Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi

    10.2.2015 - 16:27:00

    Hülya Aslantaş... Siyasetçi bir baba ile mimar bir annenin kızı; ünlü bir ressamın, Bedri Baykam'ın, ise kız kardeşi. Turizmde zirveye kadar yükselmiş çağdaş bir Türk kadını. İçinde doğduğu sosyal ve kültürel ortam, elde ettiği kariyerinde illaki önemli bir yere sahiptir ancak Hülya Aslantaş'ın başarılarının altında yatan daha önemli etkenler var: Hedef belirleme, azim, kararlılık, çalışkanlık...



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizmden Portreler - TurizmGüncel

    Otelciden, acenteciye, bürokrattan, rehbere ve turizm profesyoneline kadar sektörün farklı alanlarında turizme katkı sunan, ilkleri başaran isimleri konuk ettiğimiz Turizmden Portreler köşesinin yeni konuğu bir kadın turizmci; Hülya Aslantaş. Hayatta hep mücadele etmiş, zor koşulların üstesinden gelmiş ve ilklere imza atmış bir isim Aslantaş.



    MİLLETVEKİLİ BABA İLE MİMAR ANNENİN KIZI

    Babası Suphi Baykam dönemin CHP grup başkan vekili olan Hülya Aslantaş, 1953 yılında direkt politikanın içinde doğmuş aslında. Kemal Satır, Ali İhsan Göğüs, Turan Güneş, Bülent Ecevit, İsmet İnönü gibi dönemin ünlü politikacıları, Baykam hanesinin alışıldık misafirleridir. İlkokulu Ankara'da Mimar Kemal İlkokulu'nda bitirdiğini belirten Aslantaş, o dönem nasıl bir hayatının olduğuna dair şunları paylaşıyor:

    O zaman hayat bambaşkaydı. Okul servisi diye bir kavram yoktu. Kendimiz giderdik okulumuza; hem de caddeler geçerek. Şimdi hangi çocuğu tek başına okula gitsin diye bırakırsınız?

    RADYO EVİ'NDE PİYES EĞİTİMİ ALIRDIK

    İlkokul yıllarında bir dönem bale yaptım. Bir de Radyo Evi'ne giderdim. O zamanlar Radyo Evi'nde 'Çocuk Saati' adlı bir program vardı. Orada cumartesi günleri piyesler oluyordu. Radyo Evi'nde aynı zamanda  piyes eğitimi de veriliyordu. Mikrofonla ilk olarak da orada tanıştım. Bu piyeslerde rol almaya bir iki sene devam ettim.


    Baykam ailesi: Mutahhar Baykam, Bedri Baykam, Hülya Aslantaş, Suphi Baykam

    EVDE ANNEME YARDIM EDERDİM

    Annem Yüksek Mühendis Mimar Mutahhar Baykam, İller Bankası'nda çalışıyordu; babam da parlamentoda. Ortaokul yıllarımda evimizde neredeyse her gece 20-25 kişi olurdu. Annem işten eve geldikten sonra, açık büfe tarzında yemek hazırlardı misafirlere. Ben de ona hep yardım ederdim. Evde yardımcı olsa bile o kadar kalabalığı ağırlamak için illaki mutfağa girmek gerekiyordu ve ben çok iyi bir aşçı oldum sonunda. Hizmet etmek, insanlar için bir şeyler yapmak isteği belki de o zamanlardan geliyor olabilir.


    1963 yılı: İsmet İnönü, Bedri Baykam'ın Ankara'daki sergisinin açılışında

    BEDRİ BAYKAM'IN YETENEĞİ KEŞFEDİLİYOR...

    Hülya Aslantaş'ın yaşamındaki ilk köklü değişim, kardeşi Bedri Baykam'ın resim konusundaki üstün yeteneğinin anlaşılmasıyla ortaya çıkar. 1963 yılında 'Harika Çocuk' olarak ünlenen  Bedri Baykam, 2 yaşından beri bulduğu her şeyin üzerine resimler yapmaktadır. Mimar anne, yaşının çok çok üzerinde ürünler ortaya koyan Baykam'daki yeteneği görür ve Cenevre'de katılacağı bir konferansa giderken Baykam'ın çizdiği resimleri yanına alır ve sanat akademisindekilere gösterir. Görenler 4-5 yaşındaki bir çocuğun bu resimleri çizdiğine inanamaz.

    Aile son derece dikkatlidir. Böyle bir yeteneğin doğru kanalize edilmesi için neler yapılması gerektiğini araştırırlar. Psikolog ve pedagoglara danıştıklarında 'kendisi meşhur olduğunu hiç bilmeyecek. Çocukluğunu yaşaması lazım. Hiç resim dersi almayacak. 18-20 yaşına kadar hiç kimse nasıl kalem, fırça tuttuğuna veya resim yaptığına karışmayacak.' yanıtını alırlar.

    Bedri Baykam'ın yolu böylece açılır. Baykam'ın çizdiği resimlerden sergiler açılır, ulusal ve uluslararası basına haber olur. Ankara'daki ilk sergisinin açılışını ise bizzat İsmet İnönü yapar. Viyana'da açılan sergi sırasında Baykam ailesinin yanına gelen bir pedagog, abla  Hülya'ı işaret ederek 'Bu çocukların bir arada yaşaması sorun yaratabilir. Şu anda iyi anlaşıyor olabilirler ama tüm ilgi bu çocuğun (Bedri Baykam) üzerinde olduğu için diğer çocuk sorun yaşayabilir. Bunların bir süre birbirinden ayrılması lazım' demiş.



    DAHA 11 YAŞINDAYKEN MÜNİH'TE YATILI OKULA

    Bu gelişmelerden habersiz Hülya Aslantaş, kendini Münih'te ailesi ile alışveriş yaparken bulur. Alışverişin nedenini bilmiyordur. Öğrendiğinde ise Münih'te bir okula kaydının yapılacağını ve bir sene burada okuyacağını söyler ailesi. Aslantaş, Münih'teki okul macerasını şöyle anlatıyor:

    Bana 'burada bir okul varmış, sen burada bir sene kal' dediler. Ne doğru düzgün telefon, ne iletişim, ne ulaşım var o senelerde. Babam çok atılımcı bir insandı. Henüz 11 yaşındayım ve kimsenin bana bir şey sorduğu yok; zaten her şey ayarlanmış. Mühih'in güneyinde Alpler'in tepesinde bir köydeki okula bıraktılar. Günlerce ağladım. Tek kelime Almanca bilmiyordum. Rahibelerin yönettiği bir ortaokul. İlk zamanlar derslerden tek kelime anlamıyordum ama zamanla mecburen bir şeyler kapmaya başlıyorsun. Benim için çok zor bir sene oldu. Anlamadım niye buradayım, ne oluyor. Mektuplaşıyoruz aile ile ve anneannem, teyzelerim falan kıyameti koparmış nasıl bırakırsınız diye. Tabi ben o zamanlar çocuk olduğum için Almancayı çok çabuk kaptım. Bugün bile oldukçaç iyi konuşuyorum ama gramer, usul, kaide bilerek değil. Mesela aksanım bile bir Alman'ınki gibi. Orada ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. O dönem Türkler daha Almanya'ya yeni yeni gitmeye gitmeye başlamış. Onlar da şaşkın, dil bilmeyen yabancı birini ilk defa görüyorlar. Kendimi onlara kabul ettirmek, bir şeyler öğrenmek derken baya mücadele dolu bir sene geçirdim ama tek başıma ayağımın üstünde durmayı ve herşeye göğüs germeyi öğrendim.



