Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi

    18.11.2016 - 20:02:55

    TurizmdenPortreler'in yeni konuğu; Detur CEO'su Firuz Bağlıkaya. Bağlıkaya, İstanbul'dan başlayıp Ankara'ya, oradan da Rusya ve İskandinav ülkelerine uzanan yaşam hikayesini TurizmGüncel okurları için anlattı.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    TurizmdenPortreler - TurizmGüncel

    1957 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Firuz Bağlıkaya, güneyli bir ailenin çocuğu. Anne Güzin hanım Tarsus, baba Necmi bey ise Adanalı. Bağlıkaya'nın hem annesi hem de babası devlet memuru. Bir kız bir de erkek kardeşi bulunan Bağlıkaya'nın Oğuz adındaki erkek kardeşi ise kazada hayatını kaybetmiş.



    ANKARA'DA TURİZM OTELCİLİK OKULUYLA BAŞLAYAN BİR TURİZM SERÜVENİ

    İlkokulu Ankara'da Namık Kemal İlköğretim Okulu'nda bitiren Firuz Bağlıkaya, eğitimine turizm otelcilik okulunda devam etmiş. Bağlıkaya, ''Liseyi turizm otelcilik alanında okudum ve okuduğum yıllar da da turizm sektöründe çalışmaya başladım. Turizm sektörüne girmem ise tesadüfi değil, bilinçli bir tercihti.'' diyor.

    ''İSTANBUL'DA DOĞDUM AMA ANKARALIYIM''

    İstanbul'da doğmuş olmasına rağmen Bağlıkaya kendini Ankaralı olarak tanımlıyor. 3-4 yaşlarındayken ailesi Ankara'ya taşınan Bağlıkaya, 1990 yılına kadar bu kentte yaşamış. Bağlıkaya Ankara yıllarını şöyle anlatıyor:

    ''İstanbul'u çok fazla yaşayarak Ankara'ya gitmedik. Gel-gitli zor zamanlarımız oldu. Lisede turizm sektründe çalışmaya başlasam da, iş hayatına girmem çok erken yaşlarıma denk gelir. Yaz tatillerinde su satmaktan mısır satmaya kadar çok iş yaptım. Çok defa zabıtaya yakalanırdım. Bulunduğumuz çevre öyle bir çevreydi. Talihsiz ticaretler yaptık o zamanlar ama hiç değilse talihsiz ticaretleri o zamanlar yapmış olduk...

    Ankara çok güzel bir şehirdi, hala da çok güzel. Biz zamanında Ankara'nın en gözde semti olup, sonrasında en fakir semtlerine dönüşen bölgelerinde yaşadık hep; Ulus'ta Kale'de başlayan Ankara dönemimiz, yavaş yavaş, Kızılay, Kavaklıdere, Çankaya olarak devam etti.

    ''TUNALI HİMİ'DE GEZERKEN HERKES SELAMLAŞIRDI''

    Ankara, İstanbul gibi sosyal yaşamın sokağa taştığı bir şehir değil. Orada daha çok ev ve arkadaş ziyaretleri ile büyüdük. Arkadaş gezmeleri de yine evlere yapılırdı. İlk diskoyu da orada tanıdık. Apple, Tiger gibi diskolar Kazan, Sergen, gibi pub'lar vardı  gençlerin gittiği. Tunalı Hilmi'de gezerken herkes birbiriyle selamlaşırdı. Ankara'yı ben hep bir ev gibi gördüm. Oraya gittiğimde de kendimi evimde gibi hissediyorum.

    Bizim eskiden top oynadığımız Ankara'daki araziler zamanla devasa binalarla doldu. İş Bankası'nın ya da TRT binasının arkasındaki arsalar top oynama alanlarımızdı. O zamanlar oralara gelen giden yoktu. Meclis binasının bittiği yerden sonrası çamurlu bir yoldu mesela...



    İLK TURİZM TECRÜBESİ ANKARA'DA ANIT OTEL İLE BAŞLIYOR

    Turizm sektöründeki ilk iş tecrübesini soruyoruz Bağlıkaya'ya, başlıyor anlatmaya...

    ''Turizm sektöründeki ilk iş tecrübem 1976 yılına dayanıyor. O zamanlar Ankara Maltepe'de faaliyet gösteren Anıt Otel'de bellboy olarak çalışıyorudum. Lise yıllarında staj mecburiydi ama ben mecburiyetin dışında para kazanmak için de orada çalışıyordum. O otelin binası hala yerinde duruyor ancak otel olarak faaliyet gösteriyor mu bilmiyorum.

    Ayvalık'ta Büyük Berk Oteli'nden Ankara'da  Anıt Otel'e, Keykan'a ve Stat Otele kadar çok sayıda tesiste stajyer olarak çalıştım.''

    Stajyerlik maaşıyla para kazanmak biraz zor olmalı. Bahişişler ne durumdaydı?

    Komilik veya bellboyluk yaparsınız da bahşiş olmaz mı. Otelciliğin her kademesinde çalıştık o zaman.

    ALMANYA DÖNEMİ...

    Liseden sonra Yabancı Diller Yüksekokulu'na devam eden Bağlıkaya, hem ikinci bir dil öğrenmek, hem de otelcilik tecrübesi kazanmak amacıyla Almanya'nın Frankfurt kentine gider. Burada Goethe Enstitüsü'nü bitiren Bağlıkaya, ''Bu dönem boyunca orada da çeşitli otellerde çalıştım. Çalışma müsademiz olmadığı için okullardan aldığımız müsaade oranında çeşitli otellerde stajyer olarak çaışıyodum. Sigortalı çalışmam geri Türkiye'ye döndükten sonra başladı.'' diyor.



    Neden Türkiye'ye geri döndünüz peki?

