emirhepoglu@yahoo.com

Egomaniacus Nonempaticus Hotelierus

Evrim tamamlanmadı, hatta tüm hızıyla devam ediyor. Turizm sektöründe ise yeni bir tür daha keşfedildi: Egomaniacus Nonempaticus Hotelierus.

Gündem yazmak kolay, olayların içinde ve hatta göbeğinde yaşıyorsanız daha da kolay. Öte yandan çok sıkıcı. Neden derseniz, her TV kanalında, her gazetede, her dergide ve sosyal medyanın hemen her mecrasında günceli beyninize zımbalamak için erketede bekleyen bir dolu insan, tezgah önünde "gel abi gel abi, ne vereyim abime" edalarıyla beklemekte. Her biri kendi ideolojisi ve kendi düşüncesi ekseninde bizleri yönlendirmeye çalışıyor. Artık oltaya kim gelirse hesabı, rastgele deyip abanıyorlar milletin üzerine.

Öte yandan gündelik yaşam tüm hızıyla devam etmekte. Kaygılar, heyecanlar, üzüntü ve sevinçler rutin halinde seyrini sürdürüyor. Ülkede her ne oluyorsa olsun, başınızı ekrandan biraz farklı yöne çevirdiğinizde hayat suyunun akışına kapılıp gidiyorsunuz. Kiminin tercihi kendini suyun akışına bırakmak, kiminin ki ise rüzgarın yönüne göre yolunu belirlemek!
 
YAZI TURA ONBAŞILARI

Turizm sektörünün yaşadığı her krizin ardından konuşulan klişeler tümüyle malumunuz. Ekstra bir hatırlatmaya gerek görmüyorum. Aldığımız dersler ise tartışılır. Bu aralar en çok konuşulan krizlerle mücadele ederken ciddi tecrübe kazandığımız ve bu tecrübeler vasıtası ile gelecek planlarımızı daha aklı başında yaptığımız ya da yapacağımız yönünde (cart kaba kağıt !). Elbette bu da ayrı ve detaylı bir tartışma konusu. Ders almak denildiğinde ise geneli itibari ile anlaşılan şey, sektörün uğradığı zararların sonucundan anladıklarımız. Peki ya konuyu daha kişisel boyuta taşırsak?
 
HD sistemini yere göğe sığdıramadığımız zamanların haricinde, gün geliyor şeytan taşlar misali çakıl manyağı yapıyoruz bu yegane gelir kaynağını. Turizm sektöründeki yozlaşmayı, mesleki deformasyonu, eğitimsiz personel istihdamı zorunluluğunu sırf bu HD meretinin varlığına bağlıyoruz. İşte tam bu noktada asıl DERS almamız gereken konular sırası ile karşımıza diziliyor ve pis bir kahkaha ile bizi karşılıyorlar. Kendilerinden bu kadar emin olmalarının asıl sebebi ise hepsinin ne menem şeyler olduklarını ve nerelerimizde gizlendiklerini çok iyi bilmemize rağmen müdahalede ketum davranmamız.
 
Tüm bu sıkıntı ve problemlerle baş edebilme yeteneğine sahip yöneticilere ihtiyacımız had safhada. Son dönemlerin popüler yöntemlerinden olan "Yazı Tura Onbaşısı" misali jet hızındaki terfi ve atamalar bizi donanımı full yönetici insan neslinden uzaklaştırıverdi. Onları ya saygıyla anar olduk, ya da nesilleri tükenmekte olduğundan mevcutları korumaya aldık. Onlara söz söyletmemeye, göğsümüzü siper etmeye, hatta biraz da tapınmaya başladık. Kendini bilmez yeni nesil birtakım zibidilerin ‘’Dinozor’’ yakıştırmalarını yumruklarımızla savuşturacak kıvama geldik, ama yılmadık. Zira onların modası geçmiş dedikleri nevi şahsına münhasır insanların bir daha yetişmeyeceğini çok iyi biliyorduk.
 
EGOMANIACUS NONEMPATICUS HOTELIERUS 



Bu kadar girişat yeter, sadede gelelim. Değerli dedik, pırlanta dedik, duayen dedik ama bu güzel insanlar azaldıkça yerlerine yenilerini ne yazık ki koyamadık. Her yıl komşu ülkelerin nüfusu kadar ziyaretçiden ve milyar dolarlardan bahsettiğimiz devasa sektörü, karakteri yerine henüz oturmamış, havalarda uçan tipitiplere teslim eder olduk. 
 
Abdurrahman Çelebi misali doğrusunu bulamadık da elimizde bu vardı, bu da olur gibisinden kendimizi avuttuk. Göç yolda düzelir atasözünü kendimize düstur edindik ve olgunlaşmalarını bekledik. Bu da  biraz zaman aldı, zira kendilerini bulma çabaları çetrefilli yollardan geçmelerini gerektiriyordu. Kimisi daha önce çalıştığı yöneticisini örnek almayı, hatta onun gibi giyinmeyi benimsedi. Görsellik her zaman çok önemliydi. Olayımız ne yaptığın değil, nasıl gözüktüğün mühimdir üzerine kuruluydu. Buradan hareketle yüz yıl öncesinin naftalin kokulu kravat ve ceketleri tekrar gün yüzü gördü. İki karış kalınlığındaki göbek deliği üzerinde biten kravatlı adamlar sağ olsunlar bize uzun yıllar sonra 70’ler nostaljisi yaşattı. 
 
