Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi

    7.6.2013 - 16:10:38

    TurizmGüncel'in ilgiyle takip edilen Turizm'den Portreler köşesinin yeni konuğu bir turizm profesyoneli. Yaşamını Türkiye turizmine adamış bir turizmci olan Hakkı Ülkü'nün anıları, Türkiye'de turizmin gelişmesini yansıtan bir ayna aynı zamanda. İşte Hakkı Ülkü'nün yaşamı, anıları, hayalleri, idealleri ve itirazları...



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizm'den Portreler

    "DERS ÇALIŞMAYI SEVMEDİĞİM İÇİN TURİZM OKULUNA GİRDİM"

    Turizme giriş serüveninizi dinleyebilir miyiz sizden?
     
     30 Temmuz 1950’de orta halli bir ailenin en büyük çocuğu olarak İzmir Karşıyaka’da doğdum. Yıl 1967'ye geldiğinde, biraz tembellik, biraz da ergenlerde sıkça görülen “aileden uzaklaşma” psikolojisi ile dersleri çok fazla teferruatlı ve ağır olmayan Ankara’daki turizm okulunun imtihanına girdim ve kazandım. İmtihanı kazandıktan sonra baktılar dil düzgün, fizik falan da yerinde, beni okula kabul ettiler. Böylece benim hayatımdaki turizm macerası da başlamış oldu. 



    "ALMANYA'DA ÜÇ YIL EĞİTİM ALDIM"

    O dönem turizm okullarında ne tip bir eğitim veriliyordu?
     
    Şimdiki zamanla mukayese ettiğimde o zamanki eğitimin daha ciddi olduğunu görüyorum. Bizim okulumuz ilk olarak Amerikan destekli açılmış. Sonra da Alman destekli olarak yoluna devam etmiş. Dolayısıyla işin içinde Alman uzmanlar vardı. O Alman uzmanlar sayesinde biz hakikaten mesleği çok iyi öğrendik.  1969 – 70 yılları çok olaylıydı Ankara’da. Bu yüzden okuldaki 30 kişiyi bir seneliğine staj için Almanya’ya gönderdiler. Sonrasında, gelişmekte olan ülkelere sağlanan yardım fonunda Turizm Bakanlığı’na, management için 6 tane burs imkanı sağlandı. Bakanlık kendi memurlarını 3 yıllığına gönderemeyeceği için bu burslar yanacaktı. Bunun üzerine Alman hocalarımız devreye girerek bursların yanmaması için 5 öğrenci İstanbul otelcilik, bir öğrenci de (ben) Ankara Otelcilikten 3 yıllığına Almanya’ya eğitime gittik. 
     
    Sonra peki?
     
    Sonrasında 1974 yılında askerlik için Türkiye’ye döndüm. Lisan bilmem ve otelcilik eğitimim nedeniyle beni ordu evine verdiler. Gittiğim ordu evinde maliyet hesaplamasına dair sistem kurdum. Askerlik bitmesine yakın iş aramaya başladım ama çalışacak otel yoktu. Daha sonra "Talya adam alıyor" dediler. Görüşmeye gittim. Genel müdürü İngiliz’di. “Hemen gel başla” dedi. Ben de “askerliğimin bitmesine daha bir ay var” dedim. O da askerliği bitirince işe başlamamı söyledi. Böylece 1976 yılında Talya Otel’de yiyecek içecek müdürü olarak işe başladım. 



    "KAFADAN MÜDÜR OLARAK BAŞLAMADIM"
     
    Şimdilerde genel müdürlüğe giden yol oldukça uzun. O zaman sizin kısa sürede yiyecek içecek müdürü olmanız nasıl gerçekleşti?
     
    Tecrübesiz değildim. Türkiye’de okul haricindeki yaz dönemlerinde otellerde stajlar yaptım. Barmenlikten garsonluğa, mutfaktan restorana kadar her departmanda çalıştım. Almanya’daki eğitimim sürecinde zaten ülkenin en büyük otel zinciri Steigenberger’de staj yaptım; bütün cost kontrol ve maliyet hesaplarını öğrendim. Yani ben yiyecek – içecek müdürü olduğumda sektörde toplamda 9 yıldır vardım zaten. Kafadan müdür olarak başlamadım. 
     
    Siz o zaman turizmin ‘mektepli’ diye adlandırılan eğitimli tarafında yer alıyorsunuz yani?
     
    Aslında ben kendimi hem alaylı hem de mektepli olarak görüyorum. Çünkü biz okula ilk müdür olacağız diye gittik ama staj yaptığımız otelin sahibi bize ilk yazda denizdeki taşları temizletmeye başlayınca anladık müdür olmanın o kadar kolay olmadığını. Ama okula başladığımız ilk yıl herkes “Müdür olacaksın” diye gaz veriyorlardı. Bizim dönemimizde otelcilik okuluna girenlerin neredeyse tamamı müfredat kolay, fazla zorlanmadan okuruz diye girdiler. Okula bilinçli olarak gelen öğrenci neredeyse yok gibiydi. Ancak okula girdikten sonra, sadece Alman hocaların sayesinde değil, aynı zamanda geceleri otelde çalışıp gündüzleri gelip bize ders veren hocalarımız sayesinde, çok iyi bir eğitim aldık. O zamanlar hocalarımız da çok hevesliydi. Bu nedenle bizim 45 sene önce aldığımız eğitimle şimdiki eğitimi karşılaştırmak bile imkansız. O zamanlar eğitim çok daha kaliteliydi. Meclis’e servise gider, büyükelçilerin rezidanslarındaki kokteyllere okuldan özel olarak seçilip gönderilirdik. Marmara, Bulvar Palace ve Ankara gibi otellerde çalışırdık o zamanlar.

    "YENİ KUŞAK HEMEN MÜDÜR OLMAK İSTİYOR"
     
    Şu anda turizm okullarından yetişen öğrencileri nasıl buluyorsunuz?
     