    SUPHİ BAYKAM SIRA DIŞI BİR ŞİRKET KURUYOR


    Bir senenin sonunda tekrar Ankara'ya dönen Hülya Aslantaş, evinin yakınındaki Tevfik Fikret Ortaokuluna devam eder. Fransızca derslerin de verildiği okula üç sene devam eden Aslantaş, daha sonra ailesi ile birlikte İstanbul'a taşınır. Parlamentodan ayrılan baba Suphi Baykam'ın kafasında bir plan vardır:

    Babam İstanbul'da Hastaş dediğimiz bir girişim başlattı. Hastaş, halkın ufak birikimlerinin yatırıma dönüştürülerek ülkenin kalkınmasını hedefleyen bir girişimdi. Her bölge yerinde kalkınmalı felsefesine sahipti. Göçün önlenip bölgesel kalkınmanın sağlanması için ekonomik etkinliklerin bölgelere yayılması hedefleniyordu. Özellikle sağlık ve eğitim alanlarına yoğunlaşılmıştı. Bugün Eskişehir Anadolu Üniversitesi'ni ilk yapan babamdır. Adana'da Çukurova Üniversitesi'ni başlattı. Babam, çok büyük fikirleri olan, belki o dönem Türkiye için çok lüks, Türkiye'nin anlayamayacağı fikirleri olan bir insandı. 'Büyük sermaye varken halk sermayesi neymiş' diye bakılıyordu. Olmaması gereken şeyleri yapıyordu Türkiye'nin iyiliği için.

    LİSE YILLARI

    Merkezi İstanbul'da kurulan Hastaş hızla büyümeye başlar. Hülya Aslantaş ise Dame de Sion Fransız Lisesi'ne başlar. Başlangıç düzeyinde bir Fransızcası olan Aslantaş okulda hayli zorlansa da babasının telkinleri ve kendi azmiyle burada da başarılı olmuş. Dame de Sion yıllarının kendisi için ikinci bir Münih tecrübesi olduğunu belirten Aslantaş, çok kısıtlı Fransızca ile girdiği liseden birincilikle mezun olduğunu söylüyor ve ekliyor, 'Benim çocukluğum zorlana zorlana geçti ama bir şeyi azmedince de yapıyordum.'



    Ortaokul ve lise yıllarında Almanca ve Fransızca'yı öğrenen Hülya Aslantaş, bu sefer de İngilizce öğrenmek için seferber olur. Bu amaçla American Field Service'ın (AFS) değişim programına katılır. Teksas'ta bir ailenin yanına gönderilen Aslantaş, lise son sınıfı  bir kere daha burada okur. Amerika yılları için ise Aslantaş şu hatıralarını paylaşıyor:

    ASLANTAŞ ŞİMDİ DE TEKSAS'TA

    Kaldığım ailede baba avukat eşi ev hanımıydı. Benim yaşımda bir kızları vardı. Genelde herkesi küçük yerlere gönderirler şansıma ben büyük bir şehre Fort Worth'e gittim ve okulum özeldi. Özel olunca öğrencileri oranın en zenginleri ve ünlü ailerinin çocuklarından oluşuyor. Bu nedenle ben yine uzaydan gelmiş gibiydim. Tamamen ailenin bir parçası olarak yaşıyorsun. Bir hafta çöpü döksen öbür hafta bulaşıkları yıkıyorsun falan. Bu yaşam şekli de bana çok şey kattı. Herkesin iki üniversite diploması olur benim iki tane lise diplomam var. Ancak Almanya'da daha zorunu küçük yaşta yaşamış olduğum için Amerika'ya daha kolay adapte oldum.' diyor.

    AFS'nin bir özelliği orada sürekli konuşmalar yapıyor olmamızdı. Gitmeden de bizi biraz eğitmişlerdi. Folklor kıyafetimiz var, gidip Türkiye'yi, Türk yemeklerini anlatıyoruz. Orada bir turizm elçisi gibi çok faaliyetlerde bulundum.

    ÜNİVERSİTE YILLARI VE TURİZMLE İLK TANIŞMA

    Türkiye'ye döndükten sonra Tofel sınavını kazanan Aslantaş, Boğaziçi Üniversitesi'ne başlamış Aslantaş bir yandan işletme  okurken, bir yandan da yazları babasının kurduğu şirkette çalışmaya başlar. Aslantaş buradaki işini, 'İlk işim santral memureliği idi. Fişli santraller vardı. Ben hep büyümek istedim hiç çocuk olmak istemedim. Hiç çocukluğumu doğru dürüst yaşamadım. Hiç bebekle oynamadım. Nedendir bilmiyorum ama hep büyümek istedim. Sonra evrak kayıt memurluğu yaptım. Gelen mektuplara damga basıyordum.' diye tarif ediyor.


    Hülya Aslantaş ve eşi Cem Aslantaş

    Peki turizm sektörüne nasıl girdi? İşte burada da yine baba Suphi Baykam'ın öncü olduğunu görüyoruz. Aslantaş, turizm sektörüne nasıl adım attığını şöyle anlatıyor:

    Bütün bu şirketlerin arasında babamın kurduğu Hastaş Turizm adında bir de turizm şirketi vardı. Tam Hilton'un karşısındaydı. Babam bir gün, 'Bu kadar lisan biliyorsun, gel burada biraz kadroyla otur çalış' dedi. Ben de okul çıkış saatlerinde oraya gitmeye başladım. Şirket günlük şehir turu yapıp, bilet kesen bir THY acentesiydi. Bir takım teklifler alıyorlar veriyorlar. Ben ilk iş olarak bilet kesmeyi öğrendim. Benim için çok zevkliydi bilet kesmek. Biletler karbon kopyalıydı o zamanlar. İstanbul-Ankara elle yazıyorsun... Telefonla arayıp saatlerce bekliyorsun. Sonra yer yoksa torpille hatırla yer bulunur. Bir sömestr böyle bitti...