Bazıları ise daha İtalyan takılmayı öngördü. Daha modern, daha havalı ve daha şık olmak onlar için çağdaşlığın tek göstergesiydi. Önce saç kesimleri değişti, kafalarını inek yalamış misali jöleye bandırdılar. Gömlek düğmeleri kıllı göğüs kafesi ortaya çıkacak şekilde cesurca açıldı. Çorapsız giyilen pahalı kadife ve süet ayakkabılar IN, kundura OUT oldu. Kısa paçalı dar pantolonlar vücut ölçüleri önemsenmeden üniforma haline getirildi. Göz deformasyonu yaratan pörtlek göbüşler, koca popolara pek takılmadılar, zira giysinin moda olması ve marka olduğunu BAS BAS bağırması asıl mühim olandı.
 
Daha önce otel misafirine servis yaparken küçük kadehlerle barın arkasında tırtıklanan pahalı içkiler, KRAL olmalarının ardından kristal şişelerde başucu içeceğine dönüştü. Sigara içmeyen adamlar bile puro içmeye, hatta sanki KÜBA da doğmuş Fidel CASTRO’nun amca oğluymuş gibi püfürdetmeye KÜBA’yı anlatmaya başladılar. Görsel olarak tüm detayları tamamlayanların zekası bol olanları işine gücüne sarıldı. Aralarından çok başarılı olanları, kendisini marka haline getirenleri çıktı ki bu akıllı insanlar gelişime hep açık oldu ve hiçbir şeyden korkmadılar.
 
Bazıları ise, asıl hedefleri olan beş tekerli, suni deri, süper ergonomik pahalı ofis koltuğunu popoları ile buluşturdukları vakit kontağı kapattılar. Zannettiler ki ‘’Ben Oldum, Ben Tamamım’’ bundan gayrı KRAL benim. Ne EGO’larını törpülediler, ne kendilerini geliştirdiler, ne de yeniliklere açık oldular. Yaptıkları ilk iş, tıpkı ASLAN ve KAPLAN’lar da olduğu gibi kendilerine bir ‘’Teritoryal’’ alan oluşturmak ve bu alana girmek isteyenleri ısırmak oldu. Sibirya kaplanlarında teritoryal alan 320 km civarındadır ve bu alanı diğer kedicikler gibi çişleri ile belirler ve oluştururlar. Bizim KRAL namzetleri ise en fazla 50 dönüm civarında zorunlu olarak hüküm sürdüler ve alanlarını birilerine bağırırken ağızlarından çıkan tükürük ve köpüklerle belirlediler.
 
Velhasılıkelam Türk bilim insanları geçtiğimiz günlerde birkaç kemik parçası üzerinden yeni bir tür insan bulduk ( HOMO NALEDI ) şeklinde yaygara çıkartan Güney Afrikalı meslektaşlarının aksine, daha sakin, daha ağırbaşlı ve kendinden emin bir şekilde halen aramızda yaşamakta olan EGOMANIACUS NONEMPATICUS HOTELIERUS türünü babalar gibi keşfetti. Açıklamadılar çünkü sayılarını, nasıl ürediklerini, avlanma sahalarını vs henüz bilmiyorlardı. Ancak çalışmalar tüm hızıyla devam etmekte. Çok yakında konu açıklığa kavuşur bende buradan sizinle memnuniyetle paylaşırım emin olun.
 
Ego: Freud'un sözüyle ego şahlanmış bir at üzerindeki şovalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir. İd, ego ve süperego insan zihninin katmanlarıdır. Bu katmanlar birlikte yer almalarına karşın farklı düzlemlerde fonksiyon görürler.
 
İd, zevk temelli bir istekler ve aşırı ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasıdır. Temel ve en ilkel benliktir. Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların en bencilce doyurulmasıdır
 
Ego ise idin bu isteklerini gerçeklikle karşılayan kısımdır. Çeşitli savunma mekanizmaları ile idi dengeler. İd ve süperego arasında dengeleyici unsurdur. Temel görevi kişisel güvenlik sağlamak ve idin bazı isteklerine izin vermektir. Freud ilerki yıllarda gerçekliği test etmek, savunma, bilgi sentezi ve zeka fonksiyonları ile hafızayı bu merkeze bağlamıştır
 
Süperego, baba figürünün ve kültürel adetlerin içselleştirilmiş bir sembolüdür. İd'in ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir. Id ye karşı saldırgandır. Tabuları ayakta tutar. Oidipus kompleksinin çözümü için baba figürünün içselleştirilmesidir. (Wikipedi)
 
Egomanyak: Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişi, bir nevi egosu tavan yapmak anlamına gelir.
 
Emir HEPOĞLU
TRIO TO DO
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bu Makale 28.09.2015 - 10:37:57 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Eda SAKLICA - 24.09.2015 - 03:29

    A DAN Z YE SANA KATILIYORUM...NE EGOLAR VAR NE KRALLAR NE ÇAKALLAR VAR BU ALEMDE..HAHAHAYYY:)

  • We are what we are - 14.09.2015 - 04:39

    Hocam insana biraz da ego gerek ancak ego öz saygı ile beraber yaşanması gerekiyor. Bazen çok abartıldığında komik ya da itici olabiliyor. Bazen iş yerinde başarısızlık ya da gereksiz performans olarak geri dönüşü var. Sade, net ve başarılı kardeşlerimizin daha başarılı, daha araştırmacı ve zaman yönetimini iyi yapan arkadaşlar olduğunu görüyorum. Daha insancıllar.

  • AO - 14.09.2015 - 02:31

    Tespitlere koca bir alkış...

En Çok Okunanlar
Bunları Okudunuz Mu?
Yazarlar
Tüm Yazarlar
GÜNCEL HABERLER
SEKTÖREL HABERLER

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.