Kur, faiz, parite, enflasyon ilişkisi ve yüksek sezonda yabancı giriş sayıları

Değerli Dostlar çok zorlu bir sezonun daha faaliyet döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Son iki yılda sosyo-ekonomik açıdan olarak bakarsak şoklar, gerilim, belirsizlik maddi / manevi kayıplar ve beklentilerin zor yönetildiği bi dönemden geçiyoruz. Bu koşullar ve gelişmeler altında yine de umutla bir yılı kapatıyoruz. 2016 yılı kâbusunu umuda ve sürdürebilir sürece çevirmek için daha fazla mücadele etmek gerektiği herkesçe bilinmektedir.

Sevgili okurlar sosyo ekonomik olayları/ yansımaları ve para piyasaları beklentilerini daha önceki yazılarımda tecrübelerim paralelinde detaylı bir şekilde kaleme aldım. 2017 yılı ve geçmiş dönemler yüksek sezonların gelişimini; gerçekleşen sayısal girişleri, kur, enflasyon, parite ve faiz parametreleriyle inceleyip bir finansal ve kurumsal hafızayı bir kez daha bu konjonktürde değerlendirmek istedim. Bu amacım geçmiş parametre ve verilerle durum tespiti yapmak, geleceğin finansal ve ticari fırsatlarına, tehditlerine dikkat çekmek öngörülebilirliğe katkıda bulunmaktır. Yönetsel kararlar bugün de hala geçmiş, mevcut doğrularla ve yaşanmış tecrübelerle alınmaktadır.

Artık modern iş dünyamızda ve dijital ortamda karar alıcılar birçok doğru veriyi araştırıp bulup doğru yorumlamak suretiyle kullanır durumdadırlar. Bu verileri yorumlamak ve doğru kullanmak için yönetsel kapasite son derece önemli konumdadır. Turizm her ne kadar hizmet sektörü ise de son yıllarda matematik bilimiyle iç içe bir sektördür. Her kurumun iyi bir veri bankası, bu bilgilerle karar almaya yardımcı IT altyapısı ve en önemlisi de bu bilgileri anlayan, yorumlayan ve eyleme yönelten üst yönetim yetkinlikleri olmalıdır. Bütün kurumlar daha nasıl etkin yönetiriz arayışındadırlar. Her şeyden önce etkin yönetim içsel ve dışsal veri kaynaklarınıza bağlıdır. Veri tabanı olmayan kurumlar / işletmeler pusulası olmayan gemiye benzerler. Geleneksel yönetim anlayışı, yerini analizler ve rakamlarla yönetim dönemine bırakmaktadır. Bu yönetim tarzını benimseyen şirketler geleceği rakiplerine göre daha rasyonel kurgulayacaklardır.

Ana konumuza gelecek olursak kısa bir özet tablo ile 2010 – 2017 arasındaki rakamsal ve bazı finansal parametre değişimlerine birlikte bakalım.(Rakamlarda Antalya Hav. Yabancı girişleri baz alınmıştır)

Her şeyden önce yüksek sezon yabancı misafir giriş sayıları ile para piyasası parametreleriyle ilişkisine bakalım. Özellikle bölgemizde kitle turizmin çok önemli bir potansiyeli yüksek sezon dediğimiz mayıs – ekim aylarında gerçekleşmektedir. Satış hacimlerimizin yaklaşık yüzde 80-85'i bu olaylarda oluşmaktadır. Oransal olarak yüksek satış hacminin bu aylarda oluşmasıyla birlikte gider kalemlerinin de çok büyük kısmı yine bu aylarda oluşmaktadır. Tabii ki doğal olarak karlılıklarımız da bu aylarda oluşmaktadır. Bu aylar yönetsel hataların yapılmaması ve/veya en asgari düzeyde tutulması gereken aylardır. Özellikle veri yönetimi bu aylarda risk primini azaltacağı gibi aynı zamanda, etkin maliyet yönetimine olanak sağlayacak ve kar maksimizasyonuna da yardımcı olacaktır.

Aşağıdaki tabloda, 2010 yılı ile 2017 dönemsel ortalamalar olarak $/TL kuru 2017 yılında 2010 yılına oranla  yüzde 137 artış göstermiştir. Aynı dönemde €/TL kuru % 112 oranında artış göstermiş. 2014 – 2017 yılları arasındaki yüksek sezonlarda ortalama $ / TL kuru % 65 , € / TL kuru % 46 artış göstermiştir. Çok önemsediğimiz parametreler arasında yer alan €/$ paritesi ise 2014 – 2017 arasında % 12 civarında dolar lehine gelişme yaşanmıştır.  Borçlanmada ana parametre olan libor ise bu dönemde yine yıl ortalaması  % 400 artış göstermiş önemli bir maliyet kalemi olmuştur. Enflasyon ise yükselen trendle gelişmektedir. Ancak kur artışları bizim tarzımız dış kaynak bağımlısı ülkelerde enflasyon rakamı üzeri gerçekleşmiştir ve içinde bulunan ortamda koşullarında ise  kurların, enflasyonun ve faizlerin yükselen trendde devam etmesi beklenmektedir.



Bu analize baktığımızda sektör için fırsatların/tehditlerin olduğu açıktır. Ancak bu yüksek sezon dönemleri her türlü koşul altında doğru yönetilmezse ; bilançolar ve gelir tabloları üzerinde mali baskı ( borçlardaki anormal değişim , negatif özkaynaklar riski vb )  ve ilave ciro, kar kaybı oluşturması en olumsuz etkiler olarak karşımıza çıkmaktadır.  (Keza son iki sezondur ana konu, likidite ve kârsızlılıktır) 

“ İstatistik bikiniye benzer. Ortaya çıkardığı şeyler müstehcen, gizledikleri ise hayatidir.”

“ Geçmiş başarılarınız , sizi geleceğe taşımaz”

28.11.2017 - 16:55:35
TurizmGuncel.com Yazıcı Dostu Gösterim