    BABA BAYKAM'DAN CESUR ADIM: HASTAŞ TURİZM'İN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GÖREVİNE HÜLYA BAYKAM...

    Aslantaş'ın anlattığına göre, hayatında hep yaşını veya tecrübesini aşan zorluklarla karşı karşıya kalmış. İşte bunlardan biri daha. Baba Suphi Baykam'ın şirketin yönetim kurulu başkanı sıfatıyla sektör ilgillilerine yazdığı bir yazı onu yine başarmak için çok çaba sarf edilmesi gereken bir sürecin içine atıyor: Hastaş Turizm'in yeni genel müdürü Hülya Baykam'dır... Hülya Aslantaş, haberi aldığında neler hissettiğini ve sonrasında neler yaşadığını anlatıyor:

    Ben çıldırdım babamın yanına gidip sen ne yapıyorsun ben daha 20 yaşındayım ne demek genel müdür? Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum dedim. Babam bana benim kızım yapar dedi. Benden önceki kadrolar yapamamış 20 yaşındaki kız mı tek başına yapacak herkes alay edecek bizimle. Ok yaydan çoktan çıkmış. Sonra kendi kendime dedim ki 'Etrafta herkes sana kıs kıs gülerken, biz bu kız için yapamaz dedik ama helal olsun yaptı, turizmci oldu' dedirteceğim dedim. Sonra bir kadro oluşturduk. Hiç unutmam Nurdan Üstman, o zamanlar Middle East'te çalışıyor. Babama birisi tavsiye etmiş. O yaz iki ay beraber çalıştık ve ben ne öğrendiysem o iki ay Nurdan'dan öğrendim. Sonra o kendi işine gitti fakat ben ne zaman ihtiyacım olsa gene ona danıştım.



    RODOS'TAKİ YATAK SAYISI TÜRKİYE'DEKİ TOPLAM YATAK SAYISINDAN FAZLAYDI

    Derken benim okulum başladı tekrar. Bu sefer okulla iş arasında yaşamaya başladım. Okulda dersi mutlaka dinlemeye çalışıyordum çünkü daha sonra oturup çalışacak vaktim yoktu. Sonra gruplar gelmeye başladı, iş bağlantıları yapmaya başladık. Devamında Polonya falan derken biz tam kadromuzu oluşturduk. O dönem turizm çok yeni tabi Türkiye'de. Herkes kendine göre bir şeyler yapıyor. Bahsettiğim yıllar 73 – 74 yılları. TÜRSAB yeni kuruluyor 1618 kanunu yeni çıkıyor. Türkiye'ye gelen turist sayısı bir milyon bile değil. 45 bin yatak sayımız var. Bunu da şuradan hatırlıyorum: O senelerde sadece Rodos adasında 45 bin yatak var ve koskoca Türkiye ile kıyaslanır mı? Türkiye'de turizm olmalı, turizme yatırım yapılmalı, devlet politikası olmalı gibi sözler sürekli duyuluyor. Şirkette 1977 yılına kadar çalıştım.

    HASTAŞ DURDURULUYOR

    Babam çok çalışmamdan rahatsız olmuştu. Bu yüzden cumartesi günleri grupları görmeye gidebilmek için annemle alışverişe gidiyoruz diye çıkardım dışarıya. Aynı dönemde Hastaş'ı durdurmak için harekete geçildi. Kredilerini kestiler şirketin. Hastaş'ın kamuculuğundan rahatsız olmuşlardı. Tabi bugünün Türkiye'sine gelmek için o çalışmaların önünün kesilmesi gerekiyordu. Bunu da tarih yazacak mutlaka, kitaplarda var zaten. Şirket küçülmeye başladı. Sonra ben ayrıldım oradan. Bu arada 1976'da Boğaziçi işletmeyi bitirdim.


    Universal Turizm'in açılışı: Ferit Ekipmen ve Bahattin Yücel de açılışta

    FERİT EKİPMEN İLE ÇALIŞTI

     1978 yılında Ferit Ekipmen'in Trans Orient şirketinde çalışmaya başladım. Orası da benim için çok iyi bir okul oldu. Trans Orient'in Fransız ve Belçikalı grupları vardı. Eski şirketimizde Polonya ile iyi ilişkilerimiz vardı. Ben de bu ilişkileri de taşıdığım bir ortaklıkla gittim Ekipmen'in yanına. Hem belli bir maaşım, hem de kendi götürdüğüm müşterilerden aldığım bir kar payım vardı. Orada altı sene boyunca çok güzel işler yaptık.

    O ZAMANLAR İSTANBUL BİR BAŞKAYDI



    Her birey yaşadığı döneme dair önemli bir tanıktır aynı zamanda. Hülya Aslantaş'a soruyoruz: O zamanlar İstanbul nasıl bir şehirdi, insanlar, sosyal yaşam nasıldı?

    Okuldan çıkıp işe gitmek için dolmuş kullanırdım. Eski Amerikan arabaları şeklinde yapılmış arkada 3, ortada 3, önde 2 kişinin oturduğu dolmuşlar vardı. Şoförleri gayet efendi olan dolmuşlarda günlük meseleler konuşulurdu. Müşterek konuşarak giderdik. Bugün böyle bir şey düşünemiyorum. Hani bırak elindeki telefonu, telefon olmasa bile herkes suratı asık dışarı bakarak gidiyor. Sinema, tiyatro, opera, bale bunlar hep günlük hayatımızın bir parçasıydı. Bunlardan birine her hafta mutlaka gidilirdi. İnsanlar daha saygılıydı. Turizmde iş yaparken sözümüz sözdü. Her bakımdan o günleri çok çok özlüyorum. Yaşanabilecek en güzel dönemlerdi. Olumsuz olarak bir tek o kanlı 1 Mayıs'ı hatırlıyorum. Olaylar yaşanırken ofisteydim. Sonra işte Deniz Gezmiş dönemleri başladı. Politika sürekli değişti. Ecevit'in çıktığı dönem. O zamanlar kadın çok öndeydi; bugünkü halinden çok daha ilerideydi. Kadın olduğum için daha çok saygı daha çok yardım gördüm o dönemlerde. Gerçekten millet ve toplum olarak tasada ve sevinçte birlik olduğumuz günleri yaşadık. Mesela ben hala affedemiyorum; radyolar milyon tane olduktan sonra ilk iş Türk müziği unutuldu, müzikholler kapandı. Birbirini hiç tanımayan insanlar gidip orada birlikte şarkı söylüyorlardı. Bugün bir şey kalmadı ama bunların kapanması tesadüf mü? İnsanlara sorarsan halk tercih etmediği için bugün yapılmıyor. Yok böyle bir şey sen ne verirsen halk onu alıyor.