    1980 askeri darbesinden sonra, yedek subaylık hakkından feragat edenlere 4 aylık kısa dönem askerlik hakkı tanındı. Er olarak yapıyordun askerliği. Bu haktan yararlanabilmek için Türkiye'ye döndüm. Zaten dönmek istiyordum, o da bir fırsat oldu benim için. Askerlikten sonra belki Almanya'ya geri dönecektim ama askerlik biter bitmez Ankara'da  Amerikalılara ait bir otelden iş teklifi aldım ve orada çalışmaya başladım.

    Askerliği nerede yaptınız, gazinocu muydunuz?

    Askerliğimi er olarak Budur'da yaptım. Gazinocu değildim. Daha doğrusu bizim ne olduğumuz da belli değildi. İlk defa böyle bir uygulama yapılıyordu ve biz de ilk deneklerdik. Er miyiz, yedek subay mıyız, belli değildi. Karga-kuş arası bir şeydik...



    FİRUZ BAĞLIKAYA OTELCİLİKTEN ACENTECİLİĞE GEÇİYOR

    Otelcilikten acenteciliğe nasıl ve neden geçiş yaptınız?

    Ben Amerikalıların otelinde çalışırken, bir arkadaşım (kendisi hala turizmin içindedir) acentede çalışmayı teklif etti. Adres ise Kavala Grubu bünyesinde faaliyet gösteren bir incoming acentesi olan Bodrum Tur'du. Kavala Grubu, aynı zamanda Ankara Sheraton'un da yatırımcısdır. Bir klasiktir; acenteciler işe ilk olarak handling acentesinde transfer elemanı olarak başlarlar. Ben de öyle başladım.

    Türkiye'deki acentelerin hemen hepsi başka acentelerden doğmuştur. Kimse durup dururken, ''ben bir acente açayım'' demez. Bir yerde çalışıyordur, işin yapılabilirliğini görür ve bu işe girer. Çünkü sermayesi en kolay iş alanıdır.

    BODRUM TUR'DA TRANSFER ELEMANI

    Sizinki de öyle mi oldu peki?

    Bizimki pek öyle olmadı. İşe başladığım acente Bodrum Tur bir handling acentesiydi. Kuzeyden turist getiren tur operatörlerinin incomingini yapıyorduk şirket olarak. Yani transferman olarak başladığımız yolculuk, bizi buralara kadar getirdi.

    Henüz evli değilsiniz tabi?

    Evlendiğim yıl da bu dönemlere denk geliyor. Turizmci olunca yabancılarla evlilik daha yakın oluyor. Ankara'da tanıştığım bir İspanyol hanımla evlendim. O evliliğimden bir oğlum var. Üç evlilik yaptım ve her evliliğimden bir erkek çocuğum oldu.



    Ya diğerleri?

    İkinci evliliğimi bir Türk hanımla yaptım. Üçüncüsünü ise Rusya'dan.

    ÜÇ OĞLU VAR

    Çocuklarınız da var. İlişkileri nasıl ayarlıyorsunuz, sorun yaşadığınız oluyor mu?

    Hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. İlk eşim dahil herkes birbiri ile görüşüyor. En büyük oğlum kendi işimizle uğraşıyor, diğeri bankacı. Şimdi ise 4 yaşında bir oğlum var ve onu büyütüyoruz.

    Çocukların isimleri ne?

    En büyük oğlumun ismi Ilgaz, ikincinin ismi Ege ve üçüncüsünün ismi ise Deniz.

    ''KENDİ ACENTEMİ AÇARIM DİYE BİR HAYALİM YOKTU''

    Acentede çalışma amacınız, ''işi öğrenip kendi işimi yapayım''mıydı?

    Hayır, öyle bir amacım yoktu. Derdim işi gerçeken öğrenmekti. İleride ben de seyahat acentemi kurarım gibi çok büyük hayallerim yoktu. Çalıştığımız kurum çok büyük bir kurumdu. Kavala Holding'in patronu Mehmet Kavala, turizm dışında büyük işler yapmış. Acente olarak da hep büyük işlere giriyorduk. Tur operatörlerine Türkiye'yi pazarlatmaktan tutun, burada onların yatırımlarına ortak olmaya kadar geniş bir yelpazede çalışıyorduk. Dolayısıyla yaptığımız işler ''ben de kendi acentemi açarım'' diyebileceğimden uzak işlerdi. Amacımız bu işi çok iyi öğrenmekti ve Bodrum Tur bu anlamda bizim için bir okul görevi gördü.

    Acenteciliği hiç bilmeyen insanlar olarak orada bir sürü maceranın içine girdik. Oldu, olmadı, yanlış veya doğru işler yaptık. Patronlarımız Osman Kavala, Ömer Türkkan ve Zeki Türkkan, çok değerli kişilerdi. Bize çok yardımcı oldular, Seyfettin Gürsoy da bizim yönetimimizdeydi.



    O zamanki yolcu sayısı neydi acentenin?

    Bodrum Tur'un o zamanki yolcu sayısı 10-12 bin civarındaydı. Bilgisayar yoktu. Gelen gidenlerle ilgili uçak, otel çarşafları açardık.

    ANKARA DAR GELİYOR, İSTANBUL'A DÖNÜŞ ZAMANI...

    Firuz Bağlıkaya, uzun yıllar Ankara'da yaşadıktan sonra, ilk doğduğu kentin, İstanbul'un yolunu tutuyor. Bunun bir nedeni yaptığı yeni evlilik, bir nedeni ise iş. Bağlıkaya, ''Acente adına Ankara'da yapacak çok bir şey kalmamıştı. Zaten belli bir hacmin ya da kapasitenin üstüne çıktığınız zaman Ankara'da olmak zorlaşır. Bu, bir sürü meslek için gerçeli. Ankara'da sadece belli bir yere kadar mesleğiniz ilerletebilirsiniz. Bir noktadan sonra İstanbul zorunluluğu ortaya çıkar.'' diyor.

    İstanbul'da nerede çalışmaya başladınız?

