serdar@dm-consultancy.com

Altyapı sözünden ne anlıyoruz?

Hiçbir şey anlamadığımız ortada. Tersi olsa nelerin düzeltilmesi gerektiğini konuşabilir ve özellikle inşaat alanında ilerleme sağlayabilirdik. Önce turizm konusundan başlayalım. Turizmi bacasız endüstri diye tanımladık, iyi de bu endüstri nasıl çalışıp üretim yapacak? Gelin bir proje yönetimi denemesi gibi bu sorunu nasıl çözeriz kısaca ele alalım.

Önce kavram geliştirme ile başlayalım. Turizmden ne anlıyoruz? Deniz, dağ, kar, tarih, sağlık, eğitim, inanç, vb. Bunların biri veya tamamı proje kapsamı içine alınabilir. Yapılacak çalışmalar birbirini takip eder özellikte olacaktır. Herhangi bir konuyu ele aldığımızı farz edelim, bunu bugün nasıl görüyoruz, dün ve gelecek nasıl görmek istiyoruz gibi bir beyin çalışması yapılması gerekiyor. Dün çok ellenmiş veya hiç dokunulmamış bir konu olabilir, her iki durumun bir sentezi yapıldıktan sonra yakın, orta ve uzak erimli çalışmaları sırasıyla 5,20 ve 50 yıl gibi zaman dilimlerinde ele alarak bir zaman yolculuğuna çıkmak gereklidir. Dünden gelen bilgi ile bugünün hesabını kolaylıkla yapabiliriz ancak gelecek yıllar için nereye yönlendirileceğine ait kararları turizmle ilgili tüm paydaşları işin içine katıp, görüş ve öneri bilgileri ile birlikte ciddi bir çalışma yapılmalıdır. Bu çalışma dikkat ederseniz sadece kavram olarak değil, buna uygun şartların oluşturulacağı ve o bölgeye ait yapıların şekilleneceği geniş bir çalışma olacaktır. Bunu yapmaktan amaç, ileriye dönük projeksiyonların bugünden kopuk olmamasını temin etmek içindir. Bu şekilde yöresel ve şehir planlamasına paralel bir yapı kolaylıkla ortaya çıkartılabilir. Öyle ki bu çalışma içinde alt yapı olarak ele alacağımız kanalizasyon, su, gaz, elektrik, haberleşme gibi bugün üst yapıya sürekli zarar veren ve tamiratlarla yamalı bohça şeklindeki görüntülerin önüne geçmek olasıdır. Eğer bu tesisat birimleri örneğin asfalta veya kaldırıma zarar vermeden olası tamir hizmetlerine olanak sağlayacak şekilde düzenlenirse kazanımın muazzam olacağı ortadadır. Peki, böyle bir yapıya hazır mıyız?

Hazır olmadığımız yapılan inşaatlar ile ortada. Çünkü çok basit olarak yukarıda ele alınan kısa ve öz bir çalışma bu işin yetkilileri tarafından bilerek veya bilmeyerek yerine getirilmemektedir. Burada iki farklı problem ortaya çıkmaktadır. Yetkili kişi durumundaki personel işinin ehli değil, bir görüş veya grubun dahlidir veya bu kişiye yeterli eğitim verilmemiştir. Her iki durumda da sonuç değişmez. O halde bu durumu tam tespit ederek gerekli düzeltmeleri yapsak nasıl olur? Aslında bunu yapabilmek için basit dört işlem ve profesyonel görüş gereklidir. Her şey matematikle açıklanabilecek özelliktedir. Örneğin binlerce metrekare boş araziyi turizm için düzenlemek istiyorsunuz. Kaç tane tesis, kaç yatak ve tesis özelliklerini belirlemek sizin elinizde. Bu kapasiteyi alt alta toplayarak toplam kişi sayısına göre yol genişliği, şerit sayısı, kaldırım ve yukarıda bahis konusu edilen diğer alt yapı elemanlarının ne olması gerektiği kolaylıkla dört işlemle elde edilir. Tabi ki bu yerleşimin en az 50 yıllık bir ileri öngörü planı elde edilebilir. Aynen Atatürk tarafından ileri görüşle belirlenen Ankara caddeleri genişliğinin geri kafalı adam ve kurumlar tarafından daraltılarak bugünkü gurur verici sıkışık Ankara trafiğinin nasıl oluştuğu örneğini akılda tutmak gereklidir. Bu tesislerin su, atık su ve geri dönüşüm tesislerinin hesabı bu şekilde oldukça basite indirgenebilir. Isı ve enerji geri kazanımları ile birlikte en fazla güneş ışığını kullanan bina mimarileri, topraktan ısı pompası ve labirent sistemleri çok büyük kazanımlar ortaya çıkarır. Öyle ki bunlar yapılsa dünyanın bela olarak gördüğü nükleer ve de tabiatı yok eden HES gereksinimi ortadan kalkacaktır. Bu işler için planlanan finans, malzeme, işçilik başka yerlerde kullanılabilir. 

Diğer taraftan bina içlerindeki alt yapı imalatlarında çok büyük eksiklikler mevcuttur. Hem tesis hem de tesisat olarak endüstriyel bina standartlarına geçmemiz gerekli ve şarttır. Sözde inşaat sektörünün iş yapıyormuş görüntüsü boşuna ve birden fazla imalatlarla aslında astarı yüzünden pahalı tesisler inşa ediyoruz. Bunun ispatı oldukça basit. İnşaat maliyetleri metrekare olarak bellidir. Bu maliyeti bina yüzölçümü ile çarpıp arsa bedelini de ekleyince binanın maliyetinin bulunması gerekir. Nedense bu rakamlar ülkemizde mal oluş değerinin en az yarısı kadardır. Dolayısıyla eğer teknik anlamda yetkin bir yönetim sağlansa ülkenin tasarrufu çok büyük ölçüde olacaktır. Genelde uluslararası kabul gören hesaplama sistemine göre, inşaat tüm bütçenin %65 oranındadır. Bu inşaat için mimarlık ve mühendislik bedeli %10 civarıdır. Eğer bu yüzde verilse, tesisler tüm teknik detaylarla imal edilir.

DİKKAT ÇEKEN SORUNLAR NELERDİR?
Alt yapıya değer vermemek aslında kalıtsal bir sorunu işaret etmektedir.  Bir asfaltı imal ederken rögar kapaklarını ve kaldırımı hesap etmemek veya işlerin sırasını hesaplayamamak büyük bir beceri olarak görülmelidir. Benzer olarak yağan bir yağmurda yolların dere ve nehir haline dönüşmesi, büyük şehirlerde sellere kapılan insanların ölmesi kimi rahatsız ediyor acaba? Burada çok hoş karşı görüşler ortaya atılarak dünyanın her yerinde şiddetli yağışların olduğu fikri destekleniyor. İyi de, 2050 yılına kadar dünya su seviyesinin 5 m yükseleceği, sellerin bozulan iklim ve çevre katliamları ile şiddetli olacağı, betonlaşmanın yer altı sularını dolayısıyla içme sularını tehdit ettiği sır değil ki. Bunları bizler 15-20 yıldır dile getirmekteyiz. Peki, tedbir alındı mı veya alınıyor mu? Asla!

En kalabalık şehir haline getirilen İstanbul eski caddeleri üzerine eklenen onlarca yüksek konut ve AVM mevcut sistemin idamesini sağlayabilir mi? Veya Ankara’ da daha yeni açılan yolların 1,5 şerit gibi yapılması 2-3 yıl sonrası sorunu işaret etmiyor mu? O halde şapkayı önümüze koyup neden kısır bir sistemle vakit geçirdiğimizi sorgulamak gerekmez mi? Bugünün politikacısı dar görüşlü olabilir ancak eğitim kurumlarında ilerleme sağlanmazsa gelecek de aynı şekilde daralarak herkesi sıkar. Özellikle üniversitelerde ciddi eğitim olanaklarına dönmek gerekli. Her şehirde üniversite açmak fikri tam da alt yapı için dört işlem hesabı yapamayan politikacıyı işaret eder. Çünkü mezunlarına iş olanak ve ortamı hazırlamadan açılan bunca yüksekokulun memlekete masrafı çok fazladır. Bir işletmede tüm çalışanlar mühendis olursa o tesiste işi kim yapacak?  

Spor yapan kitle küçük yaştan başlayarak tesislerde eğitilmezse, sporu sağlıklı yaşam olarak kabul etmez ve göstermelik yaparsa ülkede sporcu yetişir mi? Sabahları dar ve suni plastik alanlarda spor kıyafeti hariç her türlü giysi ile vücutlarına eziyet eden insanlar ne sporu geliştirir ne de onların evlerinden sporcu çıkar. Yabancı ülkelerde her semtte geniş yeşil alanlar ve içlerinde çok değişik ve farklı spor tesisleri bulunur ve insanlar orada temiz hava içinde istedikleri sporu yapabilirler. Bu bile çok basit bir alt yapı eksikliğidir. Plastik zemin yerine toprak olsa daha sağlıklı ama kime anlatacaksın? İşin diğer garip bir yanı ise, bu tip uzmanlık isteyen işlerde bir karar verici hemen tüm alanları etkisi altına alabilmektedir. Örneğin kaldırımlar her yıl değiştirilir ve neden olduğu anlaşılmaz parke taşlar dizilerek arasına kum ekilir. Bir yağmurda tüm kumlar kanalizasyona dolar ve tıkanmalar başlar. Bunu ne ile anlatabilirsiniz? Bu işleri yapan kafalara yüzyıllardır sağlam kalan parke taşları göstermek fayda sağlayabilir ancak onları da hemen asfalta dönüştürmek gibi bir beceri geliştirilmiş durumda.

Başka bir ilginç detay, sokakları temizlemek için dünyanın parasına satın alınan süpürme arabalarıdır. Araç alınmış, güzel de aracın üzerinden gidip temizlik yapması gereken zemin uygun olmadığı için tüm araçlar boşuna gösteriş için çalıştırılmaktadır. Hele sokaklara giren bu araçlar park yerleri düzgün bir şekilde yapılmadığı için temizlik yapamaz. Yaptığı tek iş, araç ve sürücünün zamanını geçirmesidir. Bence de güzel bir iş. O aracın alımına karar veren merci yolun düzgün yapılması için de çaba gösterse belki bu konular gündemde olmayacaktır. Ülkemizde çok büyük bir enerji ve maddi kaynak bu şekilde gereksiz yere sarf edilmektedir.

O halde endüstriyel tesis ve inşa usulleri üzerine kafa yormak ve bunun uygulamasına derhal geçme çalışmalarına başlamak her sektörü disiplin altına alacaktır. Eğer sadece bu yapılırsa projelerde teknik hizmetlerin çeşitliliği ve kalitesi artacaktır. Buna uygun olarak bu işlerde çalışanların sayısı da artacak böyle bir değişim bizim teknik bakımdan çıtamızın yükselmesi anlamındadır. Böylece ne deprem ne aşırı yağışlarda endişe etmeye, karalar bağlamaya ve KADER arkasına saklanmaya gerek kalmayacak ama en büyük kazanım bu işlerde çalışmaya istekli kitlelerin oluşması ile sağlam, dayanıklı ve kaliteli imalatların önü açılacaktır. Bu kapsama insan yetiştirme, meslek sahibi yapma, gıda üretimi, imalat sanayi, hayvancılık, tarım, orman, vb. her şeyi koyabilirsiniz. Dikkat ederseniz temeldeki değişim ve alt yapı aslında şu anda yaşamakta olduğumuz tüm sorunların giderilmesi yanında ileriye doğru hareketi de destekleyen ve teşvik eden bir itme gücüne sahip olacaktır.
              

Bu Makale 27.10.2014 - 09:08:34 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.