Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen

    23.05.2016 - 15:41:54

    Turizmden Portreler'in yeni konuğu sektörün emek yoğun alanlarından, rehberlik mesleğinden, bir isim, Şerif Yenen. 12 yıl boyunca Turist Rehberleri Birliği başkanlığı görevini yürüten Yenen, yazdığı 4 ciltlik Turkish Odyssey kitabı ile ülkenin tarihi, kültürel ve turistik değerlerinin tanıtılmasında büyük rol oynadı. Daha Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bile bir web sitesi yokken 560 sayfalık kitabı internete yükleyen Şerif Yenen, bu alanda bir çığır açtı. Uzun soluklu bir çalışmanın sonucu olarak rehberlerin yasaya kavuşmasında büyük emekleri olan, hatta yasa kendi ismiyle özdeşleşen Şerif Yenen, yaşamını, rehberliğe nasıl ve neden girdiğini, yaşadığı zorlukları, hayellerini ve yeni planlarını Turizmden Portreler'e anlattı.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizmden Portreler - TurizmGüncel

    1963 yılında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğmuş Şerif Yenen. Üç çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu. Ortaokulu Ödemiş'te okuyan Yenen, daha sonra, 1977 yılında İstanbul Kuleli Askeri Lisesi'ne girmiş ve 1981 yılına kadar burada öğrenim görmüş. Aynı yıl, Silahlı Kuvvetler’in İngilizce öğretmene ihtiyacı olduğu için, üniversite sınavında başarılı olan öğrencilere İstanbul Üniversitesi'nde okuma hakkı tanınmış. O da sınavı kazanarak İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi bölümünü kazanmış ve dört yıl boyunca askeri öğrenci olarak İngiliz Filolojisi okumuş. Mezun olduktan sonra İzmir Maltepe Askeri Lisesi'ne öğretmen subay olarak atanana Yenen, burada da 4 yıl İngilizce öğretmenliği yapmış. 1989 yılında ise Silahlı Kuvvetler’den ayrılarak sektöre adım atmış. Yenen'nin iki ablasında biri Ankara'da öğretmenlik yapıyor, diğer ise Tire'de el sanatları işleri ile uğraşıyor...



    BABAM ESNAF, ANNEM EV HANIMI

    Silahlı Kuvvetler'e girmenizde ne etkili oldu. Ailede asker olan birileri var mıydı?

    Ailemizde asker yoktu. Babam esnaf, annem ev hanımı. Ancak pilot olmayı arzulayıp, olamamış bir öğretmenim vardı. Beni de çok severdi. Bir gün elimden tuttu, “gel seni pilot yapalım” dedi ve askerlik şubesine götürdü. Benim adıma formu da o doldurdu. Babam gitme bile dedi aslında. Benim çocuk aklımla fikir hoşuma gitti.

    3 BİN KİŞİ ARASINDA 15. OLDU

    Rehberliğe başlamaya nasıl karar verdiniz peki?

    Silahlı Kuvvetler'den ayrıldıktan sonra turist rehberliği sınavlarına girdim. İlgi çok büyüktü o zamanlar. Binlerce kişi başvururdu ama kazanan sayısı azdı. Mesela benim girdiğim sınavda İngilizce dilinde 3000 kişi arasından sadece 15 kişi yeter puan alabilmişti. Sınavın ardından Ankara'da 6-7 ay rehberlik kursuna gittim. Sonrasında ise İstanbul'a yerleşerek aktif şekilde rehberlik yapmaya başladım. Mesleğe başladıktan sonra 5 yıl boyunca aralıksız olarak ve yoğunlukla İsrailli gruplara rehberlik yaptım. Daha sonra Amerikalılara rehberlik yapmaya başladım.



    TÜRK REHBERLERİN YABANCILARIN YAZDIĞI KİTAPLARI KULLANMASI ZORUMA GİDİYORDU

    Turkish Odyssey adlı çok önemli bir kitap yazdınız. Bu kitap için sizi motive eden şey neydi?

    O zamanlar Türkiye'ye yönelik yazılmış rehber kitaplara bakardık. Hepsi yabancılar tarafından yazılmış kitaplardı. Blue Guide, Fodor's, Lonely Planet... Bu durum bizim çok ağırımıza giderdi. Bilgisayarın da hayatımıza yeni girdiği bir dönemdi. Yeni bir bilgisayar almıştım. Nereden estiyse, “Ben neden Türkiye üzerine bir guide yazmıyorum” dedim kendi kendime. Üç beş ayda yazarım diye başladım işe. Bir yandan da rehberliğe devam ettim. Sonuçta kitabı yazmak beş yılımı aldı. Yazarken hep turistler üzerinden deneme yaparak gittim. Yazdığım bölümleri turistlere okuttum, öneri ve eleştiriler aldım. Bu kitabı yazarken en büyük avantajım, hala aktif rehber olmamdı.

    Turistler gittikleri yerlere ellerinde kitaplarıyla gelirler. Ellerinde kitap olmasına rağmen farklı sorular sorarlar. Ben de bu sorulardan yola çıkarak “demek ki şunlar şunlar eksikmiş” diyerek oluşturdum kendi kitabımı.