    O zaman Cey Tur'un genel müdürü olarak İstanbul'a geldim. Ama buradaki çalışma sürem kısa sürdü. cey Tur'da da bir yandan kuzeyden incoming yapıyor, bir yandan da devlet kurumlarına kongre ve etkinlik organizasyonu düzenliyorduk. Yaklaşık 2 yıllık bir çalışmanın sonunda Dedeman dönemi başladı. Murat bey zaten Ankara'dan mahalle arkadaşımız. Çok samimi değildik ama aynı mahallenin çocuklarıydık. Büklüm Sokak'ta otururduk biz. 1 numara Dedeman Oteli idi, 3 numara ise bizim evdi.



    MURAT DEDEMAN'LA DETUR YILLARI BAŞLIYOR

    Ben yavaş yavaş kendi işimi kurayım düşüncesine girmişken, 1993-94 yıllarında Murat Dedeman'ın Detur olayı gündeme geldi. Belli şartlarda uzlaştıktan sonra Detur'a geldim. Detur'a gelince, o zamana kadar biriktirdiğim şeyleri uygulama olanağı doğdu.

    ''RUS MÜŞTERİMİZE ODA VERMESİ İÇİN OTELCİLERE DİL DÖKÜYORDUK''

    Ne tip işler yaptınız Detur'da o zamanlar?

    İlk tur operatörlüğü şirketini Rusya'da kurduk. O zamanlar otellere girmek mümkün değildi. İsmini vermeyeyim, bir otelci abimiz, ''Firuz'cuğum sana yer veremem. Biliyorsun, biz Rus falan almıyoruz otele. Ama Murat bey de şimdi telefon eder otele. 5 oda vereyim de gidip beni Murat beye şikayet etme'' demişti. Biz otellerden bu şekilde 3'er, 5'er oda toplayarak Rusya'dan operasyon başlattık.

    Rusya'da tur operatörlüğüne ilk siz mi başladınız?

    Hayır ilk değiliz ama ilk başlayanlardanız. O zamanlar, Mostravel, Troyka, biz, Tes Tur ve bir de Pegas vardı.

    ''RUSYA'DA TUR OPERATÖRLÜĞÜ YAPMAK ÇOK ZORDU''

    O yıllarda Rusya'dan turist getirmek zor olmuyor muydu?

    Rusya'da tur operatörlüğü yapmanın pek çok zorluğu vardı. Her şeyden önce otellerden oda alamıyorduk. Şimdilerde ''Rus turist gelmezse batarız, biteriz'' diyenler o zamanlarda bize oda vermiyorlardı.

    Öte taraftan Rusya'dan para çıkarmak da son derece zordu. Biz yıllarca uçaklarla parayı getirip Tirkiye'deki resmi hesaplarımıza yatırdık. Rusya'da dolar almak yasak. Ruble alırsanız dolara çevirmek imkansız. Dolayısıyla dolar tahsilatı yapıp saklı gizli uçaklarla Türkiye'ye getiriyorduk. Rusya işi bugünkü haliyle başlamadı. 5-6 sene boyunca onun sopasını biz yedik. Ofisinize girip çıkamadığınız yıllardı.



    ''RAHMETLİ NURİ ÖZALTIN'A YALVARDIM''

    Biz ilk exlusive otel kontratını yaparken, Ankara'da rahmetli Nuri Özaltın'a yalvardım. Nuri amca, ''Evladım tamam da bizim çok Alman müşterimiz var, nasıl oalcak?'' diyordu. O zamanki konjonktür öyleydi.

    RUSYA'DAN ERZURUM'A KAYAK TURU...

    Sonra Rusya'dan Ezrurum'a ilk kayak charterını biz yaptık. Erzurum'da da ayrı maceralar oldu. Uçak Erzurum'da askeri havaalanına indi, askerler uçağın etrafını sardı. İnsanlar çoluk çocuğuyla kayağa gelmiş, bir anda etraflarında silahlı askerlerle karşılaştılar. Kentte bir turist bilinci yoktu. Rus turist geliyor denince askerler alarma geçmiş... Birkaç hafta sonra iş rutine bindi. Rus turistler kentin ekonomisine iyi bir katkı sağladı. Hatta bir süre sonra birkaç acente birleşip charter sayısını haftada 2'ye çıkardık.

    Kaç yıl devam etti Erzurum operasyonları, sonradan neden bitirdiniz?

    Erzurum'a kayak operasyonlarımız yaklaşık 5 yıl boyunca deva etti. Devamında ise Dedeman Grubu Detur'u satmaya karar verdi. Ben talip oldum. Kısmet oldu ve Murat beyin de yardımıyla Detur'u aldım. Detur'u  satın aldıktan sonra, şirketin Rusya ayağını bir başka yatırımcıya sattık ve tüm konsatrasyonumuzu kuzeye çevirdik.



    BAĞLIKAYA RUSYA PAZARINDAN ÇIKIYOR

    Rusya'dan neden çıktınız?

    Söylediğim gibi, o dönem Rusya'da operasyon yapmak ve parayı çevirmek çok zordu. Türkiye'deki şartlar da zordu. Daha legal, sistemleri daha oturmuş olan batı pazarlarını tercih ettik o zaman. Zor günlerini geçirdiğimiz Rusya'da, aldığımız iyi bir teklifle şirketi devrettik.

    Çalışan durumundayken, Detur'u satın alabilecek parayı nasıl buldunuz?

    Benim zaten şirkette ufak bir hissem vardı. Onun haricinde, şirket satılırken hem vadeli alıp ödemeleri belli bir döneme yaydık, hem de Finansbank'tan kredi kullandık. Finansbank bizim Detur operasyonlarını çok yakından bilen bir bankaydı. ''Böyle bir işe girersen biz finanse ederiz'' dedikleri için girdik. Benim Detur'daki pozisyonumu da, bu işi yapıp yapamayacağımı da iyi biliyorlardı.

