TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto

    9.02.2016 - 09:57:16

    TurizmGüncel'in ilgiyle takip edilen TurizmdenPortreler köşesinin yeni konuğı Kasım Zoto. Kasım Zoto, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) ile başlayıp Armada Otel'e uzanan yaşam hikayesini TurizmGüncel okurları için anlattı. Ahırkapı Şenlikleri'nin ve Ahırkapı Roman Orkestrası'nın perde gerisindeki isim olan Kasım Zoto ile turizmin zor ama eğlenceli yıllarını, 4 arkadaşıyla kurduğu acenteyi, TMGT yıllarını, Armada Otel'in hayata geçirilme sürecini ve daha fazlasını konuştuk. Keyifli okumalar.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    TurizmdenPortreler - TurizmGüncel

    1950 yılında İstanbul Beyoğlu’nda doğan Kasım Zoto'nun çocukluk yılları, Sakızağacı Caddesi ile Tarlabaşı Caddesi'nin kesiştiği noktanın bir alt paraleli olan Eski Çeşme Sokağı'ndaki bir 19. yüzyıl binasında geçmiş. İlkokulu, sonradan ''Taksim İlkokulu'' adıyla birleşen, Taksim ve İstiklal ilkokullarında okuyan Zoto, 'Daha sonra bir yıl kadar Fransız Saint Michel'de okumuş ve başarılı olamaış.


    Taksim İlkokulu

    Biraz ailenizden bahseder misiniz? Anne, baba ne iş yapardı, kardeşler var mıydı?

    ANNE VE BABA DA HİZMET SEKTÖRÜNDEYDİ

    Babam servis sektöründeydi. Komilikten işe başlamışsa da ben o dönemine yetişemedim. Garsonluk dönemlerini iyi hatırlıyorum. Daha sonra metrdotel olarak görev yapan babam, en sonunda da Boğaz’da kendi lokantası “Trianon”u açmıştı. Annem ise pastacıydı. Dolayısıyla her ikisi de servis sektöründeydi. Bu şekilde ben de çok genç yaşlarımdan itibaren servis sektörü ile tanıştım.


    Ramiz-Mina Zoto - Brüksel

    Yardım eder miydiniz onlara?

    Annem uzun seneler Divan Pastanesi'nde çalıştı. Ben de biraz harçlık toplamak için paket servisinde çalıştım. Müşteriler, beğendikleri pastaların evlerine bırakılması için bana dolmuş parası bırakırdı. Ben de aynı istikamette olan evlerin önce en uzakta olanına dolmuşla gider, yakındaki diğerlerini de dağıttıktan sonra, Elmadağ’a yürüyerek dönerdim. Böylece 1 ya da 2 dolmuş parası da bana kalırdı.

    Bir yandan eğitim hayatı devam ediyor tabii?

    TMGT YILLARI BAŞLIYOR

    Elbette. İlkokuldan sonra Tünel'deki Tarhan Koleji'ne başladım ve ortaokul ve liseyi burada bitirdim. Orada lise ikinci sınıfta iken, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın rehber kurslarına katıldım.

    TMGT siyasi bir yapılanmaydı değil mi, neler yapardınız orada?

    ''BİZ TMGT'NİN TEKNİK BÖLÜMÜNDEYDİK''

    Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, kısa adıyla TMGT'nin, siyasi bir yanı vardı ancak biz tamamen teknik bir departman olan “Turizm Komisyonu”ndaydık. O dönemde, insanlar şimdiki gibi büyük paralarla yurt dışına çıkamıyordu. TMGT Turizm Komisyonu ise çalışma kampları ve rehber kursları ile o zamanlar çok revaçta olan çalışmalar yapıyordu. Yurt dışına çalışma kamplarına giden öğrencilere bilet keser, sigorta yapar, uluslararası öğrenci kartı edinmelerini sağlardık. Üniversite hocalarının katılımıyla düzenlenen rehberlik kursları da çok önemliydi. 68-69 yıllarıydı ve gençler, kamu yararına bir dernek olduğu 1964’de Bakanlar Kurulu kararıyla da onaylı TMGT sayesinde, Türkiye'nin ilk turistlerine öncülük edebiliyordu.


    Tarabya'da gençlik yılları... Arkadaşlarla beraber.

    ''ÖĞRENCİ GRUPLARINA YER HİZMETİ VERİYORDUK''

    Biz, ayrıca, yurt dışından gelen öğrenci gruplarının da yer hizmetlerini yapıyor, onların isteklerine uygun biçimde Türkiye turlarını düzenliyorduk. Bazı tarım grupları vardı mesela, zamanlarını ağırlıklı olarak tarım bölgelerinde geçirmekle beraber, onlara tarihi yerleri de gezdiriyorduk. Bazıları ise arkeoloji ile ilgiliydi.

    İlk başladığımız 1967 senesinde, uçakla seyahat etmek pahalı bir şeydi. İnsanlar trenle gelirlerdi ve gelişleri 2,5 - 3 gün sürerdi. O zamanlar, sonradan TUI'nin bünyesine katılan ünlü Nouvelles Frontières acentesi vardı. Onların Türkiye'deki seyahatlerini organize ederdik.