    AMERİKA'DA BİR ÜNİVERSİTE HOCASI KİTABIMI SORDU

    Kitabı yayımladığımda çok güzel tepkiler aldım. Bugün Şerif Yenen diye bir ismim varsa, Turkish Odyssey isimli kitap sayesindedir. Aldığım övgüler çok fazla. Profesör Ekrem Akurgal'dan, Çelik Gülersoy'a kadar çok sayıda değerli insandan özel tebrik mektupları aldım. Pek çok turizm bölümünde ders kitabı olarak okutuldu. Hatta geçenlerde Amerika'dan bir üniversite hocası, Turkish Odyssey kitabını ders kitabı olarak koymuş ancak kitabı bulamamış. Beni aradı ve kitabı nereden temin edebileceğini sordu. Bunlar gurur verici şeyler benim için. Sonrasında kitap 3 dile daha (Almanca, Türkçe ve İtalyanca'ya) çevrildi ve defalarca baskı yaptı.



    Yeni baskıda genişletecek misiniz kitabı? Bir de bu kitap meslektaşlarınızca nasıl karşılandı?

    Tabi tabi. Kitap o zamanın koşullarına göre ve hayatta ilk defa denediğim bir şeydi. Buna rağmen çok başarılı oldu.
    Bu kitapla birlikte rehberler arasında tanındım. Pek çok meslektaşım bu kitabı hala el kitabı olarak kullanıyor. Ben kendim bile tura çıkarken bir nüsha alırım yanıma. Arada oradan bir alıntı, bir şiir okurum. İncil'den bile bölümler vardır orada... Örneğin Ayvalık'tan ya da Kaz Dağları'ndan geçerken, karşıda Midilli Adası göründüğünde Sappho'dan bir şiir okurum. Bunlar kitapta yer alır.



    REHBERLER ODASI BAŞKANI OLMA NİYETİM YOKTU

    Daha sonra da Rehberler Odası Başkanı oldunuz...

    2002 yılında, hiç aklımda yokken, “Rehberler Odası başkanı olur musun” teklifi geldi arkadaşlarımdan. Aslında ben de o ara internette bayağı yol almıştım. Turkish Odyssey kitabımın tamamını web'e yükledim. O zamanlar daha Turizm Bakanlığı'nın bile web sitesi yoktu. Hatırlıyorum, Hürriyet Gazetesi çalışmam için “Bir turizm efsanesi” diye başlık atmıştı. Düşünebiliyor musunuz? 560 sayfalık bir kitabı birisi gitti bedava koydu internete. O zamanlar internetin içi daha boştu. Bir de mail grubu kurmuştum. Rehber arkadaşlar orada yazışıp bilgi paylaşıyorduk... Bunlar o zamanlar için az bilinen şeylerdi.

    Seçimler yaklaşırken, kurucusu ve moderatörü olduğum mail grubundan, “Şerif aday olsa, biz de onu başkan seçsek” fikri atıldı ortaya. Sonra bu fikir büyüdü. Ben böyle bir işe niyetli olmadığımı açıklasam da sonrasında bir motivasyon geldi ve seçime katılarak 2002 yılında İstanbul Turist Rehberleri Odası Başkanı oldum. Ardından da Türkiye Turist Rehberleri Birliği başkanı oldum. O zamanlar bizim için “Bunlar acemi, bir şey yapamazlar” dendi ama biz herkesi utandırdık. Paylaşımcı bir yönetim anlayışıyla çok güzel işler yaptık.

    İki dönem Dünya Rehberler Birliği Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Bir keresinde de Dünya Rehberler Birliği başkanlığına aday oldum ve başkanlığı sadece iki oyla Kanadalı bir meslektaşım aldı.



    YASA İÇİN BAŞBAKAN'LA 5 KERE GÖRÜŞTÜM

    Peki Türkiye Turist Rehberleri Birliği Başkanlığınız boyunca neler yaptınız?

    Biz en çok ülkedeki rehber imajını yükseltmek için çaba sarf ettik. Rehberliğin bir meslek olduğunu ve onu tanımlayan bir meslek yasası çıkarmak gerektiğini düşünerek çaba gösterdik. Öte yandan, rehberliğin kalitesini yükseltmek için eğitim çalışmaları yaptık. Bunun yanında, çok sayıda sosyal sorumluluk projeleri ve tanıtım çalışmaları gerçekleştirdik.

    Rehberler Odası başkanlığındaki üçüncü dönemimde, 11 yıl üzerinde çalıştığımız yasayla ilgili olarak başbakanımızla 5 kere görüştüğümü anımsıyorum. Neden kanun istiyoruz, bu bir ihtiyaç mı değil mi, gidip anlattım başbakanımıza. 2012 yılının ortasında kanunumuz çıktı. Çıktığı gün ben de inanamadım. Çünkü bu nokta bizim için ulaşılması neredeyse olanaksız bir noktaydı.



    YASA BİZİ TATMİN ETMEDİ AMA BİR SEÇİM YAPMAK ZORUNDAYDIK

    Çıkan yasa rehberleri tatmin etti mi?