    DETUR İSKANDİNAV PAZARLARINDA

    Rusya'daki operasyonların zorluğuğu nedeniyle İskandinav pazarına giren Detur, kısa süre içinde Finlandiya, İsveç ve Norveç ofislerini açıyor. Bağlıkaya'nın Rusya'da başlayan tur operatörlüğü macerası, Avrupa'nın kuzeyine uzanıyor. Aynı dönemde ikinci çocuğu da dünyaya gelen Bağlıkaya anlatıyor...

    ''Turizmcilerin eşleri direkt cennetliktir. Bizim işimiz hep havadadır O fuardan bu fuara, o şehirden bu şehire dolaşıp dururuz. İşte olduğunuz zamanlarda da geç saatlere kadar çalışıyorsunuz. Bu nedenle aile yaşantısını sürdürmekte çok başarılı olduğumuz söylenemez.

    Ama çoluğumuzu çocuğumuzu büyüttük, güzel okullarda okuttuk. Güzel yetiştirdiğimize inanıyoruz. Aile birlikteliğimiz bozulsa dahi çocukla ilgili konularda hiçbir zaman aile bütünlüğünü bozmadık, derin kopukluklar olmadı.''



    Anne babanız hayatta mı hala?

    Babamı 4 sene önce kaybettik. Annem ise sağlıklı ve hayatta. Bir de teyzem var. Benim için anne yarısı. Almanya'da yaşıyor. Ben Almanya'da iken de onun yanında kalmıştım.

    ''TURİZMCİ PARAYLA YAPAMAYACAĞI ŞEYLERİ PARASIZ YAPAR''

    Turizmin en sevdiğiniz yönü ne peki?

    Turizmcinin renkli bir hayatı vardır. Turizmin en önemli özelliği, parayla yapamayacağınız şeyleri parasız yapabilmenizdir. Bütün turizmciler çok iyi yerlere gider, çok iyi yerlerde yaşar, çok iyi yemekler yer... Dolayısıyla bizim hayatımız da çok renkli geçti.

    Mesela, Dedeman döneminde Çek Cumhuriyeti'nde (şimdiki adıyla Çekya) bir tur operatörü kurduk ve ben ağırlıklı olarak iki sene oralarda yaşadım. Orada yerleşik düzenim vardı. O yaştaki bir turizmci için renki şeyler bunlar. Moskıva'da, Prag'da, Londra'da eviniz oluyor.

    ''ALMANYA VE HOLLANDA PAZARINDA ACIMASIZ BİR REKABET VARDI''

    Detur'u devraldıktan sonra neden potansiyelin daha yoğun olduğu Almanya, Hollanda, İngiltere gibi ülkeleri değil de kuzey ülkelerini tercih ettiniz?

    Bizim dönemimizde Almanya'da baya Türk tur operatörü vardı. Türk tur operatörünün olmadığı yer kuzey ülkeleri idi o zamanlar. Biz her zaman Türk tur operatörlerinin olduğu pazarlardan uzak durduk. Çünkü oralarda kaçınılmaz olarak fiyat savaşları yaşanıyor. Almanya'da çok vahşi bir rekabet vardı. 6-7 tane tur operatörünün bulunduğu yere gidip şirket kurmanın çok fazla bir anlamı yoktu. İngiltere ve Hollanda için de aynı şey geçerli. Kuzeydeki ülkelerde bizden önce Tursem vardı, onlar kapattıktan sonra biz pazara girdik. Tursem'in sahibi de çok değerli bir arkadaşımız, hala görüşürüz. Hatta oralarda ofisler açarken bize büyük destekleri oldu.

    Her büyüyen Türk şirketinin başına gelenler Tursem'in de başına geldi. Yabancı bir memlekette, onların yaptığı işi yapmaya kalkıyorsunuz ve sizi dört bir yanınızdan sarıyorlar. Size özel şartlar geliştiriyorlar. Bunu sürekli anlatıyoruz, Türk tur operatörleri zor durumda. Mesela rakip tur operatöründen 1 milyon euro teminat istiyorsa, bizden 3 milyon euro teminat istiyorlar. Neden? ''Siz paraları toplayıp kaçarsınız'' Durup dururken kimse batmaz. Şirketleri batmaya zorlayanlar da bunlar. Oralarda çok güzel iş yapan şirketlerimiz vardı, hepsini batırdılar. Ne yaptılar, tminatlarını yükselttiler, operasyonlarını kısıtladılar, tepelerine bindiler...



    ''UCUZ HAVA YOLU OLAN YERDE TUR OPERATÖRLÜĞÜ ZOR''

    Zamanında İngiltere'ye giren ilk tur operatörlerinden birisiniz. Orada işler neden yürümedi?

    İngiltere'de bu işin değişik bir işleyişi var ve açıkçası biz bunu çok iyi kavrayamadık. Kaldı ki, çok sayıda bütçeli hava yolu şirketinin bulunduğu ülkelerde tur operatörlüğü yapmak zor ve anlamsız. Londra'dan nereye uçacaksınız? Dünyanın dört bir yanına ucuz uçak var zaten. Bir İngiliz 6 ay öncesinden 49 pounda uçak bileti alıyor. Online rezervasyon siteleri zaten binlerce oteli sunuyor.

    Tur operatörlüğü yapmanın iki temel kriteri var; ya özel ürününüz olacak ya da bulunduğunuz bölgeden low cost uçuş olmayacak. İngiltere öyle bir yer değil ki. Ülkenin köyünden, kasabasından dünyanın her tarafına bütçeli uçuşlar var.

    Almanya'nın durumu da İngiltere'den çok farklı değil. Oradan da her yere uçak var. SunExpress, Pegasus, Corendon... bunlar her yere uçuyor. Şimdi buralarda nasıl tur operatörlüğü yapacaksın? Sen uçak koltuğunu 180-200 eurodan toplu olarak alıyorsun. Sana bu fiyatta koltuk veren hava yolu şirketi dönüp 49 euroya koltuk satıyor. Özel ürünü olmayan Almanya'daki tur operatörleri de bu işi yapamaz.

    Kuzey ülkelerinde işler nasıl gitti? Tatminkar düzeyde bir büyüme sağlayabildiniz mi?

    Şöyle söyleyeyim. Ben Bodrum Tur'da iken ilk handling'imizde 5 bin kişi getirmiştik. Bu çok büyük bir rakamdı o zaman. Uçakları İzmir'e indirip misafirleri Kuşadası'na götürüyorduk. Rusya'da başladığımızda ise ilk senede 7-8 bin müşteri getirdik. Bu da çok acayip bir rakamdı. Şimdi Rusya'dan çalışanlara bakıyorum, her biri 1 milyon civarında sayı yapıyor. Ama bizim zamanımızda 7-8 binler de büyük sayılardı.

    Günümüze gelirsek, mesela bizim 2015 yılında Antalya'ya bir haftada getirdiğimiz yolcu sayısı bile 7 bin dolayındaydı. Bu yaz bile, Türkiye, Yunanistan olarak baktığınızda haftalık 5 bin civarında bir yolcu sayımız var. Kaldı ki, spesiyalisti olduğumuz Mısır ve Tunus kapalı.



    ''TUNUS HALA KAPALI''

    Avrupa'da Türk tur operatörlerinin bulunması Türkiye için bir avantaj sağlıyor mu?

    Bu turizm sezonunda Türkiye'ye çalışan hiçbir tur operatörü para kazanmadı. Ama yine de turist getirmeye devam ettiler. Nedeni ise Türk tur operatörlerinin bulunması. Türk tur operatörleri olmasa, kimse Türkiye'ye turist getirmezdi. Türkler uçak koyunca mecburen onlar da koydu. Çünkü, ''yarın destinasyon tekrar açılırsa ben buraya bir daha nasıl girerim'' kaygısı taşıyorlar. Burası Tunus veya Mısır değil, rakipleri var. Mesela Tunus'ta bir saldırı oldu, bir anda bütün operasyonlar durdu ve hala da başlamış değil. Ancak Türkiye öyle değil.

    ''RİSKİ ALACAK BİRİLERİ OLMALI''

    ''Acenteciliğe geçmeseydim de otelcilikte kalsaydım'' dediğiniz oluyor mu hiç?

    Açıkçası otelcilik bana çok durağan geldi. Sürekli aynı binanın içinde çalışıyorsunuz ve bu benim yapıma uygun bir iş değil. Acentecilik yaptığımız dönemde otel işletmeciliği de yaptım ama hiçbir zaman otelci olmadım. Biz işin pazarlama ayağındayız ve bunun diğer ayaklardan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü risk alıyoruz. Tur operatörü olmasa bu riski ne otelciler ne de hava yolu şirketleri alır. İlla ki bu riski alacak tur operatörlerine ihtiyaç var.

    EN ZOR YILALRIMI RUSYA'DA YAŞADIM

    40 yılı aşkın turizm yaşamında en çok sıkıntı çektiği dönemin hangisi olduğunu sorduğumuz Firuz Bağlıkaya, ''En çok sıkıntıyı Rusya dönemlerinde yaşadım. O dönemlerde Rusya'da iş yapanlar bilir. Bizim zamanımızın Rusya'sı ile şimdiki arasında çok büyük fark var. o zamanlar Rusya'da sokakta patır patır adam vuruyorlardı. Kelle koltukta yaşıyorduk. Evimize gittiğimizde iki kapının ikisini de kitler, kapı çalındığında da açmazdık. Hem yolcu bulmak, hem tahsilat yapmak, hem de yolcuyu Türkiye'de otele sokmak zordu. Tamamen zorluklar zinciriydi.'' diyor.

    Sizin acenteciliğe başladığınız dönemlerde, turizm sektörünün önde gelen şirketleri hangileriydi?

    O zamanlar Türkiye'de Duru Turizm vardı. Oldukça büyük bir şirketti. Miltur vardı. ETS vardı ama diğer şirketlerle arası bu kadar açık değildi. İremtur vardı  Jolly ise yeni yeni başlıyordu diye hatırlıyorum. Tabi bir de Asya Tur.

    BASKETBOL FEDERASYONUNDA YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ YAPTI

    Basketbolla bir yakınlığnız varmış sanırım?

    Akadaşlıktan, eşten, dosttan ve ufak tefek amatör oynamadan, Basketbol Federasyonu'na ve basketbol camiasına bir yakınlığım var. Basketbol Federasyonu'na uzun yıllar hizmet ettik. Türkiye'de Avrupa ve Dünya şampiyonalarının organizasyonunu yaptık. Basketbol Federasyonu'nda bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptım. Yaptığımız diğer organizasyonlar ise hep fahri işlerdir. Yani ''iş yaptım, para kazandım''ın dışında, federasyonun bir elemanıymış gibi çalıştı bizim şirket. Paradan ziyade organizasyonun başarısı önemliydi bizim için. Çünkü Türkiye o zamanlar bu tip organizasyonları zor alıyordu. Türkiye bu organizasyonları hep bedel ödeyerek alıyor. Talip olduğunda, ilgili kurumlar hep ekstra taleplerde bulunuyor. Dolayısıyla aldığımız işi çok iyi yapmamız gerekiyordu. Oradan kalma bir Eurolig temsilciliğimiz var.

    ''HAFTA SONLARINI MÜMKÜN OLDUĞUNCA AİLEMLE GEÇİRİRİM''

    Boş zamanlarınızda neler yaparsınız ailenize vakit ayırabiliyor musunuz böyle bir iş temposunun içinde?

    Çok film seyrederim. Mümkün olsa her gün bir tane film izlerim. Onun haricindeki sosyal yaşamım arkadaşlarımla öğle ve akşam yemekleridir. Bir seyahat acentesinin sosal yaşamı da gerçekten iş yaşamının çok uzağında olmuyor. Eşimizle gittiğimiz yemeklerin bile bir tarafı iş oluyor. Belli bir yaştan sonra insanın arkadaş çevresi de iş çevresinden oluşuyor. Bir de ben şehir değiştirdim. Ankara'da olsam belki çocukluk arkadaşlarımla da görüşürdüm. Ama ben İstanbul'a iş hayatının tam ortasında geldiğim için tüm sosyal çevrem iş çevremden oluştu diyebilirim.

    Hafta sonları ise mümkün olduğu kadar küçük oğum ve diğer çocuklarımla vakit geçirmeye çalışıyorum. Gece hayatım yok. İşlerimi ise gündüz bitiririm. Çoluk çocuk birlikte olmayı çok severim. Üç oğlum ve eşimle birlikte ailece gezmeye çıkarız. Hatta kış tatillerine yıllardı birlikte çıkarız.



    ''GENELDE TATİLE 5 KİŞİ ÇIKARIZ''

    Nasıl bir tatil alışkanlığınız var, en çok nerelere gitmeyi seviyorsunuz ve en favori şehirleriniz hangileri?

    Ben çocuklarımla seyahat etmeyi seviyorum. Eğer okul veya başka engel yoksa, biz genelde 5 kişi seyahat ediyoruz, 3 oğlum, eşim ve ben. Gerçi büyük oğlum son bir iki yıldır kaytarıp kendi kız arkadaşı ile seyahat ediyor ama genelde mesela bütün yılbaşlarında hep birlikte oluruz. İstanbul'da isek beraber kutlarız, seyahate gideceksek de beraber gideriz.

    Ne tür tatilleri tercih ediyorsunuz?

    Deniz, kum, güneş tatili yok bizde. Kaldı ki, Türkiye'de tatil yapmış birinin dünyanın başka bir yerine deniz, kum, güneş tatiline gitmesini düşünemiyorum. Çünkü bu tatil türünün en güzeli Türkiye'dedir. Ancak kışın gidiyorsak, Maldivler, Şeyseller olabiliyor. Yaz deniz tatilleri için biz Göcek'i tercih ediyoruz. Oralarda yerleşik düzenimiz de var zaten. Kışları ise Maldivler, Tayland , Şeyseller gibi ülkelere gidiyoruz. Zaten buralara operasyon da yapıyoruz.

    Ancak benim şahsi olarak kafa dinlediğim, ne yapacağımı ne edeceğimi planladığım yer Amerika. Saat diliminin dışına çıkmadan tatil yapamıyorum. Amerika'da olduğunuz zaman, sabah 2-3 saatinizi işe ayırıyorsunuz ve günün geriye kalanı sizin oluyor. Çünkü o saatte Türkiye'de herkes yatıyor oluyor. Ne arayan, ne soran olur, ne de bir şeyle ilgili karar almanız gerekir.

    ''PRAG ADETA BİR TİYATRO SAHNESİ GİBİDİR''

    En gözde şehirlerinizi sayın desek?

    Ben Londra'yı çok severim. Yaşantısıyla, insanlara sunduğu seçenekleri ile gözdelerim arasındadır. Öte taraftan Prag'ı çok severim. Adeta bir tiyatro sahnesi gibidir Prag. Prag'a gittiğinizde, o sahnenin içine girmiş gibi olursunuz. Diğer bir gözde şehrim ise Moskova. Orada iyi ve kötü günlerimiz geçti enerjisi çok yüksek bir şehir. Eskisi gibi değil artık, sorunlarını halletmiş, trafiği daha düzenli. Florida bölgesi de yine çok sevdiğim yerlerden biri. Elbette çok daha güzel şehirler, bölgeler vardır ama benim en çok keyif aldığım yerler buralar.

    Safari, ya da macera gezileri pek ilginizi çekmiyor galiba?

    Daha o kadar parayı bulmadık. Bulursak onu da yaparız.. (gülüyor)

    ''80 ÖNCESİ TÜRKİYE SOKAK SOKAK, MAHALLE MAHALLE BÖLÜNMÜŞTÜ''

    1970'li ve 80'li yıllarla bugünün Türkiye'sini kıyasladığınızda nasıl bir fotoğraf çıkıyor ortaya?

    1980'den önceki dönemi net hatırlıyorum. Kötüydü. Mahalle mahalle, sokak sokak bölünmüştü insanlar. Bir sokaktan diğerine kimse geçemiyordu. Bu sokak ülkücülerin, diğer sokak solcularındı ve farklı düşünceye sahip insanlar diğerinin sokağına veya mahallesine giremiyordu. Mesela Kızılay solcularındı, Bahçelievler sağcıların. Oralardaki insanlar birbirine akraba ziyaretine dahi gidemezdi. Sağ tandanslı bir okulda solcu birinin okuması düşünülemezdi örneğin. Çizgiler bu kadar netti.

    Hiçbir gruba mensup olmayan bizler veya arkadaşlarımız bile bir anda kendini olayların içinde bulabiliyordu.  Ankara'da o zamanlar insanların toplanma mekanı kahvehanelerdi. Gidecek başka bir yer de yoktu doğru düzgün. Mesela bizim oturduğumuz kahvehaneler bile kaç defa tarandı silahla.

    1980 darbesinden önce gittiğim Almanya'dan döndüğümde ülkeyi çok rahatlamış buldum. Öncesinde siyah-beyaz kadar ayrışmıştı ülke. Darbe sonrası yapılan anayasaya yüzde 91 oranında evet denmişti halk.