    Şimdi, otelcilik yüksekokullarından stajlara gelen öğrencilerimiz var. Onlara baktığımda şunu görüyorum: Yeni kuşak hemen müdür olmak istiyor. Bu işe en alttan başlamayı, basamakları birer birer tırmanmaları gerektiğini bilmiyorlar. Bizim geçtiğimiz yollardan geçmek istemiyorlar. Ben de onlara, “Ben çok zeki birisi değilim. Bu yüzden de bu safhayı 10 senede geçtim. Şu anda bilgiye ulaşmak çok kolay. Her imkan elinizin altında. Sen de 5 senede gel benim geldiğim noktaya. Ama 5 seneyi bekleyeceksin” diyorum.



    "TALYA OTELİ'NDE KADINLAR GÜN YAPARDI"

    O zaman Talya Oteli nasıldı, ne tür özellikleri vardı?

    O zamanlar Antalya’da gidilebilecek mekan yok. Doğru düzgün pastane bile yok. Antalya’nın sosyete kadınları Talya’da gün düzenlerlerdi. Düşünebiliyor musunuz, Talya’da biz katlı pasta yapıp yan taraftaki Şehir Kulübü’ne satıyorduk. Talya oteli sadece o bölgede bir ‘okul’ vazifesi görmedi, aynı zamanda zamanın koşullarında oranın halkına bir kültür aşıladı. Talya otelde oluşan kültür, çalışanlar sayesinde Antalya’ya dağılmaya da başladı zamanla. Bizim komi, garson gibi konumlarda çalıştığımız personel bir süre sonra diğer otellerde yiyecek  - içecek müdürü, servis şefi olarak çalışmaya başladı. 
     
    Sizin profesyonel olarak turizme başladığınız yıllar, aynı zamanda Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik olarak kargaşa yılları. Sonrasında gelen Kıbrıs Harekatı ve ambargo süreci var. Siz bir turizmci olarak o dönemlerde ne tür sıkıntılar çektiniz. Bir de aynı dönemlerde Türkiye’ye gelen turist profili nasıldı?  

    O dönemlerde özellikle mutfak için gereken malzemeleri bulmak çok zordu. Mesela Antalya’da balık bulamıyordunuz. İstanbul Karaköy’den çinkolu kaplar içinde balık gelirdi otele. Bir malzeme lazım olduğunda bulmakta sıkıntı çekiyorduk. Bir malzeme siparişi vermek için sırf iki gün telefon çıkmasını beklemek durumundaydık. Zaten Antalya’da böyle bir otele malzeme verebilecek büyüklükte bir tedarikçi yoktu. 



    "TÜKİYE'NİN KALİTELİ BİR TURİST PROFİLİ VARDI"

    O zamanlar Türkiye’nin çok kaliteli bir turist profili vardı. Az ama kaliteliydi. Zaten Türkiye’nin de o dönemde turistlere verebileceği fazla bir hizmet yoktu. Turiste verilecek hizmet sadece otelle bitmiyor. Otelin bulunduğu bölgede kaliteli restoran ve barlar yoktu. Zaten Türk halkı da turizme hazır değildi. 

    Sonraki yıllarda siyasi istikrasızlık ve ambargolar nedeniyle malzeme bulamaz hale geldik. Günde dört saat elektrik kesintisinden yağ ve sigara bulamamaya, jeneratörü çalıştıracak yakıta ve hatta kahve bulmaya kadar çok büyük sıkıntılar çektik. Hatta Almanya’da anlaştığımız firmaya, “Turistlerle bize nescafe gönderin” derdik. Turistlerin getirdikleri kahveleri hazırlayarak tekrar turiste satıyorduk.  

    "ECEVİT HÜKÜMETTEN DÜŞTÜ, HER ŞEY PİYASAYA ÇIKTI"
     
    Çok enteresan, Ecevit hükumeti istifa edip yerine Demirel geçince, iki üç ay içinde her şey bir anda tekrar piyasaya çıkmaya başladı. Yaşadığımız olaylara bakar mısınız, turistin getirdiği kahveyi turiste satıyorsun, yemek pişirmeye yağ bulamıyorsun, elektrikler kesildiğinde jeneratörü çalıştıracak yakıt bulamıyorsun. Biz bunların hepsini yaşadık. Deterjan yok, kimyasal yok, yok yok yok!

    Dört kardeşim dediniz. Onlar da turizmci mi?

    Diğer kardeşlerimin üçü de kız. Onların turizm sektörüne hiç girmediler. Ama şimdi 9 tane yeğenim var ve hepsi de turizmci. Ben hiç birine ön ayak olmadım; hatta kendi kızlarımı da turizmden uzak tutmaya çalıştım ama ikisi de turizmci oldu. Şimdi ikisi de başarılı. Bir tanesi satışta diğeri ise housekeeper. 


    Talya’nın ardından turizm serüveniniz nasıl devam etti?
     
    Talya’nın ardından 1979 yılında Turizm Bankası’nda çalışmaya başladım. Türkiye’de turizmi gerçek anlamda başlatan iki tane kurum vardır. Bunlardan biri Turizm Bankası, bir tanesi de Emekli Sandığı. Enekli Sandığı'nın şehirlerde, Efes, Tarabya, Marmara, Ankara gibi otelleri vardı. Turizm Bankası’nın ise, Çeşme, Marmaris, Akçay, Kilyos, Yeniköy gibi otelleri vardı. Türkiye’de turizm bu yatırımlarla başlamıştır. Ben Turizm Bankası’nda iki sene çalıştıktan sonra buradan ayrıldım. 

    Neden ayrıldınız?
     
