İzmir'in dağlarında çiçekler açar

Bu yazı Selanik’te yaşananlardan önce yazılmıştır. Sektör iki ülke arasında barışın tesisinde lokomotif görevi üstlenebilirdi. Sektörün (Türk ve Yunan) küçük ve önemsiz çıkarı bunu gerektiriyor.

İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar

Seçime sayılı günler kalmışken seçim-turizm ilişkileri üzerine kalem oynatmak gerekli gibi görünüyor. Örneğin, listelerde kaç turizmcinin bulunacağı konusunda bazı dedikodular kulağa gelmiyor da değil.

Ülkenin lokomotif sektörü olduğu iddiasındaki turizm sektörü temsilcileri ve kanaat önderlerinin listelerde turizmcilere yer verilip verilmeyeceğini merak etmek yerine kendi aday adaylarını ön plana çıkarmaları ve ısrarcı olmaları beklenmez mi? Daha da ötesi, sektör geleceğin turizm bakanı adaylarını hazırlama, bu alanda kamuoyu oluşturmayı görev olarak görmelidir.  Gerçekten güçlü sektör bırakın milletvekili adaylarının belirlenmesini Turizm Bakanının belirlenmesi konusunda söz ve ağırlık sahibi olabilmelidir. Özellikle son dönemlerde yaşanan sektör krizlerin arkasında politika oluşturamamanın, ya da oluşturulan politikaların kırılgan bir alan olan turizm üzerindeki olası etkilerinin  iyi değerlendirilememiş olması yatmaktadır. Ekonomik güç  ile politik güç arasında sağlıklı ve güçlü bir denge kurulamamış olması, ekonominin olduğu kadar politikanın da  zayıflamasına, başarısızlığına yol açabilir. Bana göre, yaşanmakta olunan da budur.

Aslında derdim seçimlerle bir yazı yazmak değil, genelde Ege Bölgesi özelde İzmir üzerine bir masal anlatmak, bir tartışma başlatmak.

1960’lı yıllarda lise öğrencisiyken, o dönemlerde İzmir’de bolca bulunan Amerikalı (çoğu asker) dostlarımıza rehberlik-tercümanlık mı deseydim- yapar, onların isteği üzerine geziler düzenlerdik. Bölgemi ve ülkemi Amerikalılar üzerinden tanımaya başladığımı söyleyebilirim. Daha sonra 1970’li yılların sonunda profesyonel turist rehberi lisansı almamda bu serüvenin, bu gezilerin etkisi ve tadı vardır.

Teos’tan Efes’e ören yerlerinin dışında, genellikle hafta sonlarında, yakın uzak demeden  köylere de giderdik. O günlerden en net olarak hatırladığım, Amerikalıların deve güreşlerine, yerel tatlara ve halkla gösterdikleri yakın ilgidir.  Düşünün kırsalda bulabildiğimiz çok mütevazi lokantalarda yediğimiz yemeklerin tadı ve belki de hayatlarında ilk kez yabancı gören köylülerle paylaştığımız sohbetlerden bahsediyorum. Amerikalıların, başlarına sardıkları poşularıyla bir gelin gibi süslenip püslenmiş develerin güreşlerini izlemekten kendi sporları “baseball” izlemekten çok daha fazla keyif aldıklarını gözlemlemiştim.

Daha ülkemizde turizmin resmen başlamadığı bir dönemde Amerikalıların Janjanlı ayakkabı boya sandıkları satın almalarını, körüklü Söke çizmeleri sipariş etmelerini, hatta bunları dünyanın öbür ucundaki ülkelerine göndermelerini, götürmelerini hayretle karşıladığımızı hatırlıyorum. Benim turizmle ilk temasıma tanıklık eden ne deve güreşi, ne ayakkabı boya sandığı ve ne de körüklü Söke çizmesi hiç bir zaman turizme dahil olamadı, dahil edemedik. Nedenini hala çözebilmiş değilim. Her halde bunlar koskoca turizm sektörü için önemsiz ayrıntılar olarak görüldü ya da tümüyle görülmek istenmedi.

Büyük sektörler küçük şeylerle uğraşmaz diyebilirsiniz. Ancak küçük şeylerle uğraşmadan büyük işlere soyunmak çoğunlukla risklidir. Büyük, önemli dediğimiz şeyler aslında küçük ve önemsiz şeylerin toplamıdır.  Onlar yoksa büyük de yoktur.

ülkemizin ilk önemli ve büyük turizm tesisleri olan tatil köyleri (Klüp Med Foça ve Kuşadası, ve Kuştur Kuşadası) ben liseyi bitirdikten, rehberliğe zorunlu bir ara verdikten  sonra, 1960’lı yılların ikinci yarısında hizmete açıldılar. Yani turizm hareketi ülkemize İzmir, bir başka ifade ile Ege üzerinden, yani doğru yerden giriş yaptı.

Yaklaşık 30 yıl çalıştıktan sonra büyük ve önemli Klüp Med Kuşadası kapanmak zorunda kaldı. Bunu 2008 yılında Klüp Med Foça’nın kapanışı izledi. Geçenlerde gazetelere fotoğraflı bir haber düştü; “Bir zamanların büyük ve önemli Klüp Med Kuşadası’nın, çıplaklar plajı olarak da ünlenen plajında artık develer denize giriyor”.    Bu haberi nasıl yorumlamak gerekir? Başarı mı? Hezimet mi? Şaka mı? Yoksa bir zamanların amatör turizm ürünü develerin bizatihi kendilerinin turiste dönüşümü olarak mı?

Küçük ve önemsiz “deve” büyük ve önemli turizmin dışına itildiğinde, turizmin de içi boşalabiliyor.

Sektörün önemsiz ve küçük şeyler üzerinde düşündüğünü, bunlardan ders çıkarmaya çalıştığını gösteren izlere rastlamak, maalesef, olası değil.

Masalın devamı olarak, bir coğrafya parçası düşünün;

Dünyanın 7 harikasından ikisini (Artemis Mabedi, Halikarnas Mozolesi), üç büyük kütüphanesinden ikisini (Celsus Efes, Brgama) barındırıyor,

Tarihin ve mitolojinin babaları olarak bilinen Heredot ve Homer’in yaşama göz açtıkları topraklar,

Batı ve doğu kültürünün harmanlanıp çağdaş kültürün yaratıldığı pota

Kuzeyinde savaşı, atı ve mitleriyle ünlü Truva, doğusunda para basan Sart, güneyinde felsefenin başkenti Milet göbeğinde Efes ve Meryemana evi bulunan ünlü ırmakların suladığı vadiler,

Batıda kapı komşusu kadar yakın Yunan Adaları

Görmüş-geçirmiş insanların yurdu

Güneş ve Denizin dengeli uyumu

 Hepsi ve daha fazlası, sektöre yakışan büyük ve önemeli konular

Pek çok anlamda, pek çok şeyin başkenti durumundaki bu coğrafyanın Turizmin Başkenti olamamasını nasıl açıklayabiliriz?

Acaba Artemis Mabedi ve Halikarnas Mozolesinin iki çukur halinde unutulmuş olması ya da bunların görkemli ve çekici turistik ürünlere dönüştürülmesinin akla gelememiş olması önemsiz ve küçüğe kapalı ilgimizin yol açtığı büyük bir yanılsama mıdır?  Ne Homer ne de  Heredot bölgeye hiç uğramamış gibiler.

Dünya üzerinde Türkiye ile Yunanistan gibi birbirine delicesine benzeyen (aynı yemekler, aynı şarkılar, aynı danslar, vb.) ve birbirinden delicesine farklı (Ortodoks, batılı yaşam tarzı, batı desteği, vb.) iki komşu ülke bulmak mümkün değildir. Bu turizm açısından inanılmaz fırsatlar sunan bir  durum olarak da değerlendirilebilir. Benzerlikler ve farklılıkların aynı turizm paketi içinde keşfe sunulması özgün, talebi yüksek bir ürün olarak sunulabilir.

Büyük ve önemli politik tartışmaları ve inatlaşmaları bir kenara bırakarak, Yunanistan ile küçük ve önemsiz ortak turizm projeleri geliştirmek bir yandan ülkeler arasında barış ortamını geliştirirken diğer yandan da bu coğrafyanın turizm sektörüne önemli katkılar sağlayabilir ve bölgenin turizm başkenti olmasının önünü açabilirdi. Küçük ve önemsiz sektör bileşenleri büyük ve önemli politikacıların asla başaramayacağı bu işi başarabilirdi.

Turizm sektörü bu tür konular üzerinde değil, gelen-giden turist sayıları ile ilgilendiği sürece, İzmir’in dağlarında çiçekler açsada, kapanan tesislerin plajlarında develer yüzmeye devam edecektir.

Tuncay Neyişçi

tneyisci@akdeniz.edu.tr



29.06.2018 - 15:03:24
TurizmGuncel.com Yazıcı Dostu Gösterim