    Toplam kaç yolcu taşıdığınıza ilişkin bir istatistik tuttunuz mu hiç?

    ''TMGT DÖNEMİN EN BÜYÜK SEYAHAT ACENTELERİNDEN BİRİYDİ''

    İstatistik gibi bir derdimiz yoktu o zamanlar ama o dönemin en büyük seyahat acentelerinden biriydik. Ben en son bıraktığımda TMGT, bir günde 52 otobüsle, Türkiye'nin dört bir yanında 1500 kişiye tur yaptırıyordu. Düşünün, o zamanlar Türkiye'ye gelen toplam yabancı sayısı 800 bin dolayındaydı. Herkes amatör olarak ve gönüllülük esasına göre çalışırdı. İşler iyi gittiğinde 125, gitmediğinde ise 4 kişi çalışırdık mesela.

    TMGT ne oldu, sizden sonra devam etti mi?

    ''TMGT ZAMANLA ZAMANLA AMACINDAN UZAKLAŞTI''

    TMGT devam etti. Ama her şeyde olduğu gibi siyasi yönü öne çıktı, tekniğe pek önem vermemeye başladı. Eskiden yönetici siyasiler teknik departmanlara pek karışmazlardı. Sonradan karışmaya başladılar. TMGT’nin departman yöneticileri filan siyasilerin öngördüğü isimlerden oluşmaya, tepeden yöneticiler gönderilmeye başlandı. Oysa bizim turizm departmanı gibi uluslararası iletişim yapan bölümlerde, yabancı dil ve tarih bilgisi çok önemli kavramlardı.

    Ne zaman kapandı?

    TMGT, sonraları zaten sönükleşmişti. 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte de diğer derneklerle beraber kapatıldı. Ancak bu dernek, Türkiye turizm piyasasına çok önemli isimler kazandırdı.


    Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı çalışanlarıyla yemekte

    Var mı aklınızda isimler?

    TMGT ADETA BİR TURİZM OKULU GİBİ HİZMET VERMİŞ

    Metin Kazan – Yedi Tur, Ertuğrul Karaoğlu – İntra, Mümaz Teker – Paşa Tur, Hami Fidanoğlu – Kültur, Akın Kuruner - Şeref Tur, Kayhan Süer - Pamfilya, Nejat Gürsoy, Bekir Ballıoğlu - Bodrum’da Yatçılık, Mehmet Ata Tansuğ - otelcilik danışmanlığı...  Bunlar ilk anda aklıma gelenler. Araştırsanız çok daha fazla isim çıkacaktır.

    MTTB ile bir bağlantısı var mıydı bu birliğin?

    TMGT, MTTB'ne muhalifti. Zaten MTTB turizm konusunda pek aktif değildi. Aktif olan Türkiye Milli Talebe Federasyonu; TMTF ile TMGT idi.

    Peki ne kadar süre bu birliğin içinde yer aldınız?

    1968'den 1974’e kadar TMGT'de çeşitli görevlerde bulundum, uzun süre müdürlük yaptım.

    O zamanlar turizm nasıldı?

    İSTASYON MÜDÜRÜNDEN TELEFON: TREN GELİYOR

    O zamanlar gençlik turizminin konukları otellerde değil, daha çok talebe yurtlarında kalırdı. Bizim işlerimiz haziranın 15'inde başlar, eylülün 20'sinde de biterdi. Kış turizmi anlamında gelen giden zaten çok olmazdı. Yaz aylarına sıkışmış bir turizm vardı ve gelen insanlar en az 14-15 gün kalırlardı. Bir aylık Türkiye turları bile vardı mesela. O zamanlar, bugünkü gibi transfer otobüsleri falan yoktu. Otobüsler belediyeden saat ücretiyle kiralanırdı. Bizim ofis Tünel’de idi. Biz de otobüsü gereken zamanından çok önceden kiralayıp, fazla ücret ödememek için, aramızın iyi olduğu Halkalı'daki istasyon müdürünü izlerdik. Avrupa'dan gelen tren oradan geçerken bize telefon açardı “tren geliyor” diye. Biz de hemen bir otobüse biner, Şişli otobüs garajında iner ve belediyeden bir otobüs kiralardık. Otobüsü minimum süre için kiralamak, bizim için çok önemliydi.

    ERKEKLER SAĞ, KADINLAR SOL KOĞUŞA

    Otobüse bir kapora öder, sonra hemen Sirkeci Garı’na giderdik. Biz gittiğimizde tren de ya perona yeni girer ya da yeni gelmiş olurdu. Tabii o zamanlar gümrük de Sirkeci'deydi. Gelen öğrencileri, İstanbul Üniversitesi'nin arka tarafındaki talebe yurtlarında konaklatırdık. “Erkekler sağ koğuşa, bayanlar sol koğuşa” derdik. Bu tarihlerde öğrenci yurtları genellikle zaten boş olurdu. Tabii, şimdiki gibi tur otobüsleri de yok. Şehir turu da yürüyerek yapılırdı.


    Askerlik yılları

    Peki Anadolu turlarını nasıl organize ediyordunuz?

    ''O DÖNEM OTOBÜS KİRALAMANIN İNCELİKLERİ''

    Anadolu turları için bir gün önceden çoğunlukla Harem'e gider, otobüs bakardık. “Ah bu fena değil, bu iyi, bu kötü...” diye seçerdik otobüsü. Ondan sonra da “20 günlük bir tura var mısın yok musun, kaça olur?” muhabbeti başlardı.

    ''AMATÖR REHBERLER TURUN HER ŞEYİ İDİ''

    Turun başında amatör rehber arkadaşlar görev alırdı. O zamanlar amatör rehberlik çok ciddi bir görevdi. Öyle ki amatör rehberin yanında bir de stajyeri olurdu. Bütün alt çalışmayı stajyer, anlatımı da rehber yapardı. Bütün paralar da onlara teslim edilirdi.

    Para kazanıyor muydunuz orada?

    Amaç para kazanmak değildi ama doğal olarak masrafları karşılamak için bir maaş konulurdu.

    Lise yıllarında başladınız yani turizme?

    Evet, lise yılları ile birlikte turizme de adım atmış oldum. Üniversite yıllarında da devam ettim. 1974'e kadar da TMGT'nin turizm kolunda çalışmaya devam ettim. Genelde insanlar burada bir iki sene kalırken ben 7 sene içinde kaldım.


    Eşi Müjde hanımla Kosamui'de tatilde

    Ya üniversite?


    1974 yılında İşletme Fakültesi’ne gittim ama TMGT'deki hareketli hayat nedeniyle üniversiteyi bitiremedim. Maalesef üçüncü sınıfta kapının önüne konulmak durumunda kaldım. Aynı sene de TMGT’den ayrılarak, 4 ortak olarak kendi acentemizi kurduk ve uzun seneler de acentecilik yaptık.

    Biraz bahseder misiniz bu acenteden, kimlerle kurdunuz neler yaptınız?

    DÖRT ARKADAŞ BİR ARAYA GELİP KENDİ ACENTESİNİ KURUYOR

    “Evren Seyahat” adında (Kenan Evren'den önceydi bu elbette!) bir acente kurduk dört arkadaş. Bu dört kişinin dördü de TMGT'den ayrılan isimlerdi. Behlül Üsdiken, Caner Şaka, Ara Şahiner ve bir de ben.

    KIZ ARKADAŞI OLAN FRANSA'YA...

    Önce Fransa'da bir irtibat bürosu kurduk. Büronun başına geçecek kişide aradığımız en önemli şart ise yurt dışında ücretsiz konaklama imkanına sahip birisi olmasıydı. Bu da o yıllarda yurt dışından bir kız arkadaş sahibi olmakla eş anlamlıydı. Çünkü ev problemi olmadan yaşamamamız gerekiyordu. Ara Şahiner’in öyle bir özelliği olduğu için Fransa'ya onu gönderdik.


     Arkadaşları Jeffi ve Bediş'le bir kutlamadan

    ''ESKİDEN İŞ YOKKEN OTURUR TAVLA OYNARDIK''

    Fransa'da “incentive” turizm ve kongre toplantı alanlarında acentelerin taşeronluğunu yapıyorduk. Kendimizi oldukça geliştirdik ve zaman içinde Fransa'dan Türkiye'ye doğru iyi bir yer edindik. En büyük avantajımız ise fiilen olarak o ülkede bulunmamızdı. Şimdiki gibi e-postalar, hatta fakslar yok. Yıl ‘74 ve teleks bile önemli bir iletişim aracıydı. O dönemler başımıza çok olaylar geldi; Kıbrıs olayları, depremler, kolera salgını... Fakat organizasyon yapımız esnekti ve bu sayede kriz dönemlerinde hayatta kalmak daha kolaydı. İş varken koşturuyor, yokken oturup tavla oynuyorduk. Teknemiz küçüktü ve dalgalarla daha iyi başa çıkıyorduk.

    Nasıl sonuçlandı acente maceranız?

    VE KASIM ZOTO OTEL AÇMAYA KARAR VERİYOR

    Bu acente ile 1991 yılına kadar devam ettik. ‘91'de Irak'ın Kuveyt'e girmesiyle işler değişti. Hiç unutmam Bahattin (Yücel) ile Bozburun’da bir teknede radyo dinlerken, Kuveyt’e girildiğini duyduk. İşte bu da bizim yaptığımız türdeki acentecilik işini bitirdi. Ben de ister istemez “Bir lokanta mı, bir otel mi açalım?'' arayışlarına girdim.

    Derken Armada Otel projesi çıktı ortaya sanırım?

    Evet, otelciliğe karar verdim ve ''Tamam otelcilik yapayım, elle tutulur bir işimiz olur'' dedim. O günden beri de otelcilikte devam ediyorum.

    Bu otelin açılma süreci biraz sancılı oldu sanırım. Anlatır mısınız biraz?

    Fransa'da olduğum yıllarda önce ufak tefek ofislerle idare etmeye çalıştık. Bir süre sonra da “ucuz ama kimliklidir” diyerek, Paris'in tarihi merkezi Mare'de (La Marais) bir yer kiraladık. Ben de heyecanla gittim. Bir de ne göreyim? Sağında solunda kasapların olduğu bir yer. Moralimiz sıfırlandı. Ancak eskiden kasaplarından sokağa kanların aktığı bu tarihi bölgenin, zaman içinde, nasıl Paris'in en gözde merkezi haline geldiğini yaşayarak gördük. Bu bölgenin yıldızı bir parladı; kafeler, restoranlar, barlar... Sonra aynı sokakta başka bir yere taşındık. Taşındığımız yer de “Afgan” adı verilen kıyafetlerin dikildiği eski bir atölyeydi. Bu sefer bu ofisin bulunduğu yer birden parladı... Neyse ki Fransa'da kolay kolay “Burası pahalandı, ofisi boşalt'' falan diyemiyorlardı… Böylece tarihi bir şehrin tarihi merkezinin ne kadar önemli olduğunu ve doğal olarak bizim İstanbul’un tarihi merkezi; Sultanahmet’in kaderini düşünmeye başladım.

    YAP, İŞLET ,DEVRET

    O sıralarda Türkiye’de “yap-işlet-devret” diye bir proje tipinden çokça söz ediliyordu, hatta Antalya'da bu yolla turizm yatırımları yapılmaya başlanmıştı. İstanbul’da Ahırkapı’da böyle bir otel projesine konu olan bir yer olduğunu duymuştum.


    Armada Otel

    ''AHIRKAKPI'YA TAKSİCİ 'BEN ARABAMI BURAYA SOKMAM' DEDİ''

    Bir gün, o projenin arsasına bakmak için taksiyle Ahırkapı'ya geldim. Taksici tarihi kapının önüne gelince durdu. “İçeri girelim” dedim ama taksici ''Ben bu bölgenin çocuğuyum, arabamı buraya sokmam. Akraban, eşin dostun yoksa burada, istersen sen de girme. Ben seni köşede bırakayım, yaya olarak girmek istiyorsan da gir'' dedi.

    Burası (Şimdiki Armada Otel’in bulunduğu yer) bomboş bir araziydi. Daha önceleri burada Barbaros Hayrettin Paşa Vakfı'na ait “Barbaros Evleri” adında 16 ahşap ev varmış ve kullanılabilecek halde olmayan kalıntıları temizleyip araziyi açık otopark yapmış… Dolayısıyla biz evleri ancak Ara Güler'in fotoğraflarında görebildik. Neyse, orada bir kamyon duruyordu, üzerine çıkıp etrafa bakmak istedim, başımı kaldırır kaldırmaz Sultanahmet Camii'ni görünce ''İşte burası çok güzel bir yer'' dedim.

    ARMADA OTEL AÇILIYOR

    Hemen kolları sıvayıp o fotoğraflardaki evlerin restitüsyonu ile buradaki otelin projesini hazırladık… Fakat Anıtlar Kurulu ve Mimarlar Odası her seferinde bazı gerekçelerle itiraz ettiği için projenin onayı için geçen süre beş-altı seneyi buldu. Onay çıkınca 16 ay gibi kısa bir sürede de inşaatı tamamlayıp Armada Otel’i oteli hizmete açtık.

    Oteli yaparken neye önem verdiniz?

    ''DELİ MİSİN, ROMAN MAHALLESİ'NDE OTEL Mİ OLUR DEDİLER''

    O yıllarda butik otel kavramı yoktu buralarda. Biz ise İstanbul sürekli değişim geçirdiği için, tarihi özelliklerinden, İstanbul’u İstanbul yapan yaşam tarzından çok şeyin de kaybolduğunu görüyor, buna üzülüyorduk. Dolayısıyla tarihi merkezde açılacak bir otelin, içine giren insana ''İstanbul'dayım'' duygusunu verecek bir otel olması gerektiğine inanıyorduk. Öte yandan burası aynı zamanda bir Roman mahallesi. Burada otel açacağımızı duyanlardan, ''Deli misiniz, Roman mahallesinde otel mi olur?'' diyenler çok oldu. Hatta ''Gece inşaat malzemeni ortaya dökersin, sabah yenisini almak zorunda kalırsın'' diyenler bile oldu.

    Oldu mu öyle şeyler peki?

    Hiç de öyle bir şey olmadı.

    Ne hissettiniz peki ilk otelinizi açtığınızda?

    ''BU SEFER DE 'AMAN MHALLEYLE MUHATAP OLMAYIN' DEDİLER''

    En önemlisi oteli istediğimiz biçimde yapmaktı ama onunla iş bitmiyor. Oteli açtıktan sonra çevreyle de ilgilenmeniz gerekiyor. Pek çok kişi, ''Aman mahalleyle muhatap olmayın, başınıza dert olurlar'' dedi. Oysa mahalleli ile ortak bir yaşam sürecektik burada. Eski İstanbul’un mahalle yaşamı diye bir geleneği var. Ayrıca bu tarihi semti, bir Nişantaşı’na çevirmek gibi bir niyetimiz zaten hiç yoktu.

    Buluşabildiniz mi ortak bir noktada?

    ''ROMANLARDAN PERSONEL ALMA DEDİLER''

    Bana ''Aman sakın otele Romanlardan personel alma'' dediler. Biz ise tam tersini yaptık, yavaş yavaş buranın insanından personel almaya başladık. Zorlukları olmadı mı, elbette oldu. Çünkü farklı bir kültürden geldikleri için onlarla adaptasyon için emek gerekiyordu. Örneğin bir Roman personelimiz, ''Abi yaa bugün keyfim yok. Beni bugün boşver'' diyebiliyordu. Onlara, “Evet keyif önemli ama iş de önemli. Bak işte görevler var, nöbet değişimleri var, bunların yapılması gerekiyor” diye sürekli anlattık. Şimdi geldiğimiz noktada, otel personelimizin yaklaşık yüzde 30'u bu mahallenin insanlarından oluşuyor ve gayet uyum içinde çalışıyoruz.

    Daha sonra bu mahalleye yönelik çalışmalar yapmaya başladık. Buradakilerin çoğu müzisyendi, hele içlerinden birkaçı gerçekten “sağlam müzisyen” idi. Mahalledeki toplam müzisyen sayısı 100'ün üstündeydi.


    Sony music yetkilisi, Ahırkapı Roman Orkesrası ile birlikte

    Ve Ahırkapı Roman Orkestra’sını kurdunuz?

    Evet. Biz “bir mahalle orkestrası kuracağız” deyince 32 kişi geldi. İlk başta adındaki “Roman”ı beğenmediler, ''okulda çocuklarımızla dalga geçiyorlar sonra'' deyip itiraz ettiler. Ben de dedim ki, “Siz Roman’sınız. Önemli olan insanlara ‘Ah keşke ben de Roman olabilsem’ dedirtmek.'' 32 kişinin 16'sı ayrıldı ve biz kalan 16 kişiyle çalışmalara devam ettik. Bu müzisyenler işe çıktıklarında genellikle siyah elbise, beyaz gömlek giyerler. Dedik ki ''Sizin orijinal kıyafetiniz bunlar değil. Roman, kalıplara sıkışmaz özgürce giyinir.” Gittik alışveriş yaptık, hatta bir de tiyatrocu ve kostümcü arkadaş da bulduk “özüne uygun” biçimde giydirsin diye. Ama ona bile gerek kalmadı. Muhteremler şapkayı düz takmıyor zaten, yamuk oturtuyor...

    ROMAN ORKESTRASI GAZETELERDE

    Mahallemizin ilk büyük orkestrasından tabii basını da haberdar ettik ve orkestramız Hürriyet Cumartesi ekinin kapağı oldu. Hürriyet'te kapak olunca o ayrılan 16 kişi de geri geldi. O zaman “Bari bu mahalleye uygun bir de etkinlik yapalım” dedik.

    Bu sefer de Hıdırellez Şenlikleri...

    “Ne yapalım” diye düşünürken Hıdırellez geldi aklımıza. Fransa'dan arkadaşım Kudsi Ergüner İstanbul'a konsere gelmişti. “Bize bir jest yap, Hıdırellez'de mahallede bir konser verelim” dedim. Bizim bir arka bahçemiz var. Orada Hıdırellez gecesi yaptık. Kabul etti. 100 davetiye dağıttık. Normalde 60-70 kişi gelir diye beklerken 600’ün üzerinde kişi katılınca ikramı sokaklara taşıdık. Ateşlerden atlandı...


    Hıdırellez Şenlikleri'nden - 2009

    Ahırkapı Roman Orkestrası ile ilgili en ilginç anınız nedir?

    HIDIRELLEZ KONSERİ


    1997’deki ilk Hıdırellez sonraki yıllar büyüdü, Ahırkapı’ya yayıldı biliyorsunuz. İşte biz de bu ekip ile Hıdırellez'de bir konser vermeye karar verdik. Armada Garaj’ı boşalttık, orada vereceğiz konseri. “Yarın sabah 10.00'da buluşacağız” diye anlaştık. Sabah 10.00'da 10 kişi geliyor, 10.30'da bir 10 kişi daha geliyor ama sabah erken gelenlerden 5'i geri gidiyor. Derken 5 kişi daha geliyor bu sefer de 11.00'de gelenlerin bir kısmı geri gidiyor. Biz bir türlü tüm grubu toplayamadık. En sonunda ''Aman, bu akşam Garaj’da toplanın da ne çalarsanız çalın'' dedik. Konser başladı ve ilk 15 dakika rezalet, ne çalındığı belli değil. İkinci yarım saat iyi, üçüncü 45 dakika dehşet güzel... Bunun üzerine Sony Müzik, grubun üzerine eğildi ilk CD albümlerini yaptı… Bu mutlu günün fotoğraflarını da ArmadaHaberler.blogspot.com üzerindeki Armada arşivinde görebilirsiniz...

    KASIM ZOTO: HÜLYA AVŞAR SİZİ PROGRAMINA ÇAĞIRIYOR
    AHIRKAPI ROMAN ORKESRTASI: YÖVMİYE NE KADAR?


    O dönem Show TV'de “Hülya Avşar Show” vardı, çok popülerdi. Hülya Avşar telefon açmış, o akşam saat 21.00'de Ahırkapı Roman Orkestrası'nı programa istiyor. Dedim ki ''Çocuklar yaşadınız! Hülya Avşar bizi programına çağırıyor.'' Dediler ki ''Abi çok güzel, ne kadar yevmiye alacağız?'' “Ne yevmiyesi” dedimse de onlar yevmiyede ısrar edince her birine kendi cebimden 20'şer lira yevmiye verdim. Aksi takdirde gelmezler, biliyorum çünkü.


    Ahırkapı Roman Orkestrası ve Sony Music yetkilisi

    İşte bu ve sonraki etkinlikler sayesinde hem bölgenin adı duyuldu, hem de Ahırkapı Roman Orkestrası yurt dışı festivallere katılmaya başladı. Tabii, daha da iyi olabilirlerdi ama bu da bir Roman geleneği. Adam bugünkü garantili işini, yarınki büyük bir işe tercih ediyor. Grubu toplasın bir yön versin diye  Okay Temiz'e gittik, ''Beni karıştırmayın bu işe'' dedi. Arkasından başka bir müzisyene gittik. O da “Roman’dan Roman’a şef olmaz'' diyerek kabul etmedi.

    Sonra nasıl devam etti Ahırkapı Roman Orkestrası peki?

    Daha sonra Sony Müzik orkestrayı biraz denetim ve disiplin altına aldı. O zamanın parasıyla 10 bin lira kaparo verdi Sony Müzik. Basından bazı gazeteciler, onlara, ''Bu parayla ne yapacaksınız?'' diye soruyor ve verilen cevap şu: “Abi çoktan harcadık o parayı…”

    ''DERNEK KURDULAR''

    Şimdi ise hâla festivallere gidiyorlar. Kendilerine bir dernek kurdular. Çünkü 32 kişiyle her etkinliğe gidemezsin. Kimine 5 kişi çağırılıyorlar, kimine 7-10 kişi. Para havuzda birikiyor ve kendi aralarında paylaşıyorlar. Ama çok iyi oldu bu mahalle için.

    Hıdırellez Şenlikleri ne durumda şu anda?

    HIDIRELLEZ ŞENLİKLERİ 100 BİN KİŞİYE ULAŞMIŞTI AMA...

    O zamanlar sokaklarda satılan yiyecekler gibi içecekler de serbestti. İşin en güzel yanı, Sultanahmet Köftecisi'nden Develi'ye ve Uludağ Kebapçısı'na kadar çok sayıda işletme Hıdırellez'de stand açıyordu. Topladıkları paraları da bu faaliyete bağışlıyorlardı ve aydınlatma, ses tesisatı gibi şeylerin masraflarını karşılıyorduk. Bir de tüm düzenleyici kuruluşlarla birlikte bir dernek kurmuştuk. Özellikle dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı'nın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı, İstanbul Turizm Atölyesi Koordinatör Tülin Ersöz’ün büyük katkıları olmuştu bu etkinliğin sürdürülmesinde. Sonradan yiyecek- içecek seçiminde yasaklamalar başlayınca işin tadı kaçtı. Daha önemlisi Hıdrellez 2011'de çok büyümüş ve katılım 100 bin kişiye ulaşmıştı. Can güvenliğini sağlamak bizim gibi bir sivil kuruluşu aşıyordu. Bu yüzden bu şenliğin düzenlenmesi işini durdurduk...

    Biraz da özel yaşamdan gidelim. Bize biraz eşinizden ve varsa çocuklarınızdan bahseder misiniz?

    ''İLERİ YAŞLARDA ÇOCUK SAHİBİ OLMAK HAYATLA BAĞI GÜÇLENDİRİYOR''

    İki evlilik yaşadım. Birincisi Fransa'da oldu. Zaman içinde dikkatler dağılıyor ve herkes bir tarafa doğru gidiyor. Birinci evliliğimi 1990'a yapmıştım ve 6 yıl sürdü. Bu evliliğimden bir kızım dünyaya geldi ve şu anda 26 yaşında. İkinci evliliğimi ise 1996'da yaptım ve şu anda 9 yaşında bir kızım daha var. Tabii ileri yaşta çocuk sahibi olmak, insanı biraz daha hayata bağlıyor. ''Daha uzun bir yolum var. Çocuk okulu bitirecek nişanlanacak, evlenecek...'' diye düşünüyorsun.

    Anne baba yaşıyor mu, başka kardeşiniz var mı?

    Babamı 1993 yılında kaybettim ama annem hayatta. Enerjik bir ablam var. Şu anda İstanbul'da yaşıyor ama güneye doğru gitmenin planlarını yapıyor.



    Yaklaşık 50 yılı geride bıraktınız turizm sektöründe. Bir turizmci olarak siz nasıl yapıyorsunuz tatilinizi?

    ''TATİLDE LÜKSTE KALMAYI SEVİYORUM''

    Tatil konusunda lükste kalmayı seviyorum ama bunu daha çok eğitim amaçlı yapıyorum. Şu anda “Intelligent Luxury'’ diye adlandırılan bir tatil anlayışı var. İlla lüks mobilyalara sahip olmayan, ama baktığınızda müthiş bir zevk, müthiş bir armoni, müthiş bir estetik içinde rafine olan oteller var dünyanın her tarafında. Bunlardan yavaş yavaş Türkiye'de de olmaya başladı. Bu otellere gittiğimde kendimi eğitiyorum. Bir detayı görüp ''müthiş bir fikir'' diyorum. Adam yatağın altından led ışık koymuş, tuvalete kalkarken ışığı aramaya gerek kalmadan gidebiliyorsunuz. Gözü de almıyor. Bunun gibi yüzlerce detay vardır. 

    Öte taraftan biraz, içinde yürüyüş ve bisiklet gibi unsurlar olan, zorlu seyahatleri seviyorum. Her sene 20-21 günlük bu tip bir seyahat yapıyorum.



    Nerelere gidiyorsunuz peki?

    Sevdiğim o kadar çok yer var ki... 2014 yılında 21 günümü Hindistan'ın Racastan bölgesinde geçirdim. Dragoman adında bir İngiliz şirketinin kamyonla yaptığı bir tur bu. Dünyanın her tarafından katılabildiğiniz 85 günlük bir tur ama bunun sadece bir parkuruna da dahil olabiliyorsunuz. Zaman kısıtından dolayı ben bunun bir parkuruna katıldım, müthişti.

    2015'TE TAYLAND-KAMBOÇYA-LAOS

    Bu sene de yine aynı şirketle Tayland-Kamboçya-Laos yaptık. İşin en güzel tarafı, turlara dünyanın her tarafından insanların katılıyor olması. 15 kişiydik ve grupta, 2 Avusturalyalı, 2 Yeni Zelandalı, 2 İngiliz, 1 Avusturyalı... vardı.  Yani beş benzemez insan. Dolayısıyla ortak noktalar az ve konuşacak konu çok oluyor, aynı şeyleri tekrarlamıyorsunuz. Hiç bilmediğiniz deneyimler yaşıyorsunuz. O insanın bir konuda nasıl düşünüp, nasıl tavır aldığını görüyor ve şaşırıyorsunuz.

    Bir de çadır kuruyoruz, kendi yemeğimizi kendimiz yapıyoruz, bazı yerlerde bir yerden başka bir yere öküz arabaları ile gidiyoruz. Bazen tekne ile bir adaya gidip iki gün orada kalıyoruz. Çok ilginç tecrübeler yaşıyoruz. Bunlara dair gözlem ve fotoğrafları da kasimzoto.blogspot.com.tr adresindeki kişisel blogumdan paylaşıyorum...



    Gittiğiniz yerlerde, önünüze ne gelirse onu mu yiyorsunuz yoksa yemek seçme durumu olabiliyor mu?

    ''UZAKDOĞU'DA HİJYENE DİKKAT EDİYORUZ''

    “Onu yemem, bunu yemem” demem ama bir tat ararım. Mesela Uzakdoğu hijyen açısından daha zor bir yer. Nerede nasıl pişirildiğini görmemeniz lazım. Gördüğünüz zaman işler değişebilir. Bu tip yolculuklarda iki şey çok önemli: Mideniz ve ayaklarınız. Bunlarda sorun yaşarsanız, seyahat sizin çekilmez hale gelir. Bu nedenle hijyene çok dikkat ediyoruz. Uzak Doğu’da en salaş yerlerde de yemek yedik. Buradaki asıl mesele çiğ yemeyeceksiniz.


    Laos'ta bir kağnı ile doğu turu

    2016 için yeni rotalar var mı kafanızda?

    2016 için rota Güney Amerika. Sağlığımız yerinde olursa, Bolivya, Şili ve Peru'ya doğru bir keşfe çıkacağız.

    Bu tip seyahatlere tek gidiyorsunuzdur, eş ve çocukla biraz zor olabilir gibi geldi?

    Yakın arkadaşlarımla gidiyorum. Eşim daha konforlu tatili seviyor. Bu turlarda, evlerde çadırlarda kalıyor, biraz daha zor ve yorucu aktiviteler yapıyorsun. Bu sene kaldığımız yerlerin yüzde 30'unun tuvalet ve duşu dışarıdaydı mesela.

    Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Kitap okur musunuz?

    Kitap okurum ama edebiyattan çok, dünyada neler olup bittiğine odaklanan kitapları okurum. Şu anda da Fehim Taştekin'in ''Suriye: Yıkıl Git Diren Kal'' kitabını okuyorum.



    Sevdiğiniz filmler ve müzik albümleri/sanatçılar hangileri

    En sevdiğim filmlerin başında, İngilizcesi “A Touch of Spice”, Türkçe versiyonu “Bir Tutam Baharat” adıyla gösterilen, orijinali; Yunanca “Politiki Kouzina” olan,

    2003 Yunan-Türk ortak yapımı film geliyor ki kelime anlamı ile "Şehrin Mutfağı" demek. Şehir de İstanbul'du. Tassos Boulmetis’in yönettiği bu film, çocukluğu İstanbul’da geçmiş Yunan astrofizikçi Fannis'in, yemeklerden yola çıkarak, kendisine hayat dersleri veren dedesi için yıllar sonra buraya dönüşünü anlatır.

    Kudsi Erguner’in tüm müziklerini de çok severim…

    Turizm veya başka alanlarda, bundan sonrası için planlarınız var mı, neler yapmak isterdiniz?

    Esasen tıpkı TMGT’deki “Turizm, dünya barışının pasaportudur” ilkemiz gibi, bize de dünya turizmine de hayrı dokunacak gönüllü çalışmalar içinde olmayı istiyorum. Meselâ Birleşmiş Milletler’in gönüllü servisinde...

    “Dünyaya bir kere daha gelsem yine turizmci, ille de otelci olurdum” diyor musunuz, yoksa “keşke başka sektörde olsaydım” dediğiniz zamanlar da var mı?

    Demin de dediğim gibi, dünyaya bir daha gelsem, gönüllü çalışan sivil toplum sektöründe olmayı isterdim…
    Bu haber 9.02.2016 - 09:57:16 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    İLHAN YILMAZ - 9.02.2016 11:26:34
    KASIM ZOTO; TURİZM SEKTÖRÜNE İMZA ATAN GERÇEK BİR BAŞARI ÖYKÜSÜDÜR. AZMİN,VATAN SEVGİSİNİN ve İŞ AŞKININ BULUŞTUĞU İDEALİSY BİR TURİZM DUAYENİDİR. GÖRDÜĞÜ HER İNSANA DOKUNAN ve İZ BIRAKAN, NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR BİR BÜYÜĞÜMÜZDÜR.KISA HAYAT HİKAYENİZİ DE OKUDUĞUMDA KEYİF ALDIĞIM KAZIM AĞABEYİM, SAĞLICAKLA, HUZURLU ve MUTLU KAL, SEVGİLERİMLE.
    CİHAT ARSLAN /THE PLAZA HOTEL İSTANBUL - 10.02.2016 14:55:35
    TANIMAKTAN ONUR VE GURUR DUYDUĞUM,TURİZM DÜNYAMIZDA KEŞKE 5-10 TANE DAHA KASIM ABİLER OLSAYDI DİYEBİLECEĞİM,NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR,BAŞARI DOLU ÖNGÖRÜLERİNE RAĞMEN SON DERECE MÜTAVAZI BİR TURİZM ABİDESİDİR.SAĞLIKLI VE HUZUR DOLU BİR ÖMÜR DİLERİM... SEVGİ VE SAYGILARIMLA
    HAYRULLAH ÖZKAN - 2.03.2016 09:30:15
    7 8 YIL KADAR KASIM BEYLE BENİMDE BİR ÇALIŞMAM OLDU ARMADA HOTELDE HARİKA BİR TURİZİMCİDİR BİZLER KASIM BEYİN SAYESİNDE TURİZİMİN NE OLDUĞUNU ANLADIK
    NİZAMETTİN ŞEN - 13.03.2016 22:56:45
    BEN KASIM ZOTOYU ORTA OKULDA YATILI OKURKEN TANIDIM SARIYERLİ OLMAMIZ NEDENİYLE ARAMIZDA DOSTLUK BAŞLADI. TURİZM İÇİNDE DEVAM ETTİ. MÜTEVAZİ KİŞİLİĞİ, BİLGİ BİRİKİMİ VE SOSYAL KİMLİĞİ İLE TURİZMDE ROL MODELDİR. SAĞLIK VE MUTLULUKLAR DİLİYORUM
    ünal şengün - 26.06.2017 13:31:33
    Kasım Zoto, sizi uçurur ama güvenliği elden bırakmadan. Anıtı dikilesi(dikilecektir..) bir ademoğlu işte.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    Otelinizin satış fiyatı geçen yıla göre nasıl değişti?

    Yüzde 20 daha düşük
    Yüzde 10 daha düşük
    Geçen yılla aynı
    Yüzde 20 daha yüksek
    Yüzde 10 daha yüksek
    Ücretsiz Abone Olun