    Ben bu 657’yi anlayamadım. Yaşımız gençti ve çıkışlarımız oluyor, bu da çok hoşa gitmiyordu. Biz zaten turizm yapıyoruz dolayısıyla her kitleden insanla karşılaşıyoruz. Tatile gelen insanların hangi partiyi tuttuğu benim için önemli değil. Siyasi görüşümü ne personelime ne de müşterime yansıtırım. Çünkü ben hizmet sektöründe çalışıyorum. Öyle davranışlar göstermediğimiz için göze battık. Onlar bize “güle güle” dedi, biz de “fark etmez özel sektörden geldik, özel sektöre gideriz” dedik.

    Sonradan yeni bakan geldi ve “sen neden bizimle çalışmıyorsun” dedi. Ben de “artık geriye dönüş yok sayın bakanım diyerek özel sektörde yoluma devam ettim. 
     
    Turizme bir süre ara verdiniz. Bunun nedeni neydi?

    Ben iyi bir içiciydim. O zamanki turistlerin neredeyse tamamı yerli turistti ve onlar da tahrik ediyordu içkiyi. İnsanlar tatilde olduğu için içkinin dozunu artırıyordu. Müşteriler “müdür be bizimle neden içmiyorsun” derlerdi ve müşterilerle içerdik. Zaman içinde içkiyi epey bir sahiplenmiştim ki baktım olmuyor mesleği bıraktım. Aşağı yukarı iki yıl turizm sektöründe çalışmadım. İki sene ara verip içkiyi bıraktıktan sonra tekrar otelciliğe döndüm ve yolum açıldı.



    "VİTUR'DA 2 YIL BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ YAPTIM"
     
    Tekrar sektöre başladığınızda adres neresiydi bu sefer?
     
    1983 - 1990 yılları arasında, o zaman Türkiye’nin en büyük turizm şirketlerinden birisi olan, Vitur’da 3 yıl bölge müdürlüğü 4 sene de genel müdürlük yaptım. Vitur o zamanlar incoming işi yapıyordu ve 1980 yılında Club Akvaryus’u kurmuştu. Tunus ve Maldivler’de de iki tane daha tesis vardı ve ben hem yatırımlar, hem de acenteler grubunun başındaydım.  

    "PATRONLAR DEDİĞİNİ YAPTIRACAK MÜDÜR ARIYOR"
     
    Turizm sektöründe günümüzde çok ciddi bir sirkülasyon var. İki ayda bir değişen genel müdürler ve departman müdürleri var. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
     
    Turizm sektöründe son 8 – 10 senedir yatırımcılar işi iyice sahiplenmeye başladılar. Patronlar dediğini yaptıracakları bir müdür arıyorlar. Eğer müdür karakterli bir insan ise dediğini yapmıyor ve ayrılıyor, boyun eğiyorsa o zaman kalıyor. Bu duruma gelinmesinde kuşkusuz bizim meslektaşlarımızın da payları var. Çünkü, olmayacak şeyi olacakmış gibi göstererek, müdürler de patronlara karşı yanlış davranışlarda bulundu. Böyle bir ikilem içinde iki taraf da birbirini hırpalıyor. Ama özellikle son 3 – 4 senedir patronlar, söylediklerini dinleyecek müdür arıyorlar. Piyasanın yüzde 85’i bu durumda. 



    "YATIRIMLAR BİR ANDA ARTTI, ALTYAPI YETİŞMEDİ"
     
    “Turizmin başladığı yıllarda halk buna hazır değildi” dediniz. Peki turizmciler ne kadar hazırdı?
     
    Turizm sektöründe yatırımlar hızla arttığı için altyapı yatırımları buna yetişemedi. Denizleri yıllarca kirlettik ve şimdi yeni yeni arıtmalar koymaya başladık. Özel sektör güzel yatırımlar yapıyor ama bir de otelin çevresi var. Bölgelerdeki yerel yönetimlerin üzerine düşen işler var. Restoranlarından büfelerine, park yerlerinden kafelere kadar pek çok yatırım da, yapılan otel yatırımlarının arka bahçesi olması gerekiyor. Şimdi insanlar “bize neden ucuz turist geliyor” diye soruyorlar. İyi de sen turiste ne veriyorsun ki kaliteli turist bekliyorsun. 

    "ÇİN'DEN KİTLE TURİZMİ ZOR"
     
    Bugünlerde herkesin dilinde bir “Çin pazarı” var. Siz ne düşünüyorsunuz, Çin’den Türkiye’ye kitle turizmi yapılabilir mi?
     
    Kitle turizmi yapan bir destinasyon için uçuş mesafesinin 2,5 – 3 saati geçmemesi lazım. Bu süreyi aşan yerlerde fiyatlar yükseliyor. Bugün Çin’den bahsediliyor.  Çin’den buraya uçuş 9 – 10 saat. O yüzden Çin’den Türkiye’ye dönük kitle turizmi bir hayalden ibaret. Çin’den kitle turizmi yapabilmeniz için ciddi bir devlet desteğine ihtiyaç var. Devlet uçakları belirli bir oranda sübvanse ederse ancak o zaman, o da sadece büyük uçaklarla, Çin’den yoğun şekilde turist getirilebilir. Öte taraftan, Belek özelinden konuşacak olursak örneğin, gelen turist Belek’in dışına çıktığında, Adana kebapçısı, köfteci vs’den başka bir şey görmüyor. Oralara marka lokanta ve kafelerin getirilmesi lazım.
     
    Ama bir ülkeye giden turistin asıl görmek istediği şey zaten Adana kebapçısı, köftecisi, gözlemecisi, kısaca o ülkenin özgün değerleri değil mi?
     
    Öyle elbette ama sen turiste seçme şansı vereceksin. Onlar da olsun ama uluslar arası markalar da olsun. Biz de mesela yurtdışına gittiğimizde, ilk gün yerel mutfaktan tadar, ikinci gün dönerci ararız. Bu da aynı şey. İnsanlar kendi alışkın olduğu ve beğendiği şeyi yemek ister.

     
    Uçaklardaki boş koltuklar sübvanse edilse dahi Çin’den Türkiye’ye kitle turizm olmaz mı yine de?