    TURİZMİN ZOR, AMA TURİST PROFİLİNİN VE KAZANCIN YÜKSEK OLDUĞU YILLAR

    Turizmin yeni başladığı dönemler. Turist sayısı çok az. Peki gelen turist profili nasıldı? Hülya Aslantaş bu konudaki gözlemlerini anlatıyor:

     Turizm bu kadar gelişkin değildi. Şimdi dünyada 1 milyar kişi seyahat ediyorsa o dönemler bu belki 100 milyon belki de 50 milyondu. O günün turist profili; belli bir seviyeye gelmiş ve Türkiye'deki tarihi zenginliği görmek tanımak isteyen insanlardan oluşuyordu. Grand Tour dediğimiz turlarla Anadolu'yu keşfetmeye gelirdi insanlar. O gün için bizim eksiklerimiz vardı. Oteller yetersiz, otobüsler yetersiz, yollar yetersiz. Mesela otobüslerde havalandırma sistemi yoktu. Zamanla klimalı otobüsler çıktı ve biz iki farklı fiyat vermeye başladık. Klimalı ve klimasız olmak üzere 3-5 yıl böyle fiyat verdik.



    EVLENME VE UNIVERSAL TURİZMİ KURMA DÖNEMİ

    Hülya Aslantaş, lise yıllarında tanıştığı ve Amerika'ya gittiği için hüzünlü bir şekilde ayrıldığı erkek arkadaşı Cem Aslantaş ile yıllar sonra tekrar karşılaşıyor ve 1981 yılında evlenmeye karar veriyorlar. O zamanlar Suudi Arabistan'da çalışan eşi, onu da bu ülkeye götürmek istemiş. Suudi Arabistan'a gidip orayı tanıyan Aslantaş ise, kendisi gitmek yerine eşini İstanbul'a gelmeye ikna etmiş. Devamında ise birlikte çalıştığı Ferit Ekipmen'in 'Artık bu işte piştin. Kendi işini yapmanın zamanı geldi. Acenteni aç ve burada bağladığın işleri de devral' telkiniyle bir acente açmaya karar veren Aslantaş çifti, OTİM Ticaret merkezinde bir büro tutarak işe koyulmuşlar. Aslantaş, kendi acentesini kurma ve o dönem yaptığı işler hakkında şu bilgileri veriyor:

    O zamanlar bölgede bu kadar yer yok. Ofis yok, bina yok. Cumhuriyet caddesinde kiralar son derece pahalı. Bizim de oralarda yer tutma imkanımız yok. Benim ufak bir birikimim var, eşimin ufak bir birikimi var ve biz o paralarla hem ev geçindireceğiz, hem iş kuracağız. O zaman eşim OTİM'de bir yer buldu. Orayı da seçmemizin sebebi telefon için müracaat ediyorsun bir sene sonra hat veriyorlar. Telefonsuz acente olur mu. Teleks mümkün değil özel hat çekilecek. OTİM'de hiç değilse santral, ankesörlü telefon var. Hemen altındaki PTT'nin teleksini kullanma şansımız da vardı. 1 Mart'ta Universal Turizm adıyla acenteyi açtık. Açılış için yaptığımız kokteyle vali yardımcısı İhsan Yalçın, İl Turizm Müdürü Cengiz Taner,  Ferit Epikmen,  Bahattin Yücel, Ali Korur da katıldı. O günlerde 250 tane falan acente vardı. Biz de ilklerden sayılırız. Rahmetli Ferit bey kimsenin yapmayacağı bir şey yaptı bize,  kendisini her zaman şükran ve rahmetle anıyorum. Geçen sene 30. yılımızı kutladık. Açılışın ertesi günü yanımıza birkaç kişi daha alarak işlerimize başladık ve kaldığımız yerden devam ettik. Henüz talebe iken bizimle çalışmaya başlayan kuzenim Sevgili Mustafa Yalçın'la bugün hala beraberiz. Eşim ve onun sayesinde ben bu süreçte başka farklı işler de yapabildim.



    POLONYA İLE ÇALIŞIYORDUK

    O gün de bugün de işe bakışım ve hiç değişmeyen felsefem evime gelen misafire en iyiyi vermeliyim oldu. Biz de hasbelkader Polonya ile başladığımız için Polonya'da o kadar iyi servis vermeye başladık ki Polonya'da bulunan 4 devlet acentesinin hepsi bizimle çalışmaya başladı. Çünkü Polonyalılar yurt dışına kolay çıkamıyordu. Devlet kendi güvendiği insanları yurtdışına gönderiyordu sadece. O da şu şekilde oluyor; kocası tatile geliyor karısı evde, ülkede kalıyor kaçmasın diye. Onlar da aslında buraya ticarete alışverişe geliyorlardı. Parayla gelip bir şeylar alıp satan ticaret gruplarıydı. Alışveriş turları aslında öyle başladı.

    O zaman bir baktık ki hanutçuluk diye bir şey çıktı karşımıza, müşteriyi götürüyor deriyi buradan al diyor. Kendine komisyon alıyor. O zamanlar bir turizmcinin komisyon alması ayıptı. Düşünülemezdi bile. Bu ancak ayakçıların yapacağı bir şeydi. Polonya'yla bu kadar sık çalışırken benim bir ayağım da Polonya'daydı. Haftada bir, en azından ayda iki gidip geliyordum. Ekonomik olarak zor koşullarda olan Polonyalıları hanutçuların eline bırakmamak için çaba sarf ettim.



    DİĞERLERİNİN AMERİKALILARA VERDİĞİ SERVİSİ BİZ POLONYALILARA VERDİK

    Amerikalıya verilen hizmeti ben Polonyalılara verdim. Otellere yazı asmıştım, 'lütfen serbest zamanınızda kimseyle alışverişe gitmeyin' diye. Çünkü hanutçu dolu ortalık. 'Kimsenin peşinden gitmeyin, kendiniz gidin, kendiniz pazarlık yapın ve inandığınız yerden alın' diye uyarı yazısı astım. Tabi bu iyi servis geri dönüyor. Bütün bunların sonucunda bizim işler çok büyüdü ve 88 yılında sadece Polonya'dan 45 bin kişi getirdik. Korkunç büyük bir pazar olmaya başladı. 12 ay back to back 3 -4 otel dolu çalışıyoruz. Devletle çalıştığımız için paramız garanti. Hala hatırlıyorum, Laleli'deki Burak Otel, Zurih Otel, Diana Otel tamamen bizimle çalışıyordu. Hiç boşları yoktu.

    Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Doğu Bloğu'nn dağılmasının ardından Polonya'daki devlet acenteleri kapanmaya başladı. Orada herkes ufak tefek acenteler açmaya ve Türkiye'de de karşılarında münferit insanlar bulmaya başladı. Piyasa iyice karıştı ve biz kime güveneceğimizi bilmediğimiz için bu pazardan yavaş yavaş çıkmaya başladık. Bizimle birlikte çalışan  bazı arkadaşlarımız ayrılarak bu pazarlarla tur çalışmaya devam ettiler. Mesela sevgili Halil Ak'ın oğlu  Mehmet Ak daha sonra Turtess'i  kurarak Rusya'da çok büyük bir acente haline geldi.



    SOSYALİST BLOĞUN DAĞILMASININ ARDINDAN YENİ PAZAR ARAYIŞI DÖNEMLERİ

    Eşimin ilişkilerinden dolayı ilk olarak Araplarla çalışmaya başlayan acente bizdik. Araplar henüz yeni geliyorlar Türkiye'ye ve oteller 'kim bunlar, Arap'ın burada ne işi var' deyip beğenmiyorlar. Zamanla Amerika piyasası, fuarlar derken biz biraz farklı şeyler yapmaya başladık. Diğer acenteler farklı yöntemlerle maliyetinin altında fiyatlar verebiliyorlardı ama biz bu hesaplara girmediğimiz için mesela Almanya pazarına hiç giremedik. Onun için yeni pazarlara gittik. Kanada, Güney Afrika'da çok güzel işler yaptık. Birkaç firma vardı sadece. Derken başkaları da girmeye ve fiyat kırmaya başladı. Sen 12 liraya veriyorsun öbür taraf 9 liraya. Müşteri de tabi ki 9 liralık olanı seçiyor. İkisinin de adı Boğaz'da yemek. Hangi restoran, menüsü ne sorulmuyor. Bizim hala böyle bir derdimiz var. Görüntüde turlar çok benziyor peki ya içerik? Otobüsün ne, rehberin ne, servisin ne bunların hepsi çok önemli.

    Hülya Aslantaş'ın hayatındaki dönüm noktalarından biri de kuşkusuz SKAL üyeliği ve devamında derneğin en üst makam koltuğuna oturması. Polonya LOT Hava Yolları'nın Türkiye müdürü sayesinde 1976'da SKAL ile tanışan Aslantaş, kendisinin katıldığı dönemde dernekteki kadın üye sayısının sadece 3 olduğunu söylüyor. Burada yeni yüzler ve bir sürü duayen turizmci ile tanıştığını anlatan Aslantaş, Dünya SKAL Dernekleri Federasyonu başkanlığına kadar süren dönemi şöyle özetliyor:


    Yıl 1999: Skal İstanbul Kulübü, Yılın Skal Kulübü Ödülünü alırken

    İSTANBUL'DA DÜZENLENEN KONGRE, DERNEĞİ TANIMASINA YARDIMCI OLDU

    1993 yılında İstanbul’da dünya SKAL kongresi yapılması kararı alındı. Ben de 91 yılında İstanbul Skal'ın yönetimine girdim. 10 küsür yıllık üye olarak kongrenin genel sekreteri oldum. 93 yılında İstanbul SKAL’ın genel sekreteri oldum. Cemiyet hayatının içine tam girmiş oldum. 93 yılında dört dörtlük bir kongre yaptık. 1700 kişi geldi dünyadan. Bu benim dünya SKAL’ını tanımam için büyük bir vesile oldu. O zamanlar networking konuları yeni gelişiyor. Bütün dünya turzimcilerini tanımak benim için yeni ufuklar açtı.

    Bugün de dünyada hala turizmin tek gönüllü sivil toplum kuruluşu SKAL. En azından o gün için öyle diyelim. SKAL’ın güzelliği bir üst konsey gibi bütün turizm dallarını içermesi ama bu gücünü hiç kullanmıyor. Ben bu fikri çok benimsedim.  98’de İstanbul Skal başkanı oldum. Başkan olunca da biz konuşmalıyız dedim. TÜRSAB bir yere kadar konuşabilir. Acentelerin menfaati için acentenin gözünden bakar turizme. Öbürü sadece otelcilerin gözüyle bakar ama biz herkesin gözüyle bakabiliriz ve hepimiz konuşabiliriz. Tüm Türkiye’nin menfaati için konuşabilmeliyiz.



    SKALITE'Yİ  BAŞLATTIK

    ‘Türk turizminde doğru teşhis ve çözüm önerileri’ diye bir toplantı yaptım. Türkiye’nin ucuza pazarlanmasından ülkeye kaliteli turist gelmemesine, desteğin neden sadece tur operatörleri ve charter şirketlerine verildiğine kadar pek çok konuda arama konferansları yaptık.  Sadece fiyatın ön plana çıktığı bir dönemde kalitenin ödüllendirilmesi için SKALİTE'yi oluşturduk ve ilk ödüllerimizi 1998 yılında, Cumhuriyet'in 75. yıldönümüzde Esma Sultan'da dağıttık. SKALİTE'nin bugün 17'ncisi yapılıyor ve Türk turizminde sürekliliği olan bu ödül sistemini başlatmış olmanın gururunu yaşıyorum.



    TÜRSAB'DA BAŞKAN YARDIMCILIĞI DÖNEMİ

    Hülya Aslantaş ve ekibi, Türkiye'de turizm alanında yaptıkları çalışmaları bir dosya halinde SKAL merkezine sunmuş ve 99 yılında İstanbul Skal, dünyada en iyi kulüp ödülünü kazanmış. Bunun üzerine SKAL'ın adının duyulmaya başlandığını belirten Aslantaş, daha sonra ise Türkiye temsilcisi olarak dünya konseyine seçilmiş. 2000 senesinde başkan yardımcısı olarak TÜRSAB'a giren Hülya Aslantaş, TÜRSAB dönemi ve devamındaki gelişmelerle ilgili şu noktaların altını çiziyor:

    TÜRSAB'ın SKAL’a göre biraz daha icraatçı bir kurum olduğunu düşünerek Ulusoy'un çağrısına evet dedim. Ulusoy bana 'Tamamen dış ilişkilerden sorumlu olacaksın hiç işine karışmayacağım' dedi. Ben de bu kadar tecrübemle girip bari bir iş yapayım dedim. Girdik, seçimi kazandık, çalışmaya başladık. Bir baktım her gün TÜRSAB’tayım. Her şey çok hızlı her şey çok hareketli. Zamanla oranın iç dinamiklerinden dolayı istediklerimi çok da fazla yapamadım. Dört senelik başkan yardımcılığının ardından, 2004’te 'affedin ben devam etmeyeyim' dedim. Planladıklarımı hayata geçiremeyince orada durmanın gereği olmadığını düşündüm.


    Skal Dünya başkanlığı seçim sonuçlarının ardından

    HÜLYA ASLANTAŞ DÜNYA SKAL BAŞKANI OLUYOR

    Bir yandan da SKAL ile ilişkilerimi devam ettiriyordum. Kendime 'ben buraya başkan olacağım' dedim. SKAL’ın tarihinde hiç Türk başkan yok. Daha önce ilk defa Somer Özkök yönetim kuruluna seçilmiş 60'larda ama başkan olamadan düşmüş. Çünkü orada da başkan olmak için bir takım seçimleri geçmek lazım. 1993 seçimlerinde Ömür Çağlar ikinci kişi olarak girdi ama onun da ömrü vefa etmedi. 2004’te SKAL'ın 7 kişiden oluşan yönetim kuruluna seçildim. Son olarak 2008’de başkan yardımcılığını görevini de geçirdikten sonra, 14 Ekim 2008 de Tayvan’da yapılan kongrede dünya başkanı seçildim.

    Başkanlığı Bir İngiliz'in bir Fransız'ın istemesiyle, bir Türk'ün istemesi aynı şey değil. Onlara altın tepside sunuluyor bunlar. SKAL'a bir Türk'ün başkan seçilmesi benim için çok büyük bir gururdur.


    Yıl 2009: Skal Dünya Başkanlığı Yönetim Kurulu

    FARKLI ŞEYLER YAPMALIYDIM

     SKAL'ın 90 ülkede ve 500 şehirde örgütlenmiş 20 bin üyeli çok büyük bir oluşum olduğunun altını çizen Aslantaş, ancak derneğin zamanla atıl bir yapıya büründüğünü söylüyor. Bu gözlemin ardından harekete geçmiş ve SKAL'ın yeniden konumlandırılması için çalışmalar başlatmış. Peki başkanlığı döneminde Aslantaş dernekte neler yaptı?

    Madem buraya seçildim, derneğin tarihi Hülya’dan önce Hülya’dan sonra diye anılmalı diyerek kendi imzamı attığım işler yapmaya başladım. O bir yılın bir saniyesini boşa geçirmeden çalıştım. Sonuç olarak bu da ülkeme bir hizmetti. Benim adım unutulabilir ama bir Türk Başkan vardı dedirtmeliydim.



    SKAL'IN 75'İNCİ YILINDA GÖRKEMLİ KUTLAMA

    2009  SKAL'ın kuruluşunun 75. yılı olduğu için hem görkemli bir kutlama yapma hem derneği daha iyi tanıtma ve hem de yeniden konumlandırma fırsatları doğdu. Uzun uğraşlar sonunda Paris'te Concorde Meydanı'nın karşısındaki  Fransız Parlamentosu'nun yılda sadece 2 – 3 kere kullanılan tören salonunu almayı başardık. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğini de aldık. Çünkü SKAL'ın böyle bir geceyi gerçekleştirecek bütçesi yoktu. Davetiyelerde ise 'Fransa Turizm Bakanı Herve Novelli Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Dünya SKAL Başkanı sizi davet eder.' yazıyordu.


    Skal'ın 75'inci yılında Paris'teki tören salonundan

    Maalesef galaya son  üç gün kala Ertuğrul beyin sekreteri beni aradı kendisi gelemiyor dedi. Yerine Yaşar Yakış gelecek dendi. O gelmeyince Fransız turizm bakanı da gelmedi. Sonuç olarak Parlamento başkanı Bernard Accoyer ile töreni başlattım kendisine özel plaketimi takdim ettim, konuşmamı yaptım.  Hayatımda unutulmayacak mükemmel bir davet oldu. Herkesin oturduğu koltukta kendi adına basılmış kitaplar dağıtıldı.  Bu kitaplardan 1500 adet bastırmıştık. Derneğin tarihini anlatan bir almanak gibiydi kitap. Bu kitap hala dünyadaki tek SKAL kitabı. Birincisi, kitabı eline alan herkes, bayrağımızı, başkanı ve bakanıyla, biz Türkleri görmek zorunda. Kitapta, 1934’ten itibaren her seneye bir sayfa ayırarak yönetim kurulu kimdi, başkanı kimdi, nerede kongre yaptı, o sene hangi kulüpler kuruldu şeklinde bütün dünyanın başkanlarının resimlerini koyarak 1934 den  2009’a kadar derleme yaptık. Bu kitap şu an Dünya Skal'ının tek referans kitabı olarak duruyor.


    Skal'ın Anıtkabir ziyaretinden

    SKAL'DA BİR İLK: PRESIDENT'S JURNEY

    Daha sonra ise, bir sene içinde yaptıklarımı 'President's Journey' adında bir kitap haline getirdim. Bir sene boyunca gezdiğim yerlerden çektiğim fotoğraflar ve notlardan oluşturduğum kitabı, bu sene benden sonra Skal'a 2. Turk başkan seçilen Salih Çene'nin yardımı ile OTI Holding sponsorluğunda bastırdım. SKAL'ın bütçesinden tek kuruş harcamadan bastırdığımız kitapta, bir yıllık başkanlık döneminin ilk gününden son güne kadarki tüm etkinliklerimiz kronolojik olarak yer aldı.

    SKAL üyeleri yılda üç kere toplanıyor ve başkan ilk toplantıyı kendi ülkesinde yapıyor. Ben dedim ki mutlaka Anıtkabir’e gideceğim mutlaka defteri imzalayıp ‘İşte Ata'm, istediğin gibi, bu Türk kadını yedi düveli arkasına dizdi ve buradayım.....' Benim hayatımın en önemli ve anlamlı olayı buydu. Bunlar duygusal şeyler belki ama insanı motive ediyor.



    GÜNÜMÜZDE KADIN FARKLI BİR YERE OTURTULMAYA ÇALIŞILIYOR

    Hülya Aslantaş'a, 'iş ve sosyal yaşamında önemli başarılara imza atmış bir kadın olarak şu anda Türkiye'de kadının yerini nasıl görüyorsunuz' diye soruyoruz. Aldığımız yanıt çok da iç açıcı değil.

    Bugün kadın farklı bir yere oturtulmaya çalışılıyor. Bu tamamen yanlış ve insanın doğasına aykırı. Yani kadın serbest olmuş da, çalışarak kötü bir şey mi yapmış. Benim jenerasyonumu geçin, annemlerin jenerasyonu esas takdir edilecek bir jenerasyon. Onlar 1920-30’larda doğmuş jenerasyonlar. Akşehir'de yaşayan 6 çocuklu bir ailenin kızı annem. Babası bir tüccar kendi çapında işler yapıyor. Oralarda okul yok. Adana kız lisesine gidip yatılı okuyorlar. Trenle gidip geliyorlar. Babaları gayet açık. 6 kardeşin 6'sı da üniversite bitiriyor. Yokluklarla burslarla. O dönemin heyecanını biz bu zamana taşıdık. Tek amacımız vardı ülkeye faydalı olmak. Ülkemizi tanıtmak. Türk'ün gücünü göstermek. Kendimizi tanıtmamız lazım. Batılılar için İstanbul’dan sonrası develerle seyahat edilen bir ülke. O günlerde biz gerçekten çok farklıydık. Medeniyet dediğin sadece batının tekelinde midir? Dünyada yaşanan bu kadar gelişim ve ilerlemeden şimdi geri mi gidilecek? Biz bugün Orta Çağ öncesini mi yaşıyacağız? Orta Çağ'da kilise Latin dilini kullanıyordu ve insanlar bir şey anlamıyordu. Halk cahildi sadece ve sadece baronların bilmelerini istedikleri kadarını biliyorlardı. Derken bir Martin Luther geldi. Herkes kendi lisanında dua etmeye başladı. Kitabını okumaya başladı ve bugünkü medeniyet seviyesine geldiler. Bunu Türkiye'de yapan kişi ise Atatürk'tü.



    Hülya Aslantaş, 'Bir yerden sonra başarı artık hayatımızın tutkusu haline gelmiş. Bundan sonra yapacaklarımız, derneklere katkı sunmak ve yeni turizmcilerin yetişmesini sağlamak. SKAL hem Türkiye’de hem uluslararası alanda beraber çalışıp projeler üretebileceğimiz bir alan. Bunlar da yeterli değil aslında. Keşke daha çok yardımımız olabilse, keşke Türk turizminin gelişmesi için daha aktif rol alabilsek.' diyerek bundan sonraki yaşamında da turizme katkı sunmaya devam edeceğini belirtiyor.

    TÜRKİYE TURİZMİNDE PLANLAMA EKSİKLİĞİ VAR

    Dünyada turizm çok değişti, iletişim değişti, internet değişti. Bizim başladığımız dönemdeki turizm ile bugünkü turizm aynı değil. Biz eskiden esas paramızı otel rezervasyonlarından kazanıyorduk. Şimdi acentelerin böyle bir imkanı yok. Herkes işini direkt internetten yapıyor. Acentelerin görevi azalıyor. Dünyadaki bu iletişim, ulaşım ve haberleşme geliştikçe turizmin yapısı da değişti. Türkiye’de turizm çok iyi yapılmasa da belli bir noktaya geldi. Belli bir sayının üstünde insan geliyor. Turizm kendi kendine büyüyen bir çocuk ama bir dünyada, bir de Türkiye'de turizmin nasıl yapıldığına baktığında Türkiye'de planlama eksikliklerini ve aslında korunmadığını hala öncelikli sektör olamadığını görüyorsun.



    REKABET HER ZAMAN 'EN İYİYİ' BULUR MU?

    Tükiye'de turizmin çarpık geliştiğini ve bunda en büyük rolün 'rekabet en iyiyi bulur' mantığını yerleştiren Özal'a ait olduğunu söylüyor. Fiyatların düşmesinden sahillerin ve koyların betonlaşmasına kadar pek çok olumsuz gelişmenin nedeninin bu olduğunu kaydeden Aslantaş, turizm adına doğaya yapılanların bir cinayet olduğunun altını çiziyor.

    Bu noktada çok katı kırmızı çizgilerin çizilmesi lazım. Keşke UNESCO bizim o kıyılarımızın hepsini koruma altına alabilse. Oraları birer dünya mirası. Bodrum’dan Fethiye’ye kadar olan dantel koylar dünya mirası. Biraz benzeri Adriyatik’te Dalmaçya kıyılarında var sadece. Türk ve dünya turizminde bizim gibi kişilere keşke danışılsa fikrimiz sorulsa bazı konularda. Biz de biraz ucundan tutabilsek. Hep söylemişimdir: Bu ülkenin her şeyi var. Türkiye’yi ben şımarık bir çocuğa benzetiyorum. Zenginlik içinde doğmuş, hiçbir şeyin değerini anlamayan, yokluk nedir bilmeyen bir ülke burası. Doğanın, güneşin, tarihin, mevsimlerin, meyvelerin en güzeli bizde. Kıymetini bilmiyor; har vurup harman savuruyoruz. Bu şımarıklıkla bugünlere geldik ama çok daha iyisini yapabilmeliyiz...



    TAX FREE SİSTEMİNİ TÜRKİYE'DE İLK O KURDU

    Hülya Aslantaş, ‘Tax-Free’ sistemini Türkiye’ye ilk getiren isim aynı zamanda. Bu alanda faaliyet gösteren küresel bir firmayı Türkiye'ye hetierek ortaklık kurdu. Şu anda 20 noktada faaliyet gösteren Global Blues şirketi, Türkiye'den çıkışta Tax Free hizmeti alan ziyaretçilerin yüzde 80'ine hizmet veriyor.

    Aslantaş, bu şirketin başlama sürecini ise şöyle anlatıyor:

    Kendi seyahat acentamızla incoming yaparak devam ediyorduk. 1990’ların başında Kuveyt’in işgali ile turizm ciddi darbe yemişti. Biz de o dönemde Avrupa’ya çıkıp turizm fuarlarını dolaşıyorduk. Berlin’de bir fuardayken ‘Tax Free’yi gördük ve bize iyi bir iş fikri gibi geldi. Tax Free sistemini ilk İsveçli Alf Naeslund kurmuş. Kendisi, Isveç’in Trelleborg kasabasında, turizm müdürüymüş ve turistlerin, KDV iadesi konusunda zorlandıklarını görünce bu konuda çalışmaya başlamış. 1990’da onun şirketiyle Berlin’de karşıltık. Türkriye’ye dönünce hemen yazışmaya başladık. Olumlu cevap verdiler. Türkiye’de KDV sistemi kurulmuştu ve Maliye de tax free sisteminin çalışmasını istiyordu. 1990’da ana şirketin temsilcileri ile ön alşama imzaladık ve birlikte Maliye Bakanlığı’na gittik. ‘Diğer ülkelerde nasıl oluyorsa aynen yapın’ dediler. Ancak bürokrasiyi ve mevzuatı hazırlamak 5 yıl sürdü.

    Ben ve eşim inandığımız bu hizmeti Türkiye’ye getirmek için hiç yılmadan, tüm diğer işlerimizin yanısıra, bu işi de Ankara’da takip ederek 1995’de ilgili mevzuatın yayınlanmasını sağladık.

    Tabi mevzuatın belirlenmesi ile, esas iş yeni başlıyordu. Mağazaların sisteme geçirilmesi, ödeme noktalarının oluşması, Gümrüklerin yurt dışı çıkış noktalarında bulunabilmesi gibi sonsuz bir mücadele süreci yaşadık, ama sonunda başardık. Ülkemize ve Türk turizmine bu hizmeti getirebilmiş olmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyorum.

    Gerek sistemin düzgün işlemesi, gerekse  Türkiye’deki alışveriş imkanının tanıtılmasına yönelik çalışımalarımız devam ediyor. Bu konuda tamamen uzmanlaşmış bir ekiple tanıtım boyutunu ön plana çıkararak yayınladığımız ve yılda yaklaşık bir milyon adetlere varan sayıda basılan, yurtiçi ve yurt dışında dağıtılan Şehir ve bölge haritaları ile Alışveriş Rehberleri hazırlıyoruz.  Shoppingfest ve benzeri etkinlikler bu sayede hızla gelişiyor ve Ülkemize gelen ziyaretçilerin alışverişlerinin kayıt altına alınmasına da ciddi bir katkı sağlıyoruz.

    Bu haber 10.2.2015 - 16:27:00 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    gonca güldağ - 9.2.2015 09:43:24
    Muhteşem bir çalışma olmuş. Hazırlayan, katkı sunan herkesin eline sağlık. TurizmGüncelin bu köşesi gerçekten övgüyü hak ediyor.
    Metin Canlı - 9.2.2015 09:45:26
    Suphi beyin başlattığı halk sermayesi hareketinin dönemin egemenleri tarafından nasıl baltalandığını herkes okumalı bence. Burada yer verilmemiş fazla. Türkiyeye örnek olacak bir çalışma el birliğiyle yok edildi o yıllarda.
    NUSRET DALGIÇ - 9.2.2015 14:13:47
    HÜLYA ASLANTAŞ,KALİTENİN,ÇALIŞKANLIĞIN,TUTTUĞUNU KOPARMANIN,SEMBOL İSMİ,ONDAN VE BİRİKİMLERİNDEN SEKTÖRÜN TÜM KURUMLARI,HER ZAMAN FAYDALANMALILAR İYİKİ VARSIN HÜLYA HANIM.
    Ayça Gençler - 9.2.2015 18:00:20
    Ne ilham verici bir yaşam öyküsü, roman gibi nefes nefese okudum ve her fotoğrafta yeniden kalbim tekledi. Sadakat cesaret gerektirir, derler: Güzel ülkemin aslan yürekli insanlarını tanımaktan müthiş gurur duydum. Daha nice keyifli başarılar diliyorum. Sağlıkla, sevgiyle, sevdiklerinizle, hep güzellikler içinde... Tüm emeği geçenlerin ellerine, gözlerine, ruhlarına sağlık.
    Hülya Akyurt - 11.2.2015 13:36:02
    Sevgili Adaşım Hülya Aslantaş, gurur duyduğum insanlardan birisiniz... Siz ve Eşiniz kaliteli bir çiftsiniz, son derece asil... Yaşam öykünüz çok etkileyici azim var, çaba, vermekalmak, yürek koymak, başarmak, mütavazi bir onur duygusu da geçiyor insana... Seviyorum sizi... İşinizde de içinizde de hep mutlu olun
    Asligul Levack - 11.2.2015 15:13:04
    Lise yillarinda baslayan ve tamamina taniklik ettigim bu gurur verici yasam oykusu, ezbere bilmeme ragmen okurken yine gozlerimi yasartti. Ben hayatimda hep Hulyayi ornek almaya calistim. Ne mutlu ki bana, benim icin Hulya sadace azimli, kararli, caliskan, prensip sahibi basarili bir is kadini degil. Arkadasim, dostum, kardesim diyebildigim tek adam gibi insan.
    ORHAN SANCAR - 28.2.2015 09:09:06
    Tebrikler Hülya Abla, Universal Turizm ailesinin geçmişte bir ferdi olmak ve sizinle çalışıp,öğrettiklerinizle iş yapmak her zaman bana yol gösterdi
    Aydın Demir - 13.3.2015 12:06:38
    Hülyayı Transorient de Ferit abi döneminde tanıdım . O zaman ki düzgün duruşunu günümüze kadar sürdürebilen nadir bir kişilik. 35 yıl öncesinden gelen bu hatıra turizm içinde kalmaya devam eden bene güzel bir anısı var.
    Adnan SONER - 28.3.2015 14:22:07
    Hülya Aslantaşın Yaşam öyküsünü okurken bir turizmci olarak gurur duydum, çok etkileyici buldum, azim var, çaba var, gayret var. Türk kadınının nerelerde olduğunu ispat edercesine başarı dolu bir yaşam hikayesi. Türk turizmine böyle deneyimli, başarılı insanların katkı vermesini veya en üstteki yetkililerin onunbunun adamı olmadan bilgi paylaşımı yapılmasını tecrübelerinden istifade edilmesini beklerim. Bu insanlar kolay yetişmiyor. Ailenizle birlikte, sağlıklı, başarılı ve mutlu bir ömür geçirmenizi diliyorum.
    Nevin Kalafatoğlu - 16.4.2015 13:19:16
    Türk Kadınının Turizmdeki yerini bütün dünyaya gösterdiğiniz gibi Atatürkün bizlere vermiş olduğu görevi başarılarla taçlandırmanız bir turizm ci olarak gurur verdi. Önderliğinizde okadar çok şey yapılandırılabilinirki inanamazsınız. Önemli olan bizler için varlığınız. Sevgi ve saygılarımla Bu güzel yazı için Turizmgüncel e teşekkürler.
    Neriman Karagöz - 6.5.2015 12:32:04
    . Psikolog ve pedagoglara danıştıklarında kenisi meşhur olduğunu hiç bilmeyecek. Çocukluğunu yaşaması lazım. Hiç resim dersi almayacak. 1820 yaşına kadar hiç kimse nasıl kalem, fırça tuttuğuna veya resim yaptığına karışmayacak. yanıtını alırlar. Baykam ailesinin yanına gelen bir pedagog, abla Hülyaı işaret ederek Bu çocukların bir arada yaşaması sorun yaratabilir. Şu anda iyi anlaşıyor olabilirler ama tüm ilgi bu çocuğun (Bedri Baykam) üzerinde olduğu için diğer çocuk sorun yaşayabilir. Bunların bir süre birbirinden ayrılması lazım demiş. CUMHURİYETİN ATATÜRKÜN ÇOCUKLARI. HAYATLARA YÖN VEREN CÜMLELER.PROFESYONEL ALINAN YARDIMLAR.ÇEKİRDEKTE ELMAYI GÖRMEK.HERKESE SONSUZ TEŞEKKÜRLER.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun