundayız
 
 
 


Bu Makale 30.10.2016 - 18:39:59 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.