    Çıkan kanun 100 üzerinden 100'mü? Hayır. Kanun yüz üzerinden 75 diyebiliriz. Bize dediler ki o zaman, “Kabul ederseniz kanun bu”. Bizim de stratejik bir karar almamız gerekiyordu. Bu yüzde 75'i yüzde 100'e çıkarma şansımız var mı? Asla yok. Uğraşacak mıyız? Elbette uğraşacağız. “Peki kanunu bu şekilde çıkaralım mı, yoksa vaz mı geçelim” kararını verebilmek için ülke çapında danışma kurullarımızı topladık. Kararı kendimiz almadık, danışma kurullarımız verdi, eksiksiz ve istisnasız hepsi çıkaralım dedi. Biz de bu haliyle kanunu çıkardık. Eksikleri var mı? Var. Ama tüm dünyada örnek şekilde bir ülkede rehberliği meslek olarak tanıyan bir kanun çıktı. Biz bu kanunu çevirip diğer ülkelere gönderdik. Şaşırıyorlar nasıl yaptınız diye...



    Türkiye'de pek çok meslek örgütü kendi kanununu çıkarmak için uğraşıyor ama çıkaramıyorlar. Biz, rehberler olarak, buna çok ihtiyaç duyduğumuzu hissettik, hissettirdik ve bunun PR'ını da iyi yaptık.

    REHBERLERE KIZ BİLE VERMİYORLARDI

    Rehberliğin hangi koşulları sizi kanunu çıkarmak için mücadele etmeye sevk etti?

    Rehberler turizmin emek kısmında çalışıyorlar. Emekçiyseniz, sermayeyi temsil etmiyorsanız, elde ettiğiniz kazanımlar başkalarınınkine oranla daha az oluyor hep. Rehberlerin her zaman büyük güçler karşısında ezildiğini, haklarının tam olarak verilmediğini gözlemledik. Dahası, rehberliğe öğrencilerin boş vakitlerini değerlendirmek üzere yaptığı, part-time bir iş olarak bakılıyordu. Rehberlere kız bile vermezlerdi. Kendimden biliyorum, bir tane kız arkadaşım beni ciddiye almadı. “Ne zaman adam gibi bir işin olacak?” derdi. Yaşadığımız her sorunda, yasamızın olmamasının sıkıntısını yaşadık. O zaman anladık ki bu iş yasasız olmayacak.



    YASA İÇİN, '30 YILDIR KİMSE ÇIKARAMADI, SİZMİ ÇIKARACAKSINIZ' DENDİ

    Yasayı çıkarmak için yola çıktığımızda “Bu ülkede 30 yıldır kimse çıkaramadı siz mi çıkaracaksınız?” diyerek bizimle alay edenler oldu. Biz bu işe yoğunlaştık. Ben bir ara öyle bir duruma geldim ki, ne zaman bana bir mikrofon uzatılsa, ya da soru sorulsa “Yasamız yok” diyerek giriyordum konuşmaya. Yasadan sonra bir yönetmelik çıkması gerekiyordu. Benim biraz daha kalıp Rehberler Birliği Başkanı olarak bir iki şeyi daha oturtmam daha uygun olabilirdi. Ama bizim içimizde de gruplaşmalar oldu. Benim yönetimimden hoşlanmayanlar oldu. Hatta, “Turist Rehberleri Birliği'ni Şerif Yenen'in boyunduruğundan kurtaracağız” diye yola çıktılar. Ben bunları duyunca çok kırıldım, üzüldüm. O saatten sonra hayır ben kalmak istiyorum, yeniden seçilmek istiyorum demem olmazdı. O yüzden seçim sabahı açılış konuşmasında aday olmayacağımı açıklayıp, seçilen yönetime başarılar dilediğimi söyleyip aday olmadım.



    YASAYLA ŞERİF YENEN İSMİ ÖZDEŞLEŞTİ

    Şu anda İRO Başkanlığını yürütüyorsunuz...

    Evet. Burada da çok az bir sürem kaldı. Zaten yeniden aday olmayacağımı şimdiden açıkladım. Bir iki ay sonra olağanüstü bir genel kurulla, bize bugüne kadar verilen güven için teşekkür edip bayrağı bizden sonraki arkadaşlara devredeceğiz. Biz yasayı çıkardık ve bundan sonrası için beni motive eden bir şey kalmadı. Bir de bir insanın ortalama yaşı kaç ki? Benim ömrümün 12 yılı Rehberler Odası'nda veya Birliği'nde geçti. Bu çok uzun bir süre. Bu kadar uzatmamam gerekirdi ama her seçim döneminde yasaya biraz daha yaklaştığımızı gördük. Ben seçimlerde, “Arkadaşlar yasaya çok yaklaştık, o yüzden tekrar adayım” diye söyledim. Kaldık ve başardık da. İnsanlar ister beğensin ister beğenmesin, Şerif Yenen ismiyle bu yasa özdeşleşti.