    Sadece uçağın sübvanse edilmesi yetmiyor. Orada ciddi bir pazarlama yapılması lazım. Orada Türkiye’nin ciddi bir prezantasyonunun yapılması gerekiyor.  Türkiye’yi neden tercih etmeleri gerektiği insanlara iyi bir şekilde anlatılmalı. Yoksa sadece koltuk desteği vermekle olmaz bu iş. Ama zaten biz kolaya alışkın olduğumuz için gider Avrupalı tur operatörleri ile anlaşır, buradan bize turist getir deriz, ki deneniyor da sanırım.

    "AVRUPA'DAKİ TÜRK TUR OPERATÖRLERİ ERİDİ"
     
    Türkiye turizminde Avrupalı büyük tur operatörlerinin büyük payı var. Sizce bu durum Türkiye’nin elini güçlendiren bir şey mi, yoksa zayıflatan bir durum mu?
     
    Bence Türkiye’nin elini zayıflatan bir durum. Avrupalı tur operatörleri sıkıştıkları anda operasyonları durdurdular. 80’lerde bir ara Tifo olayları olmuştu, operasyonları durdurdular. Sonrasında darbe oldu operasyonları durdurdular. Ancak Türk asıllı operatörler işe devam ettiler çünkü başka yaşam şansları yoktu. Ancak Türk tur operatörlerinin arkasında sağlam bir kapitalleri yoktu. Diğer tur operatörlerinin kapitalleri büyük olduğu için turizmi istedikleri yöne çevirebiliyorlar. Bu da bir destinasyon için olumsuz bir durum. Gelinen noktada Avrupa’daki Türk tur operatörleri eridi bitti. Sadece birkaç tane kaldı. 
     
    Bu sektöre hayatımı verdim. Uçakçılıktan otelciliği, kruvaziyerden acenteciliğe karda her ayağında bulundum turizmin. Dolayısıyla bazı eleştiriler yapmaya da hakkım olduğunu düşünüyorum. Sanırım 1998 senesiydi. O sene, İskandinav bölgesinden yılda bir milyon turist getiren, adını şimdi hatırlayamadığım, Türk asıllı bir şirket batıyordu. Adamlar devletten borç para istediler ancak devlet vermedi. Sonunda da battılar. Zamanın Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner, “Bizim özel sektörü kurtarmak gibi bir görevimiz yok” dedi. Sonraki senenin istatistiklerine baktım. Bir sene önce 950 bin kişinin geldiği İskandinav pazarından bir sene sonra gelen yolcu sayısı 45 bindi. 

    "TURİZM BAKANLIĞI PASİF"
     
    Turizme uzun yıllar verdiniz. Peki sizce Turizm Bakanlığı ülke turizminin gelişiminde nasıl bir rol üstlendi?
     
    Bence Turizm Bakanlığı pasif ve yaptırım gücü olmayan bir bakanlık. Son zamanlarda bu yaptırım gücü tamamıyla yok oldu. Eskiden Turizm Bakanlığı’nın yaptırım gücü daha fazlaydı. Otellerdeki standartları sürekli denetler, mutfaklarda kullanılan gıdaların kalori hesaplarından satış fiyatlarına kadar pek çok şeye müdahale ederdi. 
     
    Turizmde olduğunuz süre içinde kaç bakan değişti, en başarılı olanı hangisiydi?
     
    Sanırım 12 – 13 bakan değişti. Bunların içinde en başarılı bulduğum bakanlarsa Barlas Küntay ve Abdülkadir Ateş’ti. 

    "HİÇBİR ZAMAN "KEŞKE" DEMEDİM"
     
    Hayatınızın büyük bir bölümü turizmin içinde geçti ve hala da sektörde emek veriyorsunuz. Geriye dönüp baktığınızda “Keşke turizm değil de başka bir sektöre girseydim” dediğiniz oluyor mu?
     
    Hayatımda yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Geçmişi de hiç yargılamadım. O anda ne yapmışsam, benim için doğru olandır. Turizmi seviyorum, ki sevmesen 45 sene bu işte çalışamazsın. Karı – koca bile birbirini sevmiyorsa altı ay sonra ayrılıyor. Başka iş öğrenmedim, buna ihtiyacım da olmadı. Başka bir işi denemedim bile. 

    "TEK SERMAYEM YETİŞTİRDİĞİM İNSANLAR"
     
    Geriye dönüp yetiştirdiğiniz insanlar gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?

    Bu benim en büyük sermayem. Çevremde yetiştirdiğim insanları, ki yeğenlerim de var yetiştirdiğim, gördüğüm zaman gururlanıyorum. Onlar da her zaman gereken saygıyı gösteriyorlar. Para olarak bir sermayem yok. Türkiye’de her 1000 otelden 700 tanesine gittiğimde yetiştirdiğim 4 – 5 kişiyle karşılaşıyorum. Gelip yanıma, “sizinle şu kadar süre falan otelde çalıştım” deyip saygı gösterdiklerinde bundan daha büyük sermaye olur mu…



    "MAGIC LİFE KONSEPTİNİ BEN KURDUM"
     
    Her şey dahil’in Türkiye’ye geldiği ve Magic Life’ın açıldığı dönemde sizin de aynı ekipten olduğunuzu, oteli işleten olarak, bir nevi perdenin arkasındaki figür olduğunuzu öğrendik. O dönemlerden biraz bahseder misiniz?

    1991’den 1995’e kadar her şey dahil sisteminin ne olduğunu Türkiye’de otelciler anlayamadı. Birçok otelci arkadaşım, “bu nasıl iş?” dediler. Ben de karşıydım ilk başlarda. Nasıl ki 85 – 86’larda kulüpçülüğe karşıysam, her şey dahil sistemine de karşıydım. İlk başta Marco Polo ile işe başladığımda da “Yahu bu nasıl bir iş? Müşteri her şeyi kendisi alıyor, yiyor içiyor. Bu ne biçim hesap kitap?” diye kendi kendime sordum. Sistemin o zamanki mantığı, müşteriye iyi kalitede ürün vermek ama personelden tasarruf etmekti.  Hizmeti müşteriye yaptırıyorsun ama müşteriye kaliteli yemek sunuyor, şarabın ve içkinin en kalitelisini ikram ediyorsun. 