    Bu anlamda bizim nesil biraz kayıp bir nesil. Bu mesleği seçtik, bunda da heyecan kalmadı. Körfez Krizi, Apo Krizi... Her defasında dibe vurduk. Cebimizdeki parayı kaybettik, borçlandık sonra tekrar toparlandık. Şimdi aynı durumu tekrar yaşıyoruz.



    ''TÜRKİYE DİK DURMALI DOĞRU, AMA BİZ NE YAPACAĞIZ?''

    Şu anın Türkiye'sini nasıl görüyorsunuz?

    Avrupa'ya karşı dik durmak, Türkiye'ye canlarının istediği gibi davranmalarına müsaade etmemek gerekiyor. Vatandaş olarak bir yandan ''Biz haklıyız. Bizim hayatımıza neden bu kadar müdahale ediyorlar?'' diyorsun, ama bir yandan da ''Bunun yöntemi farklı olamaz mı? Böyle olduğunda ülkede bir sürü istikrarsızlık ortaya çıkıyor.'' diye düşünüyorsun. Dik durmayı bir taraftan tasvip ediyorum, bir yandan da kendi işime gücüme bakıp, ''Ne olacak bu gidiş?'' diye düşünüyorum. Hayatımızı nasıl sürdüreceğiz diye kaygılanıyorum. Tamam yaptıklarımız çok doğru olabilir ama biz ne yapacağız?

    Bunu sadece kendi işlerim için söylemiyorum. Geçen gün Antalya Havalimanındaydım. Gözlerim doldu. İki terminalin biri kapalı. İç ve dış hatlar aynı terminalde ve dış hat kontuarlarının yüzde 80'i kapalı. Haklı mıyız? Haklıyız. Haklıyız ama biz bu dönemi nasıl geçireceğiz? Turizm kötü iken memleketin başka ekonomik etkinlik alanları iyi olamaz. Ben bunu kabul etmiyorum. Antalyalı üretici malını kime satacak? Bir sürü insan işini kaybetmiş. Çoluk çocuğunu alıp memleketine gitmiş...

    Biz bu dönemi atlatacaksak omuz omuza verip birlikte atlatacağız. Hiçbir şekilde ''alttan alalım, bunlar ne diyorsa onu yapalım'' demiyorum. Ama bizim de bir şekilde ayakta durmamız gerekiyor. Bir şeyler yapılması lazım. Teşvikler elbette önemli ama bizim bir uçağımızın kalkma bedeli  vergiler dahil 50 bin Euro civarında. 5 bin  Euro teşvik yetersiz kalıyor. Bir de ödemelerin zamanında yapılması çok çok önemli , biz uçağı kaldırmışız nisan-mayıs ayında zarar ise zarar etmişiz zaten. Bu uçağın teşviği nisan ya da mayıs kurundan kasımda verilirse, teşviğin bir kısmı daha erimiş oluyor. Küçümsediğim için söylemiyrum ama koca çarkı bununla döndüremeyiz. Bu destekle sonucu değiştirebileceğimiz bir durum yok. Kesinlikle KGF kredilerinden orta ve küçük tüm Türk tur operatörleri yararlandırılmalı. Biraz destek ile biz bu işin içinden çıkarız..

    Mesele destekler mi? Örneğin uçağı ücretsiz kaldırsanız gelir mi Avrupalılar?

    Benim analizim şu; Türkiye'ye gelenler zaten burayı iyi biliyorlar. Bir de gelir seviyesi orta veya altta ise, bunlar, ne denirse densin bir şekilde geliyor. Onların Türkiye'de ahbapları, dostları var. Türkiye'ye gelip Almanya'daki dergiyi okuduklarında, aslında durumun anlatılandan çok daha farklı olduğunu görüyorlar. Zaten kapasitemizin yüzde 50'si Türkiye'ye daha önce gelmiş, ülkeyi bilen insanlardan oluşuyor.

    ''GELEN YOLCU HAVALİMANINDA SU BİLE İÇSE KAR''

    Mevcut durumdan biraz korkan, maddi durumu da görece daha iyi olanlar ise ''bu yıl başka bir ülkeye gideyim'' diye düşünebiliyor. Bir uçak havalimanına indiği zaman, 12 bin euro civarında bir masrafı var. Yani inen uçaklar buraya para kazandırıyor. O uçaklara teşvik vermek devletin zararına bir şey değil. Gelen yolcu havalimanında su içse bize kar. O adam ulaşıma, yeme içmeye, otele para ödüyor. ''Çok ucuz turist geliyor'' deniyor. Daha iyi ödeyen varsa onu getirin siz de. Biz daha pahalıya satmak istemez miyiz. Ama maksat şu zor zamanda tekerimiz dönsün.

    Teşviklerin Avrupa'ya göre revize edilmesi lazım. Rusya baz alınarak oluşturuldu teşvikler. Zaten 2.5 saatlik yoldan geliyor Ruslar. Bizim uçtuğumuz destinasyon geliş-gidiş 9 saat. Rusya'ya verilen teşvikle bize verilen teşviğin bir dengesi yok. Rusya'dan uçuş kişi başı 160-180 euro, bizim oralardan uçuş kişi başı 220  230 euro civarında. Dolayısıyla bizim teşvikler Rusya'ya nazaran biraz kısa kalıyor.

    ''RUSYA FIRSATINI KAÇIRDIM''

    Turizm yaşamınızda ''kaçırdım'' dediğiniz fırsatlar oldu mu. Bir de tekrar dünyaya gelseniz yine turizmci mi olmak isterdiniz?

    Yaptığım işten son derece memnunum ve bir daha dünyaya gelsem yine bu işi yapardım. Bir sürü şey insanın meslek seçimini etkiliyor. Başka bir iş yapacak olsam hayatımın her döneminde yapardım. Çok sevdiğim, dinamik bir iş alanı turizm.

    Fırsat kaçırdım, kaçırmaz olur muyum. Mesela Rusya'dan çıkmış olmak bizim için çok büyük bir fırsatı kaçırmış olmak anlamına geliyor. Şu anda Rusya'daki şirketlere bakınca bunu görüyorsunuz. Kaldi ki o dönem biz Rusya'da ilk 3'te idik ve şu anda orada var olan tur operatörlerinin çoğu o dönem yoktu. Başka bir sürü pazara da girip çıktık ama tek pişman olduğum ülke Rusya.



    Bir önceki genel kurulda TÜRSAB'ın yönetim kurulu başkanlığına talip oldunuz ancak kazanamadınız. Önemli bir kampanya da yürüttünüz. Bu dönem size hangi tecrübeleri kazandırdı?

    Genel kurul çalışmaları sürecinde ben çok şey öğrendim. Bir kere 3 aylık süre içinde çok güzel insanlar tanıdım, çok güzel arkadaşlıklar edindim. Bizim meslekte, mesleğini seven bu kadar insan olduğunu hiç düşünmüyordum. Bir sürü acentenin aile acentesi olduğunu, anneü, baba, çocuk birlikte çalıştıklarını gördüm.

    Siyaseti biraz ucundan öğrendik. Çalışmalar sırasında bana 2 bin 500 kişi sarıldı. Bunlardan 2 bin tanesi ''başkanım'' deyip sıkıca sarıldı. Ama biz 1000 küsur oy aldık. Hayatın böyle de bir gerçekliği var. İyisiyle kötüsüyle etrafımızdaki arkadaşlarımızı daha yakından tanıma fıraatımız oldu. Bir seçim sürecinde insanlara, nasıl kuyular kazılıp, nasıl tezgahlar kurulduğuna şahit olduk.

    Siyasetteki tabirle, 'ihanet' edenler oldu mu?

    Olmaz olur mu, oldu. Bizim hayatımızda her zaman olduğu için çok fazla etkilediğini söyleyemem.

    Belediye başkanlığı ya da mileltvekilliği seçimi bizim yürüttüğümüz seçim çalışmasının yanında hafif kalır. Acentesi olan 80'den fazla noktayı gezdik. Kasabaları, köyleri... 81 ilin 55 tanesine gittik, binlerce kilometre yol yaptık.

    ''O KOLTUĞA NEDEN BU KADAR YAPIŞIYORLAR BİŞMİYORUM''

    Bu tecrübeleri ne yapacaksınız? Hatıra olarak mı saklayacaksınız, yoksa TÜRSAB'a yeniden aday olacak mısınız?

    Başkanlık koltuğuna, bu kadar kayıtsız şartsız sarılmış birisi var. Al evine götür koltuğu. Menfaat ilişkilerinin hasır gibi örüldüğü bir yer orası. Benim aday olup olmamam önemli değil. Oturur arkadaşlarımızla konuşuruz. Ama asıl mesele ne oluyor orada? İnsanlar o koltuğa neden bu kadar sıkı şekilde yapışıyorlar?


    Bu haber 18.11.2016 - 20:02:55 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Mehmet Efendioğlu - 19.11.2016 20:39:22
    Firuz bey benim patronum ilk kez hayat hikayesini burdan öğrendim,çok etkilendim,her şeyin başı okumak,ondan sonra yeteneğiz varsa birşeyler yapabiliyorsunuz,allah yardımcısı olsun Firuz beyin çünkü bukadar insana ekmek kapısı açıyor ve diğer işadamlarınada tabiki işçinin ve çalışanın hakkını yemeden.Allah yollarını açık etsin..
    Kemal Cenkci - 20.11.2016 05:34:32
    Kendisini tebrik ederim, harika bir hikaye, calisanin , durust olup yukseleceginin aile baglarinin cok guzel olusu takdire sayan. Beyefendinin basarilarini dilerim. saygilarimla.
    Şahin DİLEMRE - 21.11.2016 11:04:20
    Hayat hikayenizi okuduktan sonra,sektörün alın teriyle yükselen bir bireyi olmanızdan büyük mutluluk duydum.Türk turizminin içine düştüğü bu karamsar durumdan kurtuluşunun da siz değerliği turizm emekçilerinin bir araya gelerek güçlü bir türsab oluşumuyla mümkün olacağına inancım tamdır.Çalışmalarınıza yılmadan devam edeceğiniz inancımla başarılarınızın devamını diliyorum.Saygılarımla..
    turizmci - 11.12.2016 22:04:50
    Firuz Bey`in hikayesini okuyunca gercekten buyuk emekler harcayarak bir yerlere geldigi acik. Bundan sonraki is hayatinda da kendisine basarilar dilerim. Her turizmcinin ornek almasi gereken bir hikaye.
    Arzu KIRLI - 13.03.2017 13:20:53
    Firuz Bey ile 1994 Detur kuruldugunda acente bilet departman sefligi yaptigim donemde calistik.Dedeman Palandoken tanitimi icin THY den kiralanan ucaklar ile zor sartlarda yapmistir.Ayni yil Rize Dedeman acilisini Eski Basbakanimiz Mesut Yilmaz in katilimi ile yaptik.. Acenteci olarak yoluma baska sirketlerde devam ediyorum.Kendisi Detur seyahat acentesini bunyesine katarak son derece onemli bir sorumluluk almistir.Acente olmanin verdigi zorluklari birebir bakanlik duzeyinde rakib etmektedir.Yasam hikayesini ilk defa okudum.Benim dahil oldugum kisa donemde ki samimiyeti butun hayatina yansitmis basarali bir isadami, iyi bir aile babasi oldugu gorulmektedir.Kendisine TURSAB baskanligi icin bizlerden tam destek gelecegine eminim.Basarilar Dilerim.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    Otelinizin satış fiyatı geçen yıla göre nasıl değişti?

    Yüzde 20 daha düşük
    Yüzde 10 daha düşük
    Geçen yılla aynı
    Yüzde 20 daha yüksek
    Yüzde 10 daha yüksek
    Ücretsiz Abone Olun