    O ZAMANLAR ÇOK GÜZEL BİR TURİZM ANLAYIŞI VARDI

    Sizin mesleğe başladığınız yıllar, aynı zamanda Türkiye'de turizmin yeni yeni başladığı, zorluklar yaşandığı yıllardı. Sizler rehberler olarak neler yaşadınız, ne tip sıkıntılarla karşılaştınız o dönemlerde?

    Benim rehberliğe başladığım yıllarda Türkiye'de kitle turizmi henüz büyük çapta yapılmıyordu. Kültür turizmi vardı. Kültür turizmi dediğimiz de, İstanbul, Antalya, İzmir'de başlayan gruplar otobüslere bindirilir ve bütün Anadolu gezdirilirdi. Çok güzel bir turizm anlayışıydı. Gelen insanlar, ülkemize ilgi duyan, tarihini, kültürünü, insanını tanımaya çalışan insanlardı. Koşullar çok kısıtlıydı. Doğuda otel sayısı çok kısıtlıydı. Bazı otellere kendi çarşaflarımızı götürdüğümüz olurdu. Tuvalet molası verecek yer bulamazdık.

    25 yıl içinde o kadar çok şey değişti ki. Standartlar açısından doğu ile batı arasında bir fark kalmadı. Aksine, Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin, Van gibi doğu ve güneydoğu illerine o kadar güzel yeni oteller açıldı ki. Eskiden gitmeye korkardık, şimdi gururla gidiyoruz.

    Bu süre içinde Türkiye'de kitle turizmi çok gelişti. Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum ancak kitle turizminin bir takım riskleri var. Türkiye turizmi için kitle turizmi önemli ancak onu dokunulmaz olarak görüp ona taparsak herhalde hata etmiş oluruz. Kitle turizmine giden insanlar çoğunlukla hangi ülkeye gittikleriyle ilgilenmiyorlar bile. “Kaç yıldızlı otelde kalıyorum, ne kadar ödüyorum, hangi olanaklardan yaralanabiliyorum, her şey dahil mi, değil mi” gibi önceliklerin peşindeler. Bazen otelden çıkmadıkları bile oluyor.

    O KOYLARI TEMİZ TESLİM ALDIK, TEMİZ TESLİM ETMELİYİZ

    Kitle turizmi dendiğinde, büyük hacimli oteller, yok edilen koylar, ormanlar da akla geliyor ister istemez...

    Bizim şöyle bir sorumluluğumuz var. Turizm icra ederken var olan değerlerimizi kullanıyoruz. Doğal güzellik, deniz, plaj, tarih... Bizim kuşağın, bize emanet edilen tüm bu güzellikleri bir sonraki kuşağa taşıma sorumluluğu var. Şimdi kitle turizmi yapacağız, turizmde dünyada altıncı sıraya gireceğiz diye her şeyimizi satmaya o kadar gerek var mı? Eğer bundan sonra turizmi icra edemez hale geleceksek elbette gerek yok.

    Çok güzel bir koy. Buraya otel yapalım mı? Yapalım. Binlerce turistle dolduralım mı? Dolduralım. Ancak iki yıl sonra o koyda yüzemez hale geliyorsak, burada bir yerde yanlış yapıyoruz demektir. Biz o koyu bizden öncekilerden temiz aldık, bizden sonrakilere de temiz teslim etme yükümlülüğümüz var. Bunu sağladığımız sürece, ister kitle turizmi, ister kültür turizmi, neyi istiyorsak yaparız.



    YENİ TREND KRUVAZİYER TURİZMİ

    Şimdi turizmdeki yeni trend kruvaziyer turizmi. Bu turizm çeşidi, seyahat etmeye üşenen insanların tercih ettiği bir yöntem haline geldi. Özellikle belli bir yaşın üstündeki turistler, sürekli otobüse binmekten, oda değiştirmekten, valiz hazırlamaktan hoşlanmıyorlar. Bence bu kruvaziyer turizmi müthiş bir fırsat. Kruvaziyer turistinin şöyle bir yararı var: Aslında Türkiye'ye gitmeyi hiçbir zaman aklından geçirmemiş insanlar birden kendilerini İstanbul'da, Efes'te, Bergama'da bulunca çok beğeniyorlar, bir kez daha gelip daha fazla kalmak istiyorlar.

    REHBERLİK BİR KARİYER MESLEĞİ DEĞİL

    Rehberler daha sonraki süreçte turizmin hangi alanına kayıyorlar?

    Rehberlik bir kariyer mesleği değil. “Rehberlik müdürlüğü” diye bir pozisyon yok örneğin. Rehberlerden çok fazla otelci çıkmaz mesela. Rehberlik mesleğinin dinamizmi ile, otelcilik birbirine uymuyor. Öte taraftan, rehberlik mesleğini yaparken işi daha da geliştirmiş, kendi seyahat acentesini açmış, yurtdışında ülkeyi pazarlayıp yeni müşteriler yaratmış ve kendi turlarını organize eder hale gelmiş yüzlerce rehber var. Bugün Türkiye'nin elle tutulan 500 acentesinin geçmişine bakarsanız, eminim 400 tanesinde rehber izi vardır. Ya genel müdür, ya kurucusu ya da patronu rehberdir. Çünkü turizm öyle bir meslek. Masanın başında oturup Adana turu satamazsınız. Adana'yı biliyor olmanız gerekiyor. Rehber masaya oturur satışın ve tanıtımın başına geçerse, daha başarılı bir kombinasyon ortaya çıkıyor.



    MESLEĞE ANADOL TURİZM İLE BAŞLADIM

    İlk olarak hangi acenteyle rehberliğe başladınız, o dönemde kimler vardı meslekten?

    Ben rehberliğe ilk olarak Anadol Turizm ile başladım. Sahibi Mösyo Jak Kasar'dı. Anadol Turizm'de rehberliğe başladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü Jak Kasar'ın babası da turizmciydi. Oğlu ve kızı da turizmci. Tam bir turizmci aileydi kısacası. Bu işi de son derece iyi yapan bir aile. Ben 6 sene Anadol Turizm'in turlarına çıktım. Aldığım tüm görgü, öğreti, eğitim, pratik hepsi Anadol Turizm ekolünden geliyor.

    Ercüment Melih Özbay adında bir büyüğümüz vardı. Odamızın eski başkanlarındandı. Kendisi vefat etti. İzmir Rehberler Odası başkanı Dündar Özar. Özar da böyle Halikarnas Balıkçısı ekolünden gelen rehberlerdendi. Onunla da yüzlerce saat mesaimiz oldu. Tatlı diliyle mikrofonda yaptığı anlatımları hatırlıyorum da, öyle bir yere bizim varmamız imkansız herhalde.

    Alışveriş turları gibi konularda rehberlerin eleştirildiği de oluyor. Shopping turlarla turistlerin belli merkezlere sokulması. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

    Burada birkaç tane farklı olay var. Birincisi, oyuncu. Turizmdeki pastanın oyuncu sayısına paralel olarak büyümemesi. Böyle olunca, birbirinin müşterisini çalmalar, fiyat kırmalar yaşanıyor. Bugün Japonya'ya eksi 300 – 400 dolara varan fiyatlar veriliyor. Peki bunu nereden telafi edecekler?

    Rekabet eden kişi şunu hesap ediyor: Bu ülkeden gelen şu serideki grupların Türkiye’de para harcama potansiyeli şudur. Kişi başı 300 dolar bırakır diyor. Alışverişten gelecek olası geliri maliyetten düşerek fiyat veriyor. Böylece zararına fiyat vermiş oluyor. Rehber bu işteki en son kişi, çarkın akışını değiştirme fırsatı yok. Büyük oyuncular zaten çarkı yönetiyorlar. Rehber; siz zararına fiyat veriyormuşsunuz, ben sizin turunuza çıkmam diyemiyor. Bu seyahat acenteleri rehbere ücret de ödemiyorlar.

    REHBERİN 'SHOPPİNG VARSA ÇIKMIYORUM' DEME ŞANSI YOK

    Hangi grubun ortalama kaç para harcayacağını bilerek, rehbere ben sana şu kadar yevmiye vereceğim, ama sen asıl yevmiyeni şu mağazalara giderek satıştan kazanacaksın diyor. Türkiye’de rehber sayısı10 bin. İstihdam sorunu yaşayan rehberler ben satışa çıkmıyorum diyemiyor. Shopping varsa çıkmıyorum deme şansları yok. Bundan rahatsızlık duyup acenteye meydan okuyan yıllardır iş bulamayan rehberler de var mesela.
    Bizim çarkı değiştirmemiz gerekiyor. Biz kanun çıkarırken, tura çıkmadan önce rehberle acente arasında bir sözleşme imzalanması zorunludur dedik.

    SORUN TEORİDE ÇÖZÜLDÜ AMA...

    Acente, rehbere her yıl bakanlık tarafından belirlenecek olan taban ücreti vermek zorundadır. Bu tutarın ne kadar olduğu ve turun kaç gün olduğu gibi bilgiler sözleşmede yazacak ve rehber tur esnasında sözleşmenin bir nüshasını bulunduracak şeklinde kuralları koyduk. Bunu yapmazsa hem acente hem rehber için para cezası, ihtar, meslekten mene kadar yaptırımlar belirledik. Biz teorik olarak çözdük. Ama arz talep dengesinin rehber açısından dezavantajı kullanılarak rehbere makbuz bile imzalatıyorlar, aslında ödenmemiş olan tutar ödenmiş gibi yaparak.



    ALIŞVERİŞ TURLARI ŞÖYLE OLMALI...

    İkinci yanı, turist alışverişe götürülmeli mi götürülmemeli mi? Turisti alışverişe götürmemek turiste bir iyilik değil. Turist gittiği ülkeye özgü kültürel ürünler almaktan hoşlanır. Bu turizmin bir parçasıdır da. Turistin hediye alması doğaldır. Ancak satılan ürünlerin bir bölümü sahte ürün. Üzerinde fiyatlar da yazmıyor. Alışverişte turiste yardım etmediğimizde de iyilik etmiş olmuyoruz. Bir yerlerde aldatılması çok muhtemel.
    Bence olması gereken şu; öncelikle turist gelecek, kesinlikle zorlama olmayacak. Ama kendisine alışveriş konusunda yardım isteyip istemediği sorulacak. Veya şurada şu seçenekler var gibi bilgi verilecek. Birlikte gitmek mi kendin mi gitmek istersin veya otelde mi vakit geçirmek istersin gibi ona seçenekler sunulacak. İkincisi, diyelim ki geldi, turist kandırılmayacak. Alacağı ürün doğru ürün olacak. Çin’de dokunup Türk halısı gibi satmayacağız. Üçüncü olarak, şişirilmiş fiyat olmayacak. Dört, müşteri ben bunu almak istemiyorum vazgeçtim, geri vermek istiyorum derse, hay hay, mal bizimdir deyip geri alacağız. Bunlar yapılırsa acente de rehber de azıcık komisyon alıversin, ama vergisini de ödesin. Böyle yürütülürse bir sorun yok.

    Bir acente kurmaya giriştiğinizi biliyoruz. Başka planlarınız var mı?

    Henüz Rehberler Odası Başkanlığını bırakmadığım için çelişmek istemiyorum. Ben çoğunlukla acentelerin turlarına çıkan rehberleri temsil etme pozisyonunda olduğum için birden acenteci kimliğiyle rehber çalıştırmak istemiyorum. Ama bunu yapacağımı da duyurdum. Henüz seyahat acentesi belgesi almadım. Ocak ayı gibi Rehberler Odası’nı bırakacağım, tam o tarihlerde de resmi seyahat acentesi olma durumunu rast getireceğim. Başka acentelerin düzenlediği turları kendi kitleme duyurmaya başladım. Tepki ölçüyorum, nerde durduğumu anlamaya çalışıyorum. Tam olarak başlamadım.



    TURİSTLERE HİZMET VEREN BİR KÜLTÜR MEZKEZİ AÇACAĞIM

    Seyahat acenteliğinden öte beni de çok heyecanlandıran bambaşka bir şey daha denemek istiyorum. Bu daire benim kendi dairem. Bu dairenin ön tarafına 60 kişinin tiyatro düzeninde oturabildiği bir konferans salonu sığıyor. Bir tane küçük hediyelik eşya dükkanı açacağım ve burayı turistlere hizmet veren bir kültür merkezi haline getireceğim. Bu kültür merkezinde her gün hafta sonu dahil, sabah, öğlen ve belki akşam saatlerinde farklı etkinlikler yapacağım. Konferanslar, sunumlar, workshoplar, müzik dinletileri, film gösterimleri gibi etkinlikler olacak. Her ay aylık programlarımı belirleyeceğim ve bu programları oteller, acenteler, rehber arkadaşlar üzerinden turistlere duyuracağım. Kime ne uyuyorsa rezervasyon sistemiyle gelecekler, konferanssa konferansa, workshopsa workshopa katılacaklar. Bu, şu anda düşündüğüm kapsamı göz önünde bulundurulursa, Türkiye’de örneği olmayan bir proje. Ama bütçe açısından beni aşan boyutları da var. Bunu başlatabilecek bir finansmanım da yok. Bu projeyi bir iş planına döküp, bu işi yapabilecek kapasitedeki kurumlara bir tür ortaklık teklif edeceğim. Çok daha hızlı ve büyük çapta ilerleyecek. Bu ortağı bulamazsam küçük küçük, düşe kalka kendim yürütmeye çalışacağım.

    Bu işin bir ayağı kültür merkezi, bir ayağı seyahat acentesi. Anahtar sözcüğümüz tabii kültür. Kültürel etkileşim. Kültürel turlar, incoming, outgoing hepsi. Bir ayağı doğru ürün, doğru fiyat, doğru mantık ve para iade garantisi mantığıyla online ve offline hediyelik eşya mağazası. Kimseyi kandırmak gibi bir amaç olmaması lazım.

    Bir ayak da deneyimlerin pazarlanması. Diyelim ki balık tutmak sizin hobiniz. Balığı yakaladınız, eve getirip, temizleyip pişirip yemek. Bu bir hobi. Biz diyeceğiz ki gelin hobilerinizi ürün haline getirelim ve tüketiciyle paylaşalım. Sizle işbirliği yapacağız. Kuracağımız platformda hobinizi bir ürün haline getireceğiz. Ve ona bir fiyat koyacağız. Dünya çapında insanların ziyaret edeceği bir platform olacak bu. Kimin ilgisini çekerse, balık yakalamak, o balığı evde temizleyip pişirip yemek. Kişi başına 100 Euro. Neden olmasın? Bu fırsat bir daha nerde eline geçer?



    YAPTIĞIM İŞTEN ÖNCE KEYİF ALMALIYIM

    Hitap edilen kitle nedir?

    Daha bağımsız, kendi kendine hareket etmekten hoşlanan, sürekli arayış içinde olan insanlara yönelik bunlar. Veya Bir Türk olarak İspanya’ya gitmek istiyoruz, İspanya’daki bir fotoğrafçıyla birlikte sokak aralarını gezip fotoğraf çekmek. Biri bana önerse ben alabilirim. Buluşuruz, gezeriz, kafede otururuz. O bana çay ısmarlar, ben ona kahve ısmarlarım. Hem muhabbet ederiz, fotoğraf çekeriz, dost oluruz. Bambaşka bir olay olur yani.
    Projelerimizin bir ayağı da film prodüksiyon projesi. Başladığım Istanbul Unveiled film projesinin devamını getirmek istiyoruz. Bu da kültürel etkileşimler ana başlığının altındaki ayaklardan biri.

    Önce keyif alacağım işi yapmalıyım. Bunun içinde örneği olmayan işler olmalı, yaratıcılık içermeli. Yeni bir şey yaratmış olmanın hazzını duymalıyım. Bu zaten sonunda para da kazandıracaktır. Önce kitap yazıyorum, sonra satmak için uğraşıyorum. Bazen soruyorlar, senden kimse kitap istedi mi? Yoo.  İnsan kalbini koyarak bir iş yaparsa o zaten oluyor. Sonra zaten para kazanıyorsun ondan. Film yapmak yılların rüyasıydı benim için. Doğru ekibi kurduk, bir araya geldik. Ben bireysel olarak çok para yatırdım. Bu paranın % 5’ini bile henüz alamadım. Karşılığını 5 yıla kadar alırım. Ocak ayından itibaren film, 7 tane uluslararası ödül aldı. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Bir festivaline gidiyorum örneğin, dalında en iyi ödülü alıyoruz, kaçıncı filmin diye soruyorlar, ilk diye yanıtlıyorum. Filmci misin? Değilim. E nasıl oluyor? Çalışınca oluyor.



    İlginç anılarız var mı?

    Ben 25 yıllık rehber olmama rağmen, 20 yıldan beri yaptığım bir program bile olsa, tura başlamadan iki gün öncesinden itibaren heyecan başlıyor. Eve yansıyor bu heyecan. Her seferinde artık sahnedeyim duygusuyla başlıyorum işe. Günlük turlarda bile böyle.

    ERMENİ MESELESİ...

    3 haftalık bir tura çıktım. Henüz havaalanından aldık grubu, henüz musluk suyunu içmeyin gibi genel bilgiler veriyorum. Daha tur başlamadan Ermeni konusunu ortaya attı biri. Ermeni konusu dahil önümüzdeki 20 gün boyunca bir çok konuda konuşacağımızı belirttim. Her gün bir konu seçeceğiz. Ertesi gün oldu, yine Ermeni konusunu attı. Aradan 5-10 gün geçti, bugün iki konu anlatacağım, önce eğitim sistemi öğleden sonra da Ermeni konusu diye başladım konuşmaya. Ermeni konusu diye hemen atıldı yine. Anlatmaya başladım, o öyle değil, şunu yaptınız, bunu yaptınız filan. Dedim ki, sizler yetişmiş, dünyayı gezmiş gezginlersiniz, benim ne haddime, bildiklerinizi değiştirebilmek. Benim böyle bir iddiam olabilir mi? Ben bir rehberim. Türkiye’nin rehberiyim. Siz bana Ermeni konusunu sorarsanız ben size ne anlatırım? Türklerin perspektifini anlatırım. Karar sizindir. Gidersiniz bunu bir de başkalarından dinlersiniz. Ondan sonra biraz da araştırma yaparsınız, kendi analizinizi kendiniz yaparsınız. Ben şimdi hiç itiraz istemiyorum, müsaade edin şimdi ben kendi bildiklerimi anlatayım. Ondan sonra varsa sorularınız buyurun. Böyle deyince arabada alkış koptu ve kadın artık bir daha konuşamadı.

    Bir başka olayda da Doğu Anadolu dahil birlikte gezdiğimiz Ermeni bir çift vardı. Gittiğimiz her yerde insanlar çok sıcak karşılıyorlar. En son artık turun veda yemeğinde dediler ki, ağlamaklı oldu kadın, biz ömrümüz boyunca Türkiye ile ilgili hep farklı hikayeler dinleyerek büyüdük. Bu hikayelerin burada gördüğümüz Türk halkıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Biz bambaşka bir Türkiye ve bambaşka bir Türk halkıyla karşılaştık. Bize öğretilen bu değildi, mahçup olduk dediler. Turizmin faydası da budur; önyargıların kırılması. Anlattıklarınızın hiçbir hükmü yok, bunu gösterebilmek lazım.



    DÜNYAYA YENİDEN GELSEM YİNE REHBER OLMAK İSTERDİM

    Rehber olmasaydım şu olsaydım dediğiniz oldu mu hiç?

    Dünyaya yeniden gelsem yine rehber olurdum. Rehberlikten hep memnun oldum, ama aynı zamanda onu çeşitlendirdim de. Kitap yazarlığı, yayıncılık, filmcilik, şimdi kültür merkezi… Her zaman için mutlaka bir şeyler kattım ben. Tek bir şeye bağlı kalamadım. Yapı olarak da böyleyim. Mesela bir plaja gittim, şezlonga uzanıyorum, kendimi hemen kötü hissederim. Mutlaka bir şeyler yapmalıyım, ya elime bir şey alırım, onu bilgisayarda yapmaya çalışırım, ya elime bir kitap alırım, altını çizerim notumu alırım yanına. Bunun da hep faydalarını gördüm.

    AİLE HAYATINA ÇOK UYGUN BİR MESLEK DEĞİL

    Rehberlik mesleği aile hayatına çok uygun bir meslek değil ne yazık ki. Ben erken yaşta rehber oldum, yıllarca bekar olarak rehberlik yaptım, hiç sorun olmadı. Sonra uzun soluklu bir ilişkim başladı, yine çok sorun olmadı. Evlendik, yine çok problem yok. Ama ne zaman ki çocuk doğdu, o zaman artık sorun olmaya başladı. Örneğin siz turdasınız, o çocuğa kim bakacak? Her şeyi eşiniz mi yapacak? Ayrıca o çocuğun her gün babasını görmeye hakkı yok mu? Ben bir gidiyorum, 3 hafta sonra geliyorum. Çocuğum bakıyor, bu kim acaba diye? Böyle tarafları var. Yani aile hayatına çok uygun bir meslek değil, ben de Anadolu’ya yaptığım tur sayısını biraz azaltarak onu dengelemeye çalıştım. Yapabildiğim bir tek o oldu.

    İKİ TANE ÇOCUĞUM VAR

    Çocuklar biri 5, biri 10 yaşında iki erkek çocuğum var.  Eşim üniversite hastanesinde biyokimya laboratuarında çalışıyor. Onunla bir işbölümümüz var. O biraz daha çocukları üzerine aldı ben de biraz daha “çocukların geleceğini nasıl garanti altına alabiliriz”in peşindeyim.



    Kitap okuyorsunuz anladığım kadarıyla

    Çok okumuyoruz artık aslında. Hayatın akışında kaptırdık mı kendimizi ne yaptık bilmiyorum. Tabi zamanında çok okuduk. Bir de filoloji okuduğumuz için işimiz edebiyattı. Şu anda kitap yazıyor olmamın kökeni de filolojiye dayanıyor muhtemelen. Çünkü bu işin kuramını yaptık. Yazılan kitabı oku, değerlendir, onlarla ilgili yorum yaz şeklinde çalışıyorduk. Ne tür kitaplar okuyacağımı mı soracaktınız? Kitap tabi okumuyor değiliz yine günceli takip ediyoruz. Rehberlikle ilgili oldukça zengin bir kütüphanem var. Yazmaya devam ediyorum, edeceğim. Okuduklarım daha çok mesleki yayınlar, okuduğum kitabın bana bir faydası olması gerekiyor.

    ŞERİF YENEN'DEN BİR ESER DAHA: ISTANBUL UNVEILED



    İstanbul üzerine İngilizce seyahat belgeseli olarak hazırlanan İstanbul Unveiled filminin yazarlığını, yapımcılığını ve yönetmenliğini Şerif Yenen üstlendi. Belgesel, İstanbul’un bilinen mekanları ve özelliklerinin dışında kentin kendine özgü yapısı ve yaşam kültürünü gözler önüne seriyor. Amerikalı bir kadının İstanbul’daki seyahat izlenimlerini, kentin büyülü atmosferi, eşsiz nitelikleri ve renkli simaları eşliğinde anlatan İstanbul Unveiled’in sunuculuğunu Amerikalı oyuncu Jayda Berkmen üstlenirken, filmin müzikleri ise Babazula, Mercan Dede ve Burhan Öçal imzasını taşıyor. İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerinin tanıtımına yönelik yoğun bir emekle hazırlanmış olan filmin, 2013 Aralık ayında Smithsonian Enstitü ile Türkiye Cumhuriyeti Washington Büyükelçiliği’nde gerçekleştirilen Amerika Birleşik Devletleri galası, büyük ilgi ve beğeni toplamıştı.

    Bu haber 23.05.2016 - 15:41:54 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Mustafa - 10.11.2014 17:40:39
    Aslında Şerif Yenen gibi kimselerin birikimleri farklı alanlarda da kullanılabilir.
    Kamil Türkmen - 13.11.2014 14:00:13
    Bu mesleğe yeni girenlerden duayenlerin karşısında dünkü çocuk olarak sayın Şerif Yeneni tanıdığım için gerçekten çok şanslıyım.ön yargılardan uzak açık net ve kişininin önünde ne ise arkasındada o dik duran bizler için saygıdeğer ve yol gösterici.Birlikte çalıştığımız dönemlerde rehberlik camiası adına çok şeyler ortaya koyduğunu belirtmek isterim.Yeni işinde ve hayatında başarılar diliyorum.Türkiyenin her yerinde olduğu gibi Urfadada bir evinin olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Kerkük'ten İstanbul'a: Cüneyt Mengü'nün yaşam hikayesi
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Editör Yazı Arşivi
    Bizi Takip Edin
    Facebook Twitter
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2018 sezonunda Avrupa'da durum ne olur?

    Daha da geriye gider
    Bu yılla aynı olur
    2016 rakamlarına ulaşır
    2015 rakamlarına ulaşır
    Belirsizlik hakim
    Ücretsiz Abone Olun