    "AVUSTURYALIALR MAGIC LIFE'I KENDİ MARKALARI OLARAK SAHİPLENDİ"
     
    Biz Magic Life’te bu prensibi değiştirdik, üstüne de ilave şeyler koyduk. Biz 91 yılında Magic Life Sarıgerme’yi açtığımızda, ben dahil hiç kimse bunun bir marka olacağını tahmin etmiyorduk. Sonrasında, orada verdiğimiz hizmetin o talebi yarattığını gördük. Hakikaten çok iyi hizmet verildi. Magic Life’ı sunarken de Gullet’ten dolayı, “Bu bir Avusturya kulübü” diye sunduk. Fransızların Club Med’leri, Almanların Robinson Clublarının olduğu bir dönemde, Avusturyalılar da Magic Life’ı kendi markaları olarak sahiplendiler.  Bu, bize ertesi sene Marmaris’i getirdi. 91 senesinde Körfez krizi vardı ve biz Marmaris’i açıp açmamakta tereddüt etmiştik. O dönemde Türkiye’deki tesisler bom boştu; tesislerin doluluk oranı yüzde 10 civarındaydı. Oysa bizim oteller doluydu. Her şeye rağmen Avusturyalı turistler gelmişti. Türkiye’yi tanımadıkları için “Oradan buraya bomba gelir mi?” diye soruyorlar, biz de orayla buranın arasında 3 bin 600 km mesafe olduğunu açıklayarak onları rahatlatıyorduk. Müşterinin memnuniyeti ve artan ilgisi her sene yeni bir otel açmamızı beraberinde getiriyordu. Sonrasında da zaten Göynük’ü açtık. Ben ayrıldığımda Magic Life 6 tesise ulaşmıştı.

    "HER ŞEY DAHİL'İ KİMSE KALDIRAMAZ"

    Her şey dahil sistemi kaldırılmalı mı peki?

    Bir kere her şey dahil sistemi Türkiye turizminin bir gerçekliğidir ve uzun süre kaldırılması mümkün değildir. Bunu deneyecek, yapacak bir yatırımcı da yok. Hiçbir yatırımcı bu sistemden çıkıp 3 – 5 milyon dolar kaybetmeyi göze alamaz. Bunu kaldırmak için çok yürekli yatırımcılara ihtiyaç var. Türkiye turizminin ulaştığı noktada bu sistemin rolü yadsınamaz. Şu anda Antalya’ya 10 milyon turist geliyorsa, bu, her şey dahil sistemi sayesinde. Esnafa zarar veriyor deniliyor ancak, otellerde kullanılan malzemeler nereden gidiyor? Böyle bir şey yok. 

     
    Peki Magic Life otellerinde sizin göreviniz tam olarak neydi?

    Ben tamamıyla buradaki otelin yönetiminden sorumluydum. Konseptin kurulmasından personel alımlarına kadar bütün sorumluluk bendeydi. İşin Avusturya’daki pazarlama ayağında ise Cem Kınay ile Oğuz Serim vardı. Bu işin iki temel ayağı vardı. Biri konsept diğeri pazarlama. Biri olmazsa diğeri de olmaz. Oteli çok iyi pazarlayabilirsin ama verilen hizmet konsepte uygun değilse iş yürümez. Tabi tam tersi de geçerli. İyi hizmet verirsin ama pazarlaman iyi değil de iş yine yürümez. 

    "HER ŞEY DAHİL'İN ŞU ANKİ HALİNİ BEĞENMİYORUM"
     
    Her şey dahil sisteminin o zamanki çıkış felsefesi ile şu anki yapısı arasında nasıl bir fark var. Sistemin şu anki işleyişini nasıl değerlendiriyorsunuz?
     
    Sistemin şu anki halini hiç beğenmiyorum. 10 sene içinde iki tane zincir kurdum. Bir tanesi Magic Life, bir tanesi de World of Wonders. Eğer ben iki tane en iyi hizmeti veren zincir kurduysam, demek ki o zaman bizim yaptığımız iş doğruydu. Yani “her şey dahil” doğruydu. Bunu bozan şey, rekabetin kalite ve sunumla değil, fiyatla yapılması. Satışçılar, otel müdürleri veya patronlar fiyatlarla rekabete giriyorsa bu sefer yaptığı sunum ve verdiği üründen kısmak zorunda kalıyor. Kısınca da o zaman “her şey dahil” yerlerde sürünüyor. 

     
    Neden ayrıldınız Magic Life’tan?
     
    Araya kişisel anlaşmazlıklar girdiği için ayrıldım.

    "MNG'DEN TEKLİF ALDIM"
     
    Sonrasında iş yaşamınız nasıl seyretti peki?
     
    Sonrasında Bodrum’da 3 tane butik otele proje danışmanlığı yaptım. Zaten Türkiye’de “butik otel” kavramını getiren de benim.  Buradaki projeleri bitirdikten sonra MNG Holding’in patronu Mehmet Nazif Ünal aradı. Kendisi, Magic Life zamanında otellerini kiraladığımız isimdi. Görüşmeye çağırdı ve 5 – 6 saat boyunca yeni projelerinden bahsetti. Önüme 20 bin yataktan oluşan bir proje koydu. Beş sene içinde gerçekleşmesi planlanan bir projeydi bu. Proje çerçevesinde, Avrupa’da otelleri satacak bir tur operatörünün kurulması da vardı. Bu, o zamanın en çılgın projesiydi. Çünkü bu büyüklükte bir yatırımın bir de geri dönüşü var. 
     
