serdar@dm-consultancy.com

Daha iyisi nasıl olabilir?

Akıl almaz bir rekabet çağında yaşamaya başladık. Ancak rekabet iyileştirme amaçlı değil sadece bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Bu kapsam içinde çalışanlar işlerinde daha fazla zaman harcıyorlar, daha fazla ofiste kalıyorlar, toplantılar çok daha uzun sürüyor ancak işin sonucu bu kadar çekilen cefa ile orantılı değil.

İşletmeler profesyonel işleyiş düşüncesinden uzak sadece günlük mücadele çabasına girmiş görünüyorlar. Bu ağır ortam başlıkta sorulan “Daha iyisi nasıl olabilir?” sorusunu yanıtsız bıraktığı gibi diğer yan sorular ve çözüm önerilerini de elinin tersiyle itiyor. Büyük bir tehlike olarak nitelendirdiğim ilgisizlik ve adam sendecilik alışkanlık haline gelince işlerin geliştirilmesi ve yeni icat gibi çalışmalar sadece uçuk fanteziler olarak kalıyor.

Burada belki henüz keşfedilmemiş olan sıkıntı, yaratıcılık olmadan rekabetçi üretim veya hizmetin yapılma şansının olmadığının anlaşılamamasıdır. Bir inşaatı kısa sürede bitirmek ancak sonrasında sürekli tamir ve tadil etmek marifet değildir. Yapıyı çok büyük veya küçük tasarlayıp süreç içinde eklentiler ilave etmek mühendislik değildir. Binayı oluşturan malzemeler ve cihazları tel maşa gibi imal edip sürekli bozulan ve kırılan bir yapı oluşturmak yanlıştır. Çünkü sayılan temel nitelikler hem endüstriyi hem de imalatı ileri götüren detaylara sahiptir. Eğer bir cihazı sadece kopyalar ve onu kendi içinde geliştirmezseniz kopya fiyatına razı olursunuz. Ne ki sizin yabancı rakipleriniz benzer cihazın birkaç model ilerisinde olacağı için yetişme mesafeniz artar ve moraliniz bozulur. İşte tam da bu nedenle son yıllarda imalatçı firmalar tekrar yabancı firmaların dağıtımcısı tarzını benimsemeye başlamışlardır. Bunun sonucu ise o sanayinin yabancıların eline geçmesidir.    
   
Dikkat edilirse son on yıllarda sanayi, üretim ve hizmet alanında sadece monolog, dayatmalar ve hızlı bir dünyadan kopuş gözlenmektedir. Buna örnek bir kesiti turizm açısından ele alırsak, tek düze yapılar, yabancı dergilerden kopyalamalar, şatafatlı tesisler revaçta olmasına rağmen müşterinin görmediği ancak hizmetin kalbinin attığı alanlar ihmal edilmektedir. Sadece bu cümleyi doğru algılayan tek bir turizm yetkilisi, yatırımcısı veya kamu hizmetlisi olsa kazanım başlayabilir. Çünkü 1980 de suni bir şekilde başlatılıp, alt yapı ve rasyonel gelişme olanakları bulamadan hemen kırılgan yapıya dönen turizm akılcılık yerine günü geçiştirici pansumanlarla komada olmasına rağmen hayatta kalmaya devam ediyor. Belli ki bir şekilde yıllar içinde biriktirilen sorunlar altından kalkamayacağı kadar büyüktür. İşte bu nokta uzmanlık ve mühendislik çalışmaları ile kolaylıkla giderilebilir. Ama herkesin fikir sahibi olup uzman olmadığı bir ortamda başarı yakalama olanağı yoktur.

Her kavramın kirletildiği bir ortam yaratılmıştır ve bu hengâme içinde akılcı bir yöntem veya çalışma prensibi ortaya koyma olanağı yoktur. Öncelikle bilgi-deneyim-liyakat üçlüsü ortadan kaldırılmış ve kilit noktalara işle ilgisi olmayan kişiler getirilmiştir. Bunun tek amacı bilgiden uzaklaşmaktır. Çünkü her iş için artık salt bir ‘kişi’ yeterlidir. Hele bu kişi yandaş ise zaten iş sonuçlandırılmıştır. Diğer yandan proje ve iş yapma sistemi ihale usulü sürekli değiştirilerek çevre, tarih, alt yapı, toplum etkisi, insan özelliği, fayda ve kazanım etkileri ortadan kaldırılmıştır. Böylece isteyen istediği yapıyı yıkıp istediği yapıyı inşa edebilir sonucu yaratılmıştır. Ama bu durum rekabet, kalite ve toplumsal faydaya karşı olarak işlemektedir. Her iş aynı firmalar tarafından alınıp, parçalara ayrılarak küçük firmalara dağıtılmakta ancak en büyük sorun olarak denetleme ve kalite kavramı ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum belki kısa erimde karar vericiye bazı avantajlar sağlayabilir. Peki, ya sonrası? Daha iyisini araştırmadan ve bir hedef için çabalamadan düzelme olabilir mi?

Aynı düzlem içinde iş kotaran insanlara ‘lider’ yakıştırması başlatılmış adeta etraf liderden geçilmez bir duruma gelmiştir. İlginç olan lider tanımlaması, kişinin becerileri ile sorunları ve tanımın temel özellikleri ortadan kaldırılarak içi boş devler yaratılmıştır. Genelde uyumlu bir dizin olan kişi-sistem-hedefler-değerler sistematiği bozularak yozlaşma sürecine girilmiştir. Kişinin görev, rol ve yetkileri sadece tanım olarak bırakılmış ve makam sadece söyleneni yapacak bir tarzda biçimlendirilmiştir. Sistem ise organizasyon yapısı ve birimler arası irtibatlar kopartılarak her birim bir hücre yapısına dönmüştür. Böylece yapılanlar sadece belli düzeyde kontrol altında tutulabilir ama genel yapıda kim ne yapmakta ve yaptığının sorumluluğu ortadan kaldırılmıştır. Hedefler kümesinde ise, ileriye ait plan, proje, öngörü ile bunlara ulaşmaktaki yollar ve uygulama metotları devreden çıkartılmıştır. Dünden bugüne ve oradan yarına değil sadece bugün ancak sürekli değişiklikler ile işleyişi sürdürme hevesi ortaya çıkmıştır. Değerler toplumsal ve kültürel ayrışma içinde kendine yer bulamamıştır. Özellikle yabancı projelerde yapılan işin topluma kazandıracağı ekonomik ve sosyolojik birikimler göz ardı edilerek keyfi bir yapı ortaya konulmaktadır. Böyle bir kurgu içinde gelişme, ileriye gidiş ve nasıl daha iyi yaparım tarzı bir kaygı söz konusu olabilir mi?

Toplumların ve ekonomik yapıların gelişebilmesi tek bir konuya dayandırılarak elde edilemez. Örneğin sadece inşaat yaparak ve binalar dikerek turizm gelişmez. Eğer toprak, alt yapı ve doğa kapsam içine alınmazsa sadece şekilsiz beton ve cam kütleler ortaya çıkar ve bunun dönüşümü olası değildir. Güncel durum şehirlerde her yeşil alanın bir kamu bankasına devri oradan da TOKİ eliyle müteahhitler tarafından yapılaşma konusunda çılgın bir yarış görüntüsündedir. Özellikle büyük şehirlerde semt ve mahallelerde halkın nefes alacağı parklar ortadan kaldırılmıştır. İyi de, cidden bu kadar yoğun bir yapılaşma gereksinimi var mı sorusunu soran yok! Konut stokları yapmak yerine iş alanları açmak ve vatandaşı üretime yönlendirmek çabası neredeyse yoktur.

Tüm bu yapı içinde daha iyisi nasıl yapılabilir diye bir soru herhalde biraz abes olur. Ancak bunu bugün yapmıyorsak ileride mutlaka yapacağız. O zaman bu çalışmalar çok daha masraflı, daha zor ve geri dönüşümü uzun olacaktır. Zaman ve kaynak gelişmiş toplumların en fazla önemle üzerinde durdukları konulardır. Başka türlü ilerleme olabilir mi?             

       



Bu Makale 07.03.2017 - 16:37:53 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.