    Bu kadar çok yatağı neyle dolduracaksınız? Tabi ki gidip tur operatörlerinin kapısını çalacaksınız. Onlar da elinize fiyat tutuşturacaklar ve o fiyatlarla yatırımın geri dönmesi kolay olmayacaktı. Biz de tur operatörü kurmaya karar verdik. Bununla ilgili olarak Holding belli limitler belirledi ve işe koyulduk. Hayatım boyunca sıradan birisi olmak istemedim. Hep yenilik peşinde koştum ve bu proje de beni heyecanlandırmıştı. 
     
    Çalışmalara başladık ve hem Almanya’da hem de Rusya’da birer tane tur operatörü kurduk. İsmi de Ben Tur’du. Biz Avrupa ve Rusya’da tur operatörünün lasnmanını yaparken patron aradı ve “iki tane çocuğun oldu” dedi. Öcalan’ın yakalanmasının ardından sonra, Magic Life, Antalya ve Bodrum’daki tesislerin işletmesinden çekildiğini bildirmiş. Böylece bir anda 2,500 yatağı elimizde bulduk. Hazır değildik ama “Allah yardım eder” deyip işe koyulduk. Sonrasında deprem de olmasına rağmen işler iyi gitti. Bu iki tesis bulundukları bölgelerin en iyi hizmet veren tesisleri oldu. İyi paralara da sattık. O zaman tur operatörleri fiyat dayatmaya çalıştı ama, “Biz de tur operatörüyüz, bizde otelciyiz ve siz satmazsanız biz satarız” deyince ister istemez bizim belirlediğimiz fiyatlara geldiler.



    SİSTEMİ KURAR "EYVALLAH" DERİM
     
    Peki neden 20 bin yatağa ulaşamadan ayrıldınız MNG’den?
     
    Ben projeyi yapar sistemi kurarım. Devamında bakmışsınız “ben bilirim” diyenler oluyor. O zaman ben rahatsız olurum. Ben hala “biliyorum” diyemiyorum.

    "BENİM İÇİN MÜDÜR İLE KOMİNİN FARKI YOK"
     
    Bunca yıllık profesyonel turizm yaşamınızdaki tecrübeler ışığında otel idareciliğine dair net olarak neyi söyleyebilirsiniz?

    Otel işi tamamen bir ekip işidir. Bu yüzden benim nazarımda, bir departman müdürü ile bir kominin, bir bulaşıkçının ya da kat görevlisinin bir farkı yoktur. Bu konuda bana itirazlar edildiğinde şunu söylüyorum: “Bak kardeşim, bulunduğun pozisyon gereği senin sorumluluğun daha fazla. Ama yapılan iş itibariyle benim için hepinizin yaptığı iş eşit. Çünkü turist 15 gün tatil yapıyor. Giderken belboy valizini kaldırıp atar da adamın valizi yırtılırsa ‘Allah kahretsin bu oteli’ der. Adam demez ki ‘Bu belboyu ve bu müdürü Allah kahretsin’ Dolayısıyla senin 15 gün boyunca verdiğin çok güzel hizmet, belboyun bir hatası ile yerle bir olabiliyor.” O yüzden otelde çalışan her bir kişi benim için eşittir.
     
    Pek çok otelin açılması sürecinde danışmanlık hizmeti verdiniz. Neden buralarda kalıcı olmadınız?

    Ben danışmanlık hizmeti verirken, “Otel açılıncaya kadar danışmanlık yaparım” diye belirtiyorum. Çünkü siz temelden alıp bir sistem inşa ediyorsunuz. Ancak otel açıldıktan 15 gün sonra sizin kurduğunuz sistemin tamamen değiştirildiğini görüyorsunuz. Bu da benim hoşuma gitmiyor. Proje bitiyor, ben gidiyorum.

    "SOÇİ'DEN TEKLİF ALDIM"
     
    Gelelim Soçi Olimpiyatları’na danışmanlık serüvenine. Nasıl oldu bu olay?

    Bodrum’da kendi girişimlerim oldu. Arma diye bir otel inşa ettim. Ama kapitalim yetersiz olduğu için başarılı olmadı. Satıldı zaten orası daha sonra. 

    Rusya’da birtakım arkadaşlarım vardı. Dediler ki, “Soçi’de düzenlenecek olimpiyatlar için destek olur musun?” Ben de kabul ettim ve Rusya macerası başladı. Rus devleti Soçi Olimpiyatları için çok ciddi yatırımlar yapıyor. Yatırımın toplam miktarı yaklaşık 35 – 40 milyar dolar. Çok büyük spor kompleksleri ve oteller yapılıyor. Orada bir özel sektörün yaptığı oteller var bir de devletin yaptıkları. Devletin yaptığı yerlerin içinde sırf sporcular için 7 – 8 bin oda mevcut. Devletin yaptığı otellerin içinde 1,325 odalı bir yer var. Burada da medya mensupları konaklayacak. Ben bu otelin, bütün projeden, son safhaya kadar ki danışmanlığını yapıyorum. 



    "BİZ BU İŞİ AVRUPALILARDAN DAHA İYİ BİLİYORUZ"

    Bu işte benim en çok hoşuma giden şey ise şuydu: Yıllardır, “Bu işi Avrupalılar daha iyi biliyor” diyerek bize döküntü otel müdürleri gönderdiler. Biz de sürekli, “Biz bu işi onlardan daha iyi biliyoruz” diyorduk. Rusya’da böyle bir projeyi almak bana gurur veriyor. Adamlar diyorlar ki, “Siz bu işi çok iyi biliyorsunuz” diyorlar ve bu da bana haz veriyor açıkçası. Bunca yıldır edindiğim birikimlerimi ortaya koymak da ayrıca bir sevinç kaynağı benim için. 

    "TATİLİMİ PANSİYONDA YAPARIM"
     
    Binlerce insana tatil yaptıran birisi olarak, siz kendi tatilinizi nerede yapıyorsunuz?
     
    Ben tatilimi deniz kenarında bir pansiyonda yaparım. Ayaklarımı uzatır garsona “Kardeşim bana şöyle sahanda bir yumurta yap, bir de cızbız bir şeyler yap. Yanında da bir salata olsun” derim. Huzuru o şekilde buluyorum. Çünkü ben, otellerde en üst düzeyde yöneticilik yapmama rağmen o otellerin tatil ve eğlence olanaklarından yararlanmam. Doğru ve yanlışlığı tartışılır ama benim aldığım turizm görgüsü böyle. Görev yaptığım otellerde, personelim nasıl çalıştıysa ben de öyle çalıştım hem. 

    İş dışı zamanınızı nasıl değerlendirirsiniz, kitap okur musunuz mesela?

    Ben zaten okumayı sevmediğim için turizmci oldum. Beni ilgilendiren mesleki konularda elbette okurum ama onun dışında pek kitap okumam. Ama haber ve tartışma programlarını da hiç kaçırmam.

    Onun dışında boş zamanlarımda yürüyüş ve spor yaparım. Aikido sporu ile uğraşıyorum. Gençliğimde de judo yapıyordum. Aikido insanı dinlendiriyor, elektriğini alıyor. 

    Müzik konusunda ise özel bir tarz tercihim yok. Hoşuma giden her türden müziği dinlerim. Türkü de dinlerim, klasik müzik de, Türk sanat müziği de…

    "ŞUANKİ DURUMU BEĞENMİYORUM"

    Türkiye’nin sosyo – ekonomik ve siyasal durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Yapılan şeylerin hiçbirini beğenmiyorum. Yapılan birtakım şeyler var ama hepsinin ucu açık. Bir kere Türkiye ağır bir borçlanma sürecinde. Öncelikle devletin bir karar vermesi lazım. Turizm ülkesi mi, finans ülkesi mi, tarım ülkesi mi olacak… Ülkenin kendine ait bir konsepti yok. Her telden çalıyor. Hangi alanda büyünmek isteniyorsa o alana yatırım yapılarak işsizliğin azaltılması lazım. 

    Öte taraftan, mesela eğitimle bu kadar oynanmasını doğru bulmuyorum. Ben meslek okulu mezunu olmama rağmen, bu okulların diğer okullarla ayı puanda tutulmasına karşıyım. Mesela meslek yüksekokulunda okuyan bir kişi, o mesleğe dair daha yüksek eğitim de yapabilmeli. Bizde hiç usta yok. Bizde, çırak, patron ve müdür var. Sadece turizmde değil tüm sektörlerde ara eleman eksik. Türkiye’de 81 ilde 174 tane üniversite var diyorlar, mezunlar işsiz geziyor. 



    "SAĞLIĞIM ELVERDİĞİ SÜRECE OTELCİLİK YAPMAK İSTERİM"
     
    İnsan her yaşta üretken olabiliyor, hayal ettiği işleri yapabiliyor. Siz daha ileriki yıllarda turizme hizmet etmeye devam etmek mi, yoksa artık köşenize çekilip emekliliğin tadını mı çıkarmak niyetindesiniz?

    Sağlığım elverdiği sürece ben otelcilik yapmak, bildiklerimi bilmek isteyenlere aktarmak istiyorum. Bilgi birikimimi yatırımcıya da nakletmek istiyorum. Başka bir hedefim yok. Bu anlamda kendimi idealist olarak tanımlıyorum. 

    Benim köşeme çekilip huzurlu bir yaşama kavuşayım diye bir hayalim yok. Tersine ben çalıştıkça rahatlıyorum. İnsanlara bir şeyler verebiliyorsam bu beni zaten dinlendiriyor, huzur veriyor. Çok olaylar yaşadım ve bir gün bunları yazmak da istiyorum. İnsanların turizmin nereden nereye geldiğini bilmesi lazım. Anlatan yok. Benim tek sermayem yetiştirdiğim ve yetiştireceğim insanlar. Başka hiçbir sermayem yok. Bu yüzden idealim, bildiğim her şeyi bilmek, öğrenmek isteyenle anlatmak.

    Türkiye turizminin sorunları ile ilgili 3 başlık sıralayacak olsanız, bunlar neler olurdu?

    Arz – talep arasındaki makasın giderek açılması
    Turizmin halk ile buluşturulamaması
    Türk tur operatörlerinin yeterince desteklenmemesi 
    Bu haber 7.6.2013 - 16:10:38 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    turizmco - 6.6.2013 21:16:41
    iyi tanırız Hakkı Beyi, turizmin neferidir desek abartılı olmaz
    Ender HANOĞLU - 7.6.2013 15:45:23
    Turizmdeki müdürlerin her departmana hakim olması gerekiyor. maalesef hakkı bey ve yetiştirdiği bir avuç öğrencisinden sonra bunlar da kalmayacak. Türkiye turizmini bekleyen gerçek tehlike budur. Sn.Hakkı ÜLKÜye saygılar
    Ali sefa SELÇUK - 7.6.2013 18:48:41
    Gerçek Otelci ..Allah sağlıklı uzun ömür versin. İçten Sevgi ve saygılar,
    Kaan Berkkan - 7.6.2013 20:43:17
    Maalesef Chervo Club macerasında dost bildikleri tarafından kazıklanacak kadar da iyi yüreklidir. Chervo Clubu işleten ve sonra iflas veren kişi şu an hayatının sefasını sürerken Hakkı Ağabeyimiz ne yazık ki Soçilere kadar gitmek zorunda kalıyor.
    ünal selman - 9.6.2013 22:10:14
    çok fazla dürüst arkadaşıma hayatı boyunca başarılar dilerim.
    Nevzat A. CELEBI - 10.6.2013 04:06:35
    Hakki Bey Turizm Sektorunun Cok Kanadinda Ismi Cok Buyuk Olan Beyin Bir Yonetici. Allah Saglik, Sihat Versin Ve Sektorde Uzun Yillar Daha Olsun Insallah. Her Zaman Sektore Katacagi Cok Sey Var. Hakki Abi Kolay Gelsin.
    Selahattin Dal - 12.6.2013 13:35:02
    Buyuk Ustad, Sapka cikarilacak bir buyugumuz,abimiz olarak ..buyuk sevgi ve hayranlikla okudum yazilarinizi bir kismini sanki kenim yazmiscasina tanidik buldum. Elmadagdaki ofisinizde yillar once kisa bir konusmamiz oldu sanirim.Ama sizinle birebir tanisma ve birlikte calisma sansina sahip olmak isterdim.. Isminizi cokca duymustum. Sizin bir kitap yazmaniz elzem. Tekrar seygi sevgi ve hormetlerimi sunar iyi gunler dilerim Selahattin Dal Atoll Turizm KadikoyIstanbul
    metin esenlik - 18.6.2013 13:07:29
    Hakkı ülkü gibi bir üsdadın tedrisadından gecmekten büyük gurur duyuyorum.
    Selahattin ÖZEN - 18.6.2013 15:12:27
    Türk Turizmine kattıkları ve kazandırdığı değerli meslektaşlar dışında ,Muhabbetinin her anından feyiz alınacak değerli büyüklerimizden ...
    Emir ALACAKURT - 23.6.2013 12:18:04
    2007 senesinde hakkı beyin otelinde stajyer olarak çalıştım ve hakkı bey ile çalışmaktan onur duydum...Turizmin içinden gelmesinden dolayı gerçekten turizm ve turizmciyi anlayan ve anlamaya çalışan bir kişi.hiç unutmam her ay biz stajyerleri yanına çağırıp ne öğreniğimizi sorar ve en büyük destekçimiz olurdu. bu kadar zamandan sonra ismini duymak bile çok hoş...
    Murat KULANŞİ - 24.6.2013 11:07:04
    198788 de Vitur da turizme başladığımda ilk ustam ve genel müdürümdü. Delikanlı ve harbi bir turizm yöneticisi nasıl olur, ilk olarak onda gördüm. Allah her daim sağlık ve afiyet versin. Ellerinden öper, saygılar sunarım Hakkı Abi...
    Serdar CAVUSOGLU - 8.7.2013 16:40:37
    Hakki bey gibi bir duayen ile calışma onuruna eristigim için kenimi çok şanslı hissediyorum.Allah kenisine uzun ömürler nasip etsin.Birde hep merak etmesidir neden bu ülkenin bu vizyonda bir turizm Bakanı olmuyor diye?
    Fatih Akerdem - 8.7.2013 17:04:49
    Hakki Agabey Frankfurttan sevgi ve saygi dolu selamlar, mutlaka bir gün tekrar beklerim.
    Can KAYA - 6.9.2013 22:20:47
    Allah sağlık ve sıhhat versin, en içten sevgi ve saygılar
    Levent AYDIN - 18.9.2013 19:24:26
    Büyük üstad, değerli hocamız Hakkı Bey, sizin öğrenciniz olmaktan ve yıllarca sizinle beraber çalışmış olmaktan, turizmin duayeni tarafından yetiştirilip sayesinde gelmiş olduğum yerde olmaktan kelimelerle tarif edilemeyecek şekilde gururluyum. Çalıştığımız zamanlarda hem iyi bir patron hem iyi bir dost hem iyi bir ağabey oldunuz. Eminim daha çok insan yetiştireceksiniz. Yazınızı müthiş bir keyifle okudum. Sağlıklı uzun ömürler ve başarılar diliyorum. Sevgi ve saygılar.
    RABİA - 25.11.2013 02:44:24
    Değerli üstadımız, büyüğümüz Hakkı Beye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün profesyonel bir yönetici isem geldiğim noktaya Sn Hakkı Bey sayesinde gelmişimdir. Ben dürüstlüğü, adil olmayı hakedene hakkını vermeyi, çalışana sevgiyle yaklaşıp manevi değerler katabilmeyi, yöneticiliğin gerektirdiği tüm eğitim ve kültürü ve daha bir çok mesleki teknikleri Sn Hakkı Bey sayesinde öğrenim ve mesleki hayatımda hep bu bilinçle çalıştığım için başarılı oldum. Ama günümüz turizmde geldiğimiz nokta çok iç açıcı değil Sn Hakkı Bey gibi yöneticiler kalmadı ve çok üzgünüm , Hakkı Beyin ekibinde olmak benim için çok büyük bir şanstı. Her zaman kenisine minnet duyar allah razı olsun derim, Saygı ve sevgiyle anıyorum kenisini. Hakkınızı helal edin bize Hakkı bey, Allah size uzun ve sağlıklı ömür versin....
    Dr.Emine Ciihangir - 13.12.2013 14:18:22
    Sayın Hakkı ÜLKÜ Bey, Sizi öğrencilerimizle buluşturmak için okulumuzda bir seminere davet etmek ve derin tecrübelerinizin bir kısmını öğrencilerimizle paylaşmanızı çok isterim. Ben Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Turizm Programlarndaı Öğretim Görevlisi ve Akademik Koordinatör olarak görev yapmaktayım. Eğer Size ulaşabileceğim mail adresiniz tarafıma iletilebilirse ayrıntılı bir mail atmak isterim. Sizin izniniz ile, sayın editörden iletişim bilgilerinizi bana iletmesini rica edebilir miyim? Mail adresim ecihangir@marmara.edu.tr
    Umut yasmum - 19.11.2015 01:31:39
    Basarilariniz daim olsun...


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Turizmin Batılı yüzü, Prusyalı Türk Vural Öger
    Uludağ turizmini yaratan adam: Haluk